Haritalardaki İstanbul

23 Temmuz 2020 - 09:11

Harita dendiğinde aklınıza ne geliyor diye birkaç kişiye sorduğumuzda aldığımız birkaç yanıt şöyle oldu1: “zaman... bulunduğu an’ı durdurmak”, “sınır...”, “belirli kriterlere göre sınırlandırılmış bölgelerin kâğıt yüzeyine yansıtılması”, “deniz... denizsiz harita hiç canlanmıyor gözümde”, “Dünya” ve “insanın topografyada bıraktığı izlerin değişimini takip etmek.”

Aslında harita teknik bilgiye ve ölçüme dayanan, bilimsel yanı ağır basan bir alan. Ama yukarıda verilen yanıtlara baktığımızda haritaya bakış açılarının aslında genel tanıma uygun düşecek kavramları içerdiğini görebiliriz: “Sahip olduğumuz şeyin (ülke, kent, arsa) doğasını ve sınırlarını anlatır, dünyayı anlaşılabilir bir yapı haline sokarak tarihin yapısını da oluşturur. Ayrıca bizim durduğumuz yerde göremediğimiz bir dünyayı anlatır, geçmiş ve geleceği bugüne getirir.”2

Bu noktada “zamanı”, “sınırları”, “denizi”, “dünyayı” kâğıt üzerine yansıtan haritalarda, yaşadığımız kent İstanbul’un geçmişinin izlerini sürmek istediğimizde, 15. yüzyılın ilk çeyreğine kadar inmemiz gerekir. Çünkü bilinen en eski İstanbul haritası 1422 yılına aittir.

Minyatür tekniği veya el yazması olarak yapılmış haritalar dışında, İstanbul kentinin 20. yüzyıl başlarına kadar yapılmış haritalarının tamamının Batılılar tarafından çizilmiş olduğu belirtilmeli.

1422 tarihli ilk İstanbul haritası el yazması. Bunun dışında kalan haritaların ise tamamı gravür tekniğinde basılmış. Genel hatlarıyla tanımlanacak olursa gravür, bir baskı tekniği. Matbaanın pahalı ve yaygın olmadığı devirlerde, kâğıda çizilmiş olan görünümün metal üzerine uygulanmasıyla (ya da oyulmasıyla) elde edilen ve de malzemenin elverdiği sayıda kâğıda geçirilen Batılı bir baskı tekniği. Kullanılan metal malzeme hem baskı tekniğinin adlandırılmasında hem de tarih belirlemede kolaylık sağlamaktaydı. Malzemenin kullanım sırasına tarihsel olarak baktığımızda; tahta baskı (15. yüzyıl), bakır baskı (16.-18. yüzyıl), çelik baskı (19. yüzyıl) ve taş baskı (19. yüzyıl). Bu baskı teknikleri yerini, 19. yüzyıl sonlarında fotoğraf makinesinin bulunuşuna ve geniş alanlarda kullanımına yenik düşerek bu alana bırakır.

Bu nedenle aslında İstanbul haritaları bize, bir anlamda, yüzyıllara göre değişen baskı tekniklerinin tarihsel gelişimi için de bir bilgi sunar. 

Sözünü ettiğimiz İstanbul haritalarının çizim ve yorum dilleri 1786 yılına kadar bilimsel haritalardan farklılık gösterir. 1786, İstanbul’un bilimsel ölçekli ilk haritasının çizildiği tarihtir.

C. Buondelmonte. Bilinen en eski İstanbul haritası. Çizim 1422, basım tarihi 1711

Harita olarak nitelediğimiz çizimler arasında tam anlamıyla harita olmayan örnekler de vardır ki yüzeysel perspektif, plan ya da Batılıların “bird’s eye view” olarak adlandırdıkları kuş bakışı harita-panoramalar bunlar arasındadır. Çizildikleri ve basıldıkları yüzyılın olanakları ve estetik beğenileri göz önünde tutularak değerlendirilirler.

Bu bağlamda, haritalardaki İstanbul’un tarihi, 1422 yılında Floransalı din adamı Christoforo Buondelmonte’nin çizdiği perspektif planı ile başlar (RESİM 1). Bizans dönemi İstanbul’unu yani Konstantinopolis’i genel hatlarıyla gösterir. İstanbul’un 20. yüzyıla kadar gravür tekniğiyle basılmış diğer haritaları içinde elle çizilmiş tek örnektir. Buondelmonte, kenti ziyareti sırasında gözlemleyerek çizmiştir. Bunu vurgulamak gerekir, çünkü kenti hiç ziyaret etmemiş kişilerce çizilmiş pek çok İstanbul haritası, planı ve kuş bakışı görünümü vardır.

Hartman Schedel, gravür tekniğinde basılmış ilk İstanbul haritası

Gravür tekniğinde basılan ilk harita ise, Alman yayıncı Hartman Schedel’in 1493 yılında tahta baskı tekniğinde bastığı “Dünya Tarihi” içinde yer alan kuş bakışı görünümüdür (RESİM 2). Baskı tarihi Türk dönemine karşılık gelir ancak betimlenen yine Bizans İstanbul’udur. Dolayısıyla her iki harita da, kentin 1204 yılında geçirdiği Latin işgali sonrasını ve Türkler tarafından fethedilmesinin hemen öncesini yansıtmaktadır.

G. Braun & F. Hogenberg. Kuş bakışı İstanbul. Köln 1572. Bakır baskı

ERKEN DÖNEM HARİTALARINDA BOĞAZ YOK

19. yüzyıla kadarki haritalarda, surlar içinde kalan asıl İstanbul olarak adlandırılan Suriçi yer alır ve genellikle Üsküdar-Kadıköy kıyılarından görüldüğü şekilde, yani kuzey yönü doğuya bakacak biçimde betimlenmiştir. Boğaz ise erken dönem haritalarında yer almaz.

18. yüzyıla kadar Suriçi, Pera-Galata ve Üsküdar kıyıları birbirinden ayrı kentler gibi işlenir. Zaten kent tarihine bakıldığında özellikle Pera-Galata bölümü ayrı bir gelişim çizgisi izlemiş, hemen bitişiğindeki Galata ile birlikte anılmıştır.

İstanbul ne kadar geleneksel ve büyülüyse, Pera- Galata o kadar Batılı ve diğerine göre moderndir. Osmanlı’da yeni ve modern olarak nitelenen ne varsa Pera-Galata bölümünde uygulanmıştır, tarih boyunca. 

Üsküdar kıyılarından eski yarımadadaki asıl İstanbul’a bakılarak çizilen kuş bakışı harita-panorama şeklindeki haritaların en ünlü ve ihtişamlı olanı ise G. Braun & F. Hogenberg ikilisinin tasarladığı “Byzantium Constantinopolis” (1572-1618) başlıklı haritadır (RESİM 3).

Basıldığı tarihten itibaren klasik bir tasarım olarak 20. yüzyıla kadar sevilerek, tekrar tekrar ve farklı şekillerde, farklı haritacılar tarafından örnek alınan haritanın alt bölümüne, ortada at üstünde giden Kanuni Sultan Süleyman figürü ve etrafında yeniçeriler ile iki yanda madalyonlar içinde padişah portreleri yerleştirilmiştir.

Çeşitli boyutlarda benzerleri yapılacak bu şema; aslında ne tam bir harita ne manzara ne de plandır, o nedenle kuş bakışı harita-panorama olarak tanımlanmaktadır.

Genel olarak resmedilen artık Osmanlı dönemi İstanbul’udur, Konstantiniyye’dir ve fetihten sonraki İstanbul’un bilinen en eski haritalarından biridir. Kentsel gelişim açısından, fetih sonrası İstanbul’undaki yapım faaliyetini haritanın basıldığı tarihe kadar görmek mümkündür. Sultan II. Mehmed’in ve paşaların yaptıkları imar faaliyeti, yaptıran kişinin (bâni) adıyla anılacak yeni mahallelerin oluşmasını da hızlandırmıştır.

J. Grelot’un kuş bakışı “La Ville et le Port de Constantinople” haritası

KENT, CAMİ VE MİNARELERİYLE SİLÜET DEĞİŞTİRİYOR

1680 tarihli J. Grelot’un kuş bakışı “La Ville et le Port de Constantinople” haritası (RESİM 4) 17. yüzyılda yayımlanmış en önemli İstanbul görünümlerinden biridir. Tasarım olarak aynı bakış açısıyla yapılmıştır. Ancak Grelot haritasında betimlenen kent artık kalabalıklaşmış, camileri ve minareleriyle bir Müslüman kenti çehresine bürünmüştür. Coğrafi konumu daha nettir, Kadı Köyü, Fener Bahçesi burnu, Üsküdar’da bugün Harem İskelesi olarak adının yadigâr kaldığı Kavak Sarayı (harap durumdayken yerine Selimiye Kışlası yapılır) vardır.

 

V.M. Coronelli. Boğaz Haritası. Venedik 1688. Bakır baskı

Haritalarda gösterilen İstanbul, ancak yeni oluşan yerleşim bölgeleri ve nüfus yoğunluğuna bağlı olarak değişim gösterecektir. 17. yüzyıla kadarki İstanbul haritalarında ağırlıklı olarak eski yarımada betimlenmiş, Galata-Pera (Beyoğlu sırtları) bölgesi ile Üsküdar kıyıları da yer almıştır. Bu dönem haritalarında âdeta “şehirde ne var ne yoksa gösterelim” anlayışı vardır. 17. yüzyıl sonlarında yavaş yavaş Boğaz’a yer verilmeye başlanır ve ağırlık yavaş yavaş Boğaz’ıyla bütün olarak gösterilen İstanbul’a kayar.

 

 

Adım hesabıyla çizilmiş Boğaz haritası

Boğaz haritaları içinde bir imparatorluğun ihtişamını yansıtacak türden en dekoratif süslemeye sahip harita niteliğini hak eden, Venedik Cumhuriyeti’nin resmî haritacısı, dünyanın ilk coğrafya derneğinin kurucusu V.M. Coronelli (RESİM 5) ile Macar mühendis Von Reben’in, Boğaz’ı adımlayarak ölçüp çizdiği 1764 tarihli “Bosphorus Thracicus” başlıklı haritasıdır (RESİM 6). 

18. yüzyılda dönemin önemli yayınevleri ve haritacıları tarafından basılmış bazı İstanbul haritaları, alt bölümlerindeki panoramalarıyla dikkati çekerler. Panoramalarda Pera (Beyoğlu) sırtlarından ya da Galata Kulesi’nden eski yarımadayı gören Haliç görünümleri kullanılmıştır.

Haliç panoramalı kuş bakışı İstanbul haritası

Haritalar ise Suriçi yerine artık Boğaz’ı da içine alacak şekilde kentin çevresiyle birlikte çizilir. 18. yüzyıl haritalarında dikkati çeken bir diğer özellik ise süslü kartuşlardır. Kartuş bölümü haritaların ve haritacıların isimlerinin yer aldığı dekoratif künye bölümüdür denilebilir. Figürlü, bezemeli, bitkisel kıvrımlı barok motiflerin yer aldığı dekoratif kartuşlar kendi içlerinde başlı başına birer sanat eseridir. Bazı kartuşlarda sembolik ögeler kullanılır. Harita tasarımında dekoratif yönü dikkate alınarak çizilmişlerdir (RESİM 7).

Boğaz ve çevresiyle birlikte İstanbul’u betimleyen, Andelfinger tarafından yapılan harita, bu özelliklerin tümünün yer aldığı önemli ve güzel bir örnektir: Boğaz’ı da içine alan haritanın alt bölümünde Beyoğlu sırtlarından Haliç’in muhteşem bir panoraması yer alır.

Haliç panoramalı İstanbul Haritası

Kartuşu da oldukça dekoratiftir. Bu haritanın kartuşu bize, aynı zamanda haritalar ile çizildiği dönemin tarihsel olaylarının örtüştüğünü, hatta dekoratif kartuşlarda dahi etkisini gösterdiğini belgeleyen bir örnektir. Kartuşta, Osmanlı
ordusunun 1716 Petervaradin Savaşı’ndaki yenilgisine gönderme yapan sembolik ögeler vardır (RESİM 8).

Antik dönem isimleriyle Boğaz haritası

BİLİMSEL ÖLÇEKLİ İLK İSTANBUL HARİTASI

1786'da basılan ilk bilimsel ölçekli İstanbul haritasına kadar çizilmiş olan haritaları çizildikleri çağın koşullarını göz önünde tutarak değerlendirmenin doğru olacağını belirtmek gerekir.

18. yüzyılın Boğaz haritalarında dikkati çeken bir özellik yer alır: Boğaz yerleşimleri Antik dönemdeki isimleriyle yazılır. Fransız coğrafyacı ve haritacı Barbié du Bocage’ın yatay olarak tasarladığı haritası örnek verilebilir (RESİM 9). Bocage’ın, İstanbul’a hiç gelmemiş olmasına karşılık haritası ve isimleri doğrudur. Kaynakları çok iyi inceleyerek tasarlamıştır haritayı.

İstanbul’un bilimsel ölçekli ilk haritası

Fransız F. Kauffer tarafından ölçümleri yapılarak çizilmiş olan 1786 tarihli harita ise İstanbul’un bilimsel ölçekli ilk haritasıdır. 

19. yüzyıla adım atarken kent yerleşiminin niteliğini, Tanzimat’ın ilanı (1839) ile başlayacak olan değişmenin kentsel boyutundaki uygulamalarını, kentin silüetini değiştiren farklı işlevli anıtsal yapıların dağılımını, yeni mahalleleri, yerleşim yerlerini gösteren önemli bir haritadır.

Kauffer’in bu planı 19. yüzyılda yayımlanacak olan haritalara örnek olur, birçok kez kopyalanır (RESİM 10).

1782 yılı yangınlarını gösteren harita

İstanbul haritaları arasında ayrıca bir de belirli bir temaya yönelik olarak çizilmiş haritalar vardır. Çeşitli yüzyıllardan; Tomas Lopez’in 1782 yılı yangınlarını gösteren haritası (1783) (RESİM 11); C. Stolpe’nin ve Von Scheda’nın kentte yaşayan Müslüman- Hristiyan ve Musevi nüfusun yaşam/yerleşim alanlarına göre yapılmış haritası (1869) (RESİM 12) ve İstanbul’daki camileri gösteren 1917 tarihli harita (RESİM 13) örnek olarak verilebilir.

İstanbul'un demografik haritası

İstanbul kentini betimleyen haritaların tamamına yakınının Batılılar tarafından yapıldığını belirtmiştik. 19. yüzyılda ise Türkler tarafından taş baskı tekniğinde hazırlanmış ancak çok ince ve dayanıksız kâğıda basılmış haritalar ortaya çıkmaya başlar.

 

İstanbul'un camiler haritası

Sultan III. Selim döneminde (1789-1809) ordunun modernleştirilmesi çerçevesinde açılan Mühendishane içinde bir de matbaa kurulmuştu. İlk kez Batılı anlamda inşa edilen kışlalar anıtsal boyutlarıyla kentin görünümünü ve sınırlarını değiştirir, bağlantılı olarak yeni yerleşimler oluşur, İstanbul artık sur dışına taşmaya başlar ve bütün bunlar yeni mahallelerin oluşmasına yol açar.

RESİM 15: Necip Bey tarafından 1918'de çizilmiş İstanbul'un ilk şehir planında eski yarımadayı içine alan Suriçi bölgesi

Türkler tarafından genellikle taş baskı ya da renkli taş baskı tekniğiyle basılan haritalar; Mühendishane, Bahriye mektebi ve Erkan-ı Harbiye matbaalarında basılanlardır. Aralarında, İstanbul’un basılı ilk şehir rehberi Necip Bey paftalarının da bulunduğu bu haritalar, dönemin kent boyutunda yaşanan gelişmelerini harita üzerinde göstermeleri açısından önemlidir (RESİM 15). Öyle ki, yeni kurulan mahallelere göre haritaların kent sınırları da değişmektedir.

19. yüzyıl sonlarında ticaret amacıyla gelen yabancı şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda yapılmış olan yangın sigorta haritaları ise (Goad ve Pervitiç paftaları olarak bilinir) sipariş üzerine, yapılara odaklı olarak yapılmış profesyonel çalışmalardır ve kentin mimari nüfus kimliği gibi bilgiler vermeleri açısından önemli belgelerdir (RESİM 14).

Yangın sigorta haritaları

HARİTAYI “DİLE GETİREN EL”

Kentin nesnel boyutlarıyla kavranmasında önemli bir araç olan harita, “dile getiren elin” yani haritacının yaşadığı çağına, çağın tekniğine, estetik beğenisine ve bunlar gibi birçok özelliklere bağlı olarak tasarlanmış; Bazıları haritacısının bazıları ise resmedilen haritanın hikâyesiyle öne çıkmış; Kenti görüp çizenler yanında görmeden çizenler olmuş veya başkalarının çizdiklerini kullananlar olmuş; Süslü ve bezemeli kartuşlarla haritanın bir sanat eseri gibi tasarlandığı örnekler basılmış...

Bütün bu farklılıklara karşın, hepsi bir noktada buluşuyor: İster Konstantinopolis, ister Konstantiniyye isterse de Dersaadet olsun... Hepsi asıl İstanbul denilen Suriçi İstanbul’unu ve coğrafi konum olarak Boğaz’ı da içine alan genel İstanbul’u anlatmış. Zaman değişmiş, haritacılar ve teknik farklılaşmış ama mekân hep aynı kalmış: Yüzyıllarca bir imparatorluklar kenti olarak hüküm sürmüş “şehirlerin kraliçesi” İstanbul...

* Haritalar, Dr. Ayşe Yetişkin Kubilay'ın İstanbul Haritaları 1422 - 1922 kitabından)

Dipnotlar

1 Yanıtlar için Damla Yiğit’e, M. Emin Ocakcı’ya, Onur Kubilay’a teşekkürler. Ayrıca B. Cantemir röportajı, Dünya Bülteni, 25.12.2013.

2 Doğan Kuban, “Osmanlı İstanbul Haritasını Neden Yapmadı?”, Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi, 2 Nisan 2010.

İstanbul
Haritalar
İstanbul Haritaları
Sayı 002

BENZER

21 Mart 1973’te hayata gözlerini yuman Âşık Veysel’in yaşamını ve nesilden nesile ulaşan mirasını Ahmet Özdemir yazdı.
Ankara doğumlu ressam ve araştırmacı Cevdet Mehmet Kösemen, İstanbul’u hakkını vererek yaşayanlardan. Bu şehri kelimenin gerçek anlamıyla sokak sokak gezip el yazısı apartman tabelalarını fotoğrafladı ve şehrin hafızasına ilişkin önemli bir çalışmaya imza attı. On yıldan uzun zamana yayılan bu çaba, günden güne değişen ve irili ufaklı parçalarını kaybeden şehri kayıt altına alma konusunda önemli bir adım oldu aynı zamanda.
Dünyanın kültür şehirlerinden biri olan İstanbul aynı zamanda bir müzeler şehri. Yazımıza konu olan müzelerin, bu sayfalara sığmayan diğerleri gibi geçmiş, bugün ve gelecek arasında büyük kapılar açtığı ve bu kapılardan geçen her bir ziyaretçinin hafızasında “özel” bir yolculuğun izlerini ölene dek bıraktığı bir gerçek. Müzeograf ve küratör Canan Cürgen Gültaş, mutlaka keşfetmemizi önerdiği küçük İstanbul müzelerini tanıtıyor.