Eski Gazhane yeni kültür fabrikası

03 Haziran 2021 - 12:00

Havagazı şirketlerinin kuruluşu dünyada 1810’lara dayanıyor. Osmanlı’nın ilk gazhanesi ise Sultan Abdülmecid’in yaptırdığı ve 1853 yılında faaliyete geçen Dolmabahçe Gazhanesi. O dönemde üretilen havagazı büyük ölçüde aydınlatma maksadıyla kullanılıyormuş. Dolmabahçe’yi Kuzguncuk, Yedikule ve Hasanpaşa Gazhaneleri izlemiş. Bugün “MüzeGazhane” adıyla Anadolu Yakası’nın en yeni kültür sanat merkezi olmak üzere gün sayan Hasanpaşa Gazhanesi’nin varlığı 1891-1892’ye dayanıyor. II. Abdülhamid’in emriyle yaptırılan Hasanpaşa Gazhanesi, I. Dünya Savaşı’na dek aralıksız havagazı üretmiş, Kadıköy’den Beykoz’a sahil şeridinin aydınlanmasını sağlamış.

1930’larda millileştirilen Gazhane, 1945 itibariyle İETT’ye devredilmiş. 1993 yılında artık talep olmadığından faaliyeti duran ve kaderine terk edilen gazhaneyi bir kültür merkezine dönüştürme kri yeni değil. 2014 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonuna başlanmış ama o zaman dönüşümü bir türlü tamamlanamamış.

Yaklaşık 32 bin metrekarelik bir alanda yer alan Hasanpaşa Gazhanesi’nin dönüşüm hikâyesi, yeni İBB yönetiminin çabalarıyla mutlu sonla noktalanacak gibi görünüyor. 2019 yazı itibariyle hız kazanan restorasyon çalışmalarında sona gelinse de pandemi tam bir açılış tarihi telaffuz edilmesini engelliyor.

İBB Kültür Varlıkları Projeler Müdürü Yüksek Mimar Merve Gedik Ala, yaz başında MüzeGazhane’nin açılışını yapmayı ve böylece özellikle pandemi döneminde avantaj yaratacak açık alan kullanımlarından kentlinin fayda sağlamasını istediklerini belirtiyor.

Merve Gedik Ala’ya Hasanpaşa Gazhanesi’nin dönüşüm sürecini ve MüzeGazhane’nin kentliye neler vadettiğini sorduk.

İBB Kültür Varlıkları Projeler Müdürü Yüksek Mimar Merve Gedik Ala

MüzeGazhane’ye geldiğimizde neler göreceğiz?

Alanda iklim müzesi temalı iki bina, bir adet geçici sergi binası, karikatür müzesi, gazhane kazanım mücadelesi sergisi, iki adet tiyatro salonu, sesli ve sessiz kütüphane, kitap satış bölümü, restoran, kafeterya ve sivil toplum örgütleri tarafından farklı periyotlarla kullanılabilecek atölye birimleri bulunacak.

Projeyi hangi noktada devraldığınızdan ve bu süreçteki önemli dönemeçlerden bahsedebilir misiniz?

Projeyi devraldığımızda alan, enerji müzesi konseptiyle ele alınmış ve bu doğrultuda çalışmalara başlanmıştı. Biz fosil yakıttan enerji üreten ve bu üretim döneminde çevreye oldukça zarar vermiş bir alanı, dünyanın aslında gerçek gündemi olması gereken “iklim” eksenine çekmek istedik ve bu doğrultuda çalışmalara başladık. “İklim Müzesi” ve onu besleyen kamusal alanlar yaratmayı hedefledik.

Endüstriyel yapıların kültür sanat alanlarına dönüşmeye yatkın oldukları, böyle bir dönüşüm için uygun koşullar sundukları bilinir, dünyada da örneklerine rastlıyoruz. Hasanpaşa Gazhanesi sizlere bu anlamda avantaj sağladı mı?

Büyük bir kampüs olması ve çokça yapıya sahip olması elverişli idi. Ancak binalar oldukça kötü durumdaydı, çünkü alan gözden çıkarılmış ve neredeyse ranta teslim edilecek bir alandı. Dolayısıyla restorasyonları oldukça fazla zaman aldı. Ayrıca gazhane teknolojisinin yer aldığı binalar aslında kendi fonksiyonlarından ötürü çok fazla iç mekân konforu sağlamayabiliyordu. Bu kriterler baz alınarak her binaya geçmiş işlevinin elverdiği ölçüde fonksiyonlar verildi. Alanın geniş bir açık alan kullanımı da vadediyor olması ve her bir parçasının bu açık alanla doğrudan ilişki kurabiliyor olması buranın bir kültür kampüsüne dönüştürülmesine imkân sağladı.

Hasanpaşa Gazhanesi'nden MüzeGazhane'ye

Nelere sadık kalındı, nelerden vazgeçildi?

Gazhane yerleşkesinden kalan binaların mevcut durumları iyileştirilerek restorasyonları tamamlandı. Alanda bulunan gazometre kulelerinin dış cidarları çağdaş malzemelerle desteklendi, içlerine yeni kütleler (tiyatro salonları) eklendi. Alanda hem mevcut yapıların restorasyonlarının hem de restorasyon uygulamalarında yapılabilecek çağdaş müdahalelerin örnekleri görülebilir.

Gazhane’nin kültür sanat merkezi olarak Hasanpaşa’ya bir katkısı olacağını düşünüyor musunuz? “Soylulaştırma”dan ziyade kapsayıcı, kucaklayan bir etkisi olması adına fikirler geliştirildi mi?

Kesinlikle düşünüyoruz. Alanın Anadolu Yakası için bir cazibe merkezi olabilmesi en büyük isteğimiz. Hasanpaşa’da böyle bir alanı kamusal kullanıma açarak kentin gündelik kullanıcılarına nefes alabilecekleri, verimli zaman geçirebilecekleri yeni ama kentin içinden bir hayat sunmak istiyoruz.

İBB Şehir Tiyatroları iki yeni sahneyle MüzeGazhane'de

MüzeGazhane, Şehir Tiyatroları’na da kapısını açıyor. İBB Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü ile Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen, alanda yer alacak sahnelerinin özelliklerini İST’e anlattılar.

İBB Şehir Tiyatroları İtalyan ve meydan sahnesi olarak MüzeGazhane’de yer alacak

İBB Şehir Tiyatroları İtalyan ve meydan sahnesi olarak MüzeGazhane’de yer alacak. Bu sahnelerin özelliklerinden bahseder misiniz?

Ceyhun Ünlü: Tarihte gazhane olarak İstanbul’a hizmet vermiş bir endüstriyel mekânın dönüşerek bir kültür mekânı haline gelmesi ve şehre hizmet etmeye devam etmesini önemli buluyorum. Burada bir İtalyan klasik sahnemiz var, 300 kişilik. 130 kişilik de bir meydan sahnesi var. Her iki sahnemiz de seyircimizle kurduğumuz yakın ve sıcak ilişkiyi güçlendirecek teknik özellikler taşıyor.

Mehmet Ergen: Büyük sahne, seyirciye daha salona girerken bile çok etkileyici bir deneyim sunuyor. Buranın projesi bitmeden bir orkestra çukuru ve hidrolik ön sahne eklemeyi de başardık. Fuayesi de Avrupa’da aşina olduğumuz bir “endüstriyel alandan kültür merkezine dönüşüm” örneği. Küçük sahneye de farklı bir yaklaşımla girdik. İlk aşamada Türkiye’nin nerdeyse tüm sahneleri gibi İtalyan sahne şeklinde düşünülen bu alana bir meydan sahne tasarladık. İstendiğinde ortada oynanabilen, istendiğinde taşınabilir iskemlelerini kaldırarak “bir boş” alan yaratılan, bu yolla da hem çağdaş yetişkin oyunlarına hem de çocuk oyunlarına uygun bir sahne yarattık.

Kadıköy özellikle gençler için epeydir bir cazibe merkezi. Bu iki yeni tiyatro sahnesi Anadolu Yakası’na bu anlamda da fayda sağlayacak gibi.

M.E: Şehir Tiyatroları’nın seyircisinin hiç azalmadığı sahnelerinden biri de Kadıköy Haldun Taner Sahnesi. Uzun süredir restorasyonu beklenen sahnemiz yakında kısa bir süre için kapanacağından Gazhane’deki bu iki yeni sahnenin açılması zamanlama olarak da mükemmel oldu. Ayrıca Haldun Taner Sahnesi’nin oturma kapasitesi 280 gibi küçük bir sayı olduğundan yer bulmak nerdeyse olanaksız oluyordu. Kapasiteleri 300 ve 130 olan bu iki yeni sahnemizle Kadıköy’de daha fazla seyirciye hizmet verebileceğiz. Bir başka kazanç da meydan sahnesinin olanakları. İlk kez Şehir Tiyatroları’nda bir oda tiyatrosu tadında, yepyeni yazarlarla seyircilerimize çok özel deneyimler sunacağız.

C.Ü: Şehrin Anadolu ve Avrupa Yakası’nda farklı noktalarda seyirciyle buluşmak amacını taşıyoruz. Seyircimiz, yaptığımız anketlerde de gördüğümüz gibi, bütün sahnelerimizde oyun seyreden dinamik bir seyircidir. Kurum olarak farklı dönemlerde geçici ve yeni sahnelerle, turnelerle her iki yakada da etkin olmak ve İstanbul’un her noktasında seyircimizi tiyatroyla buluşturmak hedefimizi canlı tutuyoruz.

Pandemi nedeniyle kesin konuşmak güç ancak geri sayımın başladığını da söyleyebiliriz sanıyoruz. Açılışa özel bir programınız olacak mı?

M.E: Tiyatro salonlarımız aslında hazır. Oyuncularımızdan ve aynı zamanda yönetim kurulu üyelerimizden Ozan Gözel, özellikle oyuncu ve teknisyen arkadaşlarımızın yaşam alanları olacak kulislere son dokunuşları yapıyor. Biz hem olası bir yaz sezonu için hem de sonbahar için hazırız. Gazhane’deki diğer binalar da faaliyete geçtiğinde müthiş bir açılış yapabileceğimizi düşünüyoruz. Şu anda bizi bekleten yegâne unsur, tüm yaşamımızı etkileyen pandemi koşulları. İki sahnemizde de daha önce hiç sahnelenmemiş iki eserle prömiyer yapacağız. Oyun adları sürpriz olsun.

MüzeGazhane
Hasanpaşa Gazhanesi
Kadıköy
Hasanpaşa
İstanbul
IBB
Şehir Tiyatroları
Müze
Kültür Sanat
Sayı 006

BENZER

Uluslararası Caz Günü’nü fırsat bildik ve ülkemizin en yetenekli ve özel caz solistlerinden besteci/söz yazarı Elif Çağlar’a olmazsa olmaz caz albümlerini sorduk. Nereden başlasak diyorsanız, buyrun keşfe.
Bazı şeyler neyse ki değişmiyor. İstanbul Film Festivali, 1984'ten beri olduğu gibi bu yıl da nisan ayında başladı. Çevrimiçi gösterimlere zaman içinde açık hava mekanları ve salonlar da destek çıkacak.
Son yıllarda tiyatro sanatının sahneleri çeşitlendi, o sahneler üzerinde karakterlere yaşam veren oyuncularının sayısı bir hayli arttı. Sadece İstanbul’da ellinin üzerinde bağımsız, küçük, ayakta durmaya ve kendi çizgisini oluşturmaya çalışan yeni tiyatro var. Önde gelenlerinin temsilcileriyle görüşüp, böyle bir ivme var mı, olgunlaşıyor mu diye konuştuk.