Ayıların başına gelenler

Fotoğraf
Murat Toklucu Arşivi, İBB Atatürk Kitaplığı Arşivi
24 Ağustos 2021 - 17:49

İstanbul’da 1990’lı yıllara kadar sokaklarda tef çalarak ayı oynatanlara ve ayının etrafına doluşup bu gösteriyi izleyenlere rastlanırdı. İzleyicilerin çoğunun çocuk olduğu gösteri bittikten sonra ayıyı oynatan kişi para toplayıp ayıyla birlikte başka bir yerdeki gösteriye doğru yoluna devam ederdi.

Toplumun Aynasında Ayı kitabının yazarı antropolog Robert Eugene Bieder, ayıları arka ayakları üstünde durup dans etmeye zorlamanın Hindistan’da başladığını, daha sonra Çingene toplulukları tarafından Anadolu’ya ve Avrupa’ya taşındığını, Avrupa’da Roma döneminde ayı oynatıldığına dair kanıtlar olduğunu yazar.1 Marmaray ve metro kazılarında bulunan hayvan iskeletleri ayı oynatmanın İstanbul’da Bizans döneminde de var olduğunu gösteriyor.2

Osmanlı döneminde daha çok Romanların uğraştığı bir iş olan ayı oynatıcılığı, Roman nüfusun kalabalık olduğu bazı Balkan ülkelerinde ve İstanbul’da kabul görmüş bir meslekti. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda İstanbul’da 70 “ayı esnafı” bulunduğunu yazar. Tarihçi Muzaffer Albayrak ise on dokuzuncu yüzyılda yerleşiklerden daha kalabalık olan gezici ayı oynatıcıların gittikleri yerlerde ruhsat alıp vergi verme zorunluluğu olduğunu aktarıyor.3

Ayı oynatıcılığı Osmanlı döneminde daha çok Romanların uğraştığı bir işti

Gösterilerde kullanılan ayıları yetiştirmek için zalim bir yöntem uygulanıyordu. Doğal ortamından alındıktan sonra tırnakları ve dişleri sökülen, bazen gözlerine kurşun dökülerek kör edilen birkaç aylık yavru ayı kızgın sacın üzerine çıkarılır, ayakları yanınca bir o ayağını bir diğer ayağını kaldırmaya, zıplamaya başlardı. Ayı zıpladıkça tef çalınır, tef sesine şartlanan ayı sacın üstünde olmadığı zaman da ayaklarının yanacağını sanıp aynı hareketleri yapardı. Ayının insandan birkaç bin kat daha hassas olan burnuna açılan deliğe halka takıp halkaya bağladığı zinciri beline dolayan, bir elinde tef, bir elinde sopa bulunan ayı sahibi sokaktaki gösteri esnasında tef çalmaya, sesi duyan ayı da “oynamaya” başlardı. Eğer ayı isteksiz davranacak olursa “ayıcı” olarak adlandırılan oynatıcı elindeki sopayla hayvanı dürterek ya da burnundaki zinciri çekip bırakarak hareketlenmesini sağlardı.

Yirminci yüzyıla gelindiğinde ayı oynatma İstanbullular için kanıksanmış bir etkinlikti. Ancak hayvanların işkenceyle eğitilmesine tepki göstermeye başlayanlar da vardı.

1924 yılında kurulan ve Cumhuriyet döneminin ilk hayvansever örgütü olan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti deve güreşi, horoz döğüşü gibi “eğlencelerin” yanı sıra ayı oynatmanın yasaklanması için de çaba gösteriyordu. Nihayet bu çabalar sonucu 1929 yılının Eylül ayında ayı oynatmak yasaklandı. Yasak kararı gazetelere de epey malzeme çıkarmıştı. Yasağı savunan az sayıda yazara karşılık çoğunluk ayı oynatmanın engellenmesine karşıydı. Örneğin, Cumhuriyet gazetesi yazarı Agâh İzzet, “Yağız tenli, burma bıyıklı, iri kemikli bir çingene erkeğinin elindeki zilli tefi şıkırdatarak kocaman bir ayıya göbek attırmasındaki hususi cazibeyi inkâr edebilir misiniz?” diye soruyor, ardından yasak kararını alanları “Hayvanların hukukunu muhafaza için yapacak başka işleri kalmamış” diye eleştiriyordu. Agâh Bey, ayıların yasaklamadan zarar gördüklerini de düşünmekteydi: “Her gün bir iki gerdan kırıp göbek atma mukabilinde seyircilerin verdikleri fındık fıstıkla beslenen, Çingene evlerinde aile efradından biri gibi muamele gören zavallı ayıcıklar bu durumdan kim bilir ne zararlar görmüşlerdir?4 Akşam gazetesindeki “Dünden” adlı imzasız köşenin yazarı da aynı kanıdaydı. Yazar, ayı oynatmanın ayılara zarar vermek şöyle dursun hayatlarını güzelleştirdiğini öne sürüyordu. Üstelik sokakta oynayan ayılara bu kadar aşina olan insanlar ayıları “kendilerinden biri gibi” sevmekte, onlara kötülük yapmayı aklından bile geçirmemekteydi.5

Yirminci yüzyıla gelindiğinde ayı oynatma İstanbullular için kanıksanmış bir etkinlikti

Tüm karşı çıkışlara rağmen Himaye-i Hayvanat Cemiyeti’nin çabası en azından bir süreliğine başarılı oldu ve İstanbul sokaklarında ayı oynatma yasağı 1940’ların sonuna kadar uygulanmaya çalışıldı. Daha çok kentin uzak semtlerinde faaliyet gösterirken yakalanan ayı sahiplerine para cezası veriliyordu. 1933’te yakalanan ayı sahipleri Sansaryan Han’daki Siyasi Şube’de sorgulanmaya başladı. Bunun sebebi Emniyet Genel Müdürlüğü’nün şu genelgesiydi: “Bazı Bulgar çingenesi ayı oynatıcıların gizlice Türk sınırlarını aşarak hudut birliklerimizde görev yapar erata ayı oynatmak bahanesiyle yaklaşıp onlardan huduttaki askerî birliklerimiz hakkında bilgi edinip Bulgar makamlarına iletmek suretiyle casusluk yaptıkları tespit edildiğinden ayı ve ayı oynatanların görüldüğü takdirde haklarında tahkikat ve takibat yapılmak üzere derdest edilip mevcuden makamı siyasiyeye sevklerinin temini...6 Ayı sahipleriyle birlikte ayıların da siyasi şube nezarethanesine konulduğu bu uygulama 1946 yılına kadar sürecekti.

Gazetelerde sık sık “Eskiden sokaklarda ayı oynatan ayıcılar vardı” türünden nostaljik köşe yazılarına da rastlanan yasak döneminden sonra ayı oynatıcılar tekrar ortalıkta gözükmeye başladı. Ayı oynatmak resmen hâlâ yasaktı ama yasa uygulanmadığı için 1950’lerde yeniden yaygınlaştı.

İlk kez 1929 yılının Eylül ayında ayı oynatmak yasaklandı

"Turistlere ayıp oluyor"

Ayı oynatma konusu gazetelerde, turizmin gelişmeye başladığı 1960’lı yıllardan itibaren turizm ekseninde tartışılmaya başladı. Bir grup köşe yazarına göre ayı oynatmak yabancıların gözünde hayvanlara eziyet etmekti ve turistlere ayıp oluyordu. Diğer grup yazar ise tam aksine turistlerin ayı oynatma sayesinde Türklerin hayvanlara bağlılığını ve muhabbetini gördüğünü savunmaktaydı.

İstanbul Belediyesi ve polis, 1964 ve 1967’de ayı oynatanlara karşı birkaç ay boyunca müsamahasız davrandı. Ayılarıyla birlikte yakalanan ayı sahipleri yine nezarethaneye atılırken ayılar karakolun bahçesindeki ya da yakınlarda bulunan ağaçlara bağlanıyordu. Ancak toplanan ayıların barındırılabileceği yer yoktu. Bu nedenle para cezası kesildikten sonra ayılar serbest bırakılıp sahiplerine teslim ediliyordu. 1968’de ayıların Gülhane Hayvanat Bahçesi’nde barındırılması gündeme gelse de kapasite sokaktaki ayıların hepsine yetmeyeceği için bundan vazgeçildi.

Ayı oynatma konusu gazetelerde, turizmin gelişmeye başladığı 1960’lı yıllardan itibaren turizm ekseninde tartışılmaya başladı

1969’un Mayıs ayında Türkiye’ye gelen Batı Almanya Dışişleri Bakanı Willy Brandt ve yanındaki heyetin İstanbul’da bir restoranda yemek yerken ayılarla karşılaşması ve birlikte fotoğraf çektirmesi konuyu bir kez daha gündeme getirdi. Bu olaydan sonra ayı oynatılmasının yasaklanması, daha doğrusu zaten var olan yasak kararının uygulanması bir kez daha tartışılmaya başladı. Cumhuriyet yazarı Burhan Felek ayı oynatılmasına karşı olanları bir türlü anlamadığını 2 Haziran 1969’da “Ayılar ve Dayılar” başlıklı yazısında şöyle anlatıyordu: “Dünyanın her yerinde ayı vahşi, daha doğrusu gayri ehli bir hayvandır. Ama Türkiye’de ayı ehlidir. Adamcıldır. Sahibiyle oynaşır. Sokakta gezer, kimseye ilişmez. (...) Ayı aslında bir dağ hayvanı iken biz onu terbiye etmişiz, şehre ve mahalleye sokmuşuz, ona ekmek parası kazandıracak hünerler öğretmişizdir. Belki bunu bir zulüm sayıp ayıcılara kızanlar vardır. Yanlış, çok yanlış! Ayı terbiye etmek de bir nevi marifettir. (...) Bazı arkadaşlar ayı oynatılmasına pek üzülürler pek utanırlar. Neden? Şu ayı kadar sempatik hayvan görülmüş müdür? Üstelik kimseye bir kötülüğü yok. Ne kızıyoruz? Dağda kalsa ne olacaktı? Ya postunu almak için öldürecekler ya açlıktan soğuktan vaktinden evvel ölecekti değil mi? Şimdi gelmiş aramızda göbek atıp para kazanıyor hem kendi geçiniyor hem sahibi. Kötülük bunun neresinde?

Güneş, 7 Mayıs 1989

Ayılar gösteri dünyasında

Sokakta oynatılan ayılardan başka, kutlama gecelerinde ve gazino programlarında sahneye çıkarılan ayılar da vardı. 1956’nın yılbaşı gecesinde Hilton Oteli’nde sahne alan ayı “çok beğenilmişti” örneğin.7 1971’in Nisan ayında Şemsipaşa Ayazma Gazinosu’nda düzenli olarak sahneye çıkarılan Kocaoğlan adlı ayı o kadar ilgi görmüştü ki Hürriyet gazetesine göre gazinoyu iflastan kurtarmıştı.8 1989’da Çakır Gazinosu’nda Ahu Tuğba’ya eşlik eden Gümüş adlı ayı sık sık gazetelere haber oluyordu. Her gece üç dakikalık gösteri için sokakta kazandığından çok daha fazlasını kazandığını söyleyen Gümüş’ün sahibi Erol Görmez hayatından memnundu. Cumhuriyet gazetesine verdiği bir demeçte uzun yıllardır bu işi yaptığını, avcıların beş-altı aylıkken iğneyle bayıltıp burunlarından halka geçirdikleri hayvanları ayı oynatıcılarına sattıklarını anlatıyordu. Ayıların genellikle Düzce, Bolu, Kastamonu ve Sivas’ın ormanlık bölgelerinden getirildiğini söyleyen Görmez, insanlara en sıcak davrananların Sivas’tan getirilen ayılar olduğunu iddia etmekteydi.9

Milliyet, 25 Eylül 1990

1980’li yıllardan itibaren ayılar sinema filmlerinde de yer aldı. Meşhur komedi serisi Gırgıriye’de rol alacak ayı bazı sahnelerde huysuzlanınca oyuncu Yavuz Şeker’e ayı kostümü giydirme formülü bulunmuştu.10 Gerçek bir ayının başrol oynadığı film içinse 1990 yılını beklemek gerekecekti. Nesli Çölgeçen’in İmdat ile Zarife filminin başrollerinde Şevket Altuğ ve Ayşe adlı ayı vardı. Yönetmen Çölgeçen’e göre Ayşe çabuk uyum sağlamıştı. Tek sorun, alışık olmadığı için geceleri çalışmak istememesiydi.11 Filmin görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı ise şunları anlatıyordu: “Çekim yapılırken ayı kadrajın solundan çıktı, sağından girmesi lazım. İtiyorlar bir türlü gelmiyor. Bir keresinde ellerindeki ucu çivili bir sopayla dürttüler hareket etsin diye. Benim de arkam dönük, kamerada ayar yapıyorum. Ayıyı sopayla dürttüklerinde ayı dönüp Nesli Çölgeçen’e bir tokat attı. Fakat o gördüğü için eğildi. O eğilince tokat benim sırtıma geldi. Yüzüstü asfalta yapıştım, nefessiz kaldım. Bir süre kendime gelemedim ama yine ucuz atlattım. Başroldeki Şevket Altuğ o kadar hırpalandı ki film bittiği zaman her yeri yara bere içindeydi.12

Cumhuriyet, 6 Haziran 1967

Ayıların kurtuluşuna doğru

3 Kasım seçimlerinde iktidara gelen Anavatan Partisi’nin hedeflerinden biri de turizmi geliştirmek ve turizm gelirlerini Yunanistan seviyesine çıkarmaktı. Gerçekten de bu dönemde Türkiye turizm alanında büyük bir atılım yaptı. Sokaklarda oynatılan ayılar da 1960’lı yıllarda olduğu gibi yine turizm ekseninde tartışılıyordu.

Sokakta ayı oynatmanın yasaklanmasından beri en önemli sorun yakalanan ayıların yeniden sahiplerine teslim edilmesiydi. Çünkü ayılara ne yapılacağı sorunu çözülememişti. İnsanlara alışan bu hayvanlar kendi başlarına doğal ortamda yaşayamıyorlar, dolayısıyla doğaya geri bırakılamıyorlardı. Sahiplerine geri verildikleri için yeniden sokaklara dönüyorlar ve bu kısırdöngü neredeyse 60 yıldır devam ediyordu.

Ayılar 1986 yılında aylarca süren bir tartışmanın öznesi oldu. Bunun sebebi, İstanbul Belediyesi’nin topladığı 24 ayıyı öldüreceği söylentileriydi. 15 Aralık 1986 tarihli Günaydın’daki “24 ayı yüzünden Avrupa’yı ayağa kaldırdık” başlıklı habere göre ise olay şöyle gelişmişti: İstanbul Hayvanseverler Derneği yöneticileri, belediyenin sokak kedileriyle köpeklerini zehirleyerek öldürme uygulamasına son vermesi için İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’la görüşmüşlerdi. 12 Eylül’den sonra seçilen İstanbul’un belediye başkanları arasında en çok sokak hayvanını öldürterek tarihe geçen Dalan eleştirilere öfkeyle karşılık vermiş ve “Daha durun siz. Güney Kore’den turist getirtip bütün köpekleri yedireceğim” deyip odayı terk etmişti. Hemen ardından odaya gelen Başkan Yardımcısı Atanur Oğuz da hayvanseverlere “Ben de dün 24 ayı toplattım, onları da itlaf ettireceğiz” demişti. Belediye yetkililerinin dediğine göre her iki söz de şakaydı. Ama hayvanseverler şaka olduğunu anlamamış, gazetenin ifadesiyle “fenalık geçirmiş” ve durumu Avrupa’daki kardeş örgütlerine haber vermişlerdi. Dalan’ın yardımcısının sözlerinin gerçekten şaka olup olmadığı anlaşılamadı ancak kesin olan 24 ayının Avrupalı ve Türk hayvan dostlarının çabaları sonucu öldürülmekten kurtulmuş olmasıydı. Tartışmaya konu olan 24 ayı ve daha sonra toplatılacak olanlar bundan böyle sahiplerine iade edilmeyecek, ayılar için ilave yerler yapılan Gülhane Hayvanat Bahçesi’nde koruma altına alınacaklardı.

Günaydın, 19 Ağustos 1969

Dans eden ayılara özgürlük

1980’li yılların sonunda hayvansever organizasyonlarında da değişiklikler yaşanıyordu. 12 Eylül öncesi siyasi gruplarda bulunmuş insanların da dahil olduğu yeni çevre ve hayvan hakları örgütlerinin ortaya çıkması ve bu örgütlerin güçlü uluslararası bağlar kurmaya başlaması değişimin en önemli sebebiydi. Batı’dan 20 küsur yıl sonra olsa da artık hayvanseverlikten hayvan hakları savunuculuğuna geçiliyordu.

1991’de Doğal Hayatı Koruma Derneği, ayı oynatma yasağının uygulanmasını ve ayıların toplanıp koruma altına alınmasını amaçlayan bir kampanya başlattı. Derneğin hazırladığı rapora göre ayılar doğal ortamda kurulacak bir kampta bir dönem rehabilite edilip ardından doğaya geri salınmalıydı. Kampanya kısa vadede sonuç vermese de meselenin gündemde kalmasına katkıda bulundu.

24 Şubat 1992’de WSPA (Dünya Hayvanları Koruma Vakfı) yayımladığı raporda Türkiye, Yunanistan ve Japonya’da ayılara işkence yapıldığını açıkladı. Rapora göre ayılar Japonya’da güreştirilmekte ve bazı organlarından afrodizyak yapmak için katledilmekteydi. Örgüt, ayı oynatmanın hâlâ yaygın olduğu Yunanistan ve Türkiye’yi ise “insanları eğlendirmek için ayıları acımasız uygulamalara maruz bırakmak”la suçluyordu.

Temmuz ayında Dans Eden Ayılara Özgürlük adlı bir kampanya başlatan WSPA yöneticileri Ankara’ya gelip yetkililerle görüştü. Sokakta ayı oynatmanın yasaklanması konusunda Yunanistan’da birkaç aylık sürede epey mesafe aldıklarını söyleyen WSPA yöneticileri de bir yıl önce Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin önerdiği kampın yapılmasını istemekteydi. Ancak bütçede bu iş için ayrılacak para olmadığı yanıtı aldılar. Gazetelere açıklama yapan bir WSPA yetkilisi, İstanbul’da hem Gülhane Hayvanat Bahçesi’ndeki hem de sokaklarda oynatılan ve sahipleriyle yaşayan ayıları ziyaret ettiklerini, Gülhane’de devlet bakımı altındaki ayıların Kâğıthane’de Romanların baktığı ayılardan çok daha kötü durumda olduğunu tespit ettiklerini söylüyordu.

Nihayet, WSPA’in sağladığı bütçeyle 1992 Eylül ayında Bursa Uludağ’da geçici bir kamp kuruldu ve sokaktan toplanan 23 ayı bu kampa yollandı. Sokaklarda oynatılan ve kurtarılmayı bekleyen daha 200 civarında ayı vardı. Ancak 1993 turizm mevsimi henüz başlamadan yetkililerden “Para bitti, kampa yeni ayı gönderecek bütçe yok” açıklaması geldi.

1993 yılının Ağustos ayında Marmaris’te sokakta oynatılan ve ayağını sakatladığı için koltuk değneğiyle gezen bir ayının fotoğrafının İngiliz Sunday Mirror gazetesinde yayımlanması sokakta oynatılan ayılar için bir dönüm noktası oldu. Kısa sürede birçok Avrupa ve ABD gazetesinde de çıkan bu yürek paralayıcı fotoğrafın etkisiyle Türkiye’ye baskılar arttı. WSPA ve Sunday Mirror’ın öncülüğünde başlatılan uluslararası yardım kampanyasının ilk birkaç gününde bir milyon dolar para toplandı. Yardım kampanyasından gelen para ve hükümetin ayırdığı bütçeyle sokaklarda kalan ayılar da kurtarıldı.

1994’ten itibaren şehir sokaklarında ayı oynatan kalmamış, toplanan ayıların çoğu kampa yollanmıştı. Ayılarını belediyelerin ve polislerin elinden kurtaran ayı sahipleri ise şehir merkezlerinden uzak durup gösterilerine küçük kasaba ve köylerde devam ettiler. Ancak bu eskisi gibi kazançlı bir iş değildi ve çok geçmeden bitecekti.

Uludağ’daki kampta tutulan ayılar bir süre sonra Bursa Karacabey’de kurulan ayı barınağına taşındı. Barınağın faaliyetleri ilerleyen yıllarda birkaç kez ödenek yetersizliği nedeniyle durma noktasına gelse de artık geri dönüş yoktu ve ayı oynatma geleneği nihayet son bulmuştu.

DİPNOTLAR

1 Robert E. Bieder, Toplumun Aynasında Ayı, çev. Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 94-96.

2 Murat Toklucu, Nurcihan’ın Çamaşırları ve Diğer Meseleler, İletişim Yayınları, İstanbul, 2015, s. 71.

3 Muzaffer Albayrak, “Osmanlılarda Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları”, #tarih, Aralık 2016, s. 31.

4 Agâh İzzet, “Çingenelere kıymayınız”, Cumhuriyet, 27 Ocak 1930.

5 “Ayılara kim zarar veriyor?”, Akşam, 29 Ocak 1930.

6 Osman Sulhi Aksu, Çağrışım ya da Anıların Gizemi – Polis Tarihinden Canlı ve Kısa Bir Kesit, Alfa Reklam, 2005, İstanbul, s. 28-30.

7 “Ayılar Hilton’da göbek attı”, Vatan, 7 Ocak 1956.

8 “Kocaoğlan bir gazinoyu iflas etmekten kurtardı”, Hürriyet, 21 Nisan 1971.

9 Mert Ali Başarır, “Gümüş sahneye veda etti”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 1989.

10 Agah Özgüç ve Mehtap Göral, Başı Dik Onurlu Bir Sanatçı Müjdat Gezen, AKSAV Yayınları, Antalya, 2010, s. 59.

11 Ayça Atikoğlu, “Başrolü bu kez ayı aldı”, Milliyet, 25 Eylül 1990.

12 Barış Soydan, Aytekin Çakmakçı – Güneşe Lamba Yakan Adam, İmge Yayınevi, 2019, Ankara, s. 165-166.

13 “Ayılar eğitilecek”, Günaydın, 6 Ekim 1988.

Hayvan Hakları
Hayvan
Ayı
Ayı Oynatıcılığı
Ayıcılar
Murat Toklucu
Popüler Tarih
Sayı 007

BENZER

Insead Business School Yönetici Koçu ve Yönetim Kurulunda Kadın Derneği Başkanı Uzman Psikolog Hande Yaşargil, kadınların karşılaştıkları artı zorlukları aşmanın tek çıkış yolunu kız kardeşlik kültüründe gördüğünü, çözümün dayanışmakta olduğunu söylüyor. Gözlemlerini ve düşüncelerini kendi kalemiyle aktardı.
“Karanlık seni durduramaz, gecenin içine sür” sloganıyla 10 Nisan Cumartesi gecesi Florya Atatürk Ormanı’nda gerçekleştirilecek yarışa başvurular 8 Nisan gecesi 23:59’a kadar devam ediyor!
21 Mart 1973’te hayata gözlerini yuman Âşık Veysel’in yaşamını ve nesilden nesile ulaşan mirasını Ahmet Özdemir yazdı.