İstanbul’da çekilen Türk usulü kovboy filmleri

Fotoğraf
Agâh Özgüç Arşivi
31 Ağustos 2020 - 13:14

"Aşkımız kovboyculuktu ağabey... Çok seviyorduk kovboy filmlerini. Olur mu olur dedik, yaptık. Taşlıtarla’nın arkasındaki Pirinççi Köyü’nde çevirdim hepsini. On dört bina kurdum. Altısı kapalı, diğerlerinin arkası açık. Dört tane de at aldım. Filmin konusu icabı atlardan biri düşüyor, biz de atı vuruyoruz. Birimizin atına iki kişi biniyorduk. Tabii bizim atlar sütçü beygiri mübarek, iki kişi binince atın biri sahiden öldü. Tüfekleri tahtadan yaptım. Şemsiye telinden mekanizma koydum içine. Patlar bunlar, ses ve duman çıkarır. Tetiği çekince mantarı patlatıyor. Sonra baktım mantara da lüzum yok çünkü film sessiz çekilip sonradan seslendiriliyor. Havalı yaptım bu kez. Sigara külünü koyunca içine, duman yapıyordu. Bir sigaranın külüyle on mermi atmış gibi duman çıkıyordu. (...) Bir seferinde Cüneyt Arkın filmde kör rolü oynuyordu. Senaryoya göre kuyuya düşecek, elli tane akrep yüzüne yapışacak ve böylece gözleri açılacak. Tabii Cüneyt, ‘Değil dirisini ölüsünü dahi yüzüme sürmem’ demiş. Sonra ben gelmişim akıllarına. Plastikten akrepleri hamamböceğinin üstüne yapıştırıyordum, yere koydum mu yürüyordu. Cüneyt’e göstermişler, korkmuş. Hamamböceği Yeşilçam’da çok ama bana iri hamamböcekleri lazım. Çocuklara para veriyorum, bir kavanoz getiriyorlar. Hatta şöyle bir şey olmuştu. Cüneyt’in filmi Rumelihisarı’nda çekiliyor. Ben de hamamböceklerini oraya götürdüm. Plastik akrepleri film çekilirken üstlerine yapıştıracağım. Orada da turistler dolaşıyor. Böceklerden biri kaçtı, ‘Dur!’ falan demeye kalmadı, turistin biri bastı ezdi hayvanı...1

Ahmet Sert, 1972 yapımı Belalılar filminin bir sahnesinde

Kunduracı Kovboy Ahmet

Adı, Ahmet Sert’ti ama Yeşilçam’da Kovboy Ahmet diye bilinirdi. Oyunculuğa başlamadan önce kundura tamirciliği yapardı. 1960’lı yıllarda Beyoğlu’nun bir arka sokağında avuç içi kadar bir dükkânı vardı. Bir sinema emekçisi olarak asıl özelliği, Yeşilçam’daki marjinal ilklerden biri olmasıydı.

Neler yapmadı ki Ahmet Sert... Kovboyculuk aşkının peşine düşüp Eyüp’teki Pirinççi Köyü’nü keşfetti ve Türk sinemasında bir ilke imza atarak “Santa Fe” adını verdiği iddiasız bir kovboy kasabası kurdu.

Kapısında “Sheriff Office” yazılı şerif ofisi, çanları rüzgârda sallanan kilisesi, bir dokunuşta iki yana açılan kapılı kumarhanesi ve barı, bu ilkel Vahşi Batı kasabasının en bilindik mekânlarıydı. Gömleklerinin ya da yeleklerinin sol yanında teneke yıldız taşıyan kanun adamı şerifler, başlarında kaz tüyleri olan yüzleri boyalı Kızılderililer, elleri silahlı Calamity Jane benzeri dişi kovboylar...

"Overland Stage Lines" yazılı posta arabasının yanı sıra, Meksika tipi geniş kenarlı şapkalar, topuklarında pırıl pırıl parlayan tasmalı, metal yıldızlı çizmeler; silahlar, giysiler gibi tüm aksesuarlar hep Kovboy Ahmet’in elinden çıkmıştır. İşte bu mekânda, bu aksesuarlarla Türk sinema tarihinin ilk kovboy uyarlaması filmlerini çekti Kovboy Ahmet. 1963’te İntikam Hırsı ve Belalılar adıyla birbiri ardına iki film birden. İlkinin afişinde “Türkiye’nin ilk kovboy filmidir” diye yazar. Doğrudur. 

1963 yılında Eyüp’teki Pirinççi Köyü’nde kurulan Türkiye'nin ilk kovboy kasabası 

Onlardan bir yıl önce Beş Hikâye adıyla aynı türü içeren bir film çekilmiş olsa da, kovboylar filmi oluşturan öykülerin yalnızca birinde yer alır. Nuri Akıncı’nın yönettiği ve farklı konuları oluşturan beş hikâyelik film, temel yapısıyla aslında kısa metrajlı bir yapım sayılır. Ahmet Sert’in çektikleri ise Türk sinemasında uzun metrajlı kovboy filmlerinin ilk iki örneğidir.

Dünyanın ilk kovboy filmi, 1903’te sessiz sinema döneminde ABD’de çekilen Büyük Tren Soygunu’dur (The Great Train Robbery). Ama bu türün dünyadaki en parlak dönemi için 1950’li ve 1960’lı yılları beklemek gerekecektir. 1955-2009 yılları arasındaki 54 yılda Türkiye hariç tüm dünyada 707 kovboy filmi çekilir.2

Geleneksel kovboy sineması, Sergio Leone’nin Bob Robertson takma adıyla 1964’te yönettiği Bir Avuç Dolar (A Fistful of Dollars) ile birlikte biçim değiştirir. Özellikle iyilerle kötülerin karşı karşıya geldiği silahlı çatışma sahnelerindeki yakın plan bakışmalar abartılı bir hava taşısa da, bu filmle birlikte estetik boyut, estetik duyarlılık öne çıkar. Ve Sergio Leone’nin spagetti westernlerinde seyircinin heyecanını tetikleyen ağır çekimli şiddet gösterisi de sinematografik bir şiirselliğe dönüşür. Kovboy sinemasının altın çağı başlamıştır.

Yılmaz Güney, Kovboy Ali'nin başrolünde

Amerika’dan başlayıp İtalya’ya uzanan ve giderek tüm dünya seyircisini etkileyen kovboy filmlerine Türk sineması da 1963’ten 2017’ye kadar çekilen 62 filmle katkıda bulunur.

İlk kovboylarımız Ahmet Sert ve Orhan Yıldız’dan sonra, Ayhan Işık’tan Ahmet Mekin’e, Tamer Yiğit’ten Kartal Tibet’e, Yılmaz Güney’den Tarık Akan’a, Kadir İnanır’dan Fikret Hakan’a, Cüneyt Arkın’dan Cem Yılmaz’a dek birçok ünlü yıldızımız beyazperdede kovboyculuk oynamıştır.3

Elbette bu türün anavatanı ABD’dir ve bizde çekilenler izleyenlerde bir tür “yabancılaşma” hissi uyandırır. Diğer yandan, çoğu çocuksu bir duyarlılıkla çekilmiştir. Öne çıkan kovboy filmi yönetmenlerinden ikisi, Yılmaz Atadeniz ve Çetin İnanç’tır.

Yılmaz Atadeniz’in bu türdeki ilk filmi 1966 yapımı Kovboy Ali’dir. Başrolde dönemin büyük starı Yılmaz Güney vardır. Filmin konusu kısaca şöyledir: Ali çocukluk günlerinden beri kovboy filmlerinin sıkı takipçisidir. Zaman zaman kendini kaybedip etrafta kovboy giysileriyle dolaşır. Belinde bir tabancası ve beyaz bir atı vardır. Bir gün, sinemada izlediği kovboy filmindeki kavga sahnelerinden müthiş etkilenir ve sinema çıkışı karşısına çıkan ilk üç kişiyi döver. Sonuç karakol ve ardından hapishane olur.

Aslında Kovboy Ali, temel konusuyla ve bütünüyle tam bir kovboy filmi sayılmaz. Çocuksu bir kovboy seviciliği üzerine kurulu, yalnızca bize, Yeşilçam Sineması’na özgü bir düş filmi parodisidir.

Maskeli Beşler

Yılmaz Atadeniz bu türü çok sever. Kovboy sinemasının uluslararası klasikleri olan Maskeli Beşler’i, Maskeli Beşlerin Dönüşü’nü, Zorro Kamçılı Süvari’yi ve Zorro’nun İntikamı’nı 1968 ve 1969 yıllarında Türk sinemasına uyarlar. Bu dört filmin de yerli kovboyu Tamer Yiğit’tir.

Yönetmen Atadeniz’in Zorro Kamçılı Süvari filmiyle ilgili bir anısı vardır ki, böyle trajikomik olay herhalde yalnızca bizim sinemamızda yaşanır: Siyah bir atın kullanıldığı bir sahnenin devamı çekilecektir ama sahibi atı alıp götürmüştür. Atadeniz set görevlilerinden çok acele siyah bir at bulmalarını ister. Zar zor bir at bulunur. Tamer Yiğit kovboy kıyafetiyle atın üzerinde çekime hazırdır. Atadeniz elinde megafon, “Başla” anlamına gelen “Motor” komutuyla kameramana seslenir. Tamer, atını mahmuzlar... Üzerlerine hızla akan şelale sularının altından geçerlerken o siyah at beyaza dönüşmesin mi? Atadeniz şaşkın... Siyah at bulamayan set çalışanları, bulabildikleri beyaz atı kötü bir boyayla siyaha boyamışlardır! İyi ki yağlı boya kullanmamışlar yoksa at nefessiz kalıp ölebilirmiş. Al sana yerli Zorro filmi...

Çeko (1970)

"Türkiye’de kovboy yok ama İtalya'da da yok"

En çok film çeken on Türk yönetmen listesine 138 filmle dördüncü sıradan giren, B tipi avantür-serüven filmleri yönetmeni olarak öne çıkan Çetin İnanç’ın kovboy filmlerine gelince... Başlıcaları Çelik Bilek (1967), Kızıl Maske (1968), Çeko (1970), Kinova (1971), Üç Silahşörler (1972) ve Reşo (1974) olan bu filmlerde, Pecos Bill ve Tommiks çizgi romanlarının fanatik bir okuru olarak büyüyen İnanç’ın o saklı çocuksu dünyası ön plana çıkar. Bunlardan bir İtalyan spagetti westerni havası taşıyan ve Yılmaz Köksal-Ahmet Mekin ikilisinin başrollerinde olduğu Çeko, İnanç’ın kariyerindeki en ilginç filmlerinden biri olmasının yanı sıra yönetmenin en iyi gişe hasılatına ulaşan filmidir. Çetin İnanç bu başarısını şöyle açıklar: “Bütün çektiğim filmler arasında Çeko’nun yeri ayrıdır. Ben İtalyan westernlerini kendime esas almıştım. İtalyan westernlerinin Amerikan westernlerinden farkı vardır. Türkiye’de kovboy var mı? Yok, ama İtalya’da da yok. Öyle bir hikâye, öyle bir tarz seçeceksin ki bizim insanımız da kahramanı kovboy kıyafetiyle görse kendisiyle özdeşleştirebilecek, ‘Bu benim’ diyebilecek.” 4

Gerçekten de anavatanı Amerika olan kökü dışarıda kovboy sineması Sergio Leone çizgisiyle İtalyanlaşırken, Çeko ile de ortaya Türk usulü bir “Anadolu westerni” çıkmış, Türk seyircisi kendini bu filmdeki kovboylarla rahatlıkla özdeşleştirmiştir.

Ürgüp’ün doğal dekorlarında çekilen ve öyküsü Meksika’da geçen Çeko, “Meksika 1875” yazısıyla açılır. Filmde sık sık kaktüsler görülür. Çetin İnanç bu durumu, “Çekime giderken yanımızda da on, on beş kaktüs götürmüştük Meksika’ya benzesin diye. Çocuklar bir seradan bulmuşlar işte. Çekerken o havayı vermek için ön plana hep kaktüsleri alıyordum” diye anlatır.5

Jeneriği başında değil sonunda olan filmin bir diğer özelliği de afişidir. Afişte üzerinize atlayacak gibi duran Yılmaz Köksal’ın sağ elinde tabanca, sol elinde tüfekli dev resmi yer alır.

Yahşi Batı için Kemerburgaz'da kurulan set

İstanbul'un kovboy kasabaları

Türk sinemasında en çok kovboy filmi 1971 ve 1972 yıllarında çekilir. Çeko gibi Anadolu’da çekilenler de vardır ama Türk usulü kovboy filmlerinin çoğu Ahmet Sert’in Pirinççi Köyü’nde kurduğu kasaba ile Büyükdere’deki Abraham Paşa Korusu’nda kurulan kasabada çekilmiştir.6

1973’te İtalyan yönetmen Guido Zurli’nin Roma’daki meşhur Cinecittà Stüdyoları’nda çektiği Cüneyt Arkın’lı Türk-İtalyan yapımı Küçük Kovboy’dan sonra Yeşilçam’ın kovboy filmleri sevdası hız keser. Bu filmden 37 yıl sonra devreye Cem Yılmaz girer ve 2010 yılında Yahşi Batı adlı western güldürüsünü hayata geçirir. Yılmaz da sinemamızın ilk kovboyu Ahmet Sert gibi bir Vahşi Batı kasabası kurmuştur. Bu kez adres Kemerburgaz’dır. Kesenin ağzını açan yapımcı Cem Yılmaz’ın kasabası elbette Kovboy Ahmet’in beş parasız kurduğu, rüzgârda uçup fırtınada devrilen o ilkel, gariban işi Teksas dekorundan çok farklıdır.

Uzun ve maceralı bir yolculuk üzerine kurulu filmin öyküsü, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı padişahının ABD başkanına hediye olarak gönderdiği elmas kolye çevresinde gelişir. Yahşi Batı, yakaladığı gişe başarısıyla 2010 yılının en çok iş yapan dördüncü filmi olur. Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği filmin bir özelliği de, başroldeki Cem Yılmaz’ın Türk Sineması’nda kovboy rolüyle ödül kazanan ilk oyuncu olmasıdır.

Hasan Karcı’nın yönetip Cengiz Güçlü’nün başrolünde olduğu 2017 yapımı Belalılar (Alborotadorés), şimdilik sinemamızın son kovboy filmidir. İspanya’da çekilen film, Cüneyt Arkın’ın başrolünde olduğu Küçük Kovboy’dan sonra yurtdışında çekilen ikinci kovboy filmimizdir.

Eğer çekilirse, sırada ilginç isimli bir kovboy filmi daha var: Demiratlı Gringo. Ne var ki bu kez başroldeki Cengiz Güçlü atını mahmuzlayamayacak; motosikletini gazlayabilecek yalnızca.

Dipnotlar

1 Yalçın Pekşen, “Ahmet Sert: Akrebin Dublörü Hamamböceği Oldu”, Cumhuriyet, 15 Ekim 1983.

2 Kevin Grant, Any Gun Can Play: The Essential Guide to Euro-Westerns, FAB Press, Londra, 2011, s. 370 ve 485.

3 “Türkçe Westernler”, Arkın Sinema Ansiklopedisi, Cilt 1, Arkın Kitabevi, İstanbul, 1975, s. 187.

4 Pınar Öğünç, Jet Rejisör Çetin İnanç, Roll Yayınları, İstanbul, 2006, s. 36.

5 Pınar Öğünç, a.g.e., s. 39.

6 Agâh Özgüç, “Kovboylar Batının Mekânlar Bizim”, Türk Sinemasında İstanbul, Horizon Yayıncılık, İstanbul, 2010, s. 75-94.

Agâh Özgüç
Sinema
Yeşilçam
Kovboy filmleri
Cüneyt Arkın
Yılmaz Güney
Çetin İnanç
Ahmet Sert
Western
Yahşi Batı
Cem Yılmaz
Sayı 003

BENZER

Türkiye’nin en yoğun nüfusa sahip ilçesi ilan edildi Esenyurt. Memleketimizin pek çok şehrinden daha kalabalık. Güney coğrafyasındaki farklı ülkelerden aldığı göç ve bu göçlerin sonucu olarak başkalaşan sokakları, ana haber bültenlerinde yer bulmasına neden olan ilginç vaka ve karakteriyle adı, ABD’nin “çılgın hayatlar şehri” Los Angeles’a gönderme niteliğinde “Esencılıs”a çıktı.
16 milyon insanın yaşadığı İstanbul, gıda ihtiyacını dışarıdan ürün tedarik ederek karşılayabiliyor. Uzun süreli bir sağlık krizi veya afet durumunda kendine yetebilmesi için İstanbul’a lazım olan, gıda tedariğini kent çeperinden kısa tedarik sistemiyle sağlayacak bir dönüşüm.
Seyfi Dursunoğlu, sahne ismiyle “Huysuz Virjin” 17 Temmuz 2020 günü yaşama veda etti. On yıl önce ilk ve son Huysuz Virjin belgeselini çeken yönetmen Cengiz Özkarabekir, belgesele sığmayan ve bazıları Seyfi Dursunoğlu’nun “Bunları anlatmamalıyım ama senin insafına bırakıyorum, belki ileride yayımlarsın” notuyla kaydedilen bölümleri İST okuyucularıyla paylaşıyor.