Kapısından kimseyi çevirmeyen adam

Fotoğraf
Sebati Karakurt Arşivi
25 Şubat 2022 - 15:04

Onu ilk kez CNN Türk TV kanalında belgeseller yaparken tanıdım. Sanırım 2005 yılıydı. Önce telefonla ulaşmış sonra da bizzat yanına giderek meramımı anlatmıştım. Benimle çok ilgilenmiş ve samimi davranmıştı. Bana hem görsel hem de filmde kullanabilmem için müzikler vermişti. Mesleğinin zirvesinde bir adamın hiç tanımadığı birine bu kadar yardımcı olmasını şaşkınlıkla ama bir o kadar da mutlulukla karşılamıştım. İnsanın hayatında sıklıkla görmediği şeylerdi bunlar. Sonraki yıllarda da ne zaman arasam bana hep yardımcı oldu. 2010 senesinde Habertürk TV’de yaptığım Neşet Ertaş belgeselinde elindeki her malzemeyi paylaştı benimle. Sonraki yıllarda da yardımını hiç esirgemedi. Sevgili Rıdvan Akar’ın da dediği gibi, sanırım bir belgeseli yaparken en çok da Hasan Saltık’a güvenirdik. Tabii arada bir samimiyet oluşmuştu ama onun sadece bize yardımcı olmak gibi bir gayesi yoktu. Hasan Saltık tarihe doğru nakşedilmiş bilgiler ve görsellerle donanmış belgeler, belgeseller kazandırmak istiyordu. Ve bu belgesel filmlerin sonunda yer alan “roll caption”larda kendisinin veya firmasının isminin geçip geçmeyeceğine hiç aldırmazdı. Bu kadar gönlü zengin, mütevazı ve iyi niyetli bir adamdı. O sebeple onun isminin geçtiği yerde insanlar duraksar, esas duruşa geçerlerdi. Forsu bir bakandan ya da siyasi liderden daha ötedeydi bence. Onu aradığımda randevu için bana bir saat vermez, atla gel derdi. Atla gel... Unkapanı’nda o zaman “plakçılar çarşısı” olarak da bilinen İMÇ’deki (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı) ofisine gittiğimde yan tarafta onu bekleyen üç beş kişi mutlaka görürdüm. Bu kişiler içerisinde çaycı da olabilirdi siyasetçi de, müzisyen de yapımcı da. Ve herkesle aynı samimiyeti yaşardı. Gözlerinin içinde samimiyeti görmek mümkündü. Sanki herkese yardımcı olmak için yemin etmişti. Onun için bu yazıya konulabilecek en güzel başlık “kapısından kimseyi geri çevirmeyen adam” olmalıydı bence...

Hasan Saltık’ın benim de tanıdığım muhteşem dost grupları vardı ve dostlarına “moruk” diye hitap ederdi. Onun çok yakın dostlarından biri değilim. Biz ara ara telefonlaşırdık. Son konuşmamızı 2021 Nisan ayı ortalarında yapmıştık. Yani ölümünden bir iki ay önce. Yine bir belgesel film yapmıştım ve orada kullandığım bir müzikle ilgili bana yine yardımcı oluyordu. Detaylarına çok hâkim olduğu için “O müziği şu isim yazmış, sen şöyle yap gerisini ben hallederim” demişti. İBB’deki görevimi de bildiğinden biraz da onun üzerine konuşmuştuk. Bir ara bana “Cengiz, Bodrum dönüşü muhteşem bir sürprizim olacak, yer yerinden oynayacak” demişti. Ne olduğunu sorduğumda, “Sürpriz olsun, gelince öğrenirsin” diye de eklemişti. Maalesef bize kötü bir sürpriz yaptı ve genç yaşında aramızdan ayrıldı. Bu yazıyı kaleme almadan önce eşi Nilüfer Hanım’a bu sürprizin ne olduğunu sordum. İlginçtir, “Ben de bilmiyorum, açıkçası haberim vardı ama sürprizin ne olduğunu bana da söylememişti” dedi. Hayat işte, ne tuhaf... Koskoca Hasan Saltık artık aramızda yok ama ben onun memleketin kültür sanat hayatına kattıklarıyla her gün biraz daha büyüyeceğine ve bir kültür abidesine dönüşeceğine inanıyorum. Keşke onun adına uluslararası bir müzik festivali olsa, dostları bunu hayata geçirse ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu etkinliğin bir parçası olsa, ne güzel olurdu...

Hasan Saltık, 57 yaşında yaşama veda etti

1964 yılında Tunceli merkezde doğdu. Devlet memuru olan babasının İstanbul’a tayini üzerine ortaokulu İstanbul’da tamamladı. İstanbul Devlet Konservatuvarı sınavlarında başarılı olarak “obua” eğitimi almaya hak kazandıysa da ailesinin ekonomik zorlukları nedeniyle konservatuvar eğitimini yarım bırakarak Suadiye Lisesi’ne devam etti.

1991 yılında Kalan Müzik’i kurdu. Ulusal ve uluslararası arşivlerde, bilhassa da şahısların ellerinde saklı kalmış ya da unutulmuş; Pomak, Zaza, Süryani, Êzidi, Yahudi, Rum, Ermeni, Pontus ve Çingenelerin kendi dillerinde Kürtçe, Süryanice, Lazca, Pomakça, Pontusça, Rumca, Ermenice, İbranice müzik örneklerini içeren albümler yayınladı. Bizzat yörelerde yaşayan halk sanatçılarının kendi arkaik dil ve lehçelerde okudukları müzik eserlerinin derlenmesi için araştırmacılara destek verdi. Arşiv serisinin yeni yaklaşımının bir sonucu olarak Pomak göçmenlerinden Tahtacı Türkmenlerine, Sadettin Kaynak’tan Münir Nurettin Selçuk’a, Hacı Taşan’dan Hisarlı Ahmet’e, Hafız Yaşar’dan Muharrem Ertaş’a, Neşet Ertaş’tan Neyzen Tevfik’e, Malatyalı Fahri’den Âşık Veysel’e uzanan geniş bir arşivi müzikseverlerin beğenisine sundu. Hasan Saltık’ın bir müzik arkeoloğu gibi çalışarak ülkemizin zengin kültür potansiyelini ortaya çıkarmaya dönük hayata geçirdiği 900’ü aşkın proje Anadolu kültür mirasının, uluslararası festivaller yoluyla dünyaya açılmasına, dünyanın en prestijli arşiv ve kütüphanelerinde dinleyicilerle ve akademisyenlerle buluşmasına imkân sağladı. Yayınları “Anadolu müziğinin dünyaya açılan yüzü” oldu. 2003 yılında Hollanda Kraliyet Ailesi “Prince Claus Nişanı”na layık görüldü. Ertesi yıl Time dergisi tarafından “Türkiye’nin müzik antropoloğu” olarak tanımlandı ve böylece “Avrupa Kahramanları”ndan biri seçildi. Bild, Der Spiegel, Die Zeit, Frankfurter Allgemeine, Guardian, Le Monde, Liberation, New York Times, Stern, Süddeutsche Zeitung, Time gibi dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinde Hasan Saltık ile yapılan söyleşiler ve tanıtım yazıları, radyo ve televizyonlarda röportajları yayımlandı.

5 Nisan 2017 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Senatosu kararıyla fahri doktora unvanı aldı. 2021 yılının 2 Haziran’ında geçirdiği kalp krizi sonucu 57 yaşında yaşama veda etti. Arkasında onu seven gönül dostlarıyla birlikte kültüre, sanata, müziğe, arşive adanmış binlerce eserlik muhteşem bir başarı öyküsü bıraktı.

Yayınları "Anadolu müziğinin dünyaya açılan yüzü" oldu

Ne dediler?

Ahmet Uluğ (Pozitif, Doublemoon, Babylon kurucu ortağı) 

"Açık Radyo ile Pozitif, Türkiye’nin her köşesinden müzisyenlerin katılacağı İstanbul Müzik Şenliği’ni yapmak için bir araya gelmişti. Pozitif olarak İstanbullu müzisyenleri tanıyorduk ancak Anadolu çıkışlı müzikler ve müzisyenler konusunda çok yetersizdik. Gidebileceğimiz tek adres ve kişi vardı: Kalan Müzik ve Hasan Saltık. Hasan tabii ki çok yardımcı oldu. Şenliğin 1998’de gerçekleşen ikinci yılında biraz daha cesur davranmaya karar verdiğimizde, bize Ermeni müziğini temsilen Knar ve Kürt müzisyen Reşo’yu önerdi. Bu konserler şenliğin yapıldığı Harbiye Askerî Müzesi’nin yönetimi tarafından son dakikada iptal edildiğinde, Hasan’ın yürüdüğü zorlu yolu birinci elden tecrübe ettik. Hasan ile ilişkimiz yıllar içinde dostluğa dönüştü ve ben de ‘moruk’ mertebesine ulaşma şerefine nail oldum. Hasan Saltık müzik sektöründeki en iyi, en harbi, en sıcak, en samimi insanların başında gelir. Kültürel mirasımız, Anadolu müziği ve halkların kardeşliği için yaptıkları saymakla bitmez."

Birol Yayla (Tanburi, besteci) 

"Hasan Saltık’la yaklaşık otuz yıl önce tanışmıştık. Biz Yansımalar’ın, o da Kalan Müzik yolculuğunun başlarındaydı. Bab-ı Esrar albümüyle başlayan süreç onun zamansız kaybına kadar kesintisiz devam etti. Hasan Saltık, örneğine çok nadiren rastladığımız öncü insanlardan biriydi. Yüzlerce yıldır bu coğrafyada birlikte yaşadığımızı, ayrılıklarımızdan çok birlikteliklerimizin olduğunu, ortak bir geçmişin dalları olduğumuzu bize gösterdi. Geçmişimizi önümüze sererken, bugünün müzik insanlarını destekleyerek geleceğin yollarını açtı. Nasıl bir mücadele ile oluştuğuna bizzat tanık olduğum Kalan hazinesini bize, dünyaya miras bıraktı. Bu topraklar Hasan Saltık’ın zamansız gidişiyle çok büyük bir değeri kaybetti."

Aziz Şenol Filiz (Ney sanatçısı) 

"1994 yılının Ocak ayında İMÇ içindeki Kalan Müzik’in o küçücük ilk dükkânında tanıştığımızda otuz yaşında bir yapımcıydı Hasan Saltık. Birol Yayla ile birlikte oluşturduğumuz Yansımalar albümlerinin yanı sıra, Hasan’ın yapımcılığında yıllar boyunca pek çok farklı projeyi de Kalan Müzik etiketiyle gerçekleştirdik. Kuruluşundan bugünlere kadar Kalan Müzik adına Hasan, siyasi, toplumsal ve dillerle olan engelleri aşıp devletin yapamadığını yaparak Anadolu’nun tarihsel dokusunun müzikal mirasını belgelemeye uğraştı. Öngörüsü ve inanılmaz cesareti sayesinde müzik kültürü adına bir ömre sığmayacak kadar çok miras bıraktı geleceğe. Ne mutlu bize ki aynı zamanın insanı olduk Hasan’la..."

Hasan Saltık, 2017 yılında İTÜ Senatosu kararıyla fahri doktora unvanı aldı

Cengiz Onural (Müzisyen, besteci) 

"Hasan Saltık’ı 1990’ların başlarında İMÇ Plakçılar Çarşısı’nda Grup Yorum’un yapımcısı, yayıncısı olarak tanıdım. 1998 yılında İncesaz’ın ilk albümünü tamamlayıp da yayıncı arayışına girince Hasan aklıma geldi. Yapımcılar İncesaz’ınki gibi piyasada bir karşılığı olmayan müzikleri yayınlamaya pek hevesli değildir. Konuyu açtığımda tereddütsüz ve coşkuyla yayınlamayı kabul etti. Sonraki dönemde Hasan’la iyi dost olduk, bütün albümlerimizi Kalan Müzik’ten yayınladık. Ülkemizde Kültür Bakanlığı, belediye kültür kurumları, konservatuvar, müzik okulları ve diğer üniversitelerin yapması gereken birçok işi Hasan Saltık ve Kalan Müzik üstlendi. Hem Saltık’ın iyi niyeti ve vizyonu hem de ülkemizin çarpıklığından kaynaklanan bu durum, Kalan Müzik’e paha biçilmez bir kültürel değer yüklüyor."

Cihat Aşkın (Müzisyen, besteci, akademisyen)

"Gün geçtikçe Hasan’ın gidişinin sadece benim için değil kültür ve müzik dünyamız için de ne kadar büyük bir kayıp olduğunu fark ediyorum. Hasan Saltık büyük bir vizyoner olarak günümüze ve ileride yol alacak olan sanatçılara ışık tutuyor. Onun vizyonu sadece sanatçılara yönelik değil; ülkemizin kültürel alanda yürümesi gereken yola da ışık oluyor. Çünkü bu toprakların üzerinde üretilen her kültürel değerin birbiriyle uyum içerisinde var olacağına inanmak ve bunu böylece dünyaya haykırmak yaşanacak en güzel kültürel birlikteliği ifade ediyor."

İhsan Yılmaz (Gazeteci)

"İnsana yaklaşımı, ne gibi bir fayda sağlarım değil, benim ona ne gibi bir faydam olabilir şeklindeydi. Elindekini paylaşmayı seven, almaktan çok veren yüce bir gönlü vardı. Bu toprakların kayıp seslerinin peşine düştüğünde de aynı hisler içindeydi. İMÇ’deki pek çok şirket gibi çok satan sanatçılara albüm yaparak kolay yolu seçebilirdi. Yapmadı. Başım belaya girer düşüncesiyle kimsenin yayınlamaya yanaşmadığı, korktuğu sanatçılarla yola çıktı. Bir ses arkeoloğuydu. Bu toprağın insanlarının acılarını, sevgilerini, umutlarını, aşklarını dile getirdikleri türkülerini, şarkılarını bulup çıkardı ortaya. Sadece seslerin değil insana ait her tür arşiv malzemesinin peşindeydi. Pek bilinmez ama Sarıkamış’ta donan Türk askerlerinin fotoğraflarını yurt dışındaki kaynaklardan alıp getiren oydu. Dünyanın dört bir yanında insanımıza ait ne varsa ortaya çıkarmak ve paylaşmak istiyordu. Ne yazık ki erken veda etti kazı yaptığı topraklara. Gök kubbemizi dolduran seslerin çoğunda onun emeği var."

Time dergisi onu "Türkiye’nin müzik antropoloğu" olarak tanımladı

Süleyman Şenel (Müzik folkloru araştırmacısı, yazar, akademisyen) 

"Kurduğu Kalan Müzik bini aşkın CD, DVD, biyografik belgesel film, sinema film müzikleri ve TV dizi müzikleri albümleri yayınladı. Bu tablo büyük bir kayıt ve yayın havuzu, akademik bir müzik kitaplığı demek; kolektif üretim denkleminde çeşitli hizmet alanları ile ülke ekonomisi için, çok yönlü bir dönüşüm ve sosyal paylaşım imkânı demek; halk ve seçkinler sanatının paleografik, arkaik dil, lehçe ve yerel ağız zenginliğinin derlenip toparlanması ve ülkemiz müzik geleneğinin çok dilli ve çok kültürlü zenginliğinin gün yüzüne çıkartılması demek; dünyanın prestijli festivallerinde, arşivlerinde, kütüphanelerinde ve konser salonlarında dinleyicilerle, izleyiciler ve bilhassa da akademisyenlerle sık sık buluşmak demek; insanlığın ruh dünyasında kalıcı izler bırakmak demek. Sevgili Hasan Saltık! Eserlerin; müzik tarihimizin yazılamayan sayfalarını süsleyecek!"

Rıdvan Akar (Gazeteci, yazar)

"Mesleki deformasyon ya, yazmadan önce ‘ne yazmışlar’ diye şöyle bir arşive baktım. Hepsi sevgi, saygı ve ‘yarım kalana’ atıf yapan vurgulardı. En çok da müzik dünyasının aslında nasıl da hafızasını yitirdiğine ilişkin tespitler vardı. Benim neredeyse yirmi beş yıl boyunca Hasan Saltık ile sıcak, diğerkâm ve içten paylaşımlarım oldu. Hasan Saltık sadece bir müzik arkeoloğu değil, aynı zamanda görsel hafızanın da kara kutularından biriydi. Belgeselcilerin mesleki dayanışmasındaki çekim merkezlerindendi. Bir belgesel yaptığınızda, onun varlığına güvenirdiniz, zira büyük bir cömertlikle arşivini açar, müziklerinden yararlanmanıza izin verir, isimler önerirdi. Zamanın kaldığı yerden başladığı insanlar vardır ya, hani dün konuşmuş, buluşmuş gibi aynı samimiyet ve aynı içtenliği hissedersiniz. Hasan Saltık öyle biriydi. Çok özlenecek ve galiba yeri hiç dolmayacak..."

Sebati Karakurt (Foto muhabiri)

"Hasan evreninde VR gözlüklere ve kulaklıklara gerek duyulmaz; hissederek, koklayarak, tadarak, dokunarak yaşanır. Bürokrasiyle ilgili devlet kapısına tosladığınızda, teşhisi konulamamış sağlık sorunuyla boğuştuğunuzda, hayalinizi gerçeğe dönüştürmek için çabaladığınızda Google reklamları gibi Hasan’ın elini omuzunuzda hissedersiniz. Kanada’dan Avustralya’ya kadar dünyanın herhangi bir noktasında Hasan için düzenlenen bir ödül töreni, fahri doktora seremonisi mutlaka vardır. Hasan’ın anımsayamayacağı tek şey ödülün hangi faaliyetiyle ilgili olduğudur. Google IT merkezini kıskandıracak kadar yüksek kapasitede çalışan Hasan’ın teklediği bir konu yok mudur? Elbette var. Hasan’ın koca kalbinin talihsizliği Hasan’ın bünyesinde oluşu. Herkes için koşturan Hasan, Hasan’a vakit ayıramadı."

Şevval Sam (Müzisyen, oyuncu) 

"Hasan, ömrümün yarısı, müzik hayatımın tamamı... Şarkı seçerken, bir proje yaparken, bir derdin içinden çıkmak için debelenirken, o dost hep oradadır. Sapasağlam, kale kapısı gibi bir güvendir o ve fazla düşünmez, yorulmazsınız. Bilirsiniz ki o dağ orda, bir şekilde size bir kovuk, bir ağaç altı ya da koca bir çayırlık alan açar... Hasan’ın varlığı sadece benim için değil herkes için böyleydi. Bu yüzden hepimiz onun gidişiyle biraz sudan çıkmış balığa döndük. Hatta sadece biz de değil, bu topraklardaki kadim kültür, dünyanın bir ucunda keşfedilmeyi bekleyen şarkılar, kimlikler, barışla bir araya getirilmeyi bekleyen onlarca, yüzlerce, binlerce farklı bilgi, belge, fotoğraf... Kimsenin kimseyi kabul etmek istemediği kibirli dönemlerde bile hemen herkesi bir eden dost artık yoktur. İyi ki hayatımızdan ve bu topraklardan bir Hasan Saltık geçti diyebilmek bize KALAN en değerli teselli olacaktır."

Şirin Pancaroğlu (Arp sanatçısı) 

"Uzun yıllar yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’yi biraz da o odada tanıdım diyebilirim. Oldukça sıra dışı bir sosyal zekâya sahipti. Çarşı’nın çocuk yaşlardaki ofisboyundan çaycı oğlana, yanında çalışanlardan gelen giden meşhurlara, ilk albümünü çıkarma hevesiyle huzuruna çıkmış müzik dolu insanlardan gazetecilere, protest kişiliklerden Türkiye’de kim varsa sanki oradan geçiyor gibi gelirdi bana. Hasan Saltık yaşadığı toplumun tüm renklerini ve katmanlarını kucaklamış, özellikle yerel olanı büyük bir merak ve saygıyla tanımaya çalışmış, Türkiye’de müziğe tek başına en çok katkı sağlamış kişidir. Müzik kültürümüzü bütünüyle sahiplenmiş ve var olanı, unutulmuş olanı, eskiyi, yeniyi ayırt etmeden bu mirası aktarılabilir ve görünür kılmaya hayatını adamıştır."

Hasan Saltık
Müzik
Unkapanı
İMÇ
Kalan Müzik
Neşet Ertaş
Birol Yayla
Aziz Şenol Filiz
Şevval Sam
Yansımalar
Grup Yorum
Sayı 009

BENZER

İnsanın hayatının bir döneminde yaşadığı sokağın ismi hayatını, karakterini, ilerde yapacağı seçimleri etkiler mi bilmiyorum, ama ben komediye bayılan bir oyuncu olarak Kadıköy’deki Şakacı Sokak’ta hayatıma başlamışım. 
Sadece 1990’ların değil tüm zamanların en akılda kalan dizilerinden biri Süper Baba. 1994- 1997 arasında çekildi, o güne dek görülmemiş seyredilme oranlarına ulaştı. İstanbul’un bir Boğaz semti Çengelköy dizinin âdeta başrolündeydi; henüz çekimler bitmeden semte geziler, Nihat’ın deniz kenarındaki kahvesine turlar düzenleniyordu. Meydan çeşmesi, ulu çınar ağacı, dar sokakları, ahşap konakları, müstakil evleriyle ünlenmişti Çengelköy.
Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Bu sözün doğruluğuna çok inanırım. "Tesadüfen" diye anlatmaya başladığımız olayların, gerçekte tesadüf olmadığını, bizim için hazırlanmış ortamlar olduğunu ben yaşayarak pek çok kez tecrübe ettim. Bu anlatacağım masal da bu düşüncemi kuvvetli bir şekilde doğruluyor. Masal dediğime bakmayın, aslında masal tadında, 116 yıl öncesinden günümüze gelen gerçek bir hikâye bu...