Kenan Doğulu: "Neşemiz çalındı"

22 Şubat 2022 - 17:00

1990’ların başında Ataköy Marina’da gitarıyla şarkı söyleyen genç Kenan’a tavsiye vermen mümkün olsa hangi tehlikeler ve hataların için uyarırdın? Sence seni kalıcı kılan ne oldu?

Enstrümanında aynı disiplinle egzersiz yapıp kendini geliştirmeye devam et, başarı merdivenlerini çıkarken herkesle iyi geçin ve karşılıksız vermeye devam et derdim. Kalıcı, başarılı olmamı sağlayan şey, müzikte dönem dönem popüler olan akımlara yönelmek, moda olan sesleri kullanmaya çalışmak yerine zamansız besteler ve düzenlemeler yapmak oldu. Ve tabii ki her zaman en iyi müzisyenlerle çalmak ve çalışmak. Hiç kimse için kötü düşünmedim; haset, rekabet kafalarına girmedim ve sanatın gerektirdiği gibi yenilikçi oldum, riske girmekten hiçbir zaman kaçınmadım. Sevdiğim ve istediğim müziği yaptım. Nicelik değil niteliğe önem verdim.

Doksanlarda Türk popunun temeline harç koyan iki önemli markadan birisin. Tarkan ve sen o günün koşullarında ve sonrasında nerelerde benzeyip nasıl farklılaştınız?

Tek kanallı dönemin ardından özel TV’lerin bir bir açılmaya başladığı bir dönemdi ve bizde de bitmek bilmeyen bir enerji, çalışkanlık ve disiplin vardı. Her gün birden fazla televizyon ve radyo programına konuk oluyor; gazete röportajları, imza günleri ve konserler yapıyorduk. Çok da eğleniyorduk. Neşemiz henüz çalınmamıştı ve insanlar arası kutuplaşma böylesine derin değildi. Birimizin albüm kayıtları olduğunda herkes stüdyoda buluşur ve elinden gelen katkıyı yapardı. Kimi geri vokal yapar, bir diğeri gitar çalar, birileri sözlere yardım ederdi ve karşılığında sadece dostluk beklerdi. Şimdi müziğin bireyselleşmesiyle biraz kendi kabuğuna çekildi herkes. Çılgın fikirlerimize, cesur işlerimize suç ortağı ederdik birbirimizi eskiden. Titiz ve mükemmeliyetçiydik Tarkan da ben de. Hâlâ da öyleyiz şükür. Karşılığını da alkışlarla aldık. Ne mutlu bize.

Kenan Doğulu, Harbiye, 2020

Türk pop müziğinin geçirdiği evrime, içeride ve dışarıdaki tüm dönüşümlere tanıklık ettin. Yorumcu, eser sahibi, performans sanatçısı, prodüktör; hemen her rolü biliyorsun. Sektörün pandemide aldığı yaraları da dikkate alarak cevaplayacak olursan, en büyük sorunlarımız neler sence ve çözüm önerilerin neler?

En büyük sorun mahalle baskısı. Kim ne der, kimi üzer, kimi kızdırırız diye düşünmekten özgür ve özgün davranamıyoruz, yeri gelince saçmalayamıyoruz kolay kolay. Konserler zor yapıldığından köreliyoruz. Yurt dışından müzisyenler, gruplar, şovlar eskisi gibi gelemediği için ilham almak zorlaştı. Sürekli bir ekranın karşısındayız. Ya televizyonda ya bilgisayarda ya da telefonda bir şeyler izliyoruz. Sohbet etme, fikir alışverişi yapma, dertleşme azaldı. Bu da kolektif bilinçten çıkan o ilhamı, orijinal fikirleri sekteye uğrattı. Otosansür baskısı tedirgin ve paranoyak bir hâle getirdi sanatçıları ve ekipleri. Temkinli olmak iyi elbet ama kalpten akan asi duygular, ruhun isyanları ve devrimcilik de lazım sanatçıya. Bunlar sıra dışı, uçurum kenarı eserler yapmamıza yardımcı oluyor. Yapılmamışı yapıp, söylenmemişi bulmaya çalışmamız lazım. Monoton ve tekdüze bir hale dönüştü pop müzik. Radyoda, listelerde her şey birbirine benziyor. Birbirine benzeyenleri desteklemek yerine daha alternatif durmaya, çeşitlilik yaratmaya gayret etmeliyiz.

Sen doksanlardan bugüne Kenan Doğulu markasını bizzat ve etkili şekilde yöneten bir lider CEO gibi davrandın. Zaman seni haklı çıkardı. Dijital çağ, yeni nesil müzisyenlerin de kendi markalarına, eserlerine, vizyonlarına sahip çıkmalarını zorunlu kıldı. Sen deneyimin ışığında yeni nesil müzisyenlere ne önerirsin?

Sanatçı her zaman işinin patronu olmalı bence. Muhakkak ki tecrübelerinden faydalanacakları, yol gösterecek akıl hocaları olmalı herkesin ama sanatçıyı orijinal yapan kendine has fikirleridir. Ruhundan akan melodisidir farkı. Öyle ya da böyle bir tarzı olmalı her sanatçının. Dijital dünyanın getirdiği binlerce avantajdan en önemlisi, kendini geliştirmek isteyenlere sunduğu sonsuz öneri ve seçenek. Dünyanın her yerindeki milyonlarca sanatçıya erişilebilirlik sağlaması. Bol bol araştırıp, dinleyip, izleyip yorumlayarak süzdüklerimizi kendi kariyerlerimize aktarabiliriz. Neler yapmak gerektiğini görmenin ötesinde, neler yapmamak gerektiğini de yakalayabilir yeni nesil müzisyenlerimiz bu sayede. Marka olmak prensiplerinizi düzenleyip yolunuzdan ne kadar sapabileceğinizin sınırlarını çizebilmekle başlar. Yaptıklarınız yapacaklarınızı müjdeliyorsa marka oldunuz demektir.

Yasaklar, siyasi baskı, pandemi şartları ve ekonomik kriz herkesi darmaduman etmiş olsa da bir noktada hayat normale dönünce İstanbul gece hayatı yeniden dünyanın gözdesi haline gelecek diye düşünüyorum.

Kenan Doğulu: "İstanbul benim evim; âşık olduğum, vazgeçemediğim sevgilim"

Blok zincir ve NFT müziğin ya da daha geniş anlamda sanatın geleceğini nasıl yönlendirecek sence? Bugünden hayali satılan Metaverse gibi evrenlerde nasıl görüyorsun Kenan Doğulu markasını ve tabii Doğulu Productions sanatçılarını?

Henüz takip edip anlamaya çalışma devresindeyiz ama büyük bir hızla muazzam bir değişime doğru gidiyoruz. Gramofondan müzik dinlemenin bile daha yüz sene öncesine dayandığını düşününce çok heyecanlanıyor insan. Bugünlerde hemen her sohbet ortamında konuşuluyor NFT, Metaverse, kripto paralar ve benzeri yenilikler. Bizler de sürekli bir beyin fırtınası hâlindeyiz, ben ve birlikte çalıştığım müzisyen arkadaşlarım fikirler üretiyoruz. Acele etmeden, sindirerek en iyi fikirleri bulacağımıza eminim. Hayal kurmak bedava. Sürekli uçuyoruz ve aklımıza tatlı fikirler geliyor. Derdimiz salt para kazanmak olsa çoktan bu doğrultuda ürünler çıkarmıştık. Derdimiz iyi fikirler bulmak ve ilham vermek.

Hepimizin bildiği ve kabul ettiği bir gerçek var: Kenan Doğulu’nun sahnesi iyidir, çok eğlencelidir. Bu algının geri planında nasıl bir çaba var? Hem bireysel hem kolektif anlamda soruyorum, bu işin özü sahneyse sırrı nedir senden öğrenmek isteriz.

Sırrını bilseydim söylerdim (gülüyor). Çok severek yapmak lazım bu işi. Empati çok önemli. Repertuar sıralamasından teknik ekibe kadar onlarca etkili faktör var muhakkak. Zaman içinde iyice rahatlıyor insan. Özgüven ve X faktör dedikleri şey işin tılsımı.

Zamanını nasıl yönetiyorsun? Aynı anda çok işle uğraşan yönetici bir müzisyen olarak zamanla ilişkin nasıl? Bize klasik bir gününü anlatır mısın?

Her gün müzik için muhakkak bir şey yapıyorum yoksa içim rahat etmiyor. Tam on ikide uyanıyorum ve spora gittikten sonra stüdyoma geçiyorum. Toplantılar, mail’ler, telefon görüşmelerim bittikten sonra ya bazı müzisyen arkadaşlarımla stüdyo seanslarımı yapıyorum ya da kendi şarkılarıma bakıyorum. Erken yatıp erken kalkanlardan değilim ve hiçbir zaman olamadım. Bazen sabahlara kadar çalıştığım oluyor.

Şöhret ateşten bir gömlek midir? Sahibi olan için bir pranga mıdır? Yönetilmesi mi uyum sağlanması mı gerekir? Bizim dışımızda bir şey midir, biz mi şekil veririz kendi yolumuzla? İyi bir sanat işçisinin şöhretle işlevsel ve sağlıklı bir ilişki kurmasının yolu nedir?

Ünlü olduğumda on sekiz yaşındaydım. O yüzden şöhretle büyüdüm, şöhrete alıştım. Babam da ünlü bir müzisyendi ve bu bizim için gayet normal bir şeydi. Ünle yaşamayı sevebilmek lazım. Sokaktaki herkesin isminizi bilip sizi tanıyor olması ütopik bir film hikâyesi gibi. Gittiğiniz her yerde herkes size isminizle hitap ediyor ve siz bunu gayet normal karşılıyorsunuz. Garip bir durum aslında. Herkes tanıdık, herkes bildik. Bu konuyu kafanızda aşıp normalleştirmeniz gerekiyor. Yoksa bir noktada çökebiliyor sistem. Kendinden vazgeçiyorsun bir süre sonra. Şarkılar için yaşamaya başlıyor insan. Kim bilir senden sonra da yıllarca devam edecek bir serüven bu belki. Bazen daralıp yoruluyor da insan. Ama kendinizden büyük bir durumun başrolünde olduğunuzu anlayınca ona göre davranmaya başlıyorsunuz.

İstanbul senin için ne ifade ediyor? Bugüne dek hangi semtlerde oturdun, hangileri ile bağ kurdun ve hangilerine ait hissettin?

İstanbul benim evim; âşık olduğum, vazgeçemediğim sevgilim. “İstanbul” diye bir şarkım da var (gülüyor). Cihangir’de doğdum, Bakırköy’de büyüdüm. Ortaokulda Yeşilköy’e taşındık. Avcılar’da deniz kenarında yazlığımız vardı. On dokuz yaşıma kadar annemin Yeşilköy’deki evinde oturdum. Albüm çıkınca Kuruçeşme’de kendi evime çıktım. Sonra bir süre  Kireçburnu’nda oturdum. İlk evimi Ortaköy’den aldım. Çok uzun süredir de Beykoz’da oturuyorum. Stüdyom da Kanlıca’da. Gittiğim her yere ayak uydururum. Hiçbir yer bana yabancı değildir ve hiçbir zaman yalnız kalmam. Hemen dostlar kazanırım ve olduğum yeri güzelleştirmek için uğraşırım. En çok çocukluğumun geçtiği Bakırköy ve Yeşilköy ile bağ kurmuşumdur. Her sokağını, her parkını ezbere bilirdim. Her gün saatlerce bisikletle gezerdim. Kestirmeler, özel gizli mekânlar bana bir sürü şarkı yazdırdı. Geçenlerde bir oralara gittim. Yollar değişmiş, binalar yenilenmiş, işletmeler el değiştirmiş. Kayboldum resmen. Ama yine de gözlerimi dolduracak kadar anı biriktirmişim oralarda.

Kenan Doğulu

İstanbul’da istediğin hâlde yaşama fırsatı bulamadığın semtler var mı?

Hiç bu yönden düşünmemişim. Ben her yerde mutlu olurum. Ama çok sevdiğim semtler olsa da Bebek, Nişantaşı gibi magazin basınının yoğun olduğu yerlerde rahat edemezdim herhalde. Pijamalarımla sokağa çıkıp köpeklerimizi gezdiriyorum (gülüyor).

İstanbul’a dair en sevdiğin şeyler, en sevdiğin ama artık bulamadığın şeyler neler?

Yorgancılar kapandı mesela (gülüyor). İstanbul’un kozmopolit yapısını; her dilden, her dinden, her ülkeden insanların yaşadığı, çeşitliliğin ve inanılmaz bir tarihin o rengârenk dokusunu oluşturduğu İstanbul’u çok seviyorum. Eski sinemalar, tiyatro salonları, pastaneler, köklü restoranlar bir bir kapandı ne yazık ki. Kalanlarla ilgili de zaman zaman endişe ediyoruz acaba bu da gider mi diye. Beyoğlu ve diğer semtlerdeki unutulmaz gece kulüpleri, Tarabya’daki tavernalar; o eski, renkli gazinolar hâlâ olsaydı ve şehir eskisi gibi eğlenebilseydi çok mutlu olurdum.

Müzik ve eğlencenin kalbi olan İstanbul’da zaman içinde Ataköy, Tarabya, Beyoğlu, Etiler, Beşiktaş, Kadıköy, Ataşehir, Beylikdüzü gibi birçok semtin ve bölgenin farklı dönemlerde ya da eş zamanlı olarak merkez hâline geldiğini ve endüstriyi beslediğini gördük. Otuz yıl içinde sen birçok bölgede başarılı sahneler yaptın. Neydi bu semtlerin, bölgelerin birbirinden farkı sence?

İstanbul'un hemen her yerinde performanslar yaptım ve hepsinden de keyif aldım. Zaman içinde moda, alışkanlıklar değişiyor tabii ama değişmeyen bir şey var; İstanbul insanı eğlenmeyi seviyor. Son zamanlarda yasaklar, siyasi baskı, pandemi şartları ve ekonomik kriz herkesi darmaduman etmiş olsa da bir noktada hayat normale dönünce İstanbul gece hayatı yeniden dünyanın gözdesi haline gelecek diye düşünüyorum. Amerika’da öğrenciyken yabancı arkadaşlarımın favori şehirleri arasında New York, Londra, Tokyo ve Paris’ten önce geliyordu İstanbul. Yine öyle olacağı günler uzakta değil bence.

Bugün geldiğimiz noktada müzik ve eğlence sektörünün üvey evlat ilan edilmesi hakkında nedir düşüncelerin?

Eğlence sektörü öylesine büyük ki. Milyonlarca insan bu işten ekmek yiyor. Işıkçısından tasarımcısına, oyuncusundan müzisyenine, yer göstericisinden gişecisine, rodisine, asistanına, dansçısına bir sürü insan için sanki hayat durdu. Sürekli yeni kısıtlamalar getiriliyor, hayatları zorlaşıyor, ekonomileri yerle bir oluyor. Hayat zaten kolay değil. Biraz daha anlayışlı, saygılı, ölçülü ve planlı davranmak lazım eğlence işçi ve emekçilerine diye düşünüyorum. İşleri “eğlence” diye mi ilk gözden çıkarılan oluyorlar? İnsanların neşeye, eğlenmeye, bir arada olmaya ve streslerinden arınmaya da ihtiyaçları olduğunu sanırım her uzman söyleyebilir. Moralleri yüksek tutmanın önemini unutmamak lazım.

Sence İstanbul’un en önemli sorunları neler?

Sanata verilen ağırlığın artmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Zevkli ve uyumlu bir mimari, değerli sanatçıların yapacağı şehir heykelleri, müzeler, sergiler, konserler çok önemli. Zaten bu konularda yapılan çalışmalar olduğunu mutlulukla görüyorum. Bu arada gerçekleştirilmesi zorlaşan etkinlikler, bunlar için alınan izinler, mekânların kira bedelleri, sponsorlukları gibi konuların gözden geçirilmesi, desteklenmesi ve esnekliğin önünün açılması lazım. Yeniliklere açık olunması gerekiyor. Sanatçıyla dirsek temasının artırılması ve fikir alışverişlerinin çoğaltılması büyük önem arz ediyor. Bu destekler verilmeli ki prodüksiyon kalitesi artsın, yurt dışında özenilen işler gibi işler güzel İstanbul’umuzda yapılabilsin. Her şeyden önce güvenli ve sonra eğlenceli şehir imajını geri kazanmak için çaba sarf etmeliyiz.

Kenan Doğulu

Bir ayağının yurt dışında olduğunu biliyoruz ama tası tarağı toplayıp tamamen gitmeyi, buraya sadece zorunlu işler için gelmeyi eşinle hiç aklınızdan geçirdiniz mi? Yurt dışında geçirdiğin zamanlarda neler hissediyorsun, İstanbul’da hissettiklerinden ne gibi farkları var?

Dünyayı takip edip ilham almaya çalışıyoruz hepimiz. Los Angeles’ta çok zamanım geçti, geçiyor. Her sokağında, her an bir performansla karşılaşabildiğiniz, sürprizlerle dolu bir şehir. Keza Londra, New York da öyle ve her fırsatta bol bol konser, tiyatro oyunu, dans gösterileri, sergiler ve sanat etkinlikleriyle kendimizi beslemeye çalışıyoruz. Ekonomik zorluklar insanlarımızın seyahatlerini yok denecek seviyelere getirdiği için dünyayı İstanbulluların ayağına getirmemiz gerekiyor. Zaten zor olan şartları bir de katı kurallar koyarak daha zor hâle getirmememiz lazım. Rakibimiz şehirlerde gerekirse yollar kapatılıp trafiğin yönü değiştirilerek kültür ve sanat etkinlikleri gerçekleştiriliyor, fırsatlar ve çözümler yaratılıyor. Devlet yönetimiyle, belediyesiyle, polisiyle, itfaiyesiyle herkes birlikte hareket edip sanata, sanatçıya destek olmak için elinden geleni yapıyor.

Sence Türk sanatçısının gerçek potansiyeli ne zaman ortaya çıkacak?

Özgürce fikirlerin söylenebilmesi, eleştiriye ve hoşgörüye açık olabilmemiz çok önemli. Sanatçı kendini özgür hissetmiyor maalesef bu dönemde. İfade özgürlüğü yeniden kazanılıp hayaller kurmaya izin verilince çok şey değişecek. Zorlu coğrafyamızda olaysız, sorunsuz gün geçmiyor ne yazık ki uzun zamandır. Sıra detaylara, güzelliklere gelemiyor bir türlü. İklim krizi, hava kirliliği, kontrolsüz nüfus artışı, kaybedilen doğa, katledilen yaban hayat; insan hakları, hayvan hakları gibi sorunlarla ilgili çaba ve iyileştirmeler artınca bazı şeyler değişecek.

Hep şarkılarına dair “ihtimaller” peşindesin. Bu şarkılarınla vedalaşamamandan mı yoksa bir tür müzik kazıcılığından mı kaynaklanıyor?

İşlerimi deforme etmeyi, yeni kimlikler kazandırmayı seviyorum ve dahası performansa açık, doğaçlamalarla çeşitlenmiş hâlleri bana heyecan vermeye devam ediyor. Varılmış yerlere başka yollardan tekrar gitmek çok zevkli. Her müzisyen kendinden bir parça bırakıyor ve şarkılar sürekli gelişen bir deneyim içinde sürekli bir büyümenin, genişlemenin parçası oluyor.

Üç yüz civarı şarkı yazmış, çoğunu sevdirmiş biri olarak hit şarkı formülünü çözdüm diyor musun?

"Ne yaparsan yap aşk ile yap” demişim. Severek yapınca ortaya iyi işler çıkıyor. Her an hit çıkarabilirim diyecek kadar iddialı olmasam da zamansız şarkılar yazıp uzun solukta başarılı olacağına emin olduğum işleri seviyorum. “Pamuk”, “Sorma” gibi şarkılar sahnede çaldıkça sevildi mesela. İlk çıktığı anda algılanamayabilir bazı besteler. Ama yirmi senedir konserlerde çalına söylene seviliyor bazıları.

Doğulu Productions’ta çok farklı sound’lardan kişi ve gruplara arka çıkıyorsun. Kriterin ve vizyonun nedir bu konuda?

Her şeyden önce temiz bir kalp ve iyi müzik önemli benim için. Arkama dönüp baktığımda maddi manevi yatırım yaptığım, ismimi ve prestijimi ortaya koyduğum bu projelerde destek olduğum insanların beni kırmadığını, mahcup ve pişman etmediğini görmek istiyorum. Hangi tarzda olduğu fark etmeksizin kendi üretebilen, yardımsever, paylaşımcı, vizyonu ve pozitif bakış açısı olan kişilerle çalışmayı seviyorum. Butik bir yapım şirketi olarak kalmak, çok büyümemek istiyorum.

Hiç durmadan ve hep sıfır noktasındaymış gibi çalıştığını biliyorum. Altmış yaşına geldiğinde Kenan Doğulu neleri başarmış olacak sence? Geldiğin noktada kariyerinle ilgili bir korku yaşıyor musun?

Yaşsızım sanki. Hiç o kaygılarım olmuyor. Henüz orta yaş endişelerini hissetmeye başlamadım. Daha önce yaptıklarım hep dünün haberiymiş gibi yaşıyorum. Ben koskoca şuyum buyum diye bir dürtüm veya uyarı mekanizmam yok. Her seferinde hâlâ aynı heyecanla yepyeni bir video, değişik bir şarkı, taze bir kariyerim olmalı duygusundayım. Benzer şeyler yapmamaya, kataloğumu renkli ve çeşitli işlerle genişletmeye çalışıyorum. Bir şarkıda aynı sözleri bile tekrar kullandığımda içime tam sinmiyor, gerekirse bütün sözleri baştan ve defalarca yazıyorum. Kariyerimle ilgili korku yaşayacak bir sebep göremiyorum. Çok büyük star olayım, hep zengin kalayım, sürekli haber olayım diye hissetmedim hiçbir zaman. Aksine iki binli senelerin başlarından beri daha az görüneyim, sansasyonlarla gündem yaratanlardan uzak durayım, fazla göz önünde olmayayım, röportaj yapmamayım, TV programlarına çıkmayayım ruh hâliyle yaşıyorum. Sadece eşimin dostumun YouTube kanalları davetlerinde aklım kalıyor. Belki bu sene bu konuda biraz daha aktif olabilirim. Kendi kanalıma bile içerik üretmiyorum. Aslında arada bir de olsa bir şeyler yapmam gerektiğini biliyorum. Sadece klipler ve konserlerle varım ortalıkta. O yüzden büyük bir kesim beni tam da tanımıyor. Sosyal medyadan da özelimi çok nadir paylaştığım için hayranlarımla özleştiğimizi hissediyorum.

Babanız Yurdaer Doğulu’nun Ozan ile sana bırakmış olduğu en kıymetli şey neydi?

Büyük bir manevi miras. Muhteşem bir aile. Keyifle tadını çıkardığım bir gen.

Beren Saat ve Kenan Doğulu

Eşinin albümünü yapıyorsun. Nasıl bir albüm beklemeliyiz Beren Saat’ten?

Beklendik bir şey beklememek gerektiğini söylemem gerek. Dünyanın her yerinde hayranları, hatta şubeleri var Beren’in: Bangladeş, Peru, Brezilya, İspanya... Bu çeşitlilik ve sorumluluk ona ne hissettiriyorsa onları yaşıyor, onları yazıyor. İlk besteleri olmasına rağmen şarkıları çok başarılı. Düzenlemeleri yaparken de kendine has bir tarzı, özgün bir dışavurumu olsun diye çabalıyorum. Sevmediği hiçbir şey olmasın diye özen gösteriyorum. İçine sinene kadar defalarca değiştiriyoruz. O yüzden ne zaman dinleyebileceğinizi bilmiyorum. Her şeyi saniye saniye planlıyor, şahane videolar çekecek, konserler vermek istiyor. Ben de her aşamasında elimden gelen desteği veriyorum.

Bu yılki hedeflerini öğrenerek bitirelim bu güzel sohbeti...

Bol bol şarkı söylemek istiyorum, umarım çok konser yapabiliriz. Öte yandan, New York’ta yaşayan arkadaşım Atilla’nın Aging Young Rebels adlı grubunun ilk teklisini çıkaracağız. Duygu Soylu ve Cem Pilevneli’ye yeni klipler, şarkılar yapıyoruz. Kendim için en az iki tekli projem ve birkaç klip hedefim var. İhtimaller 2’nin hazırlıklarına başladık. Emir Taha ile bir şarkıda düet yaptık, o yayınlanır. Yeni Türkü’ye saygı albümünde “Yeşilmişik”i söyledim. Genç yaşta kaybettiğimiz besteci kardeşimiz Onur Can Özcan’ın “Yaramızda Kalsın” şarkısını yeniden yorumladım. Şehrazat’a saygı albümü için “Sen İste” şarkısını söyledim. DJ İlker Aksungar’ın ilk albümü, çello virtüözü Gülşah Erol’un yeni albümü, Bulut Gülen’in trombon için yazdığı enstrümantal caz albümü hazırlanıyor. Ve en büyük heyecanlarımdan Bade Karakoç’un ilk albümü Bade yaza kadar çıkmış olacak.

Kenan Doğulu
Müzik
Pop
Caz
Türkçe Pop
İstanbul
Tarkan
90'lar Türkçe Pop
Beren Saat
Sayı 009

BENZER

Yılın diğer aylarında da artık fırın raflarında, ama pide yine de Ramazan sofralarında yer aldığı baş köşeyi yüzlerce yıldır kimseye bırakmıyor. Pidenin; tarih boyunca çeşitli lezzetlerle kurduğu ittifaklara; uğradığı şehirlerdeki yolculuğuna ve Ramazan pidesini özel kılan tırnak ustalığına göz attık.
İstanbul’un yaz konser takvimi iki yıldan beri ilk kez böylesine hareketli, renkli ve kesinlikle ilgiyi hak ediyor. Ajanda hazırlamak âdettendir dedik, sezonun öne çıkan konserlerini sıralarken “uzman” önerilerine de yer verdik.
Zamanında İspanya’dan kaçarak Osmanlı’da yeni yurdunu bulan Sefaradların bir kısmı 20. yüzyılda da farklı sebeplerle ama temelde daha iyi bir gelecek için yine yollara düşmüş, çoğunlukla ABD’nin New York ve Seattle şehirlerine yerleşmişlerdi. Tarihçi Kerem Tınaz, Osmanlı Yahudisi ailelerin belge ve bilgi bağışlarıyla ABD’de oluşturulan Sefarad Araştırmaları Koleksiyonu’ndan yola çıkarak bu hikâyeleri, yolculuk sebeplerini ve bu koleksiyon için yapılan akademi ve topluluk iş birliklerinin İstanbul gibi şehirlerin hafızası için ne denli önemli olabileceğini sorguladı.