Haluk Levent: "Her şey eskisi gibi olacak"

16 Temmuz 2020 - 19:06

İlk albümünüz Yollarda 1993’te yayımlanmış ve tabir yerindeyse patlamıştı. Web sitenizde bu albümle ilgili notlarınız arasında şöyle bir cümle yer alıyor: “Bu yapıt, rock’ın gece gündüz hiçbir şey üretemeden onu bunu eleştiren yırtık kot ve bira şişeleriyle yapılamayacağını, rock’ın bir yaşam tarzı olduğunu anlatmak amacı ile oluştu.” Rock, bir yaşam tarzı olarak ne ifade ediyordu sizin için? Hâlâ ediyor mu?

Benim için bir yaşam biçimiydi, hâlâ da öyle. Yıllar geçtikten sonra, “Yollarda Bulurum Seni”nin yirmi beş yıl sonrasında halen böyle düşünmek, bunu söylemek benim için çok güzel ve onurlu bir şey. Ben aynı çizgideyim. Rock sadece yırtık kotlarla, küpelerle, dövmelerle yapılan, davul tuşesinin çok sert çalındığı, gitar sololarının fazla uygulandığı bir müzik tarzı değildir; bir yaşam biçimidir. Âşık Veysel’in, Mahsuni’nin ortaya koyduğu yaşam biçimine uygun, dünyaya bir eleştiri getirerek yapılan türküler, şarkılar da rock müziğin bir parçasıdır.

Yollarda ile 1970’lerin Anadolu rock’ında ikinci dalganın ilk temsilcilerinden kabul edilmiştiniz. Böyle nitelemeler, bazen istemeden üstlenilen temsilcilikler sanatçıyı, kendini belli bir türe bağlı kalmak zorunda hissettirerek kısıtlar mı?

İnsan neyi hissediyorsa onu müziğine yansıtmalı, neyi yaşıyorsa onu söylemeli ya da neyi söylüyorsa onu yaşamalı. Yapım, aldığım kültür, yaşam biçimim gereği Anadolu rock müziği, türkülerle harmanlanan şarkılar ya da kendi yazdığım şarkılar bana daha yakın geliyor. Öte yandan, “Bu benim tarzım değil” de diyemiyorum. Bir İngilizce, İspanyolca şarkı da okuyabilirim, yeter ki içimden gelsin. O yüzden, albüm yaparken “Çok güzel şarkı ama Anadolu rock değil” diyemiyorum. O zaman müzikte sınırlama olur. Öyle deseydim, çok tutan “Beni Biraz Anlasana”, “Zor Âşık” gibi parçalar var, Anadolu rock olarak tabir edilemezler, normal, bildiğiniz batı sound’unda şarkılar, onları yapmazdım. Kendimi sınırlamıyorum, güzel bir şeyler bulursam denemeler yapmıyor değilim. Mesela düetlerle başka arayışlara girilebilir.

Bugüne dek yayımladığınız 15 albüm var. Sonuncusu 2019 çıkışlı Tam Bana Göre. Kariyerinizin tamamına baktığınızda nerede duruyor, ne gibi bir özelliği var sizin için?

Haliyle dünya değişiyor, gençler değişiyor, bizler değişiyoruz. Bazen bir müzisyen yaptıklarının aynısını yapmak istemiyor, bunu ben yıllar önce sevgili Zülfü Livaneli’de görmüştüm. Zülfü Livaneli’nin çok enteresan eski albümleri var. “Yiğidim Aslanım”, “Karlı Kayın Ormanı” tarzında o kadar çok, o kadar güzel şarkılar var ki. Bir gün sevgili Zülfü Livaneli bir albüm çıkardı, Ada. Albüm adını içindeki bir şarkıdan almıştı. Orada bir de “gözlerin, çok uzaktan geçen bir gemi” diyen bir şarkı vardı. Herkes dedi ki; nasıl bir tarz olmuş bu? İnternet yok henüz, dönemin gazete köşe yazarları şaşkınlık içinde. Halbuki yıllar sonra bakıldığında o kadar güzel bir şey yapmış ki, ben hâlâ dinleyebiliyorum. O ve ondan sonra Theodorakis ile yaptığı albüm. İnsanlar bir sanatçıdan alıştığı tarzı beklerler. Biraz farklı bir tarz olunca önce ona ısınamayabilirler, alışamayabilirler. Benim de son albümüm bence zamanla insanların hafızalarında çok güzel bir yer edinecek. Buna inandım. Hem müzikal anlamda değişiklikler var –tarzımı birazcık farklılaştırdım– hem de zaman içinde hafızalara yerleşecek şarkılar yaptım.

Tam Bana Göre albümünde Reş’in rap kattığı bir şarkınız var, “Giden Yolcu (Ulan Dünya)”. Son yıllarda rap’in İstanbul’a alt kültür olarak iyice yerleşmesine tanık oluyoruz. Toplumsal sorunları ele almak bakımından isyan bayrağını rap rock’ın elinden aldı mı, alır mı?

Evet, bu tip çalışmalar son dönemlerde rock müzikten çok daha önde. Bunun belli başlı sebepleri var. Türkiye’de 20-25 yıldır rock müzik, festivallerden ve sponsorlu işlerden öteye gidemedi, hepimiz biliyoruz. Ben, Bulutsuzluk Özlemi’ni, Moğollar’ı tanırdım, o dönemlerde hakikaten bir şeyler yapıyorlardı. Rock müzik daha sonra toplumun elit kesimlerinin çocuklarına seslenmeye başladı, çünkü tabanı Batı’ydı, kavramaları daha kolaydı. Kolej çocukları, heavy metal ile büyümüş çocuklar Türk rock müziğine daha çok yöneldiler, Türk rock müziği elit kesime seslenen bir tarza dönüştü. Batı model rock yapan arkadaşlarımız bir nevi pop star görünümündeydiler. Ben Anadolu rock yapıyordum ama belki ben de bundan bir tat almıştım, belki ben de ona göre değişiklikler yapmıştım. Neticede, rock star görünümünde pazarlanan rock müzik, işlevini yerine getiremez oldu. İçi boşaltılmış, sadece güzel şarkı sözlerinden, aşk şarkılarından, sevda şarkılarından oluşmuş bir hal aldı. Büyük uluslararası firmalar rock starların peşinden koştu, konserler düzenledi; Türkiye’nin en önemli bankaları, firmaları rock starları reklamlarında oynattı. Aslında onları bir dünyaya hapsettiler diyebiliriz. Bu nedenle duruş gittikçe yok oldu ve rap’çiler bu esnada hız kazandılar çünkü istediklerini söyleyebiliyorlardı. Türkçe içi boşaltılmış, sadece aşkla doldurulmuş rock müziğin bir nevi alternatifi oldular. Ben bunu böyle gördüm. Bu işin rap’i rock’u yok. Alternatif söylemlerin müziğini yansıtabiliyorsa başarılı olursun.

 

Haluk Levent

Yeni nesil müzisyenleri ne kadar takip ediyorsunuz, hangi isimleri beğeniyorsunuz?

Açık söylemek gerekirse, bu soruyu okuduktan sonra “Ya yeni nesil müzisyenlerden kimler çıkmış, bakayım da söyleyeyim!” diye bir ön çalışma yapmak istemedim. Tarzıma uymayacak ve samimi olmayacaktı. Bu nedenle şunu söyleyebilirim, yeni nesil müzisyenlerden çok sevdiğim, çok dinlediğim çok kişi var diyemem, fakat rap’çilerin tamamına yakınını dinlediğimi söyleyebilirim. Arada çok tutan, herkes tarafından sevilen yeni tarzlar, yeni kızlarımız da var ama onlar bizim yirmi beş yıl önce yaptığımız müziği biraz kibarlaştırarak, biraz daha az bağırarak (burada kahkaha var) söylüyorlar ve bu bana pek ilgi çekici gelmiyor. İlla isim vermek gerekirse, Jehan Barbur, Birsen Tezer, Ceylan Ertem, Ezhel, Son Feci Bisiklet, Adamlar gözüme çarpan ve beğendiğim isimler.

Müzik kariyerinizde keşke şöyle yapmasaydım dediğiniz bir şarkı ya da albüm var mı? Neticede çok uzun zamandır göz önündesiniz ve üretiyorsunuz. Zamanla fikirler, tatlar da değişiyor. Hatta bazı sanatçıların, hakkında konuşmayı reddettikleri eski eserleri var?

Bunu söylemeyi hiç uygun bulmuyorum, hiç doğru bulmuyorum. Bu albümü keşke çıkarmasaydım, bu şarkıyı keşke koymasaydım diyorsa, o müzisyen tam olmamış demektir. Ben şöyle düşünüyorum: Bunu yaptım, yanlış yapmışım ama yanlış yaptığımı şimdi görüyorum. Eğer bunu yapmasaydım, ben şu an bunun yanlış olduğunu göremeyecek, başka yanlışlar yapacaktım. Yani eksikliklerimizle bunu kabul etmemiz, yapmasaydım demek yerine “Evet bu kötüydü, bence daha iyi iş çıkarabilirim” demek çok daha sağlıklı. Mesela, www.leyla.com albümüm üzerinde daha çok çalışılması gereken albümlerden biriydi.

Halihazırda iki kitabınız var. Yazmaya devam mı?

Evet, iki kitabım var. Üçüncü kitap yakında piyasada olacak. Bir nevi Ahbap yolculuğu.

Eski yıllarda da sık sık yardım konserleri yaptığınızı, çevreci eylemlere katkı koyduğunuzu biliyorduk. Şimdi Ahbap adlı bir yardım platformunuz var. Ahbap’la birlikte bu kişisel çabanızı imeceye dönüştürmüş gibisiniz. Aynı biçimde ayırt etmeden insanlara ve hayvanlara (doğaya) yetişmeye çalışıyorsunuz. Nasıl, ne gibi bir fikirle, ihtiyaçla doğdu Ahbap?

Ben geçmişte HalukWEB topluluğu ile birlikteydim. HalukWEB, bir sanatçının hayranları ile şehirlerde toplanmasıydı. Daha ileriki seviyesi Ahbap oldu. Hani derler ya, şeker var, un var, yağ var, ee ne duruyorsun, helva yapsana. “Sosyal medyada bir kitlem var, müzisyenim, her yere gidiyorum, elimden bir şeyler gelebilir meşgale olması için. Peki bu ülkeye yararlı ve daha güzel ne katabilirim?” dedikçe Ahbap planı ortaya çıktı. Çünkü Ahbap sadece bir çocuğa yardım etmek, bir hastaya bakmak değil, aynı zamanda ormanlar için adım atmaktı, aynı zamanda çevre için, sokak hayvanları için, kadın cinayetleri için, çocuğa şiddet ve taciz için, yurtdışından getirilmeyen ve getirilmesi gereken ilaçlar için mücadele etmekti. Biz her konuda çalışıyoruz, her konuda koşturmaya devam ediyoruz. Ahbap olması gereken yerlere geldi, daha da güzel yerlere geleceğini düşünüyorum.

Haluk Levent, Ahbap platformunu anlatıyor

Ahbap’ın il temsilcilerinde çok sayıda kadın görüyoruz. Orada da pozitif ayrımcılık uyguladığınız fikrine meylediyoruz doğal olarak.

Ahbap yöneticilerinin çoğu kadın olmasaydı siz bu soruyu sormayacaktınız, ilginizi çekmeyecekti. Bizler bu ilgiyi çekebilmek için iki yıl önce bir uygulama yaptık. Dedik ki, Türkiye’deki kadın cinayetleri durmadı, durmayacak. Biz farkındalığı belli bir seviyeye taşıyabilene kadar bu olayları protesto edeceğiz. Bu sebeple, Ahbap’ın yönetimindeki bütün şehir temsilcileri kadınlardan oluşacak diye karar aldık. Bu, ülkedeki kadın cinayetlerine dikkat çekmek amacıyla alınmış bir karar. Biz bunu pozitif ayrımcılık olarak değil farkındalık olarak değerlendiriyoruz. Bu şekilde kalmaya devam edecek. Belli bir zamandan sonra erkek başkanlar da olacak tabii ki ama tek düşüncemiz farkındalık.

Ahbap olarak kaynakları nasıl, nereden temin ediyorsunuz? Çalışma prensibiniz nasıl?

Kaynaklar halktan geliyor, halka gidiyor. Ahbap Derneği olarak çok büyük bağışlar alıyor değiliz. Önceden, bir iki yıl boyunca ben ve arkadaşlarım finanse ettik. Sonra yavaş yavaş kendini toparladı, zaten çok büyük paraya ihtiyaç duyulmuyor Ahbap organizasyonları için. Çünkü biz paraya dokunmuyoruz, bizde para mefhumu yok. Hayırsever ile ihtiyacı olanı buluşturuyoruz, yardımı yaptırıyoruz. Hayırsever parayı kime verdiğini, paranın kime gittiğini görebiliyor, kendisi de rahatlıyor biz de. Bu konuda Ahbap bir nevi aracı, gönül komisyoncusu. Böyle de olmaya devam edecek.

Ahbap’la onca çabalarken ve dikkat ederken bir kandırılma hikâyesine kurban olmaktan kaçamadınız. İnsanlara yardım etmek için yoğun çaba harcadığınız hayatınızda böyle kandırılınca ne hissettiniz?

Aslında bu kandırılma hikâyesi Ahbap ile alakalı bir şey değil, kişi ile alakalı. Evet, bir kızımız vardı, kendisini kanserli olarak tanıttı, gitar çaldım ona. Ama bunun Ahbap ile ilgisi yoktu. Yani Ahbap’ta ona bir yardım kampanyası yapmadık. Ben Haluk Levent olarak ilgilendim onunla, onu gönüllü Ahbap üyesi yaptım. Yardım kampanyası başlatmış olsaydım ortaya çıkardı çünkü bizler bütün raporları alırız, ilgili doktor ve hastanelerle görüşürüz, valiliklerle görüşürüz, yardım kampanyası başlatalım mı diye sorarız. Dolayısıyla, Ahbap yardım kampanyası olmadığından ilgili belgeleri araştırmadığımız için maalesef kişisel olarak kandırıldım.

Korona, genel olarak müzik dünyasında ve Haluk Levent’in hayatında neleri değiştirecek?

Dünyada çok şeyin değişeceğine inanmıyorum. Herkes korona sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyor. Maalesef her şey eskisi gibi olacak. Çünkü ülkeler bazında benciliz; ülkelerin sistemleri duyguya değil kasalarına girecek paraya dayalı çalışıyor. Ama bizim Ahbap olarak korona günleri sonrasında bilime, sağlığa, teknolojiye ve araştırmaya daha çok önem veren bir topluluk olacağımızı söyleyebilirim. Çünkü dünyayı bilim, araştırma kurtaracak. İleride belki yine salgınlar olacak, ama belki biz öyle bir gençlik yetiştireceğiz ki, o gençler o salgınlara karşı mücadele edecek, Ahbap’tan çıkmış bir genç elinden gelen her şeyi yapacak.

Haluk Levent
Ahbap
İstanbul
Sayı 002

BENZER

Kalben, kendi müzik yolculuğunu, küçücük bir çocukken müzikle kurmaya başladığı ilişkiyi, yedi yaşında blok flütle Fikret Kızılok’tan “Bu Kalp Seni Unutur mu?”yu çaldığı günleri, yaşadığı sıkıntılarda nasıl müziğe sığındığını kaleme aldı.
Özlenen yaz etkinlikleri İstanbul'un kültür sanat ajandasına eklenmeye devam ediyor. En yeni etkinlik haberleri ise Beykoz Kundura'dan geldi.
Kadına yönelik şiddetle mücadele denince akla ilk gelen isim Mor Çatı… 30 yıldır büyük bir dayanışma içinde mücadeleyi sürdüren Vakıf için kuruluş yıl dönümü vesilesiyle tasarımcılar ve ünlü simalar bir araya geldi.