"2000 senesini görmeyi çok isterim"

Fotoğraf
Burak Kuru
25 Kasım 2021 - 14:27

Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 eğitim ve öğretim yılı mezunlarının Hatıra Broşürü’nden bir sayfa. 12-A sınıfından 1100 numaralı öğrenci, tüm mezunlara yöneltilen yirmi soruluk testi yanıtlıyor. Üçüncü soru “İstikbal projeniz?” şeklinde. Söz konusu yıllığın her sayfasında emeği olan öğrencinin cevabını okuyalım: “Matbaacılıkta inkılap yapıp memleketimizde baskı tekniğini ve sanatını Avrupa ayarına yükseltmek, muhtelif janr neşriyatta bulunup, gerek siyaset gerek fikir ve sanat âleminde hareketler yaratmak.”

Abdi İpekçi, on sekiz yaşında koyduğu hedefe çok geçmeden ulaştı ve Türkiye basın tarihinin en önemli isimleri, kahramanları arasında yerini aldı.

1929’da İstanbul’da Cevdet İpekçi ve Vesime Hanım’ın iki oğlu ve üç kızının ardından altıncı çocukları olarak dünyaya gelen Abdi İpekçi’nin doğduğu gün, kendisinden yirmi yaş büyük ağabeyi Mehmet İpekçi 9 Ağustos tarihinde not defterine şöyle not düşmüş: “Beklenmeyen ve istenmeyen bebek sağlıklı doğdu. Allah uzun ömür versin.” İpekçi Ailesi verem nedeniyle iki kızını yitirdiği için bu hastalığın oğulları Abdi’ye de bulaşmasından endişe duymuştu. Evden uzak geçen okul hayatında Galatasaray Lisesi’ni tamamladı, hukuk eğitimine devam ederken farklı tekliflere rağmen gazeteciliğe başladı.

Galatasaray Lisesi 1947-48 ders yılı mezunları

Kendi hazırladığı lise yıllığından

Abdi İpekçi henüz on sekiz yaşındayken Galatasaray Lisesi Mezunlar Hatıra Broşürü’ndeki sorulara verdiği geleceğe dair hayat dersi içeren cevaplarla da günümüze ışık tutuyor. Ders niteliğinde cevaplarının bazıları:

Yerinde olmayı tercih veya tahayyül ettiğiniz büyük adamlar kimlerdir? Neden?

Cemal Nadir’in yerinde olmayı tahayyül ederim. Büyük bir karikatürist olduğu için değil fakat kendi sahasının en şöhretli ve en kıymetli adamı olup dünyanın en mütevazı insanı olarak kalmasını bildiği için.

Hayatı mütevekkilane kabul etmeli mi, yoksa isyankâr mı olmalı?

Hayat bir mücadeledir, isyankâr olmalı diyemeyeceğim. Çünkü öyle hadiseler vardır ki insana bağlı değildir. Yani insan iradesinin değiştiremeyeceği neviden şeylerdir. İşte bu gibi hadiseleri mütevekkilane kabul etmeli, irademizle hâkim olabileceğimizi hissettiğimiz yerlerde de isyankâr olmalıyız. Esasen mesut insan bu işi yapabilen insandır.

Lakaplarınız nelerdir?

Çok lakabım oldu fakat hiçbiri üzerimde kalmadı. Mamafih birkaçını sayayım: Liberman, Mikrofon, Koza, Organizatör, Karakaçan, Haşmet, Genel Sekreter.

Beğendiğiniz bir söz, vecize yahut mısrayı söyleyiniz:

Yalnız duyan yaşar sözü, derler ki, doğrudur
Yalnız duyan çeker derim, en doğru söz budur.
” Yahya Kemal Beyatlı

Zafer biraz da hasar ister.” Tevfik Fikret

Abdi İpekçi (Fotoğraf: Garbis Özatay)

Önce Mehmet İpekçi’den ortaklık teklifi aldı ve ilk defa ağabeyine hayır dedi. Dönemin sinema filmleri dış alımlarıyla uğraşan amcaları Fahir ve İhsan İpekçi’nin “Matbaa makinesi almana yardım edelim. Bizim sinemaların bilet basma işini sen yap. Bir yıl içinde makine kendini amorti eder. İkinci yıldan itibaren, makine de senin olur, bütün kârlar da. İstersen matbaanı büyüt başka işler de yap” teklifi daha büyüktü ama cevabı değişmedi.

İlk işi Ahmed Emin Yalman’ın Vatan gazetesinde on beş gün sürdü. Amcası Fahir İpekçi’nin girişimiyle başlayan görevi, Yalman’ın “Alın bu çocuğu, gazetecide olması gereken yırtıcılık bunda yok. Gazeteci olmaz bundan, siz bunu tüccar yapın” sözüyle son buldu.

Arkadaşı İzzet Sedes’in yardımıyla sıradaki işini yine okul yıllığı sayesinde buldu. Sedes, Yeni Sabah gazetesinin yazı işleri müdürü ve aynı zamanda akrabası olan Murat Sertoğlu’na Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 döneminin yıllığını gösterince, gazetecilik yeteneği anlaşıldı. Yıllıkta göze çarpan farklı bir mizanpaj (sayfa tasarımı), Abdi İpekçi’nin çizimleri ve yazıları.

Yabancı dil bildiği için Beyoğlu muhabiri olarak işe başladı. Beyoğlu muhabirliği nasıl bir şey peki? Günümüze kalmadı ama o zamanlar nasıl olduğunu Hıfzı Topuz’dan dinleyelim: “Beyoğlu muhabirliği demek şu demek: Gidiyoruz, otelleri dolaşıyoruz, gelen önemli birisi varsa onlardan randevu alıyoruz; havaalanına gidiyoruz, gelen olursa onları karşılıyoruz, Galata Rıhtımı’na gidiyoruz, orada yolcu gemileri olursa inenlere bakıyoruz, yolcuları kaptana soruyoruz, ünlü kişiler heyeti geliyorsa onlarla hemen röportaj yapıyoruz. Bazen önemli şeyler oluyor, atlatma haber; öbürlerine haber vermeden birileriyle konuşuluyor. Bazen de rutin haberleri aramızda paylaştırıyorduk. Birbirimize haber aktarıyorduk. Böyle bir iş birliği halinde çalışıyorduk.” Selami Akpınar’dan tamamlayalım: “Beyoğlu muhabirliği için yabancı dil bilmek gerekiyordu. Beyoğlu muhabirliğinin haber kaynakları daha ziyade ünlü otellerdi: Park Otel, Hilton, Pera Palas gibi. Otellerdeki yabancıları izler, onlardan haber alırlardı.

Abdi İpekçi yazı yazan, haber kovalayan, çizim yapan, mizanpajı iyi bilen bir gazeteci olarak gittiği her yerde fark yaratmaya başladı.

Yeni Sabah’ın ardından gelen Yeni İstanbul macerasını, gazeteyi çıkaran çekirdek kadroyla beraber geçtiği İstanbul Ekspres gazetesi günleri takip etti. Burada geniş bir hareket alanı bulmuş ve yeteneklerini büyüleyici şekilde sergilemeye başlamıştı. Gazete bu sayede büyük bir patlama yaptı ve tirajı hızla yükseldi.

Beyoğlu muhabirliği günleri 

Abdi İpekçi’nin Yeni İstanbul gazetesindeki Beyoğlu muhabirliği günlerinden bir haber. 14 Ekim 1950 tarihli gazetede, “Mülteci problemini halletmek için yeni bir çare bulundu” başlıklı yazısından bir pasaj:

Türkiye’deki yabancı mültecilerin başka memleketlere yerleştirilmesi meselesiyle uğraşmak üzere memleketimize gelen İngiliz’in anlattıkları... Beyoğlu’nun arka sokaklarının loşluklarına gizlenmiş bir binanın ikinci katının kapısında şöyle bir levha vardır: I.R.O. (Milletlerarası Mülteciler Organizasyonu). İşte bu evde birkaç günden beri hummalı bir faaliyet göze çarpmaktadır. Haddizatında esrarengiz gözüken fakat aslında insani hareketten başka bir şey olmayan bu faaliyetin başına İngiltere’den yeni gelen bir zat geçmiştir: Mr. Luscomb. Beyoğlu’ndaki evin mutevazı bir odasında Türkiye’ye muhtelif peyk memleketlerden sığınan mültecilerin durumuna bir hal çaresi bulmak için uğraşan bu zat diyor ki: I.R.O.’nun tasfiyesine başlanmıştır. Şimdiye kadar Türkiye’ye sığınmış olan mültecilerden bir kısmını, kendilerini kabul eden memleketlere yollamıştık. Fakat asıl güçlük şimdi başlıyor! Yaşları, cinsleri, meslekleri, dinleri gibi sebeplerden, hiçbir memleket tarafından kabul edilmemiş olan yüzlerce mülteci vardır. I.R.O.’nun yardımı bittiği için bunlar perişan olacaklardır. İşte bu gibileri, içinde bulundukları müşkül vaziyetten kurtarmak için yeni bir servis ihdas ettik: yerleştirme servisi...

Milliyet Sanat kapağı

Bu esnada Milliyet gazetesinin atılım yapması için çalışmalarını sürdüren Ercüment Karacan, babası Ali Naci Karacan’a “Genç, dünyaya açık, dış basını bilen bir gazeteciyi getirelim başa. Sen deneyiminle yol göster ancak bırak o istediği gibi bir gazete yapsın. Değişik bir şey verelim Babıâli’ye” çıkışını yapmış, “Dediğin doğru ama bu yetenekte bir insan var mı acaba? Hem genç olacak hem dünyayı bilecek hem de büyük bir hamle yapan bir gazeteyi yönetebilecek” cevabını almıştı.

Aslında cevabı İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin, Abdi İpekçi Milliyet’e gitmek için kendisinden izin istediği sırada ona söylediği şu sözlerle vermişti: “Sen yetenekli bir gençsin, Milliyet’e gitmende fayda var. Sana daha rahat hareket edebileceğin bir alan gerekiyor. O alan da Milliyet’te oldukça geniş. Ayrıca, burada alıştığın ve orada da yanında görmek istediğin arkadaşların varsa onları da beraberinde götürebilirsin. Ben gücenmem. Çünkü sizin artık bu gazeteye sığmadığınızı biliyorum.

Abdi İpekçi’nin yirmi dört yaşındayken kapısından girip yaşamının sonuna kadar ayrılmadığı ve bir efsane haline getirdiği Milliyet günleri bu şekilde başladı. Yanında, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gazetelerindeki mesai arkadaşı ve aynı gün girdiği Milliyet’ten yaşamını yitirdiği 18 Ekim 2021’e kadar ayrılmayan Sami Kohen vardı.

Abdi İpekçi sürekli yenilik peşinde koşmakla kalmadı, gazeteciliğe yenilikler de getirdi. İlk günlerinde ortaya koyduğu vizyona Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız’ın ortak çalışması Gazeteci kitabından bakalım: “Babıâli’nin alıştığı kalıpların dışında bir gazete hazırlamalıyız. Bu gazete öncelikle geniş ve çeşitli kitlelere seslenmeli. Hem siyasi haberleri hem ekonomik haberleri verebilmeli. Magazin ve sporu doyurucu olmalı. Çok ciddi, çok doğru habercilik yapmalıyız. Dış olayları çok iyi izlemeli ve yorumlayarak vermeliyiz. Bence Babıâli’nin alışık olduğu haber dilini de değiştirip daha rahat okunan, daha sıcak bir anlatım getirmeliyiz. Güzel ve çarpıcı fotoğraflara yönelmeliyiz. Kadın okuyucunun ilgisini çekecek köşeler ya da ekler hazırlamalıyız. Bütün bunları çok iyi dengelemeliyiz ve sayfalar arasındaki uyumu kurmalıyız. Milliyet toplumun çok değişik kesimlerine seslenebilen bir gazete olarak çıkmalı. Bunu başarabilirsek Babıâli’ye yeni bir gazete vermiş oluruz ve sanıyorum büyük gazetelerin arasına girebiliriz.

İpekçi, haberlerin tarafsız yazılmasını isteyecek ve “Beş N Bir K” kuralının uygulanmasında ısrarcı olacaktı. Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim. Bu soruların cevaplarının yer almaması halinde haber eksik kabul edilecekti.

Getirdiği yeniliklerin bazısı şöyle oldu: Başyazı, kesin olarak birinci sayfada bitiyordu. Siyasi haberlerin yanına mutlaka sıcak, okurun ilgisini çekecek konular konuluyordu. Arka sayfa spor sayfası yapıldı. Tam sayfa spor hazırlamak, o güne kadar Babıali’de olmayan, alışılmamış bir olaydı. Maç resimleri mutlaka golleri gösterecek, foto muhabirlerine bu uzun uzun anlatılacaktı. Zengin yazar kadrosunu sayfalara bölüştürerek her sayfanın bir lokomotifi olmasını planladı. Kadrosu da görkemliydi: Peyami Safa, Refi Cevad Ulunay, Reşad Ekrem Koçu gibi yazarlar; Bedri Koraman, Oğuz Aral, Osman Er gibi çizerler.

Haberlerin tarafsız yazılmasını isteyecek ve “Beş N Bir K” kuralının uygulanmasında ısrarcı olacaktı. Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim: Bu soruların cevaplarının yer almaması halinde haberi eksik kabul etmeleri gerektiğini sorumlulara anlatacak ve muhabirlere doğrusunu yazmaları için uyarıda bulunmalarını söyleyecekti.

Ortaya koyduğu vizyonu harfiyen yerine getirdiğini zaman içerisinde herkes gördü.

1954’te Milliyet gazetesinin yazı işleri müdürü, 1961’de umumi neşriyat müdürü, yani genel yayın yönetmeni olarak Türkiye basın tarihine damga vuran Abdi İpekçi beraber çalıştığı gazetecilerde büyük etki bıraktı. Bu etki, Türkiye Sözlü Basın Tarihi’nde onunla mesai paylaşan tarihimizin dev gazetecileri tarafından detaylı şekilde anlatılıyor. Sözü artık onlara verelim...

Abdi İpekçi

Gazeteciler İpekçi'yi nasıl hatırlıyor

İpekçi’nin getirdiği kurallara ilişkin, uzun yıllar mesai paylaştığı gazeteci Hasan Yılmaer şu ifadeleri kullanıyor: “Haberi iki kaynaktan doğrulatma kuralı Abdi Bey’in zamanında kesinleşti, daha sistematik oldu. Mutlaka her şeyde, yani en ufak hadisede ‘Bir de başka tarafa sordun mu?’ veya ‘Hakikaten öyle mi?’ gibi şey çok rijit uygulanmaya başladı.

Nail Güreli: “Abdi İpekçi’den gelen alışkanlığımızdır meslek ilkeleri. O, meslek ilkelerinin uygulanmasına çok dikkat ederdi. Bir haberde adı geçen, eleştirilen bir kurum veya kişi varsa, mutlaka o kurumun yahut o kişinin görüşünü de alıp o haberin altına eklemek şarttı Milliyet’te. Milliyet’e ‘Basında Güven’ sloganı konmuştu, Abdi Bey’in zamanında gazetenin sembolü olmuştu.

Hıfzı Topuz: “Yazılı bir meslek ahlakı ilkeleri yoktu o zaman, yani meslek ahlakı sözlüydü, bilinçlerdeydi. Yazılı basın ahlakı 1960’tan sonra Abdi İpekçi’nin girişimiyle oldu. Yani biz gazeteciliğe başladığımız zaman yazılı basın ahlakının bir geçmişi yoktu, yine de herkes bunun bilincindeydi ve eğer meslek ahlakına uymayan bir davranışı olmuşsa bir arkadaşın, o kınanırdı, küçümsenirdi, gözden düşerdi. İtibarlarını yitirirlerdi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olan ilk üç kadından biri olarak basınımızın efsane muhabirleri arasında yer alan Vasfiye Özkoçak: “O zaman henüz haberi kaynaktan teyit etmek bir gelenek değildi. O muhabir ile yazı işleri müdürüne bağlıydı. Mesela hiçbir zaman benim haberim geri çevrilmedi. Yazı işleri müdürü muhabirlere güvenmediği zaman evet. Fakat muhabire güveniyorsa yapmaz öyle bir şey. Mesela, Abdi [İpekçi] Bey, benim haberimi okur: ‘Vasfiye Hanım, bu haber sadece bizde mi var?’ diye sorardı. ‘Falanca arkadaşta da olabilir’ derdim. Başka bir arkadaşta varsa o zaman ikinci sayfaya atacak, üçüncü sayfaya atacak. Öyle değilse baş sayfada verecek. Ondan sonra benim haberim aynen çıkardı. Yalnız, Abdi Bey dikkatli bir insandı, titiz bir insandı. Yalan veya yanlış bir haberi katiyen kullanmazdı. Abdi Bey haberi nasıl teyit ederdi biliyor musunuz? Mesela bana derdi ki, ‘Arkadaşların duymasın, araştırsana, böyle bir haber geldi’ derdi. Ben derdim ki: ‘Efendim, biz o haberi almadık, şöyle şöyle bir tarafı var o haberin.’ Tamam derdi ve haber çıkmazdı.

Abdi İpekçi tarafsızlığına bir örnek: Tüm gazetelerin gıptayla baktığı, döneminde bir ekol oluşturan Milliyet spor servisi, tarihimizin efsane spor insanlarına da sayfalarında emekçi olarak yer vermiştir. Galatasaray efsanesi Gündüz Kılıç bunlardan biri olmuş, spor servisinin kadrosuna yazar olarak katılmıştı. İpekçi, son yazılarında Galatasaray’a destek verdiğini düşündüğü Baba Gündüz’e, Kahraman Bapçum’un aktardığı şekliyle şöyle çıkışıyor: “Kimsenin gazeteyi Galatasaray Kulübü’ne angaje etmeye hakkı yoktur Gündüz Ağabey.” Herkese öğüdü de şu oluyor: “Siz belki de bir taraf olabilirsiniz ama evvela mesleğinize bakın.

Abdi İpekçi’nin meslek ahlakının yanı sıra görsel olarak getirdiği farklılıklar da vardı. Orhan Karaveli anlatıyor: “Gazetecilikte mizanpaj çok önemlidir. Abdi İpekçi’yi Abdi İpekçi yapan mizanpajdır. Haberi kaç sütunda vereceksiniz. Sekiz sütuna vereceksiniz veya sürmanşet yapacaksınız veya altına öyle bir resim koyacaksınız ki, deyim yerindeyse gazete bir tarafa yatmayacak. Dolayısıyla gazeteci olan adamın aynı zamanda belli bir zevk algısı olması gerekir.

Necmi Tanyolaç: “Abdi İpekçi, Türkiye’deki en büyük yazı işleri müdürlerinden biridir, patronları dahi o eğitmiştir, muhteşem bir adamdır.”

Abdi İpekçi, Galatasaray Lisesi Mezunlar Hatıra Broşürü’nde kaç yaşına kadar yaşamak istediğine ilişkin soruyu “Muayyen bir yaş söyleyemem ama 2000 senesini görmeyi çok isterim” şeklinde cevaplamıştı. Maalesef 1 Şubat 1979’da hain bir saldırıyla yaşam hakkı elinden alındı. Onun Türk basınına getirdiği yenilikler, uğruna mücadele verdiği barış iklimi, onun izinden gitmek için çabalayan gerçek gazeteciler tarafından sahip çıkılan bir miras olarak hâlâ yaşıyor.

Abdi İpekçi

Abdi İpekçi'nin cenazesinden...

Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız’ın kapsamlı eseri Gazeteci’de Abdi İpekçi’nin cinayete kurban gitmesinin ardından cenazesindeki atmosfer şöyle anlatılıyor: “Cenaze arabasının içinden uğruna canını verdiği Babıali’yi son kez selamlıyordu... Binlerce insan Teşvikiye Camii’nin avlusuna sığamadı. Camiyi çevreleyen tüm sokaklar tıklım tıklımdı. Musalla taşındaki tabutun başında genç gazeteciler nöbet tutuyordu. Bahçenin bir köşesinde İpekçi Ailesi ve yakınları, bir başka köşesinde başbakan ve hükümet üyeleri, onların yanında da Süleyman Demirel ve AP milletvekilleri duruyordu.

O gün kortejde yer alan gazetecilerden biri de daha sonra Milliyet’in genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Sedat Ergin’di. 2 Şubat 2019’da Hürriyet gazetesinde “Tam 40 yıl sonra Abdi İpekçi’yi hatırlamak” başlıklı yazısında günü tekrar hatırlamıştı: “Tarih 4 Şubat 1979. O günden yine zihnime yerleşmiş zaman kesitleri... Maçka’dan Teşvikiye Camii’ne doğru giden uzun kortejde cenaze arabasının arkasındaki çelenkleri taşıyan gazetecilerden biri de bendim. O sırada sarı basın kartına henüz hak kazanmıştım (...)

Milliyet gazetesinin düzenlediği panelde İpekçi’yi anlatan, kendisiyle en uzun süre birlikte çalışmış gazeteci unvanına
sahip duayenimiz Sami Kohen, İpekçi’nin gazeteciliğinin öncelikle ‘objektif’ ve ‘dengeli’ olduğunu vurguladı; bu arada ‘uzlaşıcı’ yönüne özellikle vurgu yaptı, ‘kavgacı değildi’ diye konuştu.

Abdi Bey, bütün bu değerlerin bir bileşkesi olarak Türkiye’de sağduyunun sesiydi.

İşte onun canına kasteden odağın hedefi, aynı zamanda Abdi Bey’in kişiliği ve duruşuyla özdeşleşmiş olan bu değerlerdi. Onu öldürerek, bir kaosa sürüklemek istedikleri Türkiye’nin dengesini, ayarlarını sarsmak, uzlaşmayı değil kutuplaşmayı körüklemek ve ülkenin sağduyusunu körleştirmek istemişlerdi. Ne yazık ki, o dönemde bu hedeflerine ulaştılar da.

1 Şubat 1979, Türkiye’nin o tarihte bu değerlerin en önemli sembolünü, en sağlam savunucusunu yitirdiği gündür.

Abdi İpekçi, Türk basınına yerleştirdiği evrensel gazetecilik ölçüleriyle bir büyük müesseseydi. Bu tür müessese şahsiyetler öbür dünyaya göç etseler bile, geride bıraktıkları miras, yerleştirdikleri gelenekler ve yükselttikleri çıta sayesinde ölümlerinden sonra da yol göstermeye devam ederler. Ölümünün ardından 50 yıl ya da 60 yıl da geçse Abdi İpekçi bir müessese olarak Türkiye’ye ve Türk basınına ışığını saçmaya devam edecek.

Abdi İpekçi Barış Anıtı

İstanbul'un en şık vitrinleri orada

Abdi İpekçi’yi bizden alan suikastın yaşandığı nokta, İstanbul’da Maçka semtinde Emlak Caddesi üzerinde yer alıyor. İpekçi’nin evinin de bulunduğu bu cadde, suikastten beş gün sonra, 6 Şubat 1979’da İstanbul Belediye Meclisi kararıyla Abdi İpekçi Caddesi adını aldı. Yaşamı boyunca güzel sanatlarla ilgilenmiş ve yaptığı her işte görsel zenginliği önemsemiş olan İpekçi’nin adını taşıyan cadde bugün ona yakışır şekilde İstanbul’un en şık mağazalarına ev sahipliği yapıyor, hatta gördüğü ilgi nedeniyle emlak fiyatı olarak dünyanın en pahalı merkezleri arasında yer alıyor. 2000 yılında, mimar Erhan İşözen’in projesini gerçekleştirdiği, heykeltıraş Gürdal Duyar’ın biçim verdiği Abdi İpekçi Barış Anıtı yine bu caddede bulunuyor.

Abdi İpekçi
Gazeteci
Galatasaray Lisesi
Milliyet
Yeni Sabah
Abdi İpekçi Caddesi
Nişantaşı
İstanbul
Sayı 008

BENZER

İBB’nin bu yıl dört güne yaydığı 29 Ekim kutlamaları gözlere, kulaklara ve kalplere hitap ediyor.
İstanbul geleceğin kuluçka merkezidir her konuda. İstanbul geçmişten geleceğe en sağlam geçişin tasarlanacağı köprüdür. Hiçbir sayfa eksik kalmaz bu şehirde; herkes, dünyanın her köşesi kendinden bir parça bulur. Her İstanbullunun kendisini bulduğu bir dergiyle buluşuyor olacağız.
İstanbullu okurların, kitapseverlerin, bu şehrin kültürünü, tarihini merak edenlerin dergimize gösterdiği ilgi beni çok memnun ediyor. Özellikle pandeminin sürdüğü şu günlerde yayın hayatının ikinci yılını yaşayan İST’in, şehrin sosyal ve kültürel hayatını özleyenler için de bir sığınak olduğunu görmek mutluluk verici.