Cumhuriyet’in Anıt Kadını: Türkan Saylan

Fotoğraf
Cengiz Özkarabekir Arşivi
24 Kasım 2022 - 14:47

Tarih, sürekliliklerden ve kopuşlardan, diğer bir deyişle tekrarlardan ve devrimlerden ibarettir. Türk modernleşmesi de bu kaideye tabidir. Nitekim Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerken, biz yeni Cumhuriyet’in çocukları olarak bir yandan tarihin ibresini dahi şaşırtacak bir hızda pek çok yeniliğe kavuşurken bir yandan da nice ananeyi ve kaideyi miras aldık. Kadınların hak mücadelesi, Türk modernleşme serüvenimizden Cumhuriyet’e tevarüs eden hareketlerden biridir.

Bizler bugün artık çalışkan araştırmacılarımız sayesinde biliyoruz ki kadın hareketi Cumhuriyet’ten çok önce kavuşur yola çıkma cesaretine. 19. yüzyılın ortalarından itibaren tek tük çıkan sesler, 20. yüzyılın başında artık enikonu gürleşir. Bu dönemde kaleme alınan yazılarda Osmanlı toplumunun ihya olması için ilk eğitimin ailede başladığı, bu minvalde kadınlara büyük görevler düştüğü, onların da eğitim almaları, kendilerini yetiştirmeleri gerektiği ve bu yolla ancak vatan için iyi evlatlar yetiştirebilecekleri vurgulanır.

Keza Cumhuriyet de benzer bir yaklaşımla – elbette çeşitli artılar koyarak– eğilir kadınların hak mücadelesine. Zira Cumhuriyet öyle topyekûn bir ihya projesi, olmazsa olmaz bir Batılılaşma mücadelesidir ki kadınıyla, çocuğuyla, erkeğiyle bütün bir toplum seferber olmalıdır. Bu seferberlikte aslan payı kadınlarındır. Cumhuriyeti temsil edecek olan bütün yurttaşlar gibi kadınlar da eğitimli, çağdaş ve Cumhuriyet ilkelerine bağlı olmalı ve bu donanımla yeni nesiller yetiştirmelidir. Bunun yanı sıra kadınlar Osmanlı’nın borçları altında ezilen
ülke ekonomisine katkı sağlamalı, meslek sahibi olmalıdır. Cumhuriyet’in erken dönemlerinde idealize edilen “kadın” bu minvaldedir.

ÇOCUKLUK YILLARINDA TÜRKAN SAYLAN (SOLDA, AYAKTA) VE AİLESİ

Prof. Dr. Türkan Saylan 13 Aralık 1935 yılında işte böyle bir emeli taşıyan Cumhuriyet’e açar gözlerini. Cumhuriyet’in ilk müteahhitlerinden olan babası Fasih Galip Bey eğitimli, aydın, yeni rejimin inançlı bir yurttaşıdır. Evlendikten sonra Leyla ismini alacak, İsviçre doğumlu annesi Lilimina Hanım ise tam anlamıyla Cumhuriyet’in kurucu babalarının arzu ettiği kadındır; çekirdekten Batılı, eğitimli, dirayetli ve disiplinlidir; eşi için ismini, aidiyetini değiştirecek kadar da özverilidir. Türkan Saylan, yeni rejimin istediği tipte bir ailenin kızı ve Cumhuriyet’in ilk kız öğrencilerinden biri olarak dönemin hatırı sayılır okullarının tedrisatından geçer. İlköğretimi Kandilli İlkokulu’nda okur. Liseyi Kandilli Kız Lisesi’nde bitirdikten sonra İstanbul Tıp Fakültesi’nde öğrenim görmeye başlar ve sonrasında ise o zamanlar hiçbir doktor adayının kolay kolay eğilmeye cesaret edemediği, ceremesini çekenlerin ise hastalıklarını sır gibi sakladıkları bir alan olan Deri ve Zührevi Hastalıklar üzerine uzmanlığını yapar. Bu uzmanlık onu, daha sonra binlerce cüzzamlının hayatına dokunan bir sağlık kahramanı yapacak yolun ilk taşı olur. 1968 yılında İÜ Tıp Fakültesi’nde Dermatoloji Anabilim Dalı’nda başasistanlık yapmaya başlar, 1971 yılında ise İngiltere’de devam ettiği eğitimini bir kademe daha yukarı taşıyarak 1972’de doçentlik, 1977 yılında ise profesörlük mertebesine erişir.

Türkan Saylan

Cüzzamla Savaş Derneği

Türkan Saylan, çalışkanlığı ve gözü pekliği sayesinde kısa zamanda hatırlı akademik unvanlar edinmesinin yanı sıra çok sayıda hastayı da yakından inceleme fırsatı bulur. Bilhassa cüzzam konusunda Türkiye’de anlatıların çarpıklığı, tedavilerin yetersizliği dikkatini çeker. Ülkeye döndüğünde 1976 yılında Cüzzamla Savaş Derneği’ni kurar. Türkiye’nin dört bir yanında cüzzamlı hastalara ulaşır. Yalnızca hastalıkla değil, cüzzam hastalarını toplumun dışına iten algıyla da savaşır. Televizyon, radyo ve gazetelerde demeçler vererek cüzzam konusunda doğru bilinen yanlışları düzeltmeye çalışır. Karanlık odalara mahkûm olan insanlara umut ışığı olur, onların hayatlarını değiştirir.

"Hiç çekinmeyin, dokunun onlara, çocuklar! (...) Hastanıza uzaktan bakarak belki teşhiste bulunabilirsiniz ama hastanın gönlü de lazımdır size. Gönlünü kazanamazsanız, hastalığı kolayca yenemezsiniz” der, cüzzamlı hastalar üzerine birlikte çalıştığı diğer meslektaşlarına, cüzzam hastalarının aileleri bile kendilerinden köşe bucak kaçarken.

Türkan Saylan meslek hayatı boyunca pek çok hekimin gözlerini kaçırdığı vakalara gözlerini dikerek bakmayı, toplumun dışına itilmiş insanları kucaklamayı şiar beller. Cüzzamın yanı sıra cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisiyle de ilgilenir. Onun söylediği şu birkaç cümle, meslek hayatı boyunca sergilediği Hipokrat’a bile parmak ısırtacak hekim tavrını açıklar niteliktedir:

"Hekimlik mesleğini seçen insanların özveriden kaçınmaları ne büyük yazıktı! Dünyada binlerce meslek ve iş dalı vardı. Fedakârlık etmekten gocunanların, bu meslekten uzak durmaları gerektiğini düşünmüşümdür hep. Çünkü hekimlik, acılara eğilmektir, acıları dinlemektir, acıları dindirmektir. Sonsuz özveri ister."

Nitekim yaptığı çalışmalar dünyanın pek çok yerinde yankı uyandırır. 1986 yılında Hindistan’da "Uluslararası Gandhi Ödülü"ne layık görülür, Dünya Sağlık Örgütü’nün Lepra Birliği’nde kurucu üye, Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi ve Uluslararası Lepra Derneği’nde de üyelik yapar. Uluslararası Lepra Kontrol Programı koordinatörlüğü, İstanbul Lepra Hastanesi’nin başhekimliği, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı başkanlığı, İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürlüğü de onun icra ettiği görevlerden bazılarıdır.

Türkan Saylan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kuruluşunda yer aldı

ÇYDD yolculuğu

1989’da ülke çapında tanınmasına vesile olacak ve ismiyle bütünleşecek olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kuruluşunda yer alır, derneğin ilk genel başkanı seçilir.

ÇYDD ile birlikte Anadolu’daki köy ve kasabalardaki okulların yenilenmesi, ana sınıflarına oyun parkları yapılması gibi işler kotarır. Ama onu asıl efsaneleştirecek icraatı, kız çocuklarının okula gitmesi için gösterdiği kararlı mücadeledir.

Gerçekten de Türkan Saylan, ülkenin en koyu ataerkil coğrafyasında asırlardır hüküm süren düzene meydan okur. Kızların âdeta alınıp satıldığı, horlandığı, çocuk yaşta evlendirilip anne yapıldığı topraklarda kızların eğitim alması, meslek sahibi olması için didinir. Değil kız çocuklarını, erkek çocuklarını yoksulluktan okutamayan aileleri de ikna eder, burs sağlar, eğitim hayatına katılmaları için elinden geleni yapar. Sayısız kızı, henüz oyuncaklarıyla oynadığı bir yaşta evlenmekten, tarlalarda işçi olarak hayatını sürdürmekten kurtararak kaderlerini değiştirir. “Kardelenlerim” dediği kızlarına öyle adar ki kendini, gün gelir kendi çocuklarını bile ihmal eder. Hiçbir şey onun ideallerinden daha önemli değildir zira.

O, Anadolu’da insanların ama bilhassa kız çocuklarının asırlardır devam eden makûs talihiyle dört bir cephede savaşırken yeni bir kadın hareketi doğar ve dalga dalga yayılır, İstanbul’dan ülkenin diğer yanına, 1980’lerden başlayarak 1990’lara kadar. Bu dalgadaki kadınlar, yüzyıl önce ilk bayrağı taşıyan hemcinsleri gibi toplumun ihya olması için istememektedir kendi özgürlüklerini. Ne de söylemleri seleflerine benzemektedir. Zira feminizm feminizm içindir artık ve kadına yönelik mesele ve sorunlar artık görmezden gelinemeyecek kadar ivedidir. Nitekim Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi 1990 yılında, Türkan Saylan’ın da başını çektiği bir kadro eliyle bu atmosferde kurulur, İstanbul Üniversitesi bünyesinde. Kadınlara dair meseleleri gün ışığına çıkarmak ve akademik düzeyde araştırılıp üzerine çalışılmasını sağlamak üzere. Merkez yıllar içinde, “Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı” adı altındaki –bu satırların yazarı olan bendenizin de yüksek lisans derecesini kazandığı– tedrisatıyla kadın hareketinde iz bırakan pek çok maruf simayı yoğurur ve Türkiye’deki kadın hareketine hatırı sayılır bir katkı yapar. Türkan Saylan 1996 yılına kadar burada müdür yardımcılığı yapar. Aynı üniversitede verilen kadın sağlığı derslerinin de koordinatörlüğünü uzun bir müddet için üstlenir. 13 Aralık 2002’de ise başta Dermatoloji Kliniği öğretim üyesi olarak devam ettiği görevi olmak üzere üniversitedeki bütün görevlerini nihayetlendirerek emekliye ayrılır. Ne var ki Cumhuriyet ve onun kızları için mücadele etmeyi ömrünün sonuna kadar sürdürür.

30 yıllık arkadaşı, yoldaşı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Saylan hakkında, "Aynı anda çok işle uğraşılabileceğini, zamanı iyi kullanmayı, sorunun değil de çözümün bir parçası olmayı ondan öğrendim" der.

Türkan Saylan

18 Mayıs 2009’da meme kanseri yüzünden hayata gözlerini yumana dek Türkan Saylan ortalama bir insan ömrüne kolay kolay sığmayacak işler yapar, aynı göğüste bir araya gelmeyecek çeşitte başarı nişaneleri kazanır. Ölümle bile kıran kırana savaşır, hayata, ideallerine tutunmaya çalışır. Hasta yatağından sevgili kızlarına hitap etmeyi ihmal etmez. Elinden, dilinden ne geliyorsa adadığı kardelenleri için bir mektup kaleme alır.

"Sen sevgili kızım, artık neden kız doğmuşum demeyi bırak. Olabileceğinin en iyisi olmayı hedefle! Ailen seni iyiye, daha iyi bir yaşama yönlendirememişse, ananın yazgısı senin yazgın gibi yorumlanmışsa, karşına bir yönder olarak kesinlikle bir öğretmenin, çağdaş, yol gösterici, ufuk açıcı bir büyüğün çıkacaktır. Onu yüreğinle ve aklınla dinle. İşte o, senin koşullarında iken kabuğunu bir şekilde kıran ve sonra da sizlerin yolunu açmayı öz görev bilen bir benzerinizdir."

Cumhuriyet’in ilk kızlarından olan Türkan Saylan, işte böyle nasihat eder, Cumhuriyet’in yeni nesil genç kızlarına. Hayatı boyunca sevdiklerini ihmal etmek ve kendini tüketmek pahasına çalışan, İstanbul ile Anadolu’nun ücra bucakları arasında mekik dokuyan, asırlardır cehaletin ve geleneklerin sağırlaştırdığı kulaklara meramını anlatan, bir kızın daha hayatını değiştirmek için çırpınan bir kadının son sözleridir bunlar. Nice baskıya, sorguya, atılan çamura göğüs gererek doğru bildiği yolda yürümüş, binlerce insana ilham vermiş bir kadının Cumhuriyet’in kadınlarına ve kız çocuklarına vasiyetidir aynı zamanda bu: "Olabileceğinin en iyisi olmayı hedefle!"

Prof. Dr. Türkan Saylan, Cumhuriyet ilkelerine bağlı, çalışkan, kendini insanlığa adayan, toplumu tüm hayatı boyunca ihya etmeye çalışan, cehaletle savaşan, sorgulara, baskılara aldırmadan laikliği savunan, aydınlık Cumhuriyet’in ilk kızlarından biridir. Cumhuriyet’in kurucu babalarının tahayyülünün de ötesinde Cumhuriyet devriminin âdeta bir simgesidir. Nitekim tesadüf değildir, ölümünden yıllar sonra bile bir cenah uğruna methiyeler düzerken bir cenahın –rejimle sorunu olan– ise hâlâ üzerine kara atmaya çalışması... Türkan Saylan’ın bir Cumhuriyet kadını olarak taşıdığı meşalenin ne denli kıymetli olduğuna ve hâlâ yandığına delalettir bu durum. Onu minnet, sevgi ve hasretle anıyoruz.

Türkan Saylan

Türkan Saylan'ın ödülleri

Türkan Saylan mücadele ederek ve çalışarak geçirdiği ömrüne layık çok sayıda ödül aldı:

“Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990), “Melvin Jones Ödülü” (1991); “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü”,
İncirli Lions (1996); “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülü, İstanbul Üniversitesi (1996); İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve “Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği” (1996) tarafından verilen onur üyelikleri; “Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü”, İstanbul Üniversitesi (1996); “Kuvayi Milliye Ödülü”, Haliç Rotary (1997); “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü”, Türk Lions Vakfı (1997); “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998); “75. Yıl Ödülü”, Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998); “Uğur Mumcu-Muammer Aksoy Ödülü”, ADD İstanbul Şubesi (1999); “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur Ödülü” (2000); İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001); Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”; “Atatürk Ödülü”, Amerika/ Atatürk Topluluğu (2001); “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002); “Atatürk/Çağdaşlık Ödülü”, Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003); “Üstün Hizmet Ödülü”, Yıldız Teknik Üniversitesi (2004); Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü”, TED Koleji; ‘Kendinden önce hizmet’ ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü”, Rotary Kulübü; “İnsan Hakları Ödülü”, İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004); “Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi Ödülü”, Tempo dergisi (2004); Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004); “Puduhepa Ödülü”, Adana Kütür Sanat Derneği (2005); “Meslek Hizmetleri Ödülü”, Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005); “Toplumsal Barış Ödülü”, Barış Radyo; “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü”, Sosyal Demokrasi Vakfı; İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü (2005); “İyi Kalpli Ol Ödülü”, Türk Kalp Vakfı (2006); “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü”, Dünya gazetesi (2006); “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006); Vehbi Koç Ödülü (2009); Kabataşlılar Derneği Ahmet Taner Kışlalı “Aydın İnsan” Onur Ödülü (2009) bu ödüllerdendir.*

*Kaynak: https://turkansaylan.atasehir.bel.tr/odulleri

KADIN HAREKETİNDE TARİHİ BİR DÖNEMEÇ: 5 ARALIK 1934

Kadınların Cumhuriyet rejimiyle birlikte elde ettiği en önemli kazanımlardan biri, 5 Aralık 1934 yılında yürürlüğe konulan Seçme ve Seçilme Hakkı’dır. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu mesele 1923 yılında Kadın Halk Fırkası’nın Nezihe Muhiddin’in önderliğinde kurulmasıyla gündeme taşınır. Kadınların seçme ve seçilme hakkına kavuşması gerektiği, Kadınlar Halk Fırkası’nın siyasi programında önemli yer teşkil eder. Bu fırka kısa bir süre sonra kapatılınca fırkanın siyasi programı Kadınlar Birliği adı altında tekrar hayata geçirilir. Birliğin yayın organı Türk Kadın Yolu’yla ve kadınların tertip ettiği çeşitli kongreler ve mitinglerle kadınlar seslerini duyurmaya başlar. Kadınların seçme ve seçilme hakkı meselesi sık sık Meclis’e taşınır. Nezihe Muhiddin’in birlikten mecburi ayrılışı sonucunda kadın hareketi ve Kadınlar Birliği bir müddet sessizliğini korusa da bayrağı devralan Latife Bekir ve çevresindeki mücadeleci kadınların çabalarıyla, 1930’lardan itibaren çıkarılan yasalar silsilesi ile kadınlar sırasıyla belediye seçimlerine katılma, köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclislerinde seçilme haklarını, 5 Aralık 1934’te ise mücadelenin en önemli halkası olan milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanır.

Türkan Saylan
Cüzzam
Cüzzamla Savaş Derneği
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Kadın Hakları
Sayı 012

BENZER

Milyonların sevgilisi olmuş dünyaca ünlü yıldızların İstanbul söz konusu olduğunda ortak bir noktaları var. Ne mi? İstanbul’a geldiklerinde görmeden edemedikleri, uğramadan dönmedikleri... Moda’da kedilerle dolu bir ev.
Mevsimin getirdiği umut ve sevinci, geleceğe dönük belirsizlik bir nebze örseliyor olsa da dışarıda güneş yüzünü gösterdikçe güzel günlerin geleceğine dair inancımız da artıyor.
Her yeni seneye adım atarken içimizde biriken umut ve heyecanı kuşkusuz 2021 için de taşıyoruz. Üstelik tüm yaşamımızı kuşatan büyük bir salgınla mücadelemiz devam ederken...