Doğu Demirkol: "Kendimi bildim bileli komedyen olmak istedim"

20 Temmuz 2020 - 11:40

Stand-up gösterileri, turneler, filmler, TV dizisi. Hayatınızda bir süredir böyle başarılı bir kariyer var. Öncesinde ise mühendislik. Bu geçiş nasıl yaşandı? Hep istediğiniz şu an olanlar mıydı?

Kendimi bildim bileli komedyen olmak istedim. Hep şakalar yazdım, notlar aldım. Bilgisayar mühendisliğini ailemi oyalamak için okudum ve staj haricinde hiç icra etme şansım olmadı. Şükür ki olmamış.

İstanbul’a üniversite eğitimi için gelmişsiniz. Bilinçli bir tercih miydi?

Bilinçli bir tercih. İzmir veya Mersin’de tıp seçebilirdim ya da burada bilgisayar mühendisliği. İnşaat, enerji, gıda gibi işler yapan dayımın gel burada işlerin ucundan tut demesi sonucu İstanbul Üniversitesi yazdım ama bir işin ucundan da tutamadım. Yani tutmaya çalıştım ama sıkıldım bir müddet sonra.

Size kimler, neler ilham verdi?

En çok beni etkileyen ve komedyen olmama sebep diyebileceğim kişi, nur içinde yatsın, Levent Kırca’dır. Cem Yılmaz’ın gösterilerini çok geç izledim. Hâlâ o eski kel ve bıyıklı olanları izlemiş değilim ama Cem Yılmaz da beni etkilemiştir. Komedi yaparken karizmadan taviz vermek zorunda olunmadığının ispatı gibiydi kendisi.

Yetenek Sizsiniz Türkiye’de kendinizi gösterecek bir mecra bulup yola çıkıyorsunuz ama yuhalanıyorsunuz. Buna rağmen “Tamam seçmeyeceksiniz beni ama anlatayım” diyerek oyununuzu sürdürmeye çalışıyorsunuz. Bu çabanızı yönetmen Nuri Bilge Ceylan görüyor ve Cannes’da 15 dakika alkışlanan bir filmin oyuncusu oluyorsunuz. Bu iniş çıkışlar size neler hissettirdi?

Her şerde bir hayır olduğu gerçeğini vurmuş oldu yüzüme. Hayatımızın en kötü tecrübesi diyebileceğimiz bir olay dönüp dolaşıp dünyanın saygı duyacağı bir başarıya vesile olabiliyormuş. Başımıza gelen bu gibi hadiselere bizi kendi bilinmeyenlerimizle yüzleştiren hayırlı felaketler gözüyle bakmamız gerekmez mi?

Stand-up gösterilerinde günlük yaşamınızdan çokça besleniyorsunuz. Genel olarak kilit noktanız “samimiyet” gibi görünüyor. Komedide samimiyet bir ihtiyaç mıdır?

Her türlü olabilir. Andy Kaufman mesela farklı tiplemelerle farklı sahnelere çıkıp her karakterin icabına göre şakalar yapmayı tercih etmiş. Ben olduğum gibi olmayı seviyorum sahnede. Beni izlemeye gelen insanlarla, kendi özümle tanış olmayı seviyorum. Böyle mutluyum.

Doğu Demirkol Ahlat Ağacı'nda

Ailenizde anne avukat, baba doktor, anneannenizin annesi Cumhuriyet’in ilk müdiresi. Doğu Demirkol’un ise dışarıdan gözüken tabloda şivesiyle, doğallığıyla farklı bir yanı var. Bu Doğu-Batı sentezi, harmanlama bilerek yaptığınız bir şey mi?

Bana has bir şey değil bu aslında. Kendini “raised as a muslim” diye tanımlayan, cuma namazına gidip yılbaşında çam ağacı süsleyen bir “arada kalmış kültür formu” gibiyiz ülke olarak. Bu durum bambaşka bir zenginlik teşkil etmekle birlikte tam olarak kanıksanamadığı, havada kaldığı, eğreti kaldığı ölçüde de komediye gebe kalıyor. Komedyen olarak bu coğrafyada çok şanslıyız diyebilirim.

Mahalle komedisine dönersek, TV dizisi istemediğinizi, uzun müddet gelen projeleri reddettiğinizi duyuyorduk. Sizin için Tutunamayanlar’ı ayırt edici kılan ne oldu?

Yönetmen Osman Nail Doğan’ın ısrarı etkili oldu. Birçok yöntemle ulaşmaya çalıştı ama her seferinde “Teşekkürler, sağ olsun, dizi yok aklımda” falan dedim aracılara. Sonunda bir arkadaşım arayıp telefonu ona verdi, o da direkt konuya girdi. Tamam dedim, bir yemek yiyelim. Sanatsal sanatsal konuşan sıkıcı festival kumkumasına yüz yüze de teşekkür eder ayrılırım diye geçirerek içimden, gittim yemeğe. Ne kadar birbirimizi kalıplara sokmaya çalışsak, yabancı görsek de iki muhabbetten sonra nasıl da benzer olduğumuzu, köklerimizin ne kadar aynı olduğunu, aynı suyla aynı güneşle beslenip büyüdüğümüzü görüyoruz bu topraklarda. Osman ve senarist Mustafa’yla yarım saat çay içip muhabbet ettikten sonra senaryoyu çok da irdelemeden tamam dedim. İyi ki ısrarcı davranmışlar, ikisine de müteşekkirim, öpüyorum kendilerini.

Tutunamayanlar dizisinden bir kare

Yazar kadrosunda kimler var diye bakmadan diziyi izleyince bile esprilerinizi sizin kendi tarzınız olduğu fark ediliyor?

Ben senaryo ekibinde de varım. Başkalarının sahnelerine çok bakamıyorum set yoğunluğundan ama içinde olduğum sahnelerin diyaloglarını kimi zaman baştan sona kimi zaman azıcık değiştiriyorum. Zaten senaristler de benim sahnelerimi bazen taslak şeklinde yazıp şakasını bana bırakıyor gibiler. Bazen de çok gülüyorum metnin aslına. O kadar komik yazmış olmalarına gıcık oluyorum ama daha komik bir şey aklıma gelmediği için aynen oynuyorum.

Nerede doğdunuz? İstanbul sokaklarıyla aranız nasıldır?

Ankara Batıkent doğumluyum ben. İstanbul mahallelerini az çok bilirim muhit muhit. Dedemin evi Erenköy’deydi. Oraların mahalle kültürü biraz mesafeli, seviyeli gibiydi. Yaşça epey büyük insanlardan oluşan bir mahalle olduğu için olsa gerek, tebessümle geçilen, “İyi günler olsun efendim” denilen bir iletişim hâkimdi. Zeytinburnu’nda yurtta kaldım. Gürültülü ve kavgacı bir mahalle gibiydi. Esnafı tatlı, gençleri bıçkın... Samimiyet arttıkça çokça fedakâr ve ekstra samimi olabilen bir mahalleydi. Büyükçekmece’de de yaşadım, İstinye’de de... Her muhitin kendine has bir yapısı olduğunu test ettim, onayladım.

Çocukluğunuzun mahalle kültüründen belleğinizde neler kaldı?

Amasya’da büyüdüm. Çok, çok, aşırı, olağanüstü, muhteşem ötesi bir çocukluğum oldu. Dağlara çıktım, bisikletle köylere kadar gittim, her türlü meyveyi dalından yedim, sabahlaran kadar en güzel sahalarda basketbol oynadım. Çocukluğumun geçtiği mahallede hayat boyu sürecek dostluklar edindim. Hakikaten güzel bir çocukluktu ve mahalle kültürünü yaşadığım bir dönemdi. Amasya halkına selamlar, saygılar...

Çekimler Yalıköy Mahallesi’nde gerçekleşiyor. Mahallelinin tavrı nasıl? Balat tarafı artık dizilerden bıkmasıyla meşhur, Beykoz’da durum nasıl?

Burada da çok dizi çekilmiş galiba. Mahalle ahalisi biraz yılmış gibi. Bazen kameralar yola taşıp da yol daralır gibi olduğunda gergin serzenişler ve korna seslerinin birbirine geçtiği farklı bir isyan modeliyle karşılaştırabiliyoruz. Ama bu bazen oluyor. Genele dönüp baktığımızda seviyor herkes bizi, gelip gelip “Takipteyiz, Taaaarık” demeleri gibi şekerliklerle karşılaşıyorum.

Sizin sektörünüzde de neredeyse hayat durdu, zamanın çoğu evde geçiyor. Korona döneminde dizi setinizde durum nasıl, evde gününüz nasıl geçiyor?

Biz yoğun steril ve teknolojik şartlarda devam ediyoruz. Herkes evine kurulan düzeneklerden gönderirken benim ve Şair Lütfü karakterinin çekimleri reel mekânlarda robot kameralarla yapılıyor. Umarım bu stresli dönemde insanların eğleneceği, bir saatlik de olsa gündemden uzaklaşacağı bir şeyler yapabiliriz. Ailem Büyükçekmece’de, çekim günleri ve yoğunluğu seyreldiği için onlarla beraberim. Kitap okumakla, hafif sporla, ufak tefek işime yönelik uğraşlarla falan geçiyor günler evde.

Doğu Demirkol
Tutunamayanlar
BKM Mutfak
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan
Sayı 002

BENZER

COVID-19 hastalığının hayatımıza girmesiyle birçok alışkanlığımızın değişmek zorunda kaldığı bir gerçek. Küresel salgının en çok etkilediği alanların başında ulaşım geliyor. İstanbul’da da kent içi ulaşımın yeniden ele alınması, eski alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve yeni yolların denenmesi kaçınılmaz.
Mimar Sinan’ın az bilinen eseri İvaz Efendi Camii, sadece demirden inşa edilmiş Sveti Stefan Kilisesi, görkeminden hiçbir şey kaybetmeyen Yerebatan Sarnıcı, şehre nefes veren Atatürk Arboretumu... İstanbul’da gündelik hayatın hengâmesinde kaybolup etrafımızdaki güzellikleri keşfetmeye vakit ayıramamaktan şikâyet ediyoruz ama bir yerden başlamalı. Sonbahar, harekete geçmek için belki de en ideal zaman. Tarihçi ve seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç “Sonbahar hüznün ve içe kapanmanın mevsimi değil, aksine tazelenmenin vaktidir” diyor ve rotayı çiziyor.
Yaz akşamlarında Boğaziçi’nde düzenlenen müzikli gemi seferlerinin, vapurla mehtap gezintilerinin geçmişi 1936’ya uzanıyor. Canlı orkestralı ve gramofonlu musiki yerini zamanla teknolojiye terk etmiş olsa da, zamanın şehir hatları vapur işletmesi Şirket-i Hayriye İdaresi’nin deniz trafiğini canlandırmak için düzenlediği cümbüşlerin bazı sahil sakinlerinde sebep olduğu yüksek ses rahatsızlığı ve akabindeki tartışmalar baki kalmış.