Daha çok sanat

23 Kasım 2020 - 12:45

Gazeteci Banu Tuna, İST’in ikinci sayısı için kaleme aldığı yazısında, “Azapkapı’dan Unkapanı Köprüsü’ne girerken sağda yıllardır gördüğümüz iki dev vinç, bu şehirde sabit kalan, hâlâ bildiğimiz, tanıdığımız yerde yaşadığımızı hatırlatan, bu yüzden de güven veren birkaç şeyden biri” diye tarif etmeye çalışmıştı 565 yaşındaki Haliç Tersanesi’nin vinçlerinin insanda yarattığı hissi. 12-28 Ekim tarihleri arasında Haliç Tersanesi’ne kapanan ve harıl harıl heykel üreten sanatçılardan biri olan Kemal Tufan’ın sözleri de hemen hemen bu hissi veriyor insana. Kemal Tufan, İstanbul için sanat eserleri üretmek amacıyla gerçekleştirilen sempozyumun aynı zamanda küratörü. “Bu fikir ilk doğduğunda çok heyecanlandık. Ben önce mekânı görmeye geldim. Yıllarca hep yanından geçerken Haliç Tersanesi’nin meşhur vincini görürdüm” diyor. Tufan’ın şansı meşhur vinçleri yakından tecrübe etmek değil, daha da iyisi. “İçeri girip de bu kuru havuzları, gemileri gördüğümde büyük bir heyecan duydum. Bu etkinliği gerçekleştirebilmek için en ideal ortamlardan biri olduğunu düşündüm. Sanatçıları davet ettiğimde benim yaşadığım heyecanı onlar da yaşadılar.

Ulusal Heykel Sempozyumu’nun küratörü Kemal Tufan’ın üretime katılmaları için davet ettiği söz konusu sanatçılar; Ayla Turan, Bahadır Çolak, Bülent Çınar, İlker Yardımcı, Kadriye İnal ve Sevgi Karay. Ekip, Haliç Tersanesi’nin büyülü ortamında çalışma fırsatı bulmuş, Haliç Tersanesi’nin emektar ustaları da onlara desteği esirgememişler. “Çok güzel bir diyalog kurduk. Yardımlaştık. Bizim çalışmalarımıza destek oldular sağ olsunlar. Ustalarla sanatçıların buluşmasını sağladık” diyor Kemal Tufan. 

Yedi sanatçı Haliç Tersanesi'nde heykel üretti

Kemal Tufan küratörlüğünde sanatçılar 12-28 Ekim arası büyük boyutlu metal heykeller ürettiler. Amaç bu heykellerin kamusal alanlara yerleştirilmesi ve uzun vadede kent insanının hafızasında yer etmesi. “Bunlar kalıcı işler, yüzlerce yıl kalmalarını bekliyoruz. Zaman içerisinde halkın sosyal yaşantısına girecek ve orada bir referans noktası oluşturacaklar. Kuşun önünde buluşalım, diyecek insanlar. Şimdi Kadıköy’de nasıl Boğa’nın önünde buluşalım deyip randevulaşıyorlar, işte öyle” diyor Tufan.

İstanbul için sanat eserleri üretmek ve bu eserlerin kent hafızasının bir parçası olması temel amaç, ama bir yandan da projenin sürdürülebilir olması gerekiyor. Kemal Tufan da, bu tür organizasyonların devam ettirilip daha çok heykel, daha çok sanat eseri üretmesi ve topluma kazandırılması görüşünde. Projenin uluslararası boyuta taşınmasının da bir diğer arzusu olduğunu belirtiyor. Sempozyum, bu yıl pandemi nedeniyle sadece ulusal boyutta gerçekleşti ama ilerleyen yıllarda yurt dışından sanatçıların da projeye dahil edilmesi düşünülüyor.

Üretilen yedi heykel öncelikle topluca sergilenecek, sonra her biri için İstanbul’da uygun bir alan tespit edilecek. Eserler bu şekilde sabit yerlerine yerleştirilecek ve kentin daimi bir parçası olarak halkla buluşacaklar.

Heykel
Kültür Sanat
Kültür AŞ
IBB
Heykel Sempozyumu
Haliç Tersanesi
Sayı 004

BENZER

Dünyanın pek çok şehri için “edebiyatlı gezi rotaları” hazırlanıyor. Bu rotaların bazıları eserler aracılığıyla çiziliyor, bazıları ise edebiyatçıların yaşam ve üretim mekânlarını kapsıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarına, Sevengül Sönmez aracılığıyla, İstanbul’da yaşamış, düşünmüş, üretmiş, bugüne yazınıyla seslenmiş edebiyatçı kadınları anarak katılıyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) şehrin sosyal ve kültürel hayatına, günümüzde varlığını sürdürmeyen mekânlarına, toplumsal ve siyasal olaylarına tanıklık eden ve binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonunu koruma altına aldı. İST’in her sayısında usta fotoğrafçının bir karesiyle İstanbul’un geçmişine yolculuk yapıyoruz.
Azapkapı’dan Unkapanı Köprüsü’ne girerken sağda yıllardır gördüğümüz iki dev vinç, bu şehirde sabit kalan, hâlâ bildiğimiz, tanıdığımız yerde yaşadığımızı hatırlatan, bu yüzden de güven veren birkaç şeyden biri. Tarihin bekçileri gibi... O iki vincin ait olduğu Haliç Tersanesi ise dışarıdan köhne ve terk edilmiş gibi dursa da içinde koskoca bir hayat var. Bu 70 dönümlük arazide, İstanbul’un iki köklü kurumu; 565 yaşındaki Haliç Tersanesi ile 169 yaşındaki Şehir Hatları bir arada çalışıyor. Umarım şu anda bu yazıyı bir vapurda okuyorsunuzdur ve o vapur Haliç Tersanesi’nden suya inmiştir.