Yıllar ve tuvaller boyu İstanbul

Fotoğraf
Koleksiyon: İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü, Fotoğraflar: Yasemin Gümrükçüoğlu Masaracı
27 Kasım 2020 - 11:23

Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İstanbul, yalnızca Bizans ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapmakla kalmamış, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkları ağırlayarak kadim kültürlerin mirasını kucaklamış bir şehir. Tarihî ve kültürel zenginlikleri ile tabiat tarafından şehre bahşedilmiş güzelliklerin buluşması, bizlere yüzyıllara meydan okuyan muazzam bir hazine sunuyor. Bu hazinenin korunması ve değerlendirilmesi noktasında kentte önemli sorumluluklar üstlenen kurumlar var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü bunlardan biri. Koleksiyon oluşturmak ve müze kurmak gibi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından başladığı kültür hizmetlerini bugün aynı titizlikle sürdürüyor.

Kurumun bünyesinde yer alan koleksiyonlar arasında, İstanbul’un eşsiz güzelliğine kayıtsız kalamayan yerli ve yabancı sanatçıların ürettiği yapıtlar da var. 18. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yarısına uzanan bir zaman dilimini kapsayan ve büyük çoğunluğu “izlenimci” olarak tanımlanan ressamlara ait tablolar, İstanbul şehrinin tarihsel serüvenine dair bizlere önemli bir izlek sağlıyor.

İşte, müze koleksiyonumuzdan seçtiğimiz örneklerle kısa bir İstanbul gezisine çıkıyoruz. Tablolar boyu yol aldıkça, İstanbul’un sadece baştan çıkarıcı güzelliklerini görmekle kalmayıp şehrin tarihsel süreç içerisinde dönüşümüne dair anlamlı ipuçları da yakalayacağız.

"Yelkenliler" - Leonardo de Mango

İlk durak: Yabancı ressamlar

Gezintimize 19. yüzyıl Türk resminin oluşum sürecinde İstanbul’a gelmiş ve burada yaşamış, koleksiyonda en fazla esere sahip ressam Mıgırdiç Civanyan’la başlamak tarihsel açıdan en doğrusu olacaktır. İstanbul’un denizini ve boğazının kıvrımlı sahillerini resmetmiş sanatçılar arasında Civanyan ayrıcalıklı bir yer tutar. Ressam, Fenerbahçe ve Üsküdar’ı resmettiği tablolarında; denizin sakinliğini, sahilin huzur veren dinginliğini ve kıyılardaki ağaçların kıpırtısız sükûnetini bize düşsel görünümlü bir betimlemeyle sunar.

İtalyan ressam Leonardo de Mango, Civanyan’ın düşsel betimlemesini paylaşarak müze koleksiyonunda öne çıkan bir diğer isimdir. Ressamın 1901 tarihli “Yelkenliler” adlı tablosunun ortasına yerleşik yelkenin arkasından İstanbul’un büyüleyici silüeti bize selam verir.

 

Otakçılarda Evler, Henri Malla

Ressamlar tuvallerine İstanbul’un panoramik tasvirleri dışında kentin gündelik yaşamına ilişkin gözlemlerini de yansıtırlar. Sokaklar, evler, tarihî mekânlar, Saray ve çevresi, Boğaz, Fenerbahçe, Üsküdar, Eyüp gibi semtler ressamların fırçasından özgün birer üslupla tuvale aktarılır. Ressam Henri Malla’nın tuvalinde Eyüp’ün Otakçılar semtindeki bir sokağı keşfe çıkabiliriz. 1899 tarihli bu eser Eyüp’teki geleneksel konut mimarisine dair de çok şey anlatır. 

 

"Sis" - Halife Abdülmecid

 

Türk ressamların İstanbul duyarlılığı

Geçmişini bir buçuk yüzyıla tarihlendirdiğimiz, Cumhuriyet’le birlikte gelişen resim sanatımızda, şüphesiz ki “manzara”, geçerliliğini yitirmeyen konuların başında gelir. Bu doğrultuda Türk ressamlar da farklı mevsimlerde, günün değişen saatlerinde, İstanbul’u çoğunlukla sokak sokak gezerek, değişik renklere bürünen denizi, ağaçları, hayvanları ve evleri kendi yorumlarıyla tuvallerine yansıttılar.

“Sis” resminde karşılığını bulmuş dizelerinde Tevfik Fikret der ki:

...Ey Marmara’nın mai der-âgûşu [kucaklama, sarma] içinde,
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde [canlı yığın]...

Son halife Abdülmecid Efendi’nin yaşadığı yılların İstanbul’un çalkantılı bir dönemine denk çalışmaları dışında, döneminin sosyal ve siyasi olaylarını tasvir eden eserler de üretir. Hatta bunları yakın dostlarına hediye eder. “Sis” tablosu buna en güzel örneklerden biridir. Abdülmecit Efendi 1864 tarihli bu eserini, hürriyet düşüncelerini “Sis” şiirinde sembolleştiren ünlü şair Tevfik Fikret’ten aldığı ilhamla yapar. Günümüzde Aşiyan Müzesi’nde sergilenmekte olan resimde ön plandaki sandal ilk anda tüm dikkati üzerine çekse de dikkatli bakıldığında, Süleymaniye’nin kubbesi ve minareleriyle bir sis perdesinin arkasına gizlenmiş İstanbul silüeti fark edilir.

"Bebek Koyu", İbrahim Çallı

Türk resminin ikinci kuşağı olarak tanımlanan (1914 kuşağı) İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Feyhaman Duran gibi ressamlarımız, kendilerinden bir önceki kuşağın doğa karşısındaki çekingenliğini üstlenmemiş ve İstanbul’un eşsiz güzelliklerini izlenimci bir tavırla tuvallerine aktarmışlardır.

İbrahim Çallı, Türk resim sanatının önemli ustalarından ve bahsettiğimiz ikinci kuşağın öncü isimlerindendir. Çallı’nın resimlerinde İstanbul önemli yer tutarken, şehrin farklı görünümleri ressama esin kaynağı olur. İstanbul’un en güzel koylarından biri olan Bebek Koyu’nu resmettiği tablosunda; Boğaz ve Boğaz’ı süsleyen iki fenerden biri olan Rumeli Feneri, sanatçının içten yorumu, zorlamasız, rahat tekniği ve bol ışıklı geniş fırça vuruşlarıyla çarpıcı bir görünüm kazanır.

"Büyükada'dan Heybeli'ye Bakış" - Feyhaman Duran

Türk resminde portre sanatının ilk ve en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ressam ve hattat Feyhaman Duran, bu defa karşımıza bir İstanbul tuvaliyle çıkar: Sakin ve temiz havasıyla Marmara Denizi’nin mavi sularının kızıl renkli toprak ve yemyeşil bir doğayla kucaklaştığı Heybeliada’yı, Büyükada kıyılarından bir bakışla yakalar. İstanbul’un Prens Adaları’nı 1943 tarihli bu tabloyla seyre dalabiliriz.

Duran’ın, “Büyükada’dan Heybeli’ye Bakış” ile yine aynı tarihlerde ve benzer bir bakış açısı ve sanat duyarlılığıyla yaptığı koleksiyondaki bir diğer eseri “Peyzaj” ismini taşımaktadır. “Peyzaj”da güneşin ışığıyla altın rengine bürünmüş bir deniz, denize uzanan tahta iskele ve yüzen insanlar yer alır. Ressamla İstanbul’un adalarını gezerken, suyun berrak temizliği karşısında hayıflanmamak için kendimizi zor tutarız.

"Karaköy Köprüsü" - Aksaraylı Mustafa Kulları

"Karaköy Köprüsü” adıyla envantere kayıtlı bulunan, birkaç farklı zamanda ve de biçimde inşa edilmiş olan, günümüz adıyla Galata Köprüsü’nü Aksaraylı Mustafa Kulları’nın resminde görürüz. Köprü perspektifi Eminönü’nde bulunan Yeni Cami’ye doğru uzanan bir bakış açısıyla tabloda resmedilmiştir. Ressamın eserin sol alt köşesine eski Türkçe “Aksaraylı Mustafa Kulları silahendaz taburu hümayunu mızıkası mülazime evveli” şeklinde attığı imzasından, kendisinin Osmanlı Saray Bandosu’nda üsteğmen rütbesiyle görevli bir asker olduğunu anlarız. Bir bahriyelinin tuvalinde İstanbul’un denizi ile karşımıza çıkması elbette ki şaşırtıcı değildir!

Sanatçıların gözünde İstanbul, güzelliği görmezden gelinemeyen ve kendi büyülü gerçekliğini dayatan bir kudrete sahiptir. Ömrünün tamamını yahut bir kısmını İstanbul’da geçirmiş ressamlar, eserlerinde mutlaka İstanbul’u çalışmış, özgün üsluplarıyla bu kadim şehre düşsel bir bakış atmışlardır. Bu bakış, bugün bizlere yalnızca geçmişte kalan güzellikleri yeniden yaşamak için bir fırsat sunmaz. Tuvallerdeki ve bugünkü İstanbul arasında yapılan zihinsel bir mukayese, yitirdiğimiz değerler ve güzellikler karşısında bizleri ağır bir nostalji yükü ile baş başa bırakır.

KAYNAKÇA

Nurullah Berk, Kaya Özsezgin, Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1983.

Kıymet Giray, Resim ve Heykel Müzesi’nden Örneklerle Manzara, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1999.

Yasemin Masaracı, “Abdülmecid Efendi”, Antik Dekor, Antik AŞ Yayınları, İstanbul, 2002.

Yasemin Masaracı, “Mavi Suların Tuvallerdeki Aksi”, Antik Dekor, Antik AŞ Yayınları, İstanbul, 2003.

Kaya Özsezgin, Başlangıcından Bu Yana Türk Resim Sanatı Tarihi, C. 3 Tiglat Yayınları, 1989.

Yasemin Gümrükçüoğlu Masaracı
Resim
İstanbul Tuvalleri
IBB
Sayı 004

BENZER

Yedi sanatçı Ulusal Heykel Sempozyumu kapsamında Haliç Tersanesi’nde bir araya geldi ve kısa sürede İstanbul’a özel eserler üretmek üzere kolları sıvadı. Ortaya çıkan heykeller kamusal alanlarda halkla buluşmayı bekliyor.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile bu yıl 10 Mayıs’a denk gelen Anneler Gününü layığıyla kutlamanın yolu, kadın hemşerilerimize sayfalarımızı açmak olur dedik. İstanbul maceralarını, deneyimlerini, dertlerini, mutluluklarını; ne istiyorlarsa onu anlattılar. Gördük ki, şehrimiz bu ülke için her şeye rağmen ‘özgürlük’ demek.
Fatih Sultan Mehmet şehri fethederken, Cumhuriyet kurulurken, Galata Cenevizlileri göçüp giderken, bayramlar kutlanırken, yüzyıllar geçip giderken o hep buradaydı, yanı başımızda. Tarih içinde farklı görevler üstlendi. Yeri geldi zindan; yeri geldi müze, rasathane, yangın kulesi oldu. Gökhan Akçura, kuleye yaraşır bir ayrıntıcılık ve titizlikle “şehrin 1500 yıllık gözcüsü”nü İST okurları için yazdı.