Tarihî süreçte 1924 Anayasası

20 Şubat 2024 - 14:06

Millî Mücadele bir bakıma “iki anayasalı dönem”dir.1 Ankara’nın ilk anayasası 20 Ocak 1921’de Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’dur. 23 maddeden ibarettir. Buna kısaca “1921 Anayasası” denilmektedir. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun karakterini belirleyen temel hükümleri şöyledir: 

“Madde 1. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır. Madde 2. Yürütme kudreti ve yasama salahiyeti milletin yegâne ve hakikî mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder. Madde 3. Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır. Madde 4. Büyük Millet Meclisi vilâyetler halkınca seçilen üyelerden mürekkeptir.” Yargı, temel hak ve hürriyetler, vatandaşlık gibi düzenlemeler 1921 Anayasası’nda yoktur, bu nedenle bu anayasa eksiktir. Mustafa Kemal Paşa da “Elde mevcut olan Kanun-u Esasimizi külliyen ilga etmiyoruz (ortadan kaldırmıyoruz)” demiştir.2 Eksik konularda Kanun-u Esasi uygulanabilecekti. Fakat bu uzun sürmeyecek, Ankara’nın meşruiyeti güçlendikçe Kanun-u Esasi bütünüyle itibar kaybedecektir. Mustafa Kemal Paşa’nın deyişiyle “Bu kara kitabın, bu harabenin, baykuş mesnedi olabilecek olan bu nesnenin tekrar yürürlükte olması” söz konusu değildir.3 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla zaten bu anayasa tarihe karışmıştır. Bu dönem “eksik anayasalı dönem”dir. İşte 1924 Anayasası bu eksikliği giderecek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “anayasalı devlet” hâline getirecektir.

1924 Anayasası’nı II. Meclis’in Anayasa Komisyonu hazırladı. Komisyon başkanı Muğla Mebusu Yunus Nadi, raportör Çanakkale Mebusu Celal Nuri (İleri) ve geri kalanlar da inkılapçı ve Mustafa Kemal’e bağlı isimlerdi.4 Hazırlanmakta olan metnin Meclis’e gelmesi beklenmeden, 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edildi. 3 Mart 1924 tarihinde, Cumhuriyet’in özelliklerini belirleyen üç kanun çıkarıldı: Hilafet kaldırıldı, Şer’iye Bakanlığı kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ve Genelkurmay bakanlık olmaktan çıkarılıp başkanlık hâline getirildi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak laik eğitimin temeli atıldı. Sıra yeni anayasaya gelmişti.

30 EKİM 1923, YENİGÜN

Reisicumhur Mustafa Kemal, 1 Mart’ta Meclis’te yaptığı açış konuşmasında nasıl bir anayasa yapılacağını belirtmiştir: “Millet, cumhuriyetin şimdi ve gelecekte muhtemel ve tasavvur olunan bütün taarruzlardan katiyen ve ebediyyen korunmuş bulundurulmasını talep etmektedir. Milletin talebi, cumhuriyetin mücerreb ve müsbet [sınanmış ve saptanmış] bütün esaslara bir an evvel ve tamamen ibtina [bina] ettirilmesi suretinde ifade olunabilir. Yüce Meclis’in kemal-i ehemmiyetle [tam ve mükemmel bir önem] meşgul olduğu Teşkilat-ı Esasiye’de milletin talebini hatt-ı hareket kabul etmek hepimizin vazifemizdir.”5 Yeni anayasaya hâkim fikir “Cumhuriyet’in bütün taarruzlardan katiyen ve ebediyen korunmuş bulundurulması”dır.

ANAYASA TASARISI 

Komisyon tarafından Meclis’e sunulan anayasa teklifinde 108 madde ve bir geçici madde vardır. Teklif 105 madde ve bir geçici madde olarak kanunlaşacaktır. Anayasa’nın “Ahkâmı esasiye” (Temel hükümler) faslında sekiz madde bulunmaktadır: 

“Madde 1. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. 
Madde 2. Türkiye Devletinin dini islâmdır, resmî dili Türkçedir, makarrı [yönetim merkezi] Ankara şehridir. 
Madde 3. Hâkimiyet, bilâkayd u şart [kayıtsız şartsız] milletindir. 
Madde 4. Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin yegâne ve hakiki mümessili olup millet namına hâkimiyet hakkını kullanır. 
Madde 5. Yasama yetkisi ve yürütme kuvveti Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder. 
Madde 6. Meclis, yasama yetkisini bizzat kullanır. 
Madde 7. Meclis, yürütme yetkisini kendi tarafından seçilen Reisicumhur ve onun tâyin edeceği bir İcra Vekilleri Heyeti marifetiyle kullanır. Meclis, hükümeti her vakit murakabe ve iskat edebilir [düşürebilir]. 
Madde 8. Yargı hakkı, millet namına, usul ve kanun dairesinde bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.”

Bu maddeler Meclis’te itirazsız ittifakla kabul edildi.6 2. maddedeki “devletin dini...” ibaresi, 5 Şubat 1937’de kaldırılacak, yerine “6 ok” yani “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır” hükmü konulacaktır. Meclis’in görevlerini düzenleyen 26 maddede yasama ve denetim işlevleri sayılırken 1921 Anayasası’ndaki hüküm tekrarlanarak “ahkâm-ı şer’iyeyi tenfiz” (İslam hükümlerine göre karar vermek) görevi devam ettirilmektedir. Bu hüküm 1928’de kaldırılacaktır. “Encümen mazbatası” denilen gerekçe metni yaklaşık 60 paragraftır, “İlim ve fennin son terakkiyatından [öğretim] ve diğer cumhuri devletlerin anayasalarından istifade edildiği gibi inkılabımızın ruhu daima nazarı-ı dikkatte tutulduğu” belirtilmektedir... Gerekçede, daha sonra, reisicumhurun yetkileri vurgulanmakta, Anayasa’nın fasılları ve maddeleri hakkında teknik bilgi verilmektedir.7 Meclis’teki görüşmelerde Komisyon raportörü Celal Nuri, kuvvetler birliğini vurgulamış “Meclis’in sayılan yetkileri asla tahdidî [sınırlı] değildir, çünkü Meclis’in hukukuna hudut tasavvur etmek kabil olamaz”8 diyerek Meclis’in sınırsız yetkiye sahip olduğunu söylemiştir.

İLK MECLİS BİNASI. ANKARA’NIN İLK ANAYASASI BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TARAFINDAN 20 OCAK 1921’DE KABUL EDİLEN TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU’DUR (1921 ANAYASASI)

MECLİS GAZİ’NİN FESİH YETKİSİNİ REDDEDİYOR 

Tasarıda reisicumhurun görev süresi yedi yıl olarak belirlenmiş ve 25. maddede başvekille istişare ederek reisicumhura Meclis’i feshedip seçimleri yenileme yetkisi verilmişti.9 Bu düzenleme Meclis’te tepkiyle karşılandı. Ateşli bir inkılapçı olan İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey’in konuşması, Meclis’teki tepkinin bir örneğidir: “Efendiler, henüz türbelerinin topraklan yaş duran şehitlerin ruhu, bu vaziyet karşısında vurulan bu darbeden azap ve elem duyar… Cumhuriyetimizin en asri bir şekilde olduğunu iddia ediyoruz ve ‘Bilâkaydüşart hâkimiyet, millete aittir’ diyoruz ve sonra bu kadar büyük bir kuvvet içinden seçtiği Reisicumhur, seçtiği kabinenin görüşünü alarak feshedebilmektedir. Bundan büyük darbe; bütün anayasa tarihi içinde ne vakit yapılmıştır? (Bravo sesleri)”10 

Balıkesir Mebusu Reşat (Kayalı) Bey’in sözleri: “Farz-ı muhal olarak Allah Reisicumhur olsa, kat’î arz ediyorum, kestirtiyorum (Hâşâ sesleri) Hâşâ... Melâike-i Kiram [dört büyük melek] Heyet-i Vekile [Bakanlar Kurulu] olsa fesih salâhiyetini verecek yoktur. (Alkışlar)”11 

Uzun tartışmalar sonrasında 25. madde Meclis’te nihai olarak oylandı. 130 mebusun katıldığı oylamada iki kabul, iki çekimser, 126 ret oyuyla 25. madde reddedildi.12 Atatürk’e “hayır” diyebilen bir Meclis vardı o zaman. Cumhurbaşkanı’nın yedi yıl süreyle seçilmesi hükmü Meclis’te dört yıla indirildi.13 

Tasarıda cumhurbaşkanının kanunları geri çevirebileceği ve o takdirde aynı kanunun yeniden kabul edilebilmesi için üçte iki çoğunluk gerekeceği düzenlemesi vardı. Uzun tartışmalardan sonra bu yetki normalleştirildi. Cumhurbaşkanının geri gönderdiği bir kanunu Meclis olağan yeter sayı yani mevcudun çoğunluğu ile kabul edebilecek, cumhurbaşkanı da onaylayıp yayınlamak zorunda olacaktı.14 

Tasarıda cumhurbaşkanının yemini şöyle düzenlenmişti: “Reisicumhur sıfatiyle Cumhuriyetin kanunlarına riayet ve bunları müdafaa, Türk Milletinin saadetine sâdıkane ve bütün kuvvetimle sarf-ı mesai [çalışmak], Türk Devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemal-i şiddetle men, Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye [güçlendirme] ve ilâya [yükseltme] ve deruhte ettiğim [yerine getirdiğim] vazifenin icabatına hasr-ı nefs [kendini adama] etmekten ayrılmayacağıma Vallahi [Yemin ederim].” Meclis’te buna “millî hâkimiyet” kavramı eklendi ve “Cumhuriyetin kanunlarına ve hâkimiyet-i milliye esaslarına riayet…” şeklinde kabul edildi.15 10 Nisan 1928’deki Anayasa değişikliğinde “vallahi” sözü çıkarılacak, “söz veririm” denilecektir. 

Tasarının 40. maddesi cumhurbaşkanının başkumandan olduğunu belirtiyordu. Meclis’te muhalifler, başkumandanlığın “Meclis’in manevi şahsiyetine ait” olduğunu, başkumandanlığın Meclis’e karşı sorumlu bir makama verilmesi gerektiğini savundular. Sonunda, İsmet Paşa uzlaştırıcı bir formül önerdi: “Reisicumhurlar bugün askerdir, yarın sivildir, mesele temsildir. Başkumandanlık Meclis’in Mânevi şahsiyetinde mündemiç [içkin] olup Reisicumhur tarafından temsil olunur... Mesele hitam [son] bulmuştur.” Başkumandanlık maddesi bu formüle uyarlanarak kabul edildi.16

HUKUK VE YARGI 

1924 Anayasası, “kuvvetler birliği” ilkesini devam ettirse de “meclis hükûmeti” sisteminden parlamenter sisteme geçişin altyapısını oluşturmuştur, özellikle “Meşruiyetin kaynağı TBMM’dir” şeklindeki meşruiyet kültürünü yönetim anlayışımıza yerleştirmiş olması büyük bir katkıdır. Bunun yanında, 1924 Anayasası’nın temel özelliği, radikal bir rejimin anayasası olmasıdır. Devletin temel organlarına birinci derecede öncelik verilmiş fakat hak, özgürlükler ve yargı o düzeyde önemsenmemiştir. “Türklerin hukuk-u âmmesi” [kamu hakları] başlığı altında düzenlenen hak ve özgürlükler “beşinci fasıl”da yer almaktadır. Osmanlı Kanun-u Esasi’si ise yedi maddelik temel hükümlerin hemen ardından, ikinci fasılda vatandaş hak ve özgürlüklerini düzenlemişti.

Kanun-u Esasi padişahın otoritesine karşı hak ve hürriyetleri, kuvvetler ayrılığını ve yargı bağımsızlığını güçlendirmek çabasıyla yapılmıştı... 1924 Anayasası’nda ise öncelikli amaç Cumhuriyet’i güçlendirmek, Atatürk’ün deyimiyle, Cumhuriyet’in “şimdi ve gelecekte muhtemel ve tasavvur olunan bütün taarruzlardan katiyen ve ebediyen korunmuş bulundurulmasını” sağlamaktı. Cumhuriyeti korumak, tek parti rejiminin temel gerekçesi oldu. Tabii ki 1924 Anayasası’nın bir anayasa mahkemesi kurması beklenemezdi. Anayasal denetim ve anayasa mahkemesi kavramları, Avrupa’da da II. Dünya Savaşı sonrasında gelişti. Bu genel bakıştan sonra, 1924 Anayasası’nda öne çıkan üç konu üzerinde kısaca duralım. Vatandaşlara Türk denilir: 1876 tarihli Kanun-u Esasi’nin 8. maddesinde vatandaşlar hakkında “Herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur” hükmü yer alıyordu. 1924 Anayasası için komisyonun önerdiği madde şöyledir: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın Türk ıtlak olunur [denilir].” (Madde 88).

CUMHURİYET’İ İLAN EDEN MİLLET MECLİS’İ ERKÂNI, RESİMLİ GAZETE, 3 KASIM 1923

İlginçtir, buna Meclis’teki Türkçüler karşı çıkar: “Hamdullah Suphi Bey: Bir taraftan diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin tabaası tamamiyle Türktür. Bir taraftan da hükümet mücadele ediyor, ecnebiler tarafından tesis edilmiş olan müesseselerde çalışan Rumu, Ermeniyi çıkarmaya çalışıyor. Biz bunları Rumdur, Ermenidir diye çıkarmak istediğimiz vakit bize ‘Hayır, Meclisimizden çıkan kanun mucibince bunlar Türktür’ derlerse ne cevap vereceksiniz?.. Onlar Türk olamazlar...” Belli ki zihinlerdeki sorun, son 50 yılda azınlıklarla yaşanan faciaların bıraktığı duygulardır. Komisyon sözcüsü Celal Nuri, kültürel kimlikle vatandaşlık kimliği arasındaki farkı anlatır: “Meselâ bugün bizim öz vatandaşımız, Müslüman, Hanefi’yül mezhep, Türkçe konuşur, bir zat, Gümülcineli olmak itibariyle bugün Yunandır, kezalik bir Manastırlı Sırptır. Filibeli bir Müslüman Bulgardır ve uluslararası muamelelerde daima bu resmi sıfata riayet edilir...” 

Celal Nuri Bey, Lozan’ın 39. maddesini hatırlattı: “Vatandaşlar arasında ayırım yapılmayacaktır. Fransa’nın sömürgelelerinde mesela Cezayir’de Cezayirliler vatandaş değildir; ama Rumlar, Ermeniler bizim vatandaşımızdır” dedi, “Hamdullah Suphi Beye soruyorum, bunlara Türklük sıfatını vermeyelim de ne yapalım?” diye sordu. Bazı milletvekilleri “Türkiyeli” diye cevap verdi, Celal Nuri “İstirham ederim, Türkiyeli hiç bir manay-ı müfit [yararlı mana] değildir” diye belirtti.17 Neticede, “Tâbiyet itibariyle Türk denilir” ifadesiyle madde kabul edildi.18

“İllerin özerkliği kaldırıldı:” Millî Mücadele sırasında vilayetlerin özerkliği halkın çeşitli unsurlarını birleştirecek bir ilke olarak Gazi tarafından savunuldu ve 1921 Anayasası’nın 11. maddesinde “Vilâyet, mahalli işlerde manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir...” diye başlayan hükme yer verildi. 1924 Anayasası’nda ise merkezî otorite güçlendirildi, 91. maddede vilayetlerin özerkliğine son verilerek “tevsi-i mezuniyet” (valilere geniş yetki devri) ve “tefrik-i vezaif” (görev bölümü) ilkesi kabul edildi. Celal Nuri Bey bunun gerekçesini izah ederken adem-i merkeziyetin federasyona gideceğini, bunun arzu edilmediğini, “devleti- vahide” (üniter devlet) ilkesinin benimsendiğini, illerin özerkliği yerine “tevsi-i mezuniyet” ilkesinin kabul edildiğini anlattı.19 

“1924 Anayasası’nda yargı bağımsızlığı:” Kanun-u Esasi’de “Belirli davalara bakmak ve hüküm vermek için kanunen belirlenmiş mahkemelerin dışında fevkalâde bir mahkeme veyahut hüküm vermek salahiyetini haiz komisyon teşkili katiyyen caiz değildir” hükmü konularak olağanüstü mahkeme yasaklanmıştı (Madde 89). Bu hüküm maalesef 1924 Anayasası’na alınmadı. Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi Efendi itiraz ederek böyle bir madde konulmasını istedi. Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey, “İcap ederse İstiklâl Mahkemesi göndeririz” diyerek karşılık verdi. Komisyon raportörü Celal Nuri’nin “Kanunsuz hiç fevkalade mahkeme teşkili mutasavver [düşünülmüş] midir?” demesi üzerine konu maddede olduğu gibi kabul edildi.20 Gerçekten 1924 yılı başından itibaren ve özellikle Takrir-i Sükûn döneminde olağanüstü mahkeme olan İstiklal Mahkemeleri kullanıldı.

TARİHİMİZDEKİ YERİ 

1924 Anayasası Türkiye’ye demokrasi getirmedi ama anayasa 1946 yılında çok partili hayata geçişi kolaylaştırdı. Özellikle 68 ile 88. maddelerde “Türklerin kamu hakları” başlığıyla düzenlenen maddelerde o çağdaki bütün özgürlüklere yer verilir, bu yönüyle anayasa liberaldir. Fakat özgürlükleri iktidara karşı koruyacak hükümler, kurumlar ve kuvvetler ayrılığı ilkesi bulunmadığı için liberallik tek parti döneminde kâğıt üstünde kaldı. Daha sonra 1946’da çok partili hayata geçince muhalefet ve basın bu maddelerdeki özgürlükleri savundu ancak anayasada özgürlükleri koruyan hükümler bulunmadığı için 1957’den sonra DP iktidarının otoriterleşmesi önlenemedi ve 27 Mayıs Darbesi geldi. Ali Fuat Başgil’in belirttiği gibi 1924 Anayasası’nda, vatandaş haklarının teminata alınması “bir tarafa bırakılmıştır.”21 Şükrü Hanioğlu’nun deyimiyle, “millî irade” ve onun “yegâne ve hakiki mümessili Meclis”in her şeyin üstünde olduğu “kâğıt üstünde” hep tekrarlandı ama “bir anayasa kültü yaratmaktan kaçınıldı.”22 

Prof. Dr. Kemal Gözler’e göreyse 1924 Anayasası’nın yargıya getirdiği güvenceler Kanun-u Esasi’nin getirdiği güvencelerden “çok daha yetersizdir.” Yargıya ilişkin hükümler itibarıyla 1924 Anayasası, 1876 Anayasası’ndan daha geridir. Mesela hâkimlerin özlük hakları, kanuna bırakılmıştır... 1876 Anayasası’ndaki kapsamlı yargı yolu teminatı ve genel bir savunma hakkı, 1924 Anayasası’nda eksiktir.23 

1961 ve 1982 anayasalarında temel hak ve hürriyetler, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri güçlendirilmiştir. Fakat darbe anayasaları olması sebebiyle metinde “vesayet” kurumlarına yer vermiş ve sürekli meşruiyet krizi yaşanmıştır. 1982 Anayasası’nda, sonradan yapılan değişikliklerle vesayet hükümleri kaldırıldı fakat Cumhurbaşkanlığı sisteminde yeniden otoriterleşme dönemine girildi. Bugün Türkiye’nin kuvvetler ayrılığı ve üniter devlet ilkelerine dayanan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki özgürlüklere yer veren, yargıyı bağımsızlaştıran yeni bir anayasaya ya da anayasal düzenlemelere ihtiyacı vardır.

DİPNOT

1 Bülent Tanör (1998): Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s. 267-268. 
2 Gizli Celse Zabıtları, Devre: I, Cilt: 1, s. 135, 7 Aralık 1920. 
3 Zabıt Ceridesi, Devre: I, Cilt: 14, s. 436, 1 Aralık 1921. 
4 15 kişilik Anayasa Komisyonu: Reis: Yunus Nadi (Muğla), Raportör: Celâl Nuri (Çanakkale), Kâtip: İlyas Sami (Muş), Üyeler: Feridun Fikri (Dersim), Üyeler: Ağaoğlu Ahmed (Kars), Refik (Konya), Rasih (Antalya), Refet (Bursa), İbrahim Süreyya (İzmit), Mahmud (Siird), Ali Rıza (Kırşehir), Necati (İzmir), Ebubekir Hâzım (Niğde), Ahmed Süreyya (Karesi), Münir Hüsrev (Erzurum) (ZC. Devre: II, Cilt: 1, s. 71). Rasih Efendi Hindistan’a gönderildiği için yerine Yozgat Mebusu Avni (Doğan) seçilmiştir. Anayasa tasarısında 11 imza vardır. Üyelerden Ahmet Ağaoğlu, Münir Hüsrev ve Mustafa Necati beyler, inkılapçı oldukları hâlde, galiba imzalama sırasında bulunmadıkları için imzaları yoktur. 
5 ZC, Devre: II, Cilt: 7, s. 3, tarih: 3.1.1339 (1923); sadeleştirilmiş metin: ABE, Cilt: 16, s. 225. 
6 ZC, Devre: II, Cilt: 7/1, s. 533-535, 16.3.1340 (1924). 
7 Gerekçenin tam metni ve tasarının maddeleri için bkz. ZC, Devre: II, Cilt: 7, s. 213-223, tarih: 9.3.1340 (1924). 
8 ZC, Devre: II, Cilt: 7, s. 214, tarih: 9.3.1340 (1924).
9 Madde 25. Meclis kendiliğinden seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi Reisicumhur da hükûmetin mütalâasını aldıktan sonra gerekçesini Meclis ve millete bildirmek şartiyle buna karar verebilir. 
10 Aynı ZC, s. 240. 
11 Aynı ZC, s. 997. 
12 Oylama ve ismen oy dağılımı için bkz. ZC, Devre: II, Cilt: 7/1, s. 1019-1050, 24.3.1340 (1925). 
13 “Madde 31. Türkiye Reisicumhuru Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından bir seçim dönemi devresi için seçilir. Riyaset vazifesi yeni Reisicumhurun seçilmesine kadar devam eder. Tekrar seçilmek caizdir. Müzakereler için bkz. ZC, Cilt: 8, sf. 104- 111, tarih: 30.3.1340 (1924).”
14 “Madde 35. Reisicumhur, Meclis tarafından kabul olunan kanunları on gün zarfında ilân eder. Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile Bütçe kanunları müstesna olmak üzere ilânını muvafık görmediği kanunları bir daha müzakere edilmek üzere gerekçesiyle birlikte keza on gün zarfında Meclise iade eder. Meclis, mezkûr kanunu bu defa da kabul ederse onun ilânı Reisicumhur için mecburidir” (Müzakareler için bkz. aynı ZC, sf. 115- 120.). 
15 Aynı ZC, s. 120-121. 
16 “Madde 40. Başkumandanlık Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti maneviyesinde mündemiç olup Reisicumhur tarafından temsil olunur. Kuvay-ı harbiye’nin emir ve kumandası hazarda kanun-ı mahsusuna göre Erkân-ı harbiye-i umumiye reyasetine ve seferde İcra Vekilleri Heyeti’nin inhası üzerine Reisicumhur tarafından nasbedilecek zata tevdi olunur.” (Müzekeler için bkz. ZC, Devre: II, Cilt: 8, sf. 378-385, tarih: 7.4.1340 [1925]). 
17 Aynı ZC, s. 910; ayrıca genel gerekçe konuşması için bkz., Cilt: 7, s: 216. 
18 Devre: II, Cilt: 8/1, s. 911. 
19 ZC, Devre: II, Cilt: 7, s: 216, tarih: 9.3.1340 ve Cilt: 8/1, s. 915, tarih: 20.4.1340. 
20 ZC, Devre: II, Cilt 8/1, s. 898, tarih: 20.4.1340. 
21 Ali Fuat Başgil (1960): Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Cilt: 2, s. 269. 
22 “İki Kült Arasında Anayasal Gelişimimiz”, Sabah, Şükrü Hanioğlu, 13 Şubat 2011. 
23 Prof. Kemal Gözler (2000): Türk Anayasa Hukuku, Bursa: Ekin Kitabevi, s. 66-70.

TBMM
Anayasa
1921 Anayasası
1924 Anayasası
Tarih
Siyaset
Kanun-u Esasi
Milli Mücadele
Mustafa Kemal Paşa
Cumhuriyet
empty-result-block

BENZER

1960’larda dünyanın içinde bulunduğu siyasal iklimin doğurduğu; savaş karşıtlığı ve özgürlüğü savunan gençlerin öncülük ettiği beatnik hareketi, çok geçmeden İstanbul’da da kendine zemin bulmuştu. Aslen Nepal, Katmandu istikametine doğru yol almakta olan hippiler İstanbul’u, özellikle de Sultanahmet’i kendilerine durak bellemişlerdi. Bu dönemde Yeşilçam’dan yeme içme sektörüne, hippi rüzgârı pek çok alanda etkisini gösterdi.
1940 Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapacak şehir olarak Tokyo seçilmişti. Fakat savaş yüzünden organizasyon iptal edildi. Konuklarını ancak 1964’te ağırlayabilen şehir, 2020 seçmelerinde de başa baş yarıştığı aday İstanbul karşısında galip geldi. Ancak tarih tekerrür etti. 2020’de tüm dünyayı vuran salgın hastalık sonucu oyunlar gerçekleştirilemedi, hatta son ana kadar iptali ihtimali bakiydi. Bahtsız Tokyo, şanslı İstanbul. 2020 Olimpiyat Oyunları’nı İstanbul almış olsaydı, Türkiye, "korona oyunları"nın sebep olduğu mali külfeti ve halk sağlığı darbesini muhtemelen kaldıramazdı. Tokyo’nun olimpik yazgısını spor yazarı Caner Eler kaleme aldı.
I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul işgal altındadır ancak Anadolu’da başlayan bağımsızlık hareketi rüşdünü ispat ederek Lozan görüşmelerine gider… Sonunda İşgal kuvvetleri 6 Ekim 1923’te İstanbul’dan ayrılır. Ayrılır ayrılmasına ama bu tarihten önce de İngilizler İstanbul’da yenilgiye uğramıştır. Üstelik bir futbol müsabakasında… Sinemacı Murat Şeker'in gözünden bir maçın anatomisi.