Her şey değişiyor

24 Ağustos 2021 - 15:22

Tam arkasındaki deniz kenarına paralel palmiyelerin rüzgârla narince salındığı bir Çeşme gününde konuştuğumuz ekrana doğru huzurla gülümsüyor Can Bonomo. Ne mutlu ki kariyerinin ve hayatının oldukça iyi bir anında. Şimdilerde otuz beşine basmak üzere. Artık değişen çağın da etkisiyle otuz beş yolun yarısı olmasa da Cahit Sıtkı Tarancı’nın o meşhur dizelerinde olduğu gibi inceden bir hayat muhasebesine girişmiş. Bu narin bakışta ve arayışta müzisyenliği kadar şair yönünün de ağır basmasının elbette payı var. Tam on sene önce ilk albümü Meczup’u, ondan birkaç yıl sonra da ilk şiir kitabı Delirmek Belirmektir’i yayımlamıştı Bonomo. Geçmişle ve yaptıklarıyla ilgili hisleri aslında son derece olumlu. Yine de söz konusu geçip giden zaman olunca insan bir durup düşünüyor. “35 yaşına gelmiş olmanın rehavetindendir belki...” diye söze giriyor. “Ya da bizim kuşağın dünyanın sancılı bir anına denk gelmesindendir... Bugüne kadar yaptıklarım üzerinde kontrolün çoğunlukla bende olduğunu hissediyordum ama işin aslı pek de öyle değilmiş. İlk albümümün onuncu yılında ne hissedeceğimi tam bilemiyorum. İyi miydi bu on sene? Çok güzeldi. Beş albüm yayınlamışız, şiir kitaplarım çıkmış, ödüller almışım. Bunlar beni çok mutlu ediyor. Ama bir yandan da hayatımın on senesi geçti işte diye korkuyor insan. Geri alınamaz bir on sene. Şimdi başka bir döngüye başlamış gibi hissediyorum. Bu döngüde de geçmiş dönemdeki kadar şanslı olmak istiyorum.

Can Bonomo ilk albümü Meczup'u 2011'de dinleyiciyle paylaşmıştı

Zamanla olgunlaşıyor insan. Bunu anlatırken “Hani kendini geliştirme, değiştirme çabası yüzünden değil” diyor. Çünkü zamanın, hayatın kendisi değişiyor. Biraz da bunu aktarmaya çalışıyor. “Gençliğime dönüp baktığımda, bugünkü yaşımla o hayatı yaşamamın mümkün olmadığını görüyorum. Buradan bakınca onu yargılamıyorum. Çok doğru yaşamış. Fakat bir çocuk olduğunun farkındayım. İyi ki yaşamış ve beni buraya getirmiş. Ama artık hayata karşı tutumum çok başka.” Sadece kendisi değil dünya da değişti elbette bu zamanda. Yepyeni, herkesin yolunu bulmaya çalıştığı bir çağın ortasında olduğumuzun o da farkında. Bu sanatına da yansıyor. “Müzik tüketimi de tüketimin kendisi de değişti. Kapitalizm canavarlaştı. Sadece bu sene bir öncekine oranla yüzde yetmiş daha fazla fosil yakıt tüketmişiz. Bu tüketim anlayışı sanatı da sanatçıyı da değiştirdi. Biz eskiden uzun sürede albümler yapardık, şimdi mümkün değil. Çünkü çağın yeni kuşağı Z o kadar hızlandı ki, sürekli yeni bir şey istiyor. Hayat bizden çok daha hızlı evrim geçiriyor. Tam bir şeyleri yakaladık derken yine bir şeyler değişiyor. Bize açılan pencerelerde sanat yapmaya çalışıyoruz ama o pencereler de daralıyor.” Her ülkenin ve insanın yadsınamaz problemleri olduğunu anlatırken müzisyenlerin derdinin, yeri geldiğinde daha görünür olduğunu da aktarıyor. “Ama müzik üretimi hiçbir zaman durmuyor. Daha meşakkatli olsa da devam ediyor.

İzmir’de büyümüş olmak da, İstanbul’a doğru zamanda gelmiş olmak da çok büyük bir şans benim için. Biraz daha erken gelmiş olsaydım kafam çok karışabilirdi. Biraz daha geç kalmış olsaydım elimdeki fırsatları kaçırabilirdim.

İzmir'de doğup büyüyor Can Bonomo. İzmirli olmak demek elbette yazları biraz da Çeşme’de geçirmek demek. Arkasında koşturan çocukların heyecanına dalga sesleri eşlik ederken; “Daha küçük ve mütevazı bir hayatım vardı İzmir’deyken” diyor. “İzmir’de büyümüş olmak da, İstanbul’a doğru zamanda gelmiş olmak da çok büyük bir şans benim için. Biraz daha erken gelmiş olsaydım kafam çok karışabilirdi. Biraz daha geç kalmış olsaydım elimdeki fırsatları kaçırabilirdim.” Çocukluğunun yazlarını Çeşme’de geçirmiş ama artık bu popüler tatil beldemizin eski günlerinden çok farklı olduğu ortada. “Ben büyürken bildiğimiz Çeşme değil burası. Tek bir plajı olan, annemin sandviçleriyle, şemsiyemizle gittiğimiz bir köydü burası.” Bu geçmişe bakış Bonomo’yu birazcık nostaljik yapıyor ama değişim onun için bir sorun teşkil etmiyor. “Ben de eski Çeşme gibi değilim, ben de değiştim. Çeşme ne kadar güzeldi demek yerine bu değişimin içerisindeki iyilikleri de görmek lazım. Eskiden sadece İzmirli arkadaşlarımla görüşürdük burada. Şimdi İstanbul’dan da birçok arkadaşım geliyor. Çocuklarımız Çeşme’de beraber büyüyor. Buranın kozmopolit bir hal almış olması bu açıdan iyi oldu.” Tüm bunlara rağmen, yazın ortasında, sadece bayramda 1 milyon 600 bin kişinin Çeşme’ye gelmiş olmasını da not etmeden geçemiyor. “Biz sevdik eller aldı” derken kahkaha atıyor.

Can Bonomo (Fotoğraf: Merve Bolulu)

Alsancak’ta geçirdiği İzmir günlerini ve büyüdüğü sokakları anlatırken, “Benim büyüdüğüm zamanlarda İzmir’de sokaklardan besleneceğimiz bir durum çok yoktu. Sanatın kenti İstanbul’du. İzmir’in sokakları İstanbul’un şiirsel sokakları gibi değildi” diyor. 17 yaşındayken Bilgi Üniversitesi’nde sinema okumak için İstanbul’a geliyor Bonomo. “Paraya da ihtiyacım olduğu için radyoda çalışmaya başlamıştım. İlk geldiğim aylarda Mecidiyeköy’de bir aile dostumuzun ev-ofisinde kalıyordum. Bir ayakkabı tasarımcısının ofisiydi. Yaz sıcağında deri koltukta uyumanın ne kadar zor olduğunu orada öğrendim. Sabah altıda radyo için yola çıkardım.” Dolmuş, metro, otobüs, toplam üç taşıtla işe ulaştığı bu aylar, Bonomo’nun İstanbul’u hızla tanımasını sağlamış. “Radyo programım geceye alınınca bambaşka bir İstanbul’u görmeye başlamıştım. Hiç yorulmazdım o dönem. İstanbul’u çok hızlı anlamamı sağladı o yollar.” Mecidiyeköy’deki bu zorlu koşulların ardından uzun yıllar Cihangir’de yaşamış. “Böyle denmez ama Cihangir’in Cihangir olduğu zamanları yakaladım. Mahalle kültürü çok güzeldi. Yumurta bitince çıkıp bakkaldan almak, o sırada esnafla sohbet etmek, bu kültüre İzmir’den aşinaydım. Mecidiyeköy’de bunu yapamıyorsun. Ama sonra çok kalabalık oldu orası da. Benim alışık olduğum kültür bitti. Bizi dışarı attı Cihangir. Uzaklaştık oradan.

Beni ben yapan, İzmir’den müzik ve sanat hevesiyle gelen bir çocuğun dönüşümünü tamamlayan şehir İstanbul. Aşırı kozmopolit bir yer olduğu için de bir konuya merakın varsa hiç aç kalmıyorsun. Farklı türde bir müziği dinlemek için şehrin bir ucuna giderken, bir sokak müzisyenine rastlayıp bambaşka bir şey deneyimleyebiliyorsun.

Artık Ortaköy’de yaşıyor. “Eskiden Cihangir’de yaşıyor olmanın içerisinde Pera’ya yakın olmak, Asmalımescit’e hemen geçebilmek, İstanbul Modern’le temasta olmak da vardı. Ortaköy’e gelirken bunların hiçbirini düşünmedik. Şehrin içerisinde ama daha izole olan, ağaç görebileceğimiz, sakin ve korunaklı bir yer olsun diye seçtim Ortaköy’ü. Benim ofisim de Balmumcu’da. Motorumla beş dakikada gidebiliyorum evden.” İstanbul’dan bahsederken “Üretimimin ham maddesi bu şehir” diyor. “Beni ben yapan, İzmir’den müzik ve sanat hevesiyle gelen bir çocuğun dönüşümünü tamamlayan şehir İstanbul. Aşırı kozmopolit bir yer olduğu için de bir konuya merakın varsa hiç aç kalmıyorsun. Farklı türde bir müziği dinlemek için şehrin bir ucuna giderken, bir sokak müzisyenine rastlayıp bambaşka bir şey deneyimleyebiliyorsun.” İstanbul’da söylenecek, anlatılacak hikâyenin hiç bitmediğine getiriyor sözü Bonomo. Sosyolojik ve politik gerginliği de ima ederek: “Çünkü zaten bu şehirde durmadan bir şey oluyor. Hiç bitmiyor! Bir savunma mekanizmasının yanı sıra bunları irdeleyecek bir perspektif de geliştiriyorsun yıllar içerisinde. İstanbul bu açıdan çok bereketli bir yer.

(Fotoğraf: Merve Bolulu)

Şiire çok ciddi bir merakım vardı. Küçük İskender’le Kazancı Yokuşu’nda komşuyduk. Onun sayesinde çok şair tanıma imkânım oldu.

Bu bereket Can Bonomo’nun eserlerine de yansıyor. Üniversitedeyken, Kazancı Yokuşu’nda geçirdiği yıllarda İstanbul’a dair ilk üretimlerini de yapıyor. “Şiire çok ciddi bir merakım vardı. İzmir’de, yaşım yüzünden de, şiir merakımı giderebileceğim çok fazla çevrem yoktu. İstanbul’da bu imkânı da elde ettim. Küçük İskender’le Kazancı Yokuşu’nda komşuyduk. Onun sayesinde çok şair tanıma imkânım oldu. Benden yaşça büyük şairlerle sofralarda muhabbetler edip onlardan çok şey öğrendim. Cumhuriyet Meyhanesi’ne giderdik. İskender’in evinde 10-15 kişi oturup şiir konuşurduk. ‘Kendi İstanbul’umu yazmam lazım’ diyordum. Bu dönemde ‘Kara’ şarkısını yazmıştım, benim için çok özeldir.” Can Bonomo’nun ilk şiir kitabı Delirmek Belirmektir’in editörü de küçük İskender’miş. Kitapta kendisinin bir son sözü de varmış: “Muhtemelen, bu çocuk ne yaparsa yapsın şair olarak anılmayacak” diye. Delirmek Belirmektir birçok övgü almış olsa da Bonomo bunlarla yetinmemiş. HarvardX’te Amerikan Şiiri derslerine girmiş. Sayısız panele katılmış. Son şiir kitabı Parya Koma’daki bir şiiri Yunus Emre Şiir Yarışması’nda ödül almış. Hatta bu yarışmaya Can Bonomo kendi adıyla değil Kara mahlasıyla katılmış. Yine İstanbul’dan esinlendiği “Dar Sokak” şiiriyle kazandığı bu ödülü küçük İskender’e götürmüş. “Birtakım şeyleri kendime ve insanlara ispat etmek istiyordum herhalde. İskender o zaman hastaydı, ödülü Bodrum’a götürmüştüm, bak bana ödül verdiler diye. Çok güzel bir andı.

Artık eskisi gibi İstanbul’da dışarıda vakit geçirmediğini anlatıyor Bonomo. İlk albümü çıktığı dönemlerde haftanın yedi günü sokaklardaymış. “Onlar bitti. Öyle bir isteğimiz, keyfimiz kalmadı. Daha ziyade arkadaşlarımızın evine, sevdiğimiz birkaç restorana gidiyoruz. Bir yaştan sonra insanın çok daha izole bir hayatı oluyor. Çağın ruhu da şehir de itti bizi biraz. Eskiden dışarı çıktığımız Beyoğlu da aynı değil. Aynı olsa da biz değiştik zaten.” İstanbul’daki bu değişimin kimilerini mutsuz, kimlerini de mutlu ettiğini anlatıyor. Ama onun mutluluğunun kaynağı bambaşka; başarılı oyuncu Öykü Karayel’le son derece huzurlu bir evlilik sürdürüyor. Şimdilerde yeni doğan ilk çocuklarıyla, oğulları Roman’la vakit geçiriyorlar. “Sanki Öykü de ben de uzun yıllardır bunu bekliyormuşuz gibi hemen adapte olduk. Çok şükür oğlumuz çok neşeli, durmadan gülüyor. O da çok yardımcı oluyor bize. Öykü de ben de aileye çok bağlıyız; kendi küçük ailemizi oluşturuyor olmamızın ve bunun çok güzel çalışıyor olmasının verdiği heyecanla uyanıyoruz her gün.

Sohbetimizin sonlarına gelirken bu yaratıcı evliliğin, dostluğun, paylaşımın nasıl ilerlediğine geliyor konu. “Öyle bir algı var ki, sanki biz her gece sanat filmleri izleyip üzerinde tartışıyoruz” diyor Bonomo. Gerçeği nedir peki diye soruyorum. “Halbuki dün akşam pide yedik, Master Chef izledik ve 11’de uyuduk” derken gülüyor. “Benim sanat üretimim olduğu zaman Öykü’nün mutlaka haberi oluyor. Şarkılarımı mutlaka önden dinliyor. Her zaman şahane fikirleri var. Üstelik harika da bir ressam. Bunu kimseye göstermez. Yazma hevesi de var ama aşırı mükemmeliyetçi olduğu için pek paylaşmıyor” diye mutlulukla anlatıyor ilişkisini. Sözün sonunu da harika şekilde bağlıyor. “Birlikte çalıştığımız da oluyor. Belki gelecekte evladımız dışında da ortak eserlerimiz olabilir!” diyerek kahkahayla noktalıyor sözünü.

Can Bonomo
Ruhum Bela
Meczup
Müzik
Kültür Sanat
İstanbul
İzmir
Alper Bahçekapılı
Sayı 007

BENZER

Cumhuriyet İstanbul’unda inşa edilen apartmanlar genel olarak odaları ferah, oturup çay, kahve içmeye müsait balkonlu dairelerden oluşan bahçeli, küçük binalardı. “Müteahhide verme” akımı başlayınca, hele kentsel dönüşüm furyasında, aynı alana olabildiğince çok daire sığsın diye evler kutuya, balkonlar eşiğe indirgendi. Apartmanlar bahçeleri yuttu. Gökyüzüne doğru da yükselmek gerekti. Malzeme yenilendi diye kâr ettik sandık ama koronavirüs hayatı durdurup herkesi eve yollayınca kaybettiklerimizi fark ettik. Şimdi yeniden teras, balkon, bahçe arıyoruz. Yenilenen konut tipi tercihimiz hem sağlığın gerekleriyle hem de geleceğin mimari projelerinin yansıttığı tabloyla uyumlu: İlle yeşil!
Sıkı önlemler dahilinde gerçekleşecek yeni sezon etkinliklerinde herkes için bir şeyler var.
Su özgürlük, pandemi fırsat olabilir mi? Peki ya bedensel engel insana kendini gerçekleştirme imkânı sunabilir mi? Anlatacağımız hikâyenin başrolünde, birbirinden büyük başarılara kulaç atan gençler var.