Şaka kaldıran araba

Fotoğraf
Derya Bengi Arşivi, Gökhan Akçura Arşivi, Salt Arşiv
30 Ağustos 2021 - 13:29

BBC’nin 1967’de çektiği bir aktüel belgeselde, İngiltere’nin kırlık bir bölgesinde yağmur altında, soldan direksiyonlu bir arabayla asfaltın solundan hızla ilerleyen muhabir, “Bunun ismi Anadol” diyor ve söze şöyle devam ediyordu: “Bu ismi duyduğunuzda baş ağrısı hapı zannedebilirsiniz, ama aslında Anatolia’nın Türkçe karşılığı.

1966’nın yaz aylarında yurt çapında düzenlenen ankete katılarak ilk yerli otomobile Anadol ismini önerenler topu topu 41 kişiydi. Bu güzel ismin bir yabancının aklına Validol, Paradol gibi ilaçları getirebileceğini hesap etseler herhalde gülümseyip geçer, kararlarından hiç de caymazlardı. Koç Holding’e bağlı Otosan’ın Manajans aracılığıyla verdiği gazete ilanlarında pek yakında ilk yerli otomobilin seri üretimine başlanacağı bildiriliyor, “Millî sanayimizin eseri olan bu otomobilin (istikbaldeki arabanızın) ismini siz koyunuz” çağrısı yapılıyordu. “İsmi Ne Olsun?” başlıklı bu ankete tam 86 bin 318 yanıt gelmiş, mektuplarda 18 bin 660 değişik isim önerilmişti.

Jüri beş kişiden oluşuyordu: Bedri Karafakioğlu İTÜ rektörüydü. Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Sanayi Dairesi Başkanı Necmettin Erbakan, özellikle İTÜ’deki doçentlik yıllarında, yerli araba konusunda çeşitli platformlarda fikirlerine sık başvurulan bir kişiydi. İÜ İktisat Fakültesi’nden Memduh Yaşa ve iki gazeteci-yazar Burhan Felek ile Cevat Fehmi Başkut markayı tayin edecek jürinin diğer üyeleriydi. Değerlendirmeye alınan isimler arasında Koç, Veko (Vehbi Koç), Asena, Otosan gibileri de vardı. Ama 818 kişinin önerdiği Anadolu ve 41 kişinin önerdiği Anadol şampiyon oldu. Holdingin açıklaması netti: “Neticede Anadolu ismi, bu kelimenin lisanımızda mevcut diğer şekli olan Anadol ile birlikte birinci kabul edilmiştir. Koç Holding de, bir otomobilin marka isminde bulunması gereken kısalık, orijinallik ve dünya ölçüsünde telaffuz kolaylığı gibi unsurları göz önünde tutarak, bunlardan Anadol’un seçilmesine karar vermiştir.” Çekilen kurada iki grubu temsilen 10’ar bin liralık ödül kazanan iki talihliden biri müzik öğretmeni Kemal Çuhalılar oldu. Böylece Çuhalılar, Anadol’un isim babası olarak anılageldi. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen Hattiler’e ait geyik heykeli ise yeni arabanın amblemiydi.

Bir Anadol ilanı

Bir reklam sloganı, “Türkiye’nin hususiyetlerine göre imal edilmiş tek otomobil”in Anadol olduğunu söylüyordu. Gazetelerdeki demeçlerine göre Vehbi Koç’un hedefi “Her Türk ailesini bir araba sahibi yapmak”tı. Halka ilk müjde, otomobilin örnek bir fotoğrafıyla birlikte, Sanayi Bakanı Mehmet Turgut tarafından 1966’nın Ocak ayında verildi. Yılın sonlarında –20 Aralık 1966’da– ismiyle, cismiyle, (radyo ve kalorifer tesisatı hariç) 26 bin 800 TL’lik etiketiyle “ucuz” ve “halk tipi” Anadol satışa sunuldu. O gün çıkan ilanlarda, “Ailenizle birlikte yıllar yılı kurduğunuz hayalleri bir anda hakikat yapacak ve hayat ufuklarınızı alabildiğine genişletecek eşsiz bir araba. Zarif, sağlam, rahat ve ekonomik!” satırlarının hemen öncesinde şu ifade dikkat çekiyordu: “Türk tekniğinin ve Türk işçiliğinin ortak eseri.”

Peki bu araba İngilizleri, BBC’yi neden bu kadar ilgilendiriyordu? Mehmet Ali Birand’ın 1966’nın Ocak ayında Milliyet’teki ilk haberi gerekli detaylara eğiliyordu: “Koç Holding grubuna dahil Otosan şirketi tarafından imal edilecek olan ilk yerli otomobil, İngiltere’deki Reliant Motor Company tarafından model olarak yapılmıştır. (...) Motor, şanjman ve differansiyel takımları İngiliz Ford Cortina modelinin aynıdır. İki kapılı ve beş kişilik düşünülen arabanın %45’i Türkiye’de imal edilecektir.

"Arabanızın rengini seçtiniz mi?"

1960’tan beri İstanbul Acıbadem’deki tesislerinde Ford kamyonlarının montajını yapan Otosan’ın yetkilileri bir yerli otomobil üretme hayali kuruyor ama Amerikalı ortakları bu işe bir türlü yanaşmıyordu. Sonunda bir dizi tesadüf sonucu İngiltere’yi gözlerine kestirdiler. 1963’te İzmir Fuarı’ndaki İsrail pavyonunda sergilenen Carmel otomobili, teknolojisini İngiliz Reliant firmasından edinmişti. Otosan da hemen Reliant’la ilişkiye geçerek Anadol’a giden yolda ilk büyük adımı attı. Reliant’ın en tanınmış markası olan Regal (Tracey Ullman’ın “They Don’t Know” klibinde Paul McCartney’nin kullandığı araba) üç tekerlekli bir şirinlik muskasıydı. Reliant, üç teker efsanesine 1970’lerde Robin markasıyla (Rick Astley’nin “She Makes Me” klibindeki araba) devam edecek ama dört tekerleklileri de ihmal etmeyecekti. Reliant fabrikasında Anadol’un kod adı FW5’tı (Four Wheeler 5), bu da fabrikadan çıkan beşinci dört tekerlekli araç anlamına geliyordu. Anadol’un tasarımı, Otosan yetkililerinin talep ve yönlendirmeleri doğrultusunda Ogle Design’dan Tom Karen tarafından yapıldı. Mademki Türk şoförler araba kullanırken kapıya doğru hafif tertip yaslanıyordu, o halde direksiyon azıcık sola meyilli dizayn edilecekti.

Reliant’ın esas şöhreti, demir-çelik endüstrisine kafa tutarcasına, otomobil karoserisini fiberglastan yani cam elyafından üretmesinden geliyordu. Anadol’un kasası da fiberglas olacak ama bu tercih Otosan’ın başını (Anadol hapına muhtaç edecek kadar) çok ağrıtacaktı. Otomobilin reklamlarında fiberglas teknolojisi gururla tanıtılıyordu: “Dünyaca meşhur spor otomobiller ile Anadol’un müşterek tarafı gövdeleridir. Evet, Anadol’un gövdesi de aynı maddeden, fiberglastan yapılmıştır. Otomobil sanayiinde güvenle kullanılan fiberglas çelik gibi sağlamdır. Saca göre daha hafif, fakat daha elastiki ve mukavimdir. Katiyen paslanmaz, çürümez, sac gibi ses yapmaz.”

Hayat dergisinde yer alan (1968) bir Anadol reklamı

Koç Holding’in otomotiv şubesinin müdürü Bernar Nahum, belki de İngiliz ortakların uyarısıyla tehlikeyi önceden sezmiş, Vehbi Koç’a yazdığı uzun mektupta şunları söylemişti: “Fiberglas yeni bir maddedir. Demagojik alaylara çok kolay bir hedef teşkil edecektir. Mesela paçavradan, kâğıttan, mukavvadan, tükürük ile karışık denecektir. Çetin Altan bununla ilgili yazılar yazacaktır.”

Bernar Nahum’un niyeti yol yakınken pişmanlıkla bu zor işten sıyrılmak değil, tam tersine bir dizi endişe ve riski açık sözlülükle baştan sıralayarak Koç’u “bir deliliğe” yani Anadol üretimine razı etmekti. Vehbi Koç anılarında “Fiberglas gövdeyi öküzün, atın yiyeceğinden bahsedildi. Bu alaylar tiyatrolara kadar girdi. Fakat araba çalıştı, halk aldı, bindi. Anadol’u alanlar Avrupa’ya, Afrika’ya gittiler, geldiler, arabanın yolda kalmadığını gördüler. Anadol’a karşı büyük bir rağbet başladı” sözleriyle aynı nazik konuya temas edecekti.

Dünyada Anadol’la aynı kaderi paylaşan otomobillerden biri Doğu Alman Trabant’tı. Trabant’ın kasası fiberglas değilse de duroplast maddesindendi. Ama doğru ama yalan, pek çok kişi terk edilmiş Trabant’ların kurda kuşa yem olduğuna şahitti. En azından Emir Kusturica’nın Kara Kedi Ak Kedi filminde bir domuz bir Trabant’ı afiyetle yiyordu.

"Saman”, “kâğıt”, “plastik”, “sunta” benzetmesinden türeyen şakaların, bazen 4 Eylül 1968 tarihli Bugün gazetesindeki gibi ayrımcı bir dil eşliğinde ciddiye bindiği de oluyordu: “Memleketimizin tanınmış kapitalistlerinden Vehbi Koç ile başta Bernar Nahum ve diğer Yahudi ortakları tarafından imal edilen Anadol otomobillerinin karoserisi fiberglas denilen ve mukavvaya benzeyen bir maddeden yapıldığı için, en ufak bir çarpışmada hemen yırtılıp parçalanmakta ve bir daha tamiri imkânsız olmaktadır. Bu maddenin esas fabrikası İsrail’dedir. Yahudi zekâsının bir eseri olan Anadol otomobiliyle yola çıkacak şoförlerin canlarını ve mallarını korumak konusunda son derece dikkatli olmaları gerekmektedir. Rivayete göre kazalarda hurdahaş olan Anadol’ların fiberglas karoserilerini keçiler iştahla yemektedir.

Aynı paralelde Necip Fazıl Kısakürek, 1971 tarihli bir konuşmasında –Anadol ismine de dokundurarak– montaj sanayiini şöyle tarif ediyordu: “Anadolu yerine Anadol markalı bir otomobil gibi, her aleti Yahudi eliyle seçme ve dışarıdan getirilme, dış yüz ezbercisi ve iç yüz budalası bir sanayi.” İzleyicilere hitaben bu konuşmayı yaptığı yer, Anadol’un isim anketi jürisinden Necmettin Erbakan’ın kurduğu Millî Nizam Partisi kongresiydi.

Siyasi yelpazenin öteki kanadında sol, on yıllardır Ford acenteliğini sürdüren ve “Türkiye’de otomobil endüstrisinin kurulması ve bunun önce montaj endüstrisi ile başlaması gerektiğine inanıyorduk” diyen Koç’u komprador burjuvazinin temsilcisi olarak gördüğü için ne Anadol’a yüz veriyordu ne de yerli otomobil efsanesine. Bir Koç bülteninde çizilen “hayırsever”, “işçi dostu” holding portresi, 9 Eylül 1969 tarihli Ant dergisinde kıyasıya eleştiriliyordu örneğin. Bernar Nahum’un Vehbi Koç’a yazdığı mektuptaki kehanetlerinden biri de sendikal hareketlere dönüktü: “Böyle bir proje [Anadol] için 300-350 kişi daha istihdam edilecektir. İşçi problemlerimiz çok daha fazla artacaktır ve ortam greve daha müsait hale gelecektir.” Bu endişe de İstanbul’u sarsan 15-16 Haziran 1970 büyük işçi yürüyüşüyle doğrulanacak, öyle ki Kemal Sülker, “Otosan işçileri en gözü kara olanlarmış” diye yazacaktı.

Anadol Ralli Takımı (ART) Türkiye'nin ilk ralli takımı olarak da tarihe geçecekti

Fransa’nın ünlü beatnik pop şarkıcısı Michel Polnareff, İstanbul ziyaretine ilişkin izlenimlerini 1969’un Ağustos ayında Salut Les Copains dergisine nakletmiş, şehirdeki trafik keşmekeşinden bahsettikten sonra lafı Anadol’a getirmişti: “Otomobillerin yüzde 90’ı Amerikan malı. Çoğunluğu yaralı, bereli, yamalı ve ortalama 10 yaşındalar. Tek bir yerli marka var: Anadol. Doğrusunu söylemek gerekirse pek estetik sayılmaz. Hatları fazlasıyla kaba, ayrıca motoru da İngiliz."

1970 sonlarında şehirlerde ve Anadolu yollarında 12 binden fazla Anadol bulunuyordu, Türkiye’de her yedi özel arabadan biri Anadol’du. 1971’e gelindiğinde, yerli otomobil pazarında çeşitlilik baş gösterdi. Yine Koç Holding, bu kez Bursa’daki Tofaş fabrikasında Murat 124’ü (İtalyan Fiat 124’ün eşi) üretti. Ereğli’deki demir çelik tesislerinin tam kapasiteyle çalışmasından cesaret alan Vehbi Koç, artık “sac karoserli arabanın zamanının geldiğine” karar vermişti. Üçüncü yerli otomobil ise Fransız teknolojisiyle OYAK’ın piyasaya sürdüğü Renault 12 oldu. İlki 57 bin, ikincisi 60 bin liraya, kısacası 44 bin liralık Anadol’dan hayli pahalıya satılmasına rağmen kolayca benimsendi. Aynı yıl Anadol dört kapılı yeni bir model çıkarıp 50 bin liranın biraz aşağısına satışa sundu. Ama hem yeni rekabet koşulları hem de 1973’teki petrol kriziyle fiberglas maliyetinin artışı Anadol için sonun başlangıcı demekti. Ayfer Tunç, Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kitabında 90’lı yıllarda yollarda bu “mütevazı” arabanın ölülerine rastlandığını söylüyordu: “Çok hazin bir manzaraydı Anadol ölüsü.”

"Türk tekniğinin ve Türk işçiliğinin ortak eseri"

Bir zamanlar Müzeyyen Senar’ın Anadol kullandığı kulaktan kulağa fısıldanırken 2000’lerde antika araba meraklısı Cem Yılmaz’ın Anadol peşine düştüğünü yazıyordu gazeteler. Anadol, yakın zamanlarda Yeşil Deniz, Seksenler gibi TRT komedi dizilerinde de boy gösterdi. Senaryosunu Leman ekolünden mizahçı Kemal Kenan Ergen’in yazdığı, emektar yönetmen Aram Gülyüz’ün çektiği 2014 yapımı Zaman Makinesi 1973 filminde Süper Türk Canavarı lakaplı Anadol STC-16 (“şu samandan araba”) hemen hemen başrolü kapmış gibiydi. Gülyüz’ün eski filmlerinde de zaten Anadollar cirit atmıyor muydu? Hatta Duyduk Duymadık Demeyin (1970) filminde, üzerindeki ışıklı Anadol reklam tabelasıyla Fındıklı’daki Koç Holding binası gözükmüyor muydu? 1970’lerin Yeşilçam filmlerinde, hele hele Mirasyediler (Aram Gülyüz, 1974), Salak Milyoner (Ertem Eğilmez, 1974) gibi İstanbul caddelerinin kalabalığında geçen komedilerde Murat 124 ve Renault 12’yle birlikte bol bol Anadol kadraja giriyordu.

Fikret Kızılok’un yönetimindeki Çekirdek Sanatevi’nde sahne alan Amerikalı blues sanatçısı Robert One Man Johnson’ın bir konserde söylediği küçük, mizahi bir şarkı, tam da Anadol’un son demlerine, 1980’lerin ortalarına denk düşüyordu. “Anadol Car Blues” şarkısında yarı İngilizce yarı Türkçe şöyle diyordu Johnson: “Uh... ahh... / Oh the Anadol car is çok fena / Yes the Anadol car is fiberglas / Anadol car is çok fena / If you need a tamir you gotta go to the camcı.” Ne de olsa Anadol şaka kaldıran bir arabaydı.

A1 ve A2 diye kodlanan iki ve dört kapılı klasik modellere ilaveten, 1984’e kadar, kimisi çok kısıtlı sayıda olmak kaydıyla üretilen diğer Anadollar arasında STC-16 (spor), SV-1600 (station) gibi modeller, ayrıca farklı kullanım alanlarına yönelik Böcek (turist otosu), Otosan 500 (pikap) gibi araçlar da vardı. Kısacası Anadol, yollardaki iddiasını yavaş yavaş yitirse de minderi bırakmamış, itibarının zedelenmesine müsaade etmemişti. Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü romanının kahramanı Alamancı işçi İncegül Bayram, memlekete dönüşte, şehirlerarası yolda son model gıcır Mercedes’ini sürerken basit bir Anadol tarafından sollanmasına nasıl da içerliyordu: “Geçecek sanki. Bak ulan, yine öttürüyor arkadan. (...) Bekle. Çatlama. Bekle dedik, ulan! Uyy... Gördün mü? Allah belanı versin e mi? Sıçratıp geçti çamuru be!

Anadol
Araba
Otomobil
Popüler Tarih
İkon
Derya Bengi
Sayı 007

BENZER

Evden okula, ulaşımdan yeme içmeye hayatın her alanına sirayet eden “yeni normal” kavramı, pek çok sektörde olduğu gibi kültür sanat dünyasında da kendine hemen yer buldu, onu bir güzel de şekillendirdi. Normal koşullarda şehirde sosyal hayatın şaha kalktığı sonbahar döneminin bu sene COVID-19 salgınına rağmen –üstelik ikinci dalga da beklenirken– nasıl bir ruh halinde seyredeceğini, yeni normalle birlikte ortaya çıkan etkinlik örneklerini, sürdürülebilirlik konusunu ve daha fazlasını kültür sanat dünyamızın çeşitli alanlarında sorguladık.
28 Eylül'de Zorlu PSM'nin YouTube kanalında başlayacak Hakan Tamar ile Mod Sessions, ana akımda yer bulamayan müzisyen ve gruplara pandemi sürecinde nefes alma fırsatı verirken, müzikseverler için de heyecan verici bir deneyim olmaya aday.
Semtler ve futbol kulüpleri arasında manevi mesafenin açık olmadığı masal zamanlarda Beykozspor’u kuran dev adam, İbrahim adında bir fabrika işçisiydi. Büyük yokluklara rağmen kendisini çok iyi yetiştirerek efsaneleşen Kelle İbrahim, idarecilik döneminde de fedakârlığı, korkutan cüssesine rağmen yumuşacık kalbi ve şakacılığıyla futbol tarihimizde unutulmaz oldu. “Kelle” İbrahim, lakabını kendine soyadı seçti.