Okulun adı Arzu Film, yönetmen Ertem Eğilmez

Fotoğraf
Agâh Özgüç Arşivi
31 Ağustos 2021 - 17:15

1989’da yani 32 yıl önce 60 yaşında yitirdiğimiz yapımcı-yönetmen Ertem Eğilmez’i saygıyla andığımız bu yazıya akademisyen ve yazar Kurtuluş Kayalı’nın ilginç yorumuyla giriş yapıyoruz.

Ne demişti Kayalı?

"1989 yılında Ertem Eğilmez öldüğünde bile henüz kimseler Ertem Eğilmez’in farkında değildi. Bugün Ertem Eğilmez’den deha diye bahsedenler de dahil, Şerif Gören’in filmlerinin önemi üzerinde duranlar da olağanüstü sınırlıydı. Hiçbir filmi de derinlemesine incelenmedi. Belki de bir tek Firar dışta tutulursa, memlekette devrimci sinema anlayışı doğrultusunda Ertem Eğilmez’in filmleri, o sosyal içerik keşfedilen filmleri, Şerif Gören filmlerinden daha fazla önemsendi.

Ve elbette Ertem Eğilmez bir “deha” değil. Metin Erksan gibi (kendi deyimiyle) bir “sinema bilimcisi” de. Yine Erksan gibi bir “auteur” sinemacısı da. O, Kayalı’nın tam yerinde saptamasıyla bir “halk sinemacısı”. Ve çok özel bir kişilik...

Eğilmez, girdiği her işten yükselerek ve batarak çıkan gözü pek bir macera adamıdır. Ve gerçekten de kendi kendini sorgulayarak gazeteci-yazar Yalçın Pekşen söyleşisinde o günleri aynen şöyle dile getirir:

"... Ben galiba meslek değiştirme rekortmeniyim. Bakkal dükkânı bile açtık, battık. Babam bana bu parayı üniversitede doktora yapayım diye vermişti. Doktora parasıyla bakkallık yaptık. Ama ben ona da ‘doktora’ diyorum. Yaşam doktorası yapmış olduk...

... Ben bu kez, Yeni Melek Sineması yeni açılmış, onun içinde gece kulübü (Nuhun Gemisi) gibi bir yer açtım. Bu büyük yenilik oldu. Çok da tuttu. Ama birdenbire Millî Koruma Kanunu çıktı. Onu da bıraktık. Ardından, langırt makineleri yok Türkiye’de. Biz buna patent aldık. Onu da kapattık...

... Plastikçilik dönemim var. Plastik bilinmiyor Türkiye’de. Biz getirdik. 60’lı yıllarda, ihtilalden sonra Tef dergisini çıkarma var. Onu da kapattık...”

Ertem Eğilmez’in Kemal Tahir’e çevirisini yaptırdığı Mickey Spillane imzalı Mayk Hammer polisiye romanları dizisi satış rekorları kırar

Ertem Eğilmez - Kemal Tahir yoldaşlığı

Ve kaldı ki, Eğilmez’in kendi deyimiyle, asıl “yaşam doktorası”nı yaptığı dönem, Babıali Yokuşu’ndaki yayıncılık yıllarıdır. Tüm bu aşamaları belli bir sıralama içinde özetlemeden yönetmenin inişli çıkışlı yaşam biçiminden ve özellikle de sinemasından nasıl söz edebiliriz ki?

İlginçtir, Ertem Eğilmez, hangi işe girse önce parayı buluyor sonra da nedense parayı batırıyor. 1953’te Refik Erduran’la birlikte Çağlayan Yayınevi’ni kurup kitapçılığa başladığında da sonuç değişmez. Ama o yıllarda Babıali Yokuşu olarak anılan basın merkezi Cağaloğlu’nda cep kitapları dizisiyle bir devrim yaratır.

Hapisten çıktıktan sonra tanıdığı ünlü yazar Kemal Tahir de en sadık Babıali dostudur Eğilmez’in. Kemal Tahir’e çevirisini yaptırdığı Mickey Spillane imzalı, plastik kapaklı Mayk Hammer polisiye romanları dizisi satış rekorları kırar. Çağlayan Yayınları birden marka olur Babıali’de.

Dizinin yazarı Mickey Spillane, Amerika’da hayatı boyunca yedi adet Mayk Hammer romanı yazmış. Altısını Eğilmez yayınlar, diğerini de başka bir yayınevi. Çevirisi yapılacak bir başka Mayk Hammer romanı yoktur. Eğilmez ona da bir çare bulur. Nasıl mı?

"... Kemal Tahir’le oturduk, üç tane daha Mayk Hammer yazdık. Tabii esas kalem Kemal Abi’nin. Ben çok genel köşe başlarına dokunuyorum. Şurada şu olsun, bu olsun. Buraya bir kadın yerleştirelim filan. Birinin adı İntikam Saati’ydi, öbürlerini hatırlamıyorum. Bu kitaplar Mayk Hammer dizilerinin en iyi kitapları oldu. Mickey Spillane’ninkiler dahil...” der Eğilmez.

Kemal Tahir’in Mayk Hammer’ları F.M. ikinci takma adıyla çalakalem yazdığı o yıllarda nasıl olsa Telif Hakları Kanunu yürürlükte değildir. Bu fırsattan yararlanan Ertem Eğilmez ve Kemal Tahir, korsan kitap yayıncılığının da önünü açmış olurlar böylece. Bu hızla birkaç yıl içinde 60-70 Mayk Hammer romanı yazılmış. Ve kimler yazmamış ki...

Ertem Eğilmez ve Yeşilçam'ın efsane isimleri bir arada

İlk sinemacılık ve yine batış

Bu Babıali macerasından sonra Kemal Tahir, o günlerde tanıdığı Eğilmez’e şöyle der: “Sen hiçbir işte durmuyorsun, ondan sonra batırıyorsun. En iyi bildiğin işte sebat et, başarılı olacaksın...

Evet, Eğilmez’in son çaresi sinema yapmaktır artık. O da bu geçiş dönemi konusunda diyecektir ki: “Ben sinemada aslında yapımcı olacaktım. Hasbelkader rejisör oldum. Film çekeceğim ama rejisöre verecek param yok. Bari ben çekeyim dedim. Bir acayip oldu. Çalıştı ama. Bilahara Kart Horoz vardır Sadık Şendil’in ünlü piyesi... Onu Vahi Öz’le çektik. Bu filmi yatırdım [batırdım]...

Aslında bu açıklamada yanlış bir hatırlama var. Ya da bir zamanlama yanlışı. Eğilmez’in “Rejisöre verecek param yoktu, ben çektim” dediği film, 1962’de kurduğu Efe Film adına yönettiği Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi olmalı. 1964 yapımı bu film, ilk yönetmenlik denemesidir Eğilmez’in. Kart Horoz ise 1965 yapımı olup yapımcısı da Hürrem Erman’dır. Yani Eğilmez 1962’de yapımcı olmuş, 1964’te ise Atıf Yılmaz’a kızdığı için yönetmen. Perde arkasındaki olay şöyle gelişir: Eğilmez, Efe Film’i kurup yapımcılığa başladığında Babıali Yokuşu’ndaki ünlü dostu Kemal Tahir yine yanındadır. Onsuz yapamaz. Beş Kardeştiler, ilk filmleri olacaktır. Bu filmin senaryosunu da Murat Aşkın takma adıyla Kemal Tahir yazar. Bir kan davası üzerine kurulan ve ilk yapımcılık denemesi olan filmi Metin Erksan yönetecektir.

Erksan senaryoyu okur, notlar alır. Bir süre sonra ise filmi çekmekten vazgeçer. Çaresiz ve üzgündür. Aldığı avansı özür dileyerek iade ederken “Bu benim filmim olamaz” der...

Bu kez devreye Atıf Yılmaz girecektir... Yılmaz, yine senaryolarını Kemal Tahir’in yazdığı Battı Balık ve 1963 yapımı İki Gemi Yanyana adlarını taşıyan iki film daha çeker. Ne var ki sonuç büyük bir düş kırıklığıdır. Bu üç film de seyirci karşısına çıktığında, sinemacı deyimiyle “yerlerde sürünecek”tir. Yani Kemal Tahir’in kaleme aldığı senaryolarla, Atıf Yılmaz’ın yönetimiyle Efe Film Yapımevi ve Ertem Eğilmez çok kötü batmıştır...

Aslında bu batışın temel nedeni elbette tartışmaya açıktır. Kaldı ki o filmlerde o yılların en popüler oyuncuları, sevilen yıldızları oynamışlardır. Eşref Kolçak, Muhterem Nur, Ekrem Bora, Ahmet Mekin, Fikret Hakan, Filiz Akın, Orhan Günşiray gibi... Beş Kardeştiler’in, Battı Balık’ın ve İki Gemi Yanyana’nın kötü filmler olmalarından değil. Sorun, 1960’lı yılların seyircisine, yani halka dönük dünyalar kurulamamasından kaynaklanmaktadır.

Arzu Film kuruluyor

Kemal Tahir ve Atıf Yılmaz’la yolları ayrılan Ertem Eğilmez şimdi ne yapacaktır? Önce film şirketini yeniler, Arzu Film adıyla. Hemen ardından uzun yıllar birlikte çalışacağı senaryo yazarını bulur. Bu isim, ünlü oyun ve senaryo yazarı Sadık Şendil’dir. Baştan beri yapımcı olmayı düşleyen Eğilmez hem yapımcı hem de bir yönetmen olarak kamera arkasındadır artık.

Yapımcı Osman F. Seden’in desteği sonucu Tayfur tiplemesiyle bir jön karakter olarak öne çıkan Öztürk Serengil, Eğilmez’in de dikkatini çekmiştir. İlk yönetmenlik denemelerini Serengil’le gerçekleştirir. 1964’te Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi’de ve 1965’te Helal Adanalı Celal adlı filmlerle.

Canım Kardeşim (1973)

Eğilmez öteden beri “patlayan” bir kişiliktir. Karşısındaki kim olursa olsun içinden geçenleri rahatlıkla söyler. Yeri gelince kendini bile acımasızca sorgulamasını bilen, doğrucu, eskilerin deyimiyle nevi şahsına münhasır bir yönetmen tiplemesi... Yönetmenliğini yaptığı o ilk iki filmi için “en pespaye ve en aşağılık filmler” dese de çiçeği burnunda bir yapımcı olarak önünü açan ve ilerisini görebilen güldürü denemeleridir bu filmler.

Yönetmenliğini yaptığı, Öztürk Serengil’in oynadığı bu iki film gişede beklenen işi yapmasa da Eğilmez dik durmaya çalışır. Hazırlıklıdır ve direksiyonun başındadır. Bu kez Kemal Tahir’in dediği gibi “en iyi bildiği işi” direnerek ve öğrenerek yapacaktır. Ve tüm amacı Arzu Film’i markalaştırmaktır.

1965’te G. B. Shaw’un Pygmalion uyarlaması Sürtük filmiyle gişe rekorları kırar. 1973’te ise Canım Kardeşim’le Türk sinemacılarını en ağır dille eleştiren Sinematek’çiler tarafından keşfedilir. Türk Sinematek Derneği’nin düzenlediği açık oturuma davet edilir. Eğilmez sahnede Giovanni Scognamillo ile yan yana oturtulur. Scognamillo o günü şöyle anlatır: “Yönetmen olarak sinema yazarları ve Sinematek tarafından geç keşfedildi... Sinematek’teki açık oturumun yapıldığı gün merdivenlerde karşılaştık. ‘Yahu Ertem, seni de keşfettiler’ dedim. Rahmetli bu sözün üzerine gülmekten iki büklüm oldu. Açık oturumda kendisine methiyeler düzüldükçe gülerek dirseğiyle beni dürtüyordu...

Ertem Eğilmez önce bir İhsan Koza (İhsan İpekçi) uyarlaması Senede Bir Gün ve sonra da özellikle Sürtük filminin iş yapmasıyla derin bir nefes alacaktır. Ve bu arada solcu yönetmenleri pek sevmese de, yerli filmlere sürekli burun kıvıran o çok seçici yabancı sinema hayranı seyircilere yönelik daha farklı projeler sunma isteği bir yapımcı olarak içinde hep saklıdır.

Ölmeyen Aşk (1966) filminden bir sahne

Metin Erksan'a "filmini bitir" çağrısı

Ertem Eğilmez Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi film yönetmeninin Metin Erksan olduğunu söyler. Ve Yılmaz Güney sinemasına da aynı ilgiyi duyduğunu belirtir bir söyleşi sırasında. Ve bu kez kararlıdır. İlk göz ağrısı Efe Film’i kurduğunda Erksan’la çalışmak bir türlü kısmet olmamıştır. Ancak üç yıl kadar sonra yeni şirketi Arzu Film adına bir film çekecektir Erksan. Senaryo hazır, filmin ismi de Ölmeyen Aşk’tır. 1966 yapımı bir Emily Bronte uyarlaması (Rüzgârlı Tepe) olan filmde Kartal Tibet’le Nilüfer Koçyiğit oynar.

Erksan filmi bitiremez. Oyuncuların diğer şirketlerle anlaşmaları olması nedeniyle 44 gün süren çalışmadan sonra çekime ara verilir. Birkaç sahnesi kalan filmin çekimlerine tekrar başlanacağı sıra bu kez de Metin Erksan ortalarda yoktur. Eğilmez, Cumhuriyet gazetesine (17 Ocak 1967) “Metin Erksan’a Açık Davet” başlığıyla bir ilan verir:

"Bitirilemeyen ÖLMEYEN AŞK isimli filmi tamamlamamız için 7 Ocak 1967 gününden beri devamlı aramamıza rağmen bulunmamakta, sözlü davetlerimize müspet veya menfi bir cevaptan kaçınmaktasınız. Filmi bağlı olduğumuz işletmelere teslim etmek ve vizyonlarına yetiştirebilmek için sizi eserinizi bitirmeye davet ediyoruz. Bu açık davetin gazetede neşrinden itibaren en geç 48 saat içerisinde firmamızla temas kurup çekime başlamanızı, aksi halde bundan doğacak her türlü sorumluluğun size ait olacağını bildiririz.
ARZU FİLM

Ertem Eğilmez

Erksan, Eğilmez’in basın yoluyla ilettiği bu çağrıya şu yanıtı verecektir: “Aradan dört ay gibi uzun bir süre geçti. Bu süreçte filmden koptum. Artık bu film, benim malım olmaktan çıkmıştır. Bütünüyle benim filmim değildir. Ve rejisör olarak da benim adımı koymamaları gerekir.

Erksan’ın bu olumsuz yanıtı karşısında Eğilmez, yönetmen Feyzi Tuna’yı görevlendirir. Tuna, filmi tamamladıktan sonra “Doksan dakikalık filmin yalnızca dokuz dakikası bana aittir” der. Ve Ölmeyen Aşk seyirci karşısına çıktığında finaldeki psikopat bir tutkuya dönüşen erkek şiddeti sahneleriyle tepki çeker.

Kartal Tibet, bir çiftliğin yanaşması rolündedir. Birlikte büyüdüğü Nilüfer Koçyiğit’e sevdalıdır. Aralarındaki sınıfsal sorunlar nedeniyle bir türlü ona sahip olamaz. Çiftliği terk edip yıllar sonra milyoner olarak döndüğünde sevdalısına gelinlik giydirir. Çiftliğin çevresinde, tepelerde onu beyaz gelinliğiyle sürükleyerek intikam almaya çalışır. Ölünce üzerinde tepindiği sahne seyirciyi ayağa kaldırır. Tepkiler üzerine Eğilmez filmdeki bu sahneyi kesip atar...

Ölmeyen Aşk yapımcı Eğilmez’in düşündüğü gibi bir film olmaz. Bir kitle filmi de değildir. İş yapmaz çünkü. O, aslında bir Metin Erksan filmidir. O, nasıl bir Erksan filmiyse yine ve inatla şöyle diyecektir: “Bu filmi yeniden çektirsem, yine Metin Erksan’a çektiririm...

Kartal Tibet yıllar sonra Nokta dergisinin düzenlediği bir soruşturmaya şöyle bir yanıt verir. Ama bu sözünü ettiğimiz filmiyle değil, sinemayla ilgili bir genellemedir: “Sinema demek birtakım duyguların istismarı, abartılarak kullanılmasıdır.

Böyle bir açıdan baktığımızda Ölmeyen Aşk’ın özellikle de Kartal Tibet’in oyun kurma biçimiyle bu tür kullanıma tıpatıp uyan bir film olduğu açıkça ortadadır. Tibet, başındaki siyah afili şapkasıyla boynunu sağa sola hafif kırarak, aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya doğru o abartılı yan bakışlarıyla Jett Rink tiplemesini nasıl da anımsatıyor. Birden petrol milyoneri olan çiftlik işçisi Jett Rink, George Stevens’ın 1956 yapımı Devlerin Aşkı (The Giant) filmindeki efsane oyuncu James Dean’dir o...

Türk sinema tarihinin ilk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinden sonra bir oyuncu okuluna dönüşen, bu özellikteki ikinci yapımevidir Arzu Film. Ertem Eğilmez de Osman F. Seden gibi bir oyuncu, bir yıldız fabrikatörüdür sonuçta. 1970’li yıllarda Seden tarzı çok oyunculu, çok karakterli, kalabalık kadrolu Oh Olsun (1973) ve Mavi Boncuk (1974) gibi halka dönük filmlerle popülizmin o çok bilinen tuzaklarına düşmeden yoluna devam edecektir.

Senaryosu ise Gani Müjde’ye ait bir Ertem Eğilmez filmi: Arabesk

Türk sinemasının önünü açan Arabesk

Dönemsel koşullar ve özellikle de zamanlamayı çok iyi kullanan Eğilmez’i bu yol, bir büyük kitle filmi güldürüsü olan Hababam Sınıfı’na götürür. Bir Rıfat Ilgaz uyarlaması olan Hababam Sınıfı ile Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı gösterime girdiklerinde rekor düzeyde bir seyirci patlaması olur. Ve her iki film de 1975 yılının en çok iş yapan on filmi sıralamasında en önde yer alır. Kaldı ki bu rekor yalnızca İstanbul bölgesindeki sinemalar için geçerlidir.

1975’ten 2005 yılına dek dokuz Hababam Sınıfı çekilir. Yedisini Ertem, birini Kartal Tibet yönetir. Sonuncusunu ise oğlu Ferdi Eğilmez. Türk sinemasına damgasını vuran ve günümüzde de ilgiyle izlenen bu güldürü dizisinin başlıca oyuncuları Tarık Akan, Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda, Perran Kutman, İlyas Salman ve Mehmet Ali Erbil’dir.

Dizinin ilk iki afişinde Münir Özkul, Tarık Akan’ın önündedir. Kiminde Şener Şen, kiminde Kemal Sunal, kiminde Halit Akçatepe, kiminde ise İlyas Salman. Adı geçen bu oyuncuların bazıları daha önceki yıllarda var olsalar da onları starlaştıran Ertem Eğilmez’dir.

Yalnızca oyuncuları mı?

İşte Yavuz Turgul da bu usta-çırak ilişkileri döneminin son kamera arkası yıldızlarından. Bir süre ünlü Ses dergisinde yayın yönetmenliği yapan gazeteci Turgul’un Ertem Eğilmez’le yolu kesiştiğinde önü açılacaktır. Bir senaryo yazarı ve yönetmen olarak o da Arzu Film ekolünden yetişmiştir. Ne acı ki ustası Eğilmez çırağı Turgul’un başyapıtı Eşkıya’yı (1996) göremeyecektir...

1968'de Eğilmez, bu kez aksiyona dayalı, iş şansı yüksek, tarihsel konulu bir kahramanlık dizisinin peşindedir. Bu, Sezgin Burak’ın Hürriyet gazetesinde yayımlanan çizgi roman kahramanı Tarkan’dır. Bir diğer ünlü çizgi roman kahramanı Karaoğlan’ın filmleriyle ilk kez kamera karşısına çıkan Kartal Tibet bu rolü oynayacaktır. Önce Tunç Başaran’a sonra da Mehmet Aslan’a çektirdiği beş dizilik Tarkan filmleri, özellikle de çizgi roman bağımlısı seyircilerin ilgisini çeker. Kartal Tibet’i sinemada Karaoğlan tiplemesiyle keşfedip yıldızlaştıran Suat Yalaz olsa da Tibet, Arzu Film’in de en gözde oyuncularından biridir.

Arzu Film şirketini Türk sinemasının en saygın yapımevlerinden biri yapan Eğilmez, 1987-1988 yılları arasında Türker İnanoğlu’yla da bir yapım ortaklığı kurar. Selamsız Bandosu (Nesli Çölgeçen), Kaçamak, Zengin Mutfağı (Başar Sabuncu) ve Arabesk (Ertem Eğilmez) bu birlikteliğin farklı boyutlar içeren sıra dışı denemeleridir.

Müjde Ar, Şener Şen ve Ertem Eğilmez Arabesk'in kokteylinde

Evet, özellikle de Arabesk...

Türk sinemasının bunalıma girdiği bir dönemde gişe patlamasıyla yerli filmlerin önünü açan bir kitle filmi denemesi. Beyoğlu Emek Sineması’nda bile maç seyreder gibi ayakta izlenen bir kara film güldürüsü.

Şener Şen, Uğur Yücel ve Müjde Ar üçlüsü ne denli seyirlik oyun sergileseler de bu “bir Ertem Eğilmez filmi”dir son tahlilde. Senaryosu ise Gani Müjde’ye aittir.

Klasik Yeşilçam sineması temalarıyla dalgasını geçen, yüzleşerek sorgulayan Arabesk, ne acı ki son filmi Eğilmez’in. Arabesk nedir ve filmi neden yapmıştır? Eğilmez bu soruya Eğilmezce ilginç bir yanıt verir: “... Aslında ‘niçinlerin’ gerçek cevabını vermeye kalksam, başta kendim olmak üzere, hepinizin hayat hikâyesini anlatmam gerekli. Benim hayatım arabesk. Yalnız benim mi? Senin de, onların da, herkesinki arabesk. Arabeski yapanı da, arabeskten kaçanı da, alayımız arabesk yaşıyoruz. Çünkü biz ne kadar kaçsak da arabesk içimizde...

KAYNAKÇA

Karadoğan, Ali, Film Çeviriyorum Abi, (Kurtuluş Kayalı’nın “Seçilmiş bir Şerif Gören kitabı” adlı önsözünden), Phoenix Yayınları, 2005, s. 1-7.

Pekşen, Yalçın, “Para Yoktu Rejisör Oldum”, Cumhuriyet gazetesi, 25 Ocak 1986.

Ceyhun, Demirtaş, “Can Çekişen Kitapçılığımız”, Cumhuriyet gazetesi kupürü, Taha Toros Arşivi, belge no: TT504489.

Sonok, Hakan, “Metin Erksan: Ertem çok kişileri star yaptı”, Beyaz Perde dergi eki, 1 Kasım 1989.

Scognomillo, Giovanni, “İçtenlikle küfrederdi”, Beyaz Perde dergi eki, 1 Kasım 1989.

Özgüç, Agâh, Türk Sinemasının Marjinalleri ve Orijinalleri, Horizon Yayınları, Mart 2013, s. 346.

Özgüç, Agâh, Yılların İzinde Türk Sineması, Horizon Yayınları, Şubat 2020, s. 215-216.

Özgüç, Agâh, Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ekim 2014, s. 707.

Ertem Eğilmez
Arzu Film
Sinema
Yeşilçam
Kemal Tahir
Mayk Hammer
Metin Erksan
Ölmeyen Aşk
Canım Kardeşim
Hababam Sınıfı
Arabesk
Müjde Ar
Şener Şen
Kartal Tibet
Tarık Akan
Sayı 007

BENZER

En sevdiğimiz kadınlardan beşi, hem kendi kariyerleri hem de Türkiye müziği açısından hayli önem taşıyan albümlerinin yirminci yaşını kutluyor.
Eylül ayı, İstanbul’un yangınla mücadelesinde atılmış en önemli adımların yıldönümlerini barındırıyor. 26 Eylül 1874’te Macar asıllı "Széchenyi" Paşa tarafından İstanbul’un ilk modern itfaiye alayı kuruluyor. 49 yıl askerî bir hizmet olarak yerine getirilen bu görev, yine bir eylül günü, 25 Eylül 1923’te belediyeye devrediliyor. Yani 1874’ten alacak olursak, İstanbul İtfaiyesi, 26 Eylül’de 146. yaşını kutlayacak. Doğum günü şerefine, şehrin en eski istasyonu olan Fatih İtfaiyesi’nde 16 saat geçirdik.
Oyuncak deyip geçmemek gerek; oyuncak bebekler hem ülke tanıtımında hem de kültürel miras olarak yabana atılamayacak öneme sahip. Son yıllarda bebekçilik bu nedenle bakanlık düzeyinde destek görüyor. Geçmişte de bu alanda ciddi çalışmalar yapıldığını elimizde bulunan nadir belgelerden anlıyoruz: Kızılay’ın Kızılhaç’la birlikte 1936 ve 1968 yılları arasında İstanbul’da düzenlediği bebek sergileri var.