Kurtuluşa doğru

Fotoğraf
Taha Toros Arşivi, SALT Araştırma Arşivi
26 Kasım 2020 - 10:40

Fotoğraf koleksiyonlarının ve arşivlerinin dijitalize edilerek kullanıma açılması araştırmacılar ve meraklılar için yeni keşif imkânını da beraberinde getiriyor. Salt Araştırma’nın www.saltonline.org ve Şehir Üniversitesi’nin earsiv.sehir.edu.tr adreslerinde paylaşılan binlerce kare fotoğraf ve belge de keşfedilip yeniden değerlendirilmeyi bekliyor.

Resne Fotoğrafhanesi’yle ilgili bir araştırma yaparken bu iki sitede Rahmizade Bahaeddin tarafından çekilen iki fotoğraf dikkatimi çekti. Galata Köprüsü’nün üstündeki coşkulu kalabalık önemli bir olayı kutluyor, Refet Paşa bir tribünden yanındaki askerler ve sivillerle beraber kendisini izleyenleri selamlıyor. Her iki fotoğrafın arka yüzünde eski harflerle yazılmış notlar da bulunuyordu. Fotoğraflara not düşülmesinin ne kadar önemli olduğu da bu hikâyenin peşine düşünce ortaya çıktı. Fotoğrafların hikâyesini Mehmet Yüce o günün gazete ve dergilerini inceleyerek kaleme aldı. (Cengiz Kahraman)

Refet Paşa, adına düzenlenen müsabaka öncesi tribünde (Taha Toros Arşivi)

Refet Paşa'nın İstanbul'a gelişi

Refet Paşa’nın 1922 senesi Ekim ayının yirminci günü sabahı emrindeki bir bölük asker ile İstanbul’a çıkışı, dört seneden beri işgal altında bulunan şehirde muazzam bir infial yarattı. Erkenden sokaklara dökülen İstanbullular, tıpkı İzmir ve Bursa gibi kendi şehirlerinin de işgalden kurtulacağına dair derin bir inanç beslemeye başladılar.

Refet Paşa ve beraberindeki özel seçilmiş yüz yirmi kişilik silahlı birliğin karaya ayak basması, Sirkeci ile Sultanahmet Meydanı arasındaki bölgeyi âdeta mahşer yerine döndürdü.

Bu önemli ve taçlandırılmış görev nedeniyle birdenbire İstanbul basınının yıldızı hâline gelen Refet Paşa, gazetelerde günbegün haber oldu, boy boy fotoğrafları basıldı, gittiği her yerde coşkuyla karşılandı.

Refet Paşa’nın İstanbul’a gelişi senelerdir işgal altında kıvranan halkı ve kurumları öyle sevindirmişti ki, henüz çiçeği burnundaki Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı onun adına bir kupa dahi tertip etmişti. İstanbul’un en kuvvetli iki futbol takımı Fenerbahçe ve Altınordu “Refet Paşa Kupası” için 3 Kasım 1922’de Kadıköy Union Kulüp’te karşı karşıya geldiler.

Mustafa Kemal’in bu önemli göreve yakınında olan paşalardan biri yerine bir miktar mesafeli durduğu Refet Paşa’yı getirmesinin hikâyesi de son derece ilginçtir. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a çıkacak birliğin başına neden Refet Paşa’yı getirdiğini Nutuk’ta şöyle anlatır:

Rauf Bey, bana İzmir’de birtakım özel dileklerini de bildirdi. Örneğin, Ali Fuat Paşa ile Refet Paşa’nın zafer dolayısıyla rütbelerinin yükseltilmesini ve kendilerine uygun birer görev verilerek gönüllerinin hoş edilmesini diledi. Biliyorsunuz ki, savaştan önce Ali Fuat ve Refet Paşaların savaşa katılmaları için türlü yollarla girişimde bulunmuştum. Sonuç alamadım. Askerî hareketlerde emeği geçip hak kazanan komutanların ve subayların zafer dolayısıyla terfileri yükseltilerek ve övülerek elbette gönülleri alınmıştı.

Savaşlara katılmaktan kaçınan kişilerin de savaşa katılanlarla birlikte rütbelerinin yükseltilmesi elbette kötü etkiler yaratabilirdi. Kısaca, Rauf Bey’e, dileğini yerine getiremeyeceğimi söyledim. Ama Ali Fuat Paşa, Meclis İkinci Başkanı bulunduğuna göre, yeri ve görevi kendisini memnun edecek kertede yüksekti. Yalnız açıkta bulunan Refet Paşa’ya uygun bir görev bulmaya çalışacağıma söz verdim. Kendisini İzmir’e çağırmasını söyledim. Refet Paşa İzmir’e gelmişti. Ama bu geliş tam benim Ankara’ya döndüğüm geceye rastladığından kendisiyle orada buluşulamadı.

Refet Paşa’nın görevlendirilmesi, daha sonra Ankara’dan Bursa’ya gidişim sırasında oldu. ... Mudanya Konferansı sona ermişti. İsmet Paşa ile Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Bursa’da bulunuyorlardı. Kendileriyle görüşmek üzere Bursa’ya gittim.

Yanımda Millî Savunma Vekili Kâzım Paşa vardı. Doğuda, kendisine karşı düşünce ve eylem biçiminde yapılan gösteriler yüzünden görev yapamayacağını anlayıp Ankara’ya gelmek zorunda kalan Kâzım Karabekir Paşa’yı ve İstanbul’da kendisine görev vermek üzere de Refet Paşa’yı birlikte götürdüm. Bursa’da kaldığım günlerde Refet Paşa’yı, bilindiği üzere, İstanbul’a gönderdim.1

Rahmizade Bahaeddin tarafından çekilen 1922 tarihli bir fotoğraf...

Refet Paşa’nın Gülnihal vapuruyla, beraberinde bir bölük asker olduğu hâlde Mudanya’dan İstanbul’a gelişine Türkçe basın fevkalade ilgi gösterdi. Gazeteler Türk ordusunun uzunca bir süreden sonra ilk defa İstanbul topraklarına ayak basmasını büyük puntolarla birinci sayfadan ve manşetten haber yaptılar:

İstanbul halkı dün üç senedir müştak [hasretle] ve mütehassir [özlemle] beklediği kahraman fatihlerini, asırlardan beri görülmemiş bir vecd ve heyecanla karşıladı. Bize rehâ, hayat, nur getiren şanlı gazilerimize beyan-ı minnet ve şükran! Beyan-ı selam ve ihtiram!2

Tasvir-i Efkâr Refet Paşa ve maiyetindeki bölüğe övgüler yağdırırken, Akşam gazetesi vatanın düşman işgalinden kurtulduğunu açıkça beyan ediyordu:

Dün gece İstanbul gazi misafirlerine büyük bir ziyafet verdi. Türk genci dikkat et! Kazandığın istiklâl harap vatanını imar etmek ve milletini bir kat daha yükseltmek içindir.3

Refet Paşa ve beraberindeki askerî gücün İstanbul’a çıkışı ve sonrasındaki gelişmeleri Vakit gazetesi bütün teferruatıyla yazmıştı. Refet Paşa, Sirkeci Limanı’ndan Sultanahmet Meydanı’na yürüyerek Ayasofya’da cuma namazı kıldı. Refet Paşa bölüğünün, girişinde iki Yunan askerinin nöbet beklediği Ayasofya’nın muhafız taburunda misafir edilmeleri, basın tarafından son derece manidar bulunmuştu:

Kahraman Jandarmalarımız Dün İstanbul’a Çıktılar

Dün halk coşkun tezahürlerle Sirkeci’den Çapa’ya kadar millî kıtaatı doya doya selamlamakla mesut oldu.

Refet Paşa Hazretlerinin maiyet bölüğünü teşkil eden yüz yirmi jandarma, dün saat tam on ikide Sirkeci rıhtımına ihraç edilmişlerdir. Bunların evvelki gün ihraçlarına mümanaat edilmiştir [engel olunmuştur]. Fakat dün sabah bunun Refet Paşa karargâhının maiyet bölüğü olduğu mütalaasıyla [incelenip anlaşılmasıyla] İstanbul’a çıkmaları kabul edilmiştir. Kahraman ordumuzdan müfrez [ayrılmış, seçilmiş] ilk cüz-ü tam [birlik] payitahtımıza çıkarak Ayasofya’ya geçeceği daha evvelden haber verilmiş olduğu için, sabahın beşinden, altısından itibaren geniş bir kalabalık Sirkeci iskelesini Travmay caddesine isal eden [bağlayan] yolun tarafeynini [her iki tarafını] tutmuş, intizargâr bir surette beklemeye başlamıştı. Halkın bu suretle pek erkenden sokaklara dökülmesi, askerlerimizin vapurdan erken çıkacağı haberinden inbias etmişti [ileri geliyordu]. Ayasofya muhafız taburunda misafir edilmeleri takarrür eden [kararlaştırılan] jandarmalarımızı Gülnihal vapurundan almak üzere Ekrem Bey’in taht-ı nezaretinde [gözetimi altında] bir istimbot [steam-boat] gönderilmiştir. Yeknesak [bir örnek] elbiseleri ile ellerindeki silahlara dayanan kahramanların muntazam dizilişi, deniz üzerinde göz görecek mesafeye gelince, mavna direklerine kadar salkım salkım asılan müteheyyiç [heyecanlı] bir kitlenin “Yaşa!” avazeleri [bağırışları] ile karşılanmıştır...

... Semiha Hanım namında bir gazete müvezzisinin [dağıtıcısının] takdim ettiği çiçek demetiyle efrat [askerler], silahlarını baştan aşağı süslemişti. Sultan Ahmed Meydanına vürud edildiği [ulaşıldığı] zaman efradın [askerlerin] bir kısmı buradan arkadaşlarına veda ederek yine tramvay yolunu takiben ihzar edilen [hazırlanan] mahalle gitmişlerdir. Diğerleri Ayasofya’da bir müddet istirahat ettikten sonra Cuma namazını eda etmek üzere camie gelen Refet Paşa Hazretleri tarafından nazar-ı teftişten geçirilmişlerdir. Paşa Hazretleri “Merhaba Asker” hitabı ile kıtayı selamlamış, mukabeleten iade-i selam eden efradın vapurda geçirdikleri gece hakkında kıta kumandanlarından malumat istemiştir. Bu sırada önde Paşa Hazretleri olmak üzere kesif bir cemaat ile Ayasofya Camiinde millî ordumuzun mütarekeden sonra İstanbul’a giren ilk kıtası dört sene sonra ilk Cuma namazını eda etmiştir. Namazı müteakip jandarmalarımız misafir edildikleri Ayasofya muhafaza taburu efradı ile şehir ve muhtelif esnaf cemiyetleri namına şereflerine keşide edilen öğle ziyafetinde bulunmuşlardır...

... Misafir millî jandarmalarımız için bu dini abide havalisinde bir misafirhane ittihazı cidden manidardı... 4

Fotoğrafları çeken Rahmizade Bahaeddin kimdir?

Girit Hanyalı bir ailenin oğlu olan Rahmizade Bahaeddin, 19 Haziran 1875’te İstanbul’da doğdu. Babası eski gümrük nazırlarından Rahmi Bey’dir. Ailesi, 1870’lerin sonunda Hanya’ya yerleşmişti. Rahmizade Bahaeddin ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a döndüler. 1895 yılında Mekteb-i Sultani’nin (Galatasaray Lisesi) beşinci sınıfındayken okuldan ayrılıp Girit Kandiye’ye gitti. Burada ticaret ve fotoğrafçılık yaptı. 1909 yılında İstanbul’a döndü. Cağaloğlu Bab-ı Ali Caddesi 59 numarada eski Servet-i Fünun Matbaası’nın yerinde Resne Fotoğrafhanesi adını verdiği stüdyoyu 1910’da açtı. Fotoğrafhane, ismini Meşrutiyet kahramanlarından Resneli Niyazi Bey’den almıştı.

1927’de yerleştiği İzmir’de oğlu Rıza’yla birlikte de bir Resne Fotoğrafhanesi açtı. 1934 yılındaki Soyadı Kanunu’yla Bediz soyadını aldı ve adını Bahaettin Rahmi olarak değiştirdi.

Ülkenin çeşitli büyük illerinde yaşadı; Türk Tarih Kurumu’nun fotoğraf atölyesi şefliğini, Ankara Fotoğrafçılar Küçük Sanat Kooperatifi’nin yöneticiliğini de yaptı. Bahaettin Rahmi Bediz, 26 Aralık 1951’de İstanbul’da vefat etti.

DİPNOTLAR

1 Mustafa Kemal Atatürk, Hatıratlarla Karşılaştırmalı Nutuk, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ Yayınları, 2020, s. 996-999.

2 Tasvir-i Efkâr, 21 Teşrin-i Evvel 1338 (21 Ekim 1922), s. 1.

3 Akşam, 22 Teşrin-i Evvel 1338 (22 Ekim 1922), s. 1.

4 “Kahraman Jandarmalarımız Dün İstanbul’a Çıktılar”, Vakit, 21 Teşrin-i Evvel 1338 (21 Ekim 1922), s. 1.

Refet Bele
Tarih
İstanbul
Taha Toros Arşivi
Sayı 004

BENZER

Genellikle haksız yere erkek meslektaşlarının gölgesinde bırakılsalar da, bizi çok güldüren kadınlar var. Sayfalarımıza konuk ettiklerimizin her birinin mizah anlayışı başka; kimisi kadının farklı hallerine çeşitli pencerelerden bakıyor, kimisi “kaliteli boş yaparak”, kimisi ise dünyayı gezerken güldürüyor. Ortak özellikleri çok iyi birer gözlemci olmaları.
Bazı şeyler neyse ki değişmiyor. İstanbul Film Festivali, 1984'ten beri olduğu gibi bu yıl da nisan ayında başladı. Çevrimiçi gösterimlere zaman içinde açık hava mekanları ve salonlar da destek çıkacak.
İstanbul’un her köşesi, özellikle Osmanlı döneminde, farklı bir amaca hizmet eden tarihî bir taşa ev sahibiydi. Ok için taş, kıble için taş, dua için taş, çamaşır için oluklu taş... Bunların bir kısmı halen aramızda yaşamaya; beton blokların arasında hayata tutunmaya devam ediyor.