Darülbedayi’nin anı defteri: Vasfi Rıza Zobu

Fotoğraf
İBB Şehir Tiyatroları Arşivi
27 Şubat 2023 - 13:09

Tiyatro dünyasının, özellikle de Türk Tiyatrosu’nun kanayan yarası yazmamak... Dönemin koşulları gereği görsel ya da işitsel kayıt araçlarının mevcut olmaması bir yana, belgelerin saklanması ve korunması konusuna gerekli önemin gösterilmemesi, zamanın alıp götürdükleri derken, tiyatromuzun tarihini araştırmak “iğne ile kuyu kazma”ya benzer.

Böylesi bir kuraklık içinde öyle biri var ki sanattan gündelik yaşama, tiyatroyla dolu dolu geçen bir ömrün karşılığı. O, “derya deniz” anlatımıyla, Darülbedayi’den Şehir Tiyatroları’na akla ilk gelen isimlerden biri: Vasfi Rıza Zobu...

Zobu’nun farklı tarihlerde ayrı ayrı yayımlanan iki anı kitabı, O Günden Bu Güne ve Uzun Hikâyelerin Sonu, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e tiyatromuzun birebir tanıklığını içeriyor. İlk kitabı O Günden Bu Güne’de yer yer ailesine, okul sürecine, tiyatroyla tanışmasına ve İstanbul’un gündelik yaşamına ilişkin gözlemlerine yer verse de ağırlıklı olarak Darülbedayi’ye kabul edildiği 1917’den 1950 yılına kadar yaşadıklarını aktarır. Uzun Hikâyenin Sonu ise sanatçının 1950’den 1970’lerin sonuna dek yaşadıkları üzerine biçimleniyor. O Günden Bu Güne’nin "Önsöz"ünde “Bu elinizdeki bir ‘tarih kitabı’ değildir. İçinde yaşadığım Türk Tiyatrosu olaylarının parçalarını bir araya getiren, bir bütün hâlinde manalandıran, o günleri görmeyen sanatçı ve seyirciler için bir panorama” derken, anılarına nasıl bakılmasını istediğinin altını çiziyor ve ekliyor: "Çünkü; bizzat ben: o devirden kalma gerçek belgeyim."

Vasfi Rıza Zobu

15 YAŞINDA DARÜLBEDAYİ’DE

Muhsin Ertuğrul’un “Tiyatromuzun ilerlemesi mücadelemizde her zaman ön safta dövüşen ve sahnemizin bugünkü mevkie erişmesinde canile, başile her zaman yorulmadan çalışan” diye tanımladığı Vasfi Rıza Zobu, 23 Kasım 1902’de Miralay Rıza Bey’le Safver Hanım’ın beşinci çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Ailesi onun asker olmasını istiyordu. Bu nedenle Kumkapı Fransız Mektebi’nden (Bazı kaynaklarda Beyazıt Rüştiyesi diye geçiyor) sonra Kuleli Askerî Lisesi’ne yazdırılsa da öğrenimini yarım bırakıp Alman Ticaret Lisesi’ne girdi. Birinci Dünya Savaşı sonunda kapatılan bu okulda öğrenimi sürerken ders saatlerinin uygunluğu nedeniyle Darülbedayi’nin kapısını çaldı. Bunda seyrettiği oyunların aktörlerinin; Muhsin Ertuğrul, Ahmet Fehim Efendi, Mınakyan, Emin Beliğ, Neşet Halil gibi isimlerin payı vardı. Kendi ifadesiyle onlar Zobu’yu “cezbeye getirdi”. Anılarında şöyle anlatır: “Yıl 1917... Ekim ayının 13. günü, saat 11’de, hiçbir üyesini, hiçbir memurunu tanımadığım ‘Darülbedayi-i Osmanî’ tiyatro mektebine kaydolmak üzere müracaat ettim.” Yaşı daha 15’ti... Darülbedayi, yaşından ötürü ondan bir izin belgesi istedi. O sırada eniştesi Anadolu’da yarbay olarak görev yapıyordu ve erzak alımı için eve mühür bırakmıştı. Zobu, ailesinden habersiz bu mührü kullanarak “veli” sorununu çözdü. Yapılan sınav sonrası 16 Aralık 1917 Çarşamba günü saat 15.15’te kuruma adımını attı.

Sahneye ilk kez çıktığı oyun Kayseri Gülleri’ydi. Hazım Körmükçü’nün de Darülbedayi’deki ilk çalışması olan bu oyun, Belçikalı yazarlar Frantz Fonson ile Fernand Wicheler’in ortaklaşa yazdığı eserden Hüseyin Suat Yalçın ve Nigâr Münir Bey’in yaptıkları uyarlamaydı. Kayseri Gülleri sonrası rol aldığı Bora’da heyecandan repliğini söyleyemeyince Darülbedayi’den çıkışı verildi. O da Sanayi-i Nefise’nin (Güzel Sanatlar Akademisi) mimarlık bölümüne kaydolup okula iki yıl devam etti. 1922’de, Darülbedayi’den ayrılan sanatçıların oluşturduğu Türk Tiyatrosu topluluğu tarafından sahnelenen ve Moliére’in Hastalık Hastası oyunundan Ahmet Vefik Paşa’nın Meraki adıyla yaptığı uyarlamadaki “Damız Lineti” rolüyle seyirci tarafından beğenildi, ünlendi. Kendi deyişiyle bu, onu “şöhret yoluna koyan piyes” oldu. Dönemin tanınmış oyuncusu Ahmet Fehim Efendi’nin övgüsünü kazandı. O sezonun ramazan ayında Darülbedayi ve Türk Tiyatrosu toplulukları birlikte çalıştı. Bu süreçte Darülbedayi’den gelen teklif üzerine kuruma yeniden katıldı. Kısa bir zaman sonra topluluğun kadrosuna alınan sanatçı, zaman zaman farklı tiyatrolarda konuk oyuncu olarak çalıştı. Emekliye ayrıldığı 1975 yılına kadar sürecek olan Şehir Tiyatroları’ndaki tiyatro serüveni de böyle başladı. 3 Temmuz 1948’de dönemin İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar’ın başında bulunduğu komite tarafından Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda 30. Yıl Jübilesi gerçekleştirildi. Kurumun dergisi Türk Tiyatrosu jübileye özel bir sayı yayımladı.

VASFİ RIZA ZOBU, BEDİA MUVAHHİT İLE SATILIK KİRALIK OYUNUNDA

Farklı zamanlarda Şehir Tiyatroları’nın yönetim kurullarında görev alan Zobu, 1969-1974 yılları arası Genel Sanat Yönetmenliği görevine getirildi. Ardından 1980-1984 yılları arası, 12 Eylül Askerî Darbesi sonrası İstanbul Belediyesi’ne getirilen yönetim tarafından yeniden Genel Sanat Yönetmeni olarak atandı. Görev aldığı bu yıllar, ülke kadar tiyatro için de zorlu dönemlerdi. Şehir Tiyatroları’nın 41 çalışanı için meslekten çıkarılma, sıkıntılar ve acılarla iç içe geçen dört yılın zamana kaydedilen adı olacaktı. Çünkü bu yıllar, yönetici olarak onun imzasının ve uygulamalarının izini taşıdı. Yaşanan süreç ve kendisi adına farklı yorumlar yapıldı, çok şey söylendi. Belli ki daha da söylenecek... 1981 yılında Atatürk Sanat Armağanı’na değer görülen Zobu’ya 1987’de Devlet Sanatçısı sanı verildi. Sanatçı, 13 Kasım 1992’de aramızdan ayrıldı.

ANILAR

Zobu’nun 1917 yılından itibaren başlayan ve iki ciltte toplanan anıları, 1970’lerin sonuna kadar kurumun ilk elden tarihi âdeta. Kurumda öğrenci ve oyuncu olarak yer aldığı ilk yıllar, ülke kadar sanat yaşamının da ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemdi. Zobu anılarında bu yılları, deyim yerindeyse gün gün, ilişki kurulan yöneticilerin, çaba gösteren çalışma arkadaşlarının adlarını anarak, övgü ya da yergi içeren cümlelerle ele alıyordu. Aslında o yıllar, Darülbedayi’nin farklı nedenlerle dağılıp toplandığı, seyircinin az olup belli bir çevre içinde kaldığı, sahne insanlarının İstanbul’da ya da turnede yoğun çalışmaktan ciddi sağlık sorunları yaşadığı, mesleğin büyük özveriyle yapıldığı ancak toplum tarafından olumsuz bir yaklaşımla değerlendirildiği zamanlardı.

Vasfi Rıza Zobu’nun ilk yazısı 1923’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan mizah öyküsüydü. Sonraları dergi ve gazetelere çok farklı konularda yazdı. Tiyatro konusunda neden yazmaya başladığını ise bir eleştirmeni yanıtlarken anlatıyordu: “Ben muharrirliğe sizin gibi haksız ve yersiz tecavüz edenlere cevap vermek gayretiyle başladım. Bugün şu gazete ve bu mecmua tarafından yazını istiyorsa bu şerefi sizin gibi mütecavizlere medyunum.” Bu yanıyla, aslında o yıllarda benzer yazılar yazarak tiyatronun ne olduğunu anlatan, Şehir Tiyatroları’na sözlü ya da yazılı saldırıları yanıtlayan Muhsin Ertuğrul’a oldukça benzemekte.

Vasfi Rıza Zobu, Şehir Tiyatroları’nda iki yüzü aşkın çeviri, uyarlama ve telif oyunda rol aldı. Çok istemese de bir dönem tiyatromuzda önemli bir yer tutan müzikal ve operetlerde de kendini gösterdi. Özellikle Bedia Muvahhit’le defalarca oynadıkları Ceza Kanunu ve Hisse-i Şayia uyarlamaları ile Musahipzade Celâl’in oyunlarındaki tiplemeleriyle öne çıktı, seyircinin belleğinde yer etti.

Sahneye çıktığı yıllarda, Galatasaray Pastanesi’nin üst katına kurulan radyoda, Ekrem Reşit Rey’in yazdığı skeçlerde seslendirme yapan Vasfi Rıza Zobu, ilk kez Şehir Tiyatroları sanatçılarından Fikret Şadi’nin (Karagözoğlu) 1921’de senaryosunu yazıp yönettiği ve aynı zamanda oynadığı Bican Efendi Vekilharç adlı sinema filminde rol aldı. Ardından pek çoğunu Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Ateşten Gömlek, Boğaziçi Esrarı (Nur Baba), Leblebici Hor Hor Ağa, Ankara Postası, Karım Beni Aldatırsa, Milyon Avcıları, Allahın Cenneti, Söz Bir Allah, Aynaroz Kadısı, Bir Kavuk Devrildi, İstanbul’da Facia-i Aşk, Tosun Paşa, Akasya Palas, Harman Sonu, Kızılırmak (Karakoyun), Edi ile Büdü adlı sinema filmlerinde oynadı. Ayrıca sinema için senaryolar yazdı.

VASFİ RIZA ZOBU'NUN SANAT HAYATINDA OTUZ YIL 1917-1948, TÜRK TİYATROSU DERGİSİNDE YER ALAN ÇİZİMİ

Sesinin güzelliği ve şarkı söylemedeki yeteneğiyle de anılan sanatçı için Reşit Baran, “Rahmetli Atatürk’ün Vasfi Rıza’yı sevip, şarkılarını büyük bir zevkle dinlediğini de hepimiz biliriz” dedikten sonra ekliyor: “Birçok aktörlere nasip olmayacak bir hususiyeti daha vardır: Aynı zamanda kuvvetli kalem sahibi bir muharrirdir.” Gerçekten de Vasfi Rıza Zobu’nun yazmadaki becerisi hemen fark ediliyor. İnsanları, yerleri, olayları ya da konuları ele alırkenki betimleme ve güçlü gözlem yeteneği, anılarında, gazete ve dergiler için yazdığı gezi notlarında kendini gösterir. Bu nedenle 1920’lerden itibaren çıktığı turnelere ilişkin yazdıkları yalnızca tiyatromuz hakkında değil, gidilen yerlerin genel görünümü konusunda da bilgi verir. Otelleri, tiyatro binaları, ulaşım araçları, yolları, yaşam biçimleri, giyim kuşamları, gelenek görenekleri, konuşma biçimleri, yöneticilerin tiyatroya ilişkin tavır ve yaklaşımları ile Türkiye’nin değişim serüveni, yaşam-sanat ilişkisinde onun yazdıklarında ayrıntılı bir anlatımla yer bulur kendine.

Zobu yazdıklarında Mustafa Kemal Atatürk’ün tiyatro sanatı ve sanatçılarla ilişkisi konusunda bilindik ama tiyatromuzun geleceği adına önemli anları ve süreçleri aktarmanın yanı sıra Cumhuriyet dönemi siyasal yaşamına yön veren bazı isimlere de kişisel yaklaşımını ortaya koyarak değinir. Ayrıca Mardiros Mınakyan, Afife Jale, Muhsin Ertuğrul, Neyyire Neyir, Bedia ve Ahmet Muvahhit, Eliza Binemeciyan, Behzat Butak, Hazım Körmükçü, Raşit Rıza, Fikret Şadi, Kınar Sıvacıyan, İ. Galip Arcan, Muammer Karaca, Mahmut Moralı, Kemal Küçük, Ferih Egemen, Hüseyin Kemal Gürmen, Sami Ayanoğlu, Cahide Sonku ve daha nice tiyatro insanı, Zobu’nun anılarında gelişmeler karşısındaki yaklaşımları ve farklı yönleriyle karşımıza çıkar.

Muhsin Ertuğrul, Zobu’nun 1948’deki 30. Yıl Jübilesi için Türk Tiyatrosu dergisine yazdığı yazıda, “Özünü ve kaynağını insan ruhundan alan sanatkâr; kederi, neşeyi, gözyaşını ve kahkahayı bütün gerçekliğiyle tekrar insanlara sunan sanatkâr; halkın bizzat kendisi demektir” dedikten sonra “Onun için halkın çoğunluğu gerçek sanatkârı hemen benimser, adını kafasına ve kalbine yazar, onu tanır ve sever, onu kendisinden bir parça sayar ve böylelikle sanatkârlar birer ‘millî varlık’ olurlar. İşte bugün sahneye intisabının otuzuncu yılını kutlayacağımız büyük sanatkâr Vasfi Rıza Zobu bu ‘millî varlık’lardan biridir” diye ekler.

Vasfi Rıza Zobu’yu bugün anarken bilgilendirici, aydınlatıcı yönüyle analım, unutmayalım...

1938–39 SEZONUNDA SAHNEYE KONAN KAN KARDEŞLER OYUNUNDA VASFİ RIZA ZOBU (SOLDA)

VASFİ RIZA ZOBU’NUN SAHNEYE ÇIKTIĞI OYUNLARDAN BAZILARI:

Köşe Kapmaca, Uçurum, Aktör Kin (Kean), Kuklalar, Hançer, 1+1=1, Sekizinci, Cehennem, Hamlet, Hortlaklar, Meraki, Hırçın Kız, Renkli Fener, Kumarbaz, Mürai, Süt Kardeşler, Mum Söndü, Kafatası, Bir Ölü Evi, Üç Saat, Lüküs Hayat, Yarasa, Deli Dolu, Maskara, Müfettiş, Venedik Taciri, Satılık-Kiralık, Bir Kavuk Devrildi, Büyük Şehir, Küçük Şehir, Onlar Ermiş Muradına, Aynaroz Kadısı, Ben Çağırmadım, İlk Göz Ağrısı, Pazartesi-Perşembe, Yalova Türküsü, İstanbul Efendisi, İki Efendinin Uşağı, Kafes Arkasında, Gülün Kibarlar, İpekçi Merhum, Karanlığın Kudreti, Fermanlı Deli Hazretleri, Yanlışlıklar Komedyası, Buzlar Çözülmeden, Modern Aile, Nemo Bankası...

 

KAYNAKÇA

And, Metin (1983): Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu (1923-1983), Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları.

And, Metin (1969): Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu (1908-1923), Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları.

Ertuğrul, Muhsin (1989): Benden Sonra Tufan Olmasın, İstanbul: Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayınları.

Nutku, Özdemir (1969): Darülbedayi’nin 50 Yılı, Ankara: Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları.

Sevengil, Refik Ahmet (2015): Türk Tiyatrosu Tarihi, İstanbul: Alfa Yayınları.

Zobu, Vasfi Rıza (1990): Uzun Hikâyenin Sonu, İstanbul: Omaş Yayıncılık.

Zobu, Vasfi Rıza (1977): O Günden Bu Güne (Anılar), İstanbul: Milliyet Yayınları, 1977.

Şehir Tiyatroları tarafından yayımlanan Darülbedayi, Türk Tiyatrosu, Şehir Tiyatrosu dergileri

Vasfi Rıza Zobu
Şehir Tiyatroları
İBB Şehir Tiyatroları
Tiyatro
Sanat
Tarih
Hilmi Zafer Şahin
Muhsin Ertuğrul
Sayı 013

BENZER

Herkesin İstiklal’i vardır ve İstiklal’i İstiklal yapan da tam olarak budur. Çok kültürlü, çok sesli bir yolculuktur İstiklal. Müziklidir, şiirlidir... Oyunludur, filmlidir... Bazen hüzünlü, çokça eğlencelidir. Herkesin İstiklal’inden ayrı ayrı izler taşır. İstiklal’ini tam olarak böyle ilan eder. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri olan bitenler İstiklal’in hafızasındadır. Caddenin ve sokaklarının bir ruhu vardır. İncitebilirsiniz ama yok edemezsiniz...
“İstanbul’a aynı yıl geldik. Benim yaşımda. Benim gemim” diyor Orhan Pamuk İstanbul’un simgelerinden Paşabahçe vapuru için. Vapurun uğuruna inanıyor, onu her görüşünde içtenlikle sevinme alışkanlığını yitirmediğini anlatıyor. 2010 yılından bu yana ayrı kaldığı İstanbul sularına 2022 Ağustos’unda kavuşan Paşabahçe’yi Uzak Dağlar ve Hatıralar kitabının baş konuğu yapıyor.
İstanbul’un Doğal Bitkileri kitabının yazarı Prof. Dr. Ünal Akkemik’e göre, kentin doğasındaki hassas bitki türlerinin korunması için insan müdahalesinden uzak tutulmaları gerekiyor.