Bir zamanlar yazlık bahçeler

Fotoğraf
Gökhan Akçura Arşivi
24 Mayıs 2022 - 13:50

1934 yılı Haziran ayında İstanbul gazetelerinin ilan sayfalarını karıştırıyoruz. Taksim’deki Panorama Bahçesi’nde Fikriye (Şakrakses) Hanım, Londra Birahanesi’nin saz heyeti eşliğinde programlara başlıyor. Programda yeni yeni parlayan Hamiyet (Yüceses) Hanım da yer almaktadır. (Küçük) Çiftlik Parkı’nda ise Kemanî Sadi Bey ve 14 kişilik saz takımı ile Deniz Kızı Eftalya sahne alıyor. Harbiye Belvü Bahçesi alaturka kısmında bestekâr Selâhattin (Pınar) yönetimindeki saz heyeti eşliğinde yeni bir yıldız lanse ediliyor: Müzeyyen (Senar) Hanım. Büyükdere’de Beyaz Park’ta ise Kızılay Balosu var. Küçük Çamlıca’daki Güzel Orman Çiftliği bahçesinde cuma ve pazar günleri alaturka ve alafranga saz bulunmaktadır. Tepebaşı’nda Novotni Bahçesi’nde her akşam sabık Radyo Orkestrası şefi Maestro Necip (Aşkın) Bey ve arkadaşlarının “nefis konserleri” izlenebilir. Bomonti Bahçesi’nde Ege Caz çalmaktadır. Tepebaşı Bahçesi ise Darülbedayi Sanatkârları’nın idaresine geçmiş. “Adalar Revüsü” burada sergilenecektir. Salacak Kızkulesi Park ve Plajı “yüksek ve güzel alaturka saz ve alafranga caz”ı aynı zamanda sunmaktadır. Bebek Bahçesi’nde “büyük caz” ve mükemmel servis bir arada! 

Görüldüğü gibi otuzlu yıllarda yaz geceleri oldukça keyifli geçmektedir. Ayrıca Bakırköy’den Beşiktaş’a, Mühürdar’dan Beykoz’a yazlık sinema ve belediye bahçelerinde tiyatro topluluklarının cirit attığını da söylemeliyiz. Gündüzleri ise plajlarda eğlenebilir, ya da Sarıyer’in ünlü “sular”ına gidip incesaz dinleyebilirsiniz. Seçenek çok! Bu dönem “yazlık bahçe” olarak karşımıza çıkan mekânlar, sonradan gazino olarak adlandırılacak. Aslında gazino sözcüğü çok daha eski zamanlarda da var, ama pek de kullanılmıyor, bahçe sözü daha seviliyor belli ki...

Büyükdere'deki Beyaz Park Gazinosu

Saz ne zaman sahneye çıktı?

Ama daha önce bir tarih yolculuğu yapıp, müziğin ne zaman ve nasıl sahneye çıktığını görmemiz gerekir. Önceleri sahne kelimesi bile yok ortada, musiki evlerde, kahvelerde, mesirelerde icra ediliyor. Semih Mümtaz S. “Bizim gençliğimizde, hatta Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908), İstanbul’umuzda umumi saz fasılları sahnelerde verilmezdi” der. Peki nerelerde verilirdi diye sorunca da şu cevabı alırız: “Meraklılar bunu yazları ve kışları kahvehanelerde, tiyatrolarda ve kıraathanelerde, mesirelerde dinlerlerdi. Şehzadebaşı’ndaki merhum Fevziye Kıraathanesi, Çırçır ve Hünkâr sularının bahçemsi gibi yerlerinde vesaire; şunun, bunun saz takımları icrai ahenk ederler, halkı arkalarından koştururlardı.”

Alaturka müziğin bu dar mekânlardan kurtulup, yavaş yavaş bahçelere doğru yönelmesi, yani daha geniş kitlelere seyirlik olarak sunulması Cumhuriyet’in hemen öncesine denk gelir. Mahmut Yesari o dönemin kış mekânlarını sıraladıktan sonra devam eder: “Yazın yer yer sazlı bahçeler, mesireler açılınca, ‘mükemmel ince saz takımları’na da gün doğardı. Boğaziçi’nde: Çırçır’da, Hünkârsuyu’nda, Çubuklu bahçesinde, Kalender’de, Arnavutköyü’nde, Göksu’da, Küçüksu’da; Üsküdar tarafında: Mama’da, Bağlarbaşı’nda, Çamlıca’da; Kadıköyü’nde: Yoğurtçu’da, Kuşdili’nde, Kurbağalı’da, Fikirtepesi’nde, Papazın Bahçesi’nde, muhakkak ‘saz’ vardı. Bu sazların tabii hepsi, birinci sınıf değildi; mevkilere ve semtlere göre kaliteleri değişir ve ona göre de rağbet görürlerdi. Sazlı kahvelere gidemeyen kadınlar; yazın sazlı bahçelere girebilir ve çarşaflara bürünmüş, yüzleri peçelerle örtülü, ‘kafes arkasında’ oturup ‘hava alarak!’ saz dinlerlerdi.”

Sarayburnu Park Gazinosu (Fotoğraf: Cengiz Kahraman Arşivi)

İncesaz ve Cazband bir arada

Cumhuriyet birçok alanda olduğu gibi, müziğin sahnelere çıkması konusunda da hızlı adımlar atılmasını sağladı. Öncelikle artık Müslüman/ Türk kadınları serbestçe sahneye çıkabiliyor, radyo, gramofon gibi araçlar sayesinde müzik çok daha geniş kitlelere ulaşabiliyordu. Darüttâlim-i Musiki’nin kurucusu olan Fahri Kopuz, fasıl sırasında “solo” şarkıcılığın ilk uygulayıcısının kendisi olduğunu söyler:

“1913 yılını hatırlarım. O zamanın meşhur Direklerarası, İstanbul’un en kalabalık bir muhiti idi ve bir köşesinde de bizi barındıracak bir yuvaya sahipti. Bu yuva o sıralarda kurduğum Darüttâlim-i Musiki Cemiyeti idi. Bu musiki mektebi zamanının en ileri mekteplerinden birini teşkil ediyordu. Fasılların arasında ilk defa okuyuculara ‘solo’ okutmak imkânını burada düşündüm.”

Fahri Kopuz kadın okuyucuların bu tür “yalnız” okumalarının tarihini ise şöyle düşer: “Kadın ‘solist’ler ise, Darütalim’i müteakip Beyoğlu’nda eski Taksim Kışlası’nın arkasına düşen Panorama Bahçesi’nde kemanî Selanikli Mustafa tarafından okutulmaya başlanmıştı. Sonra yavaş yavaş yayıldı.”

Yazlık bahçelerin ne durumda olduğunu, o yılların velût gazetecisi Hikmet Feridun’un 1933 yazında kaleme aldığı bir röportajı okuyarak görelim: “Şimdi artık bir nevi bahçeli gazinolar mütehassısı gibiyim... (...) İstanbul içindeki yaz bahçelerine bahçe demek için kırk şahit ister... Bahçe deyince insanın aklına ağaç gelir değil mi? Halbuki İstanbul’daki büyük bahçe müstesna, ötekileri ağaçsızlıktan âdeta bir sahrayı kebir gibi bütün gün cayır cayır yanar. Şehirde deniz gören bir arsaya bir tente kurup birkaç masa, birkaç sandalye attınız mı? Oldu size yaz bahçesi...”

Ardından ilk gittiği bahçeyi anlatır bize. Burası hem incesaz, hem cazbandın icrayı ahenk ettikleri bir yerdir. Ama ilginçtir, incesaz tarafının tarifesi ayrı, cazband ve alafranga müzik tarafının tarifesi ayrıdır. Üstelik incesazın fiyatı diğerinden bir buçuk misli fazladır. Hikmet Bey ekler: “Biz hâlâ alaturka musiki mi, alafranga musiki mi, diye münakaşa edip duralım. Gazino sahipleri kati neticeye varmışlar. Alaturka musikinin alafrangaya faik olduğunu kabul ederek tarifeyi bir buçuk misli arttırmışlar..." Başımızı uzatıp baktığımızda incesaz bölümünün hıncahınç dolu, cazband kısmının ise tenha olduğunu görürüz. Zaman zaman bu iki bölümün müzikleri birbirine de karışmaktadır. Hüzünlü bir şarkıyı dinlerken, sol kulağımıza çarliston nağmeleri de dolmaktadır. Yazarımız bize incesazın sanatını nasıl icra ettiğini de anlatır elbette: "İncesaz heyeti için kürsü ile sahne arası tahtadan bir yer yapmışlar... Hanende ile sazende hanımların hepsi de al, koyu kırmızı, düz kanarya sarısı gibi fevkalâde gözalıcı elbiseler giymişler... Hanendeler şarkı söylerken iskemlesinin üzerinde iki tarafa başlarını sallıyorlar, zaman zaman aşka gelip elleri ile de hareketler yapıyorlar."

Deniz Kızı Eftalya ve eşi Kemanî Sadi Bey

Belvü Bahçesi

Cumhuriyet’in ilk döneminde İstanbul’da alaturka müziğin dinlenebildiği mekânlar kışın Mulenruj, Londra Birahanesi; yazları ise Harbiye Belvü, Küçük Çiftlik, Büyükdere Beyazpark, Panorama, Sarayburnu, Çubuklu gibi yazlık bahçeler ve gazinolardı. Harbiye’deki Belvü Gazinosu’nu, Sarayburnu Park Gazinosu’nu ve Mulenruj’u Dervişzade İbrahim Bey işletirdi.

Dervişzade İbrahim Bey’in işlettiği Harbiye’de şimdi İstanbul Radyosu binasının yükseldiği yerde bulunan Belvü Bahçesi’nin adına ilk kez 1931 yılının Mayıs ayında rastlarız. Burada “memleketin tanınmış ve güzide sanatkârlarını bir araya toplayan” İstanbul Nağmeleri musiki heyeti sahne almaktadır. Heyette muganniye Mahmure Handan, Belkıs, Servet, Suzan hanımlarla Zeki, Selâhattin, Faruk, Hüsnü beyler yanı sıra kemanî Nobar, piyanist Vesamet Hanım, udî ve bestekâr Selâhattin Bey (tanburuyla), cümbüş ve viyolensel Cemal, Klarnet Bahri beylerden oluşmaktadır. Deniz Kızı Eftalya ve eşi Kemanî Sadi Bey’in sık sık burada sahne aldıklarını görürüz. Sonraki yıllarda Müzeyyen Senar ilk profesyonel sahne deneyimini burada yaşar.

Müzeyyen Senar

Müzeyyen Senar o günleri şöyle hatırlıyor: “Dervişzade İbrahim Bey biraz kilolu ama yakışıklı bir adamdı. Yanlış hatırlamıyorsam gözleri de renkliydi. Ondan hoşlanmıştım. Sanki bende, çocuklarıyla çok ilgili tonton bir baba imajı bırakmıştı. Gazinoya hiç gitmemiştim o güne kadar. Hiçbir fikrim yoktu ama bana önerilen okuma şekli çok saçma gelmişti. O güne kadar başka sanatçılarla birlikte hiç okumamıştım. Fasıl nedir duymuştum ama başka hiçbir fikrim yoktu. Esasında itiraz etmemin nedeni buydu... İçimden, başkalarından bana ne, radyodaki gibi sazlar çalar, ben çıkar okurum diye düşünmüştüm. (...)

İstanbul’un birçok yerine ve özellikle Belvü Gazinosu’nun kapısına başım bereli büyük boy portrem asılmış ve altına koca koca harflerle ‘Müzeyyen Hanım Belvü’de’ yazılmıştı. Program şöyle yapılmıştı. Önce, önde hanımların arkada beylerin oturduğu fasıl heyeti sahne alacaktı. Fasıla ise Birsen Hanım, Semiha Hanım ve Fikriye (Şakrakses) katılacaktı. Fasıl biterken, fasıla katılan her hanım şarkıcı birer solo eser okuyacaktı. Daha sonra çeşitli şakalar yapan ve o zaman ‘komik’ diye isimlendirilen biri sahneye çıkacak ve en sonunda saat 23.00’te solist olarak ben sahne alacaktım. İlk gecemi çok iyi hatırlıyorum. Önce mor elbisemi giymiştim. Saz arkadaşlarım arasında hocam Kemal Niyazi Bey, Cevdet Bey, Yorgo Bey, Nevres Bey, Nubar Bey, Necati Bey, Selahattin (Pınar) Bey ve klarnet Şeref Bey vardı. O zamanlar mikrofon yoktu. Salona doğrudan, mikrofonsuz okumak gerekiyordu. Gündüz yaptığımız provada, renkli bir makam olan kürdilihicazkârı seçmiştik. Çünkü keyifli ve şakrak makamdır."

Küçük Çiftlik Parkı

Küçük Çiftlik Parkı

Boğaziçi’ne doğru uzandığımızda ise dar gelirli ailelerin çok sık gittiği Çubuklu Bahçesi ile karşılaşırız. 1930 yılına ait bir ilanda “Darüttâlim-i Musiki Cemiyeti’nin her cuma günü Çubuklu’da terennümü saz olmakta” bilgisi yer alıyor. Ama esas, 1933 yılında Çubuklu’ya kadar ulaşan bir sahil yolu yapılmasından sonra burası daha kolay ulaşılabilen bir yer olarak karşımıza çıkar. 1935 yazından itibaren Çubuklu Bahçesi’nin programları zenginleşir. Temmuz ayında her pazar Colombia plakları baş artisti Bayan Behice’nin iştirakile Daruttalimi Musiki muallimi Udî Fahri ve arkadaşlarını dinleriz. “Çay kahve 15, rakı şişe 50 kuruştur.” Aynı yılın 30 Ağustos gecesi burada bir sünnet düğünü düzenlenir.

Küçük Çiftlik Parkı ile ilgili gördüğümüz ilk ilan ise 1930 yılı Mayıs ayına rastlamaktadır. “İstanbul’un en nezih ve kibar aile mecmaı/ Küçük Çiftlik Parkı/ Bayramın birinci gününden itibaren her gün/ saat ikiden gece yarısına Halk Musikisi Saz Heyeti/ ve ayrıca mükemmel cazbant dahi icrayı ahenk edecektir.”

Safiye Ayla

Safiye Ayla 1931 yazı burada sahneye çıkar, o dönemi anılarında şöyle anlatıyor: “Her yerde plaklarım çalınıyor, sesim, gramofonlardan sokaklara taşıyordu. İki gazinoda birden çalışıyordum: Küçük Çiftlik ve Mulen Ruj. Günde beş lira alıyordum Mulen Ruj’dan. Ayda yüz elli lira! Benim için büyük bir paraydı bu.” Safiye Ayla, burada çalıştığı bu ilk dönemde bahçenin içinde bulunan köşklerden birinde kalmaktadır. “Sık sık ortadan kaybolduğum için gazinonun sahibi Ziver Bey, göz önünde olayım diye böyle bir çözüm bulmuştu,” diye açıklar bu durumu. Ayla anılarında Atatürk’ün Şişli’deki evine ilk gidişi için daveti de burada aldığını anlatır: “Mulenruj’dan sonra Küçük Çiftlik Parkı’na geçtim. Patronumuz Ziver Bey’di. O yıl kanlı dizanteri geçirdim. Patron göz önünde olayım diye beni parkın içindeki vaktiyle şehzadelerin kaldığı bir köşke yerleştirdi. Eşini de başıma nöbetçi dikti, çünkü benim fena halde kaçma huyum vardı. Hiçbir şey dinlemez haftalığımı alınca kiramı ödediğim gibi vınnn ortadan toz olurdum. Bir akşam programım bittikten sonra herkes çevreme toplandı, kaçmayayım diye oyalıyorlar. Ziver Bey telaşla geldi. Başyaver Rusuhi Bey’in kapıda beklediğini, beni Mustafa Kemal’in emrettiğini bildirdi.” Safiye Ayla böylece “Şişli’de vali yardımcısı Nuri Bey’in evine” geldiğini ve Mustafa Kemal’i ilk kez burada gördüğünü anlatır.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında artık bahçeler ortadan kalkmaya, anlı şanlı gazinolar da gösteri dünyasındaki mümtaz yerlerini almaya başlar. 1950’li yılların dergilerini karıştırırsak bahar ayları bitip de havalar iyice ısınınca bu yazlık gazinolarda bir hazırlıktır başladığını öğreniriz. Sandalyeler, parmaklıklar yeniden boyanmakta, cilalanmakta; çiçek tarhları elden geçirilmekte, masa örtüleri, koltuklar, sazende ve hanendelere mahsus sahne (şano denirdi ona) onarılmaktadır. Bahçe sahipleri piyasanın en güzide, en sevilen ses ve saz sanatçılarını angaje etmek için
kıyasıya uğraşmakta, küçük çapta bir meydan savaşı vermektedir. Artık bahçe değil gazinolar devrindeyiz tahmin edileceği gibi. İşletenler gazino patronları olarak anılıyor, sahneye çıkanlar ise assolist... Yeni bir dönemin başındayız...

İstanbul'un yazlık bahçeleri
Gazino
Yazlık gazinolar
Müzeyyen Senar
Safiye Ayla
Tarih
İstanbul
Gökhan Akçura
Popüler Tarih
Sayı 010

BENZER

İBB’nin bu yıl dört güne yaydığı 29 Ekim kutlamaları gözlere, kulaklara ve kalplere hitap ediyor.
Çanakkale Savaşı’nı yakın muharebeler tarihiyle amatör veya profesyonel anlamda ilgilenen herkes bilir. Bir imkânsızın başarılma hikâyesidir. Fakat hep karadaki siperler, denizdeki mayınlar, gemiler, çıkarmalar ön planda olur. Oysa Çanakkale Savaşı’nda uçaklar ve kısa bir eğitimle kendini kanatlandırmaya gönüllü çiçeği burnunda havacılar da vardır ve Türkiye onların gözü kara keşif uçuşlarına çok şey borçludur.
Orhan Pamuk 1901’deki veba salgını sırasında Osmanlı’ya bağlı hayali Minger adasında geçen olayları anlattığı romanı Veba Geceleri’yle yeniden okuma köşemizin en güzel konuklarından biri oldu. Kitabı okuduktan sonra usta yazarın kapısını çaldık, Veba Geceleri’nin şifrelerini çözmek için sorularımızı yönelttik.