Atatürk’ün Adana’dan İstanbul’a gelişi

16 Haziran 2020 - 11:59

19 Eylül 1918’de Suriye-Filistin Cephesi’nde başlayan İngiliz taarruzu sonrasında o cephede Alman Komutan Liman von Sanders komutasındaki Yıldırım Orduları çözülüp dağıldı. Yıldırım Orduları Komutanı Liman von Sanders esir olmaktan son anda kurtuldu, canını zor kurtardı, cepheyi bırakıp kuzeye doğru kaçtı. Adana’ya kadar gitti. 

7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, dağılan Yıldırım Ordularını adeta tek başına derleyip topladı; ordunun daha fazla erimesini önlemek için inisiyatif kullanarak kuzeye çekilme kararı verdi. Mustafa Kemal Paşa, bir taraftan İngilizlerin, diğer taraftan isyancı Arap aşiretlerinin taarruzlarına direnerek 400-450 km yol kat etti, emrindeki orduları en az kayıpla 23 Ekim 1918’de Halep’e kadar getirmeyi başardı. Halep’te isyancı Arap aşiretleriyle sokak savaşları yaptı.1

Mustafa Kemal Paşa, 26 Ekim 1918’de Halep’in kuzeyinde İngilizlere ve isyancı Arap aşiretlerine karşı I. Dünya Savaşı’nın son zaferi durumundaki Katma Zaferi’ni kazandı.

Mustafa Kemal Paşa, o gün düşmanı durdurduğu o hattı, birkaç yıl sonra Misak-ı Millî’nin güney sınırı olarak belirledi. Bunu bizzat kendisi şöyle ifade etmişti: “Gerek Erzurum Kongresi’nde, gerek Sivas Kongresi’nde Türkiye’nin millî sınırlarını tespit için ben Türk süngülerinin işaret ettiği hattı esas kabul ettim. Zavallı Wilson anlamadı ki, süngü, kuvvet, şeref ve haysiyetin müdafaa edemediği hatlar başka hiçbir prensiple müdafaa edilemez.” 

Adana’daki direniş hazırlıkları

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Mustafa Kemal Paşa, bir gün sonra Halep’ten Adana’ya geldi. 31 Ekim 1918’de Adana’da Alman Liman von Sanders’ten Yıldırım Orduları Komutanlığı’nı devraldı. 

Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’nin ilk direniş hazırlıklarını 1-10 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana’da yaptı. Kendi ifadesiyle “Her şeyden önce elimin altında bulunan iki ordunun, güçlendirilmesi halinde bütün felaketlere rağmen Türk sesini işittirebileceği kanaatinde idim. Bu yolda işe başladım.”

Mustafa Kemal Paşa, 4 Kasım 1918’de Ali Fuat Paşa ile ‘Adana Mülakatı’nı gerçekleştirdi. Ali Fuat Paşa’nın ‘Milli Mücadele Hatıraları’nda anlattığı kadarıyla bu toplantıda Adana ve civarında ‘ilk direniş yuvalarının kurulmasına’ karar verildi. Eldeki silah ve cephane güvenli yerlere saklandı. Eldeki kuvvetler jandarmaya kaydırıldı. 

Mustafa Kemal Paşa 5 Kasım 1918’de Adana Muradiye Oteli’nin büyük salonunda onuruna verilen bir akşam yemeğinde yaptığı konuşmada ‘bu memleketin kurtulacağını, henüz ümitlerin sönmediğini, bunun için mücadele edeceğini, Türk milletinin ve ordusunun kendi vatanını ve istiklalini koruyabileceğini’ açıkladı.

Mustafa Kemal Paşa, 8 Kasım 1918’de Adana Şakirpaşa’daki Aliye Hanım’ın Konağı’nda şehrin ileri gelenleriyle yaptığı bir toplantıda muhtemel bir işgal için hazırlıklı olunması gerektiğini belirttikten sonra şunları söyledi: “Şimdiden işgal kuvvetlerine karşı koymak ve hazırlıkta bulunmak için bir teşkilat kurun, uygun yerlere siperler kazın, gereken silah ve malzemeyi ben temin edeceğim.” 

Böylece Mustafa Kemal Paşa, daha Anadolu işgal edilmeden ilk direniş çalışmalarına Adana’da başladı. 

İşgal İstanbulu

Mustafa Kemal Paşa, Adana’da 5 Kasım 1918’de emrindeki 7. Ordu, 3. Kolordu ve 41. Tümen Komutanlığı’na, İskenderun Körfezi’ne çıkarma yapmaya kalkışacak kuvvetlere ateşle karşılık verilmesini emretmişti. Her ne kadar 7 Kasım 1918’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya çektiği telgrafta “İngilizler bir çıkarmaya yeltenmediklerinden ateş edilmesine gerek kalmamıştır” dese de, belgelerden ve anılardan, 6 Kasım 1918’de İskenderun Körfezi’ne girmeye çalışan İngiliz-Fransız çıkarma birliklerine ateşle karşılık verildiği anlaşılmaktadır ki, bu, Enver Behnan Şapolyo’nun ifadesiyle bu ‘ilk kurşun sesi’dir. 

Mustafa Kemal Paşa, 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana’dan, İstanbul’daki Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya çok sayıda direniş raporu/telgrafı gönderdi.  

Adana’daki Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği o direniş telgraflarından bazı bölümler şöyle:

Çok ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, Mütareke şartları arasında yanlış anlamaları giderecek tedbirleri almadan orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkân kalmayacaktır.

İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya teşebbüs edecek İngilizlerin ateşle engellenmesini emrettim.

İngilizlerin, aldatıcı muamele, teklif ve hareketlerini İngilizlerden fazla haklı ve nazik gösterecek ve buna karşılık gönül alıcı emirleri uygulamaya yaradılışım elverişli değildir.

Bugün Payas-Kilis hattına kadar olan toprakları isteyen İngilizlerin, yarın Toros’a kadar olan Kilikya mıntıkasını ve daha sonra Konya-İzmir hattının işgali lüzumu teklifinin birbirini kovalayacağı ve sonunda ordumuzun kendileri tarafından sevk ve idaresi ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun Britinya Hükümeti tarafından seçilmesi lüzumu gibi tekliflerin karşısında kalmak uzak bir ihtimal değildir.”

Ben ne durumda bulunursam bulunayım, doğru olduğuna inandığım ve gerekenlere duyurulmasını yurt selameti icabı kabul eylediğim kanaatlerimi, bildirmekten nefsimi alıkoymaya muktedir değilim.

Bu direniş telgraflarından sonra Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı görevden alıp İstanbul’a çağırdı.

Mustafa Kemal Paşa, 10 Kasım 1918’de Adana’dan bir trenle İstanbul’a doğru hareket etti. 

13 Kasım 1918’de İtilaf devletleri, 61 parçalık (bazı kaynaklara göre 55 parçalık) bir donanmayla İstanbul’u fiilen işgal ettiler. İşte o gün, Mustafa Kemal Paşa da İstanbul’a geldi.

Galata Köprüsü, 6 Ekim 1923

İşgalci ve kurtarıcı aynı gün İstanbul’a geldi

7 Kasım 1918’de dört İngiliz subayından oluşan bir heyet Basra torpidosuyla İstanbul’a geldi. Bu ilk işgalcileri “Yaşasın İtilaf!” diye bağıran bir kalabalık karşıladı. Osmanlı Hükümeti de bu öncü işgalciler için Pera Palas ve Tokatlayan otellerinde 80 oda kiralamıştı.

8 Kasım 1918’de dört Fransız subayından oluşan bir heyet Arian adlı bir gemiyle Galata rıhtımına çıkıp yaya olarak Beyoğlu’ndaki Fransız elçiliğine gitti. Bu subaylar Beyoğlu sokaklarından geçerken kendilerini sevinç gösterileriyle selamlayanlar oldu.

10 Kasım 1918’de iki İngiliz ve bir Fransız subayı birlikte İstanbul’a geldiler. 

12 Kasım 1918’de İstanbul’a bir Fransız tugayı getirildi. 

7-12 Kasım 1918 arasında İstanbul’a gelen bu İngiliz ve Fransız subayları 465 yıllık Türk şehri İstanbul’un işgali için gerekli tüm hazırlıkları yaptılar. İstanbul’un işgali artık an meselesiydi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’dan bindiği tren 13 Kasım 1918 Çarşamba günü saat 12.45 civarlarında Haydarpaşa Garı’nda durduğu sırada 61 parçalık İtilaf donanması da Boğaz’a girmiş bulunuyordu. Aralarında Yunan Averof Zırhlısı’nın da bulunduğu donanma ağır ağır Haydarpaşa önlerinden İstanbul Boğazı’na doğru ilerlerken, Mustafa Kemal Paşa da yanında yaveri Cevat Abbas’la birlikte Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinde görüldü. 

Kaderin garip bir cilvesi! İşgalciler ve onları beş yıl sonra bu topraklardan söküp atacak olan kurtarıcı aynı gün aynı saatlerde İstanbul’a geldi. İstanbul, işgalcilerini ve kurtarıcısını aynı gün aynı saatlerde karşıladı.

İtilaf donanması Boğaz’dan geçerken deniz trafiği durdurulmuştu. İşgalciler İstanbul Boğazı’nda resmigeçit yapıyordu. İşgal töreni sırasında bir Osmanlı heyeti amiral gemisine giderek işgalcilere “Osmanlı Hükümeti adına hoş geldiniz!” dedi. 

İşgal donanmasından karaya çıkan 3 bin 500 kişilik bir kuvvet İstanbul’un stratejik noktalarına yerleşmeye başladı.

Bütün bunlar olup biterken Mustafa Kemal Paşa, yanındaki yaveri Cevat Abbas (Gürer) ve kendisini karşılamaya gelen Rasim Ferit (Talay) ile birlikte Haydarpaşa Garı’nın köşesinde bir çayhanede, kafasında bin türlü düşüncelerle ve büyük bir üzüntüyle 3-4 saat boyunca düşman donanmasının Boğaz’a yerleşmesini seyretmek zorunda kaldı.

Çok değil daha üç yıl önce bu donanmayı Çanakkale’de durduran Anafartalar Kahramanı, şimdi donanmanın elini kolunu sallayarak İstanbul Boğazı’na girişini içi yanarak seyretmek zorunda kalıyordu. O birkaç saatlik beklemede Çanakkale’yi düşündüğü muhakkaktı. Kafasının içi karmakarışıktı. Bir ara ağzından “Hata ettim! İstanbul’a gelmemeliydim. Bir an önce Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı” sözleri döküldü. 

Mustafa Kemal Paşa öğleden sonra 15.00 gibi eski küçük Kartal İstimbotu’yla İngiliz Fransız bayraklarının dalgalandığı ‘çelik ormanının arasından’ karşıya geçti. Bu sırada, her şeye rağmen kararlıydı. İşgale karşı ‘direnişi’ örgütleyecekti. Şimdiden ‘Büyük Zafer’in heyecanını duyar gibiydi. İşte bu heyecanladır ki, işgal gemilerinin arasından geçen Kartal’ın güvertesinden İstanbul ufuklarına doğru bakarken dudaklarından “Geldikleri gibi giderler” sözü döküldü.

O sırada Mustafa Kemal Paşa’nın yanı başında bulunan Cevat Abbas (Gürer) o anı, sonradan şöyle anlatacaktı:

İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutmam. Şehrin çok hazin bir hali vardı. İstanbul, düşman donanmalarının limana girmeleri felaketinin yasını tutuyor, bu büyük yasa Atatürk de ortak oluyordu. Atatürk ile ben askerî ulaşımın bir köhne motoru (Kartal) ile deniz ortasına yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk. Atatürk’ün zarif dudaklarından ‘Geldikleri gibi giderler’ cümlesini işittiğim zaman, Mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliği derhal unutmuştum. Cevabımda aceleci davrandım. ‘Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam’ dedim. Gülümsedi. Aziz başının içinde şekillenmeye başlayan vatan kurtarma planlarını bir an için yeniden geçiriyor gibi daldı, sonra ‘Bakalım’ dedi.” 

Resmi Gazete, 14 Ekim 1923

Yeni Gün Gazetesi’nin verdiği mesaj

Ertesi gün İstanbul, kelimenin tam anlamıyla Süleyman Nazif’in ifadesiyle ‘kara bir güne’ uyandı. 

14 Kasım 1918 sabahı en anlamlı manşeti Yunus Nadi Bey’in Yeni Gün Gazetesi attı. O gün ‘İtilaf Donanması Limanımızda’ manşetiyle çıkan Yeni Gün Gazetesi, manşetin hemen altında işgal kuvvetlerinin dokuz zırhlısına yer vermişti. Haber yazısında, yaşanan hayal kırıklığı şöyle ifade edilmişti: “Dün büyük bir İtilaf filosu mızıkaları ve bayraklarıyla limanımıza geldi. Bu geliş ne kadar sessiz ve gürültüsüz olursa olsun, sulh zamanlarında limandan limana ecnebi sahillerini dolaşan dostane bir ziyaret değil, belki de uzun ve kanlı bir sergüzeştin hazin akıbetini gösteren galibane bir geçit resmidir. Bu geçit resmini, İstanbul’un bir kısım gayrimüslim halkı neşe ve gurur dalgaları içinde karşılamış olmasına rağmen, Çanakkale’de verilen şehitlerin hatırasıyla titreyen öteki kısım dünkü manzara karşısında açıkça müteessir ve dilhundur.”

Yunus Nadi Bey, Yeni Gün Gazetesi’nin birinci sayfasının neredeyse tamamında işgalden söz ederken, sayfanın sol alt köşesinde ise küçük bir kutu içinde, bir de fotoğrafını koyarak, ‘Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal’in de İstanbul’a geldiği ve İstanbul’da önemli bir makama getirileceği’ haberine yer vermişti.

Böylece 14 Kasım 1918 tarihli Yeni Gün Gazetesi’nin birinci sayfası aslında dosta düşmana bir mesaj veriyordu: “Sadece işgalciler değil, Çanakkale’de onları durduran Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa, yani kurtarıcı da İstanbul’a geldi” demek istiyordu. 

Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de geldiği işgal İstanbul’unda tam altı ay kaldı. Anadolu’daki millî direnişin ilk planlarını İstanbul’da yaptı. 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. Anadolu’da Millî Mücadele’yi örgütledi. Eylül 1922’de Mustafa Kemal’in askerleri Anadolu’yu düşmandan temizledi. 

Ve işgalciler 1923’te ‘geldikleri gibi gittiler’. İşbirlikçi padişah ve saray hükümeti de onlarla birlikte gitti. 

Son olarak demem o ki, Atatürk’ün Adana’dan İstanbul’a gelişi bilinmeden İstanbul’dan Samsun’a gidişi anlaşılamaz.     

Dipnot

1 Atatürk, 23-26 Ekim 1918’de Halep’te isyancı Arap aşiretlerine karşı verdiği sokak savaşlarının detaylarını 1926’da Falih Rıfkı Atay’a anlattı. Atay bu anıları Atatürk’ün Bana Anlattıkları adıyla yayımladı.

Kaynaklar

Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, 4. baskı, İstanbul, 2008.

Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul, 2000.

Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 3, İstanbul, 2000.

Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, İstanbul, 1998.

Liman von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, C.III, İstanbul, 1999.

Orhan Koloğlu, Mondros’tan Mudanya’ya Osmanlı’da Son Tartışmalar, İstanbul, 2008.

Sadi Borak, Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları, 2. baskı, İstanbul, 1998.

Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. 1, İstanbul, 1991.

Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, C. 1, 2. baskı, İstanbul, 1992.

Sinan Meydan, Parola Nuh, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, 9. baskı, İstanbul, 2019.

Süleyman Hatipoğlu, Filistin Cephesi’nden Adana’ya Mustafa Kemal Paşa, İstanbul, 2009.

Turgut Gürer, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 Yıl, İstanbul, 2006.

Yeni Gün gazetesi, 14 Kasım 1918. Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, C. 1, Ankara, 1997.

Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, C. 1, Ankara, 1997.

 

Atatürk
Mustafa Kemal Paşa
İstanbul
İşgal
Sinan Meydan
empty-result-block

BENZER

Türkiye'nin önde gelen sanat fuarlarından Contemporary Istanbul, "sanal" deneyiminin ardından 3-6 Haziran tarihlerinde fiziksel formatına geri dönmeye hazırlanıyor. Biletler satışta!
26 adet kısa ve uzun metrajlı belgesel, 1 - 6 Aralık tarihleri arasında siz neredeyseniz orada, elinizin altında olacak. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, çevre, iklim, tarım, sürdürülebilirlik gibi konulara kafa yoranlar için zihin açıcı bir program sunuyor.
Genç Türkiye Cumhuriyeti 1920’li yıllarda devrimleri büyük oranda tamamlamış, kısa süre içinde zamanın ölçümünden kılık kıyafete, okuma yazma alışkanlıklarından kadın erkek ilişkilerine kadar gündelik hayatta birçok yenilik uygulamaya konulmuştu. Bu yeniliklerin ne anlama geldiğinin, toplumun bunlardan nasıl yarar sağlayacağının ve yeni Türkiye’nin eskisinden daha iyi bir yolda olduğunun açıklanması, yani devrimin topluma mal edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, 1930’lu yılların ilk yarısına damgasını vuran bir propaganda seferberliği başladı. Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamaları da bu seferberliğin bir parçasıydı.