Yönetmenin gözünden İstanbul

11 Haziran 2020 - 16:33
İstanbul'da gece

"Kimi çocuklar evlerine zamanında döner. Bazıları dönmez. O çocuklar sokak çocuklarıdır. Şehrin karanlığı ve tehlikeleri o çocukları korkutmak yerine kucaklar. Sokaklar onların evidir. Bu fotoğraf, iki çocuk şehirde yine kaybolduğumuz bir geceden. Bütün sokak çocuklarına ithafen... Fotoğraftaki, Ayris Alptekin." - Emre Erdoğdu 

Pelin Esmer'den bir İstanbul fotoğrafı

"2010 yılıydı sanırım. Dolapdere’de öylesine dolaşıyordum. Bir anda karşıma bu evler çıktı. Çocukken bir üflemeyle yıkıp sil baştan yeniden kurduğum, sonra ufak bir el hareketiyle yeniden yıktığım iskambil kâğıdından evlere benziyorlardı. Hâlâ duruyorlar mı bilmem." - Pelin Esmer

Ezel Akay'dan bir İstanbul fotoğrafı

"Fotoğraf Fener’de, Haliç sahilinde Temmuz 2017’de çekildi. Suriyeli bir mülteci çocuk ve babası çimenlerin üzerinde uyuyorlardı gün ortasında. Adı: Acaba uyanınca nerede olacağım?" - Ezel Akay

Aidiyet filminin yönetmeni Burak Çevik'ten bir İstanbul fotoğrafı

"Sanırım bu fotoğrafı lisedeyken çekmiştim. Tembel, isteksiz bir öğrenciydim; tüm gece sabaha kadar film izler, sabah servisi kaçırmazsam eğer okul sırasında uyuklardım. Uyandığımda benim için günün aylaklık zamanları başlardı. Genelde bir planım yoktu. Bazen Eminönü’nde bir köşeye geçip saatlerce Oğuz Atay okurdum, bazen Emek Sineması’nda rastgele bir filme giderdim. Çoğunlukla da İstiklal’i boydan boya yürürken kendimce totemler yapardım; ‘Bugün hangi tanıdığı görürsem peşine takılacağım’ derdim. Hep birine denk gelirdim; bana kitaplar öneren entelektüel abilerime, sinema konuşmayı seven huysuz ve yaşlı sinefil dostlara, geçmişte utangaç anlar dışında uzunca konuşma fırsatı bulamadığım platonik aşklara, kızgınlığımı hararetle yaşamama olanak veren ergen hesaplaşmalarımın ürünü azılı düşmanlara... İstanbul bana, açtığım her kapının arkasındaki kapının sürprizli oluşunu sundu. Sonraları kaybetmekten korkacağım, zamanla içimde bir yerlerde kendisine alan açmaya çalışan ‘deli dumrul akışkanlık’la tanıştırdı. ‘Bak!’ demişti, ‘Kafan önünde yere bakarak yürüme, çünkü seni sen yapan biraz da karşılaşmalardır’." - Burak Çevik

Murat Şeker'den bir İstanbul karesi

"İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm. Aslında bu şehrin bir parçasıyım. Buraya aitim. 1973’te Bakırköy’de başlayan İstanbul serüvenim '90’larda Cihangir’de, 2000’lerde Ortaköy’de devam etti. 2011’den beri de Kadıköy Moda’da yaşıyorum. Bu fotoğraf Moda’dan Fenerbahçe Burnu’na doğru uzanan Kalamış Koyu’nda bir ilkbahar sabahı çekildi. 2018 Nisan ayında. Kalamış Koyu her daim yelkencilerin denizle dans ettiği bölgesi şehrimizin. Ben hep yelkenlileri, hokkadaki mürekkebe batırılan divitlere benzetirim. Kendi kendine hareket ederek denize yazı yazan divitler... İstanbul onu çepeçevre saran deniziyle bir bütündür. Ben de bu şehrin denizlerine bakıp ilham alan yönetmeniyim. İstanbul’da yaşar, film çeker, senaryo yazarım. Ve bunları yapmaya çalışırım.” - Murat Şeker

Vapurdan İstanbul

"Türkiye’nin bütün acıları, zorlukları, tehlikeleri, arayışları ve küçük mutlulukları burada düğümlenmiştir. Bu şehir ne korkunç yıkımlar, ne kavurucu yangınlar, ne büyük salgınlar, ne şiddetli baskılar, zulümler gördü bir bilsen... Ne zalimler, ne asalaklar, ne iğrenç yalancılar, dalkavuklar, aptallar, korkaklar, ne şaşılası üçkâğıtçılar geçti buradan... Ezikliğin, içe atılmış zehirli acıların, aniden patlayıveren kanlı isyanların başkenti oldu bu şehir. Yine de Türkiye’nin en ahenkli sözleri, en güzel sesleri, en ince gözlemleri, en uyumlu biçimleri de burada yaratıldı.” - Ümit Ünal, Aşkın Alfabesi (İlk basım: İyi Şeyler, 1996)

İstanbul'da kış

"O kışın İstanbullular için çok sert geçtiğini hatırlıyorum. Sanırım 2003 yılıydı. O dönem bir senaryo üzerine çalıştığım için pek evden çıkmıyordum. Ama o gün Üsküdar’ın tepe mahallesindeki evimizden üşenmeden sahile indim. Uzun bir yürüyüşten sonra İstanbul’un güzelliğine kadeh kaldırır gibi deklanşöre bastım. O senaryoyu hiç çekemedim ama olsun. İstanbul kar yağınca hâlâ güzel." - Çiğdem Vitrinel

Can Evrenol'dan bir İstanbul fotoğrafı

“Burası benim gençliğimin geçtiği yer. Her gece ve gün, müzikle, eğlenceyle, arkadaşlarla buluştuğum yer. Napolyon’un ‘Dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti burası olurdu’ dediği şehrin merkezi. Her jenerasyonun ayrı bir trajedisi ve katliamı da yine tam bu merkezde. Benimki ayrı, babamınki ayrı, oğlumunki ayrı. Hep iç içe." - Can Evrenol

Seren Yüce'nin gözünden İstanbul

"İstanbul kimliğimin oluştuğu yer. Şehrin bir hücresi olmak, düşünce dünyama yön veriyor, kişisel tarihimi ve tercihlerimi oluşturuyor. İçinden geçen deniz ve onun halicinin oluşturduğu sekiz tane kıyısıyla mazimin ve geleceğimin haritasını çiziyor. Bazen buradan kaçmanın yollarını arıyor, bazen kendimi bir tutsak gibi hissediyor ama eninde sonunda ona geri dönmeyi bir tutku olarak yaşıyorum... O gün Perşembe Pazarı’na giderken karşı kıyıda, Eminönü’nde bir iş yerinde yangın çıkmıştı. İstanbul’un doğum yeri olan Haliç’te yaşanan yüzlerce yangına bir tanesi daha ekleniyordu. Ateşi seyretmenin çekiciliği içimizdeki bir yangını seyretmenin cazibesinden geliyor kanımca. İçimizi saran bir yangın yeri İstanbul." - Seren Yüce

Cengiz Özkarabekir'den bir İstanbul fotoğrafı

"1980’li yılların başında okullar kapanınca babama çıraklık yapardım. Atölyesinde demirden, ağır, yerinden kalkmayan bir çalışma masası vardı. Duvarda maarif takvimi. Gün atlayınca sayfayı ben koparırdım... Babama demli bir çay getirir, oturur yanına sohbet ederdim. Çıraklıktan kazandığım parayla Eminönü’nde bir fotoğrafçıdan fotoğraf makinesi satın aldım. Her şeyin fotoğrafını çekmeye başladım. Vapur, martı, insanlar... Önceleri korkardım, sonra çekinmemeye başladım. İtiraf edeyim, bu fotoğraflardan o yıllarda para bile kazandım. Belgeselciliğim böyle gelişti diyebilirim... İşte bu fotoğrafta benim çocukluğum var. Babam, çay, Eminönü, demir masa ve martılar... Takvime cep telefonumdan bakıyorum ama..." - Cengiz Özkarabekir

Ceylan Özgün Özçelik'ten bir İstanbul fotoğrafı

"2015. Fatih’te bir yokuşta, tek başına bir kız çocuğu... Ne düşünüyor?" - Ceylan Özgün Özçelik

Mahsun Kırmızıgül

"Tarihçiler İstanbul’dan söz ederken ‘Üç imparatorluğa başkentlik yapan şehir’ derler. Oysa benim için İstanbul, ‘hayallerin başkenti’dir. Sadece Anadolu’dan değil, dünyanın dört bir yanından, Afrika’dan, Orta Doğu’dan, Asya’dan bu kadim şehre gelenler, bavullarının içine önce hayallerini ve umutlarını koyarlar. Ben de annemin ‘Oğlum, Batı’ya, İstanbul’a git’ demesiyle hayallerimin, umutlarımın peşinden bu heybetli şehre geldim. Taşı toprağı altın diye nam salan İstanbul’un Boğaz’ı, tarihi dokusu kelimenin tam anlamıyla harikalar diyarını andırıyor. İstanbul aynı zamanda makyajlı bir kadın gibidir. Ama boyaları döküldüğünde bir başka yüzü daha ortaya çıkıyor. Birçok insanın başarı hikâyelerine tanıklık eden şehir, aynı zamanda birçok insanın hayallerini ve umutlarını da yok etti. Kimilerine renkli, kimilerine de kapkara yüzünü gösteren bu devasa şehrin çarkları arasında yitip giden milyonlarca insanın acı dolu hikâyeleri beni hep düşündürmüştür. Gece ışıkları yanan pencerelerin arkasındaki evlerde neler yaşanıyor bilemiyorum ama bu şehirde yaşayan tüm insanların mutlu olmasını isterdim." - Mahsun Kırmızıgül

Yeşim Ustaoğlu

"Çocukların eksilmeyen kahkahasına bir bakış İstanbul. Çocuklar, 2019" - Yeşim Ustaoğlu

Yeşim Ustaoğlu
Can Evrenol
Pelin Esmer
Ezel Akay
Ümit Ünal
Murat Şeker
Burak Çevik
Emre Erdoğdu
Ceylan Özgün Özçelik
Seren Yüce
Çiğdem Vitrinel
Cengiz Özkarabekir
Mahsun Kırmızıgül
İstanbul
Beyoğlu
Eminönü
Karaköy
Sayı 001

BENZER

Kıdemli gazeteci Zafer Arapkirli, lise yıllarında "Burhan Pazarlama"yı taklit ederek müthiş hasılat yaptığı dört günlük işportacılık deneyimini yazdı. Onlarca yıl boyunca İstanbul vapurlarında satış yapan, teknikleri dillere destan olan ve efsaneleşerek İstanbul’un simgelerinden biri haline gelen, mart ayında kaybettiğimiz Burhan Demircan‘ın anısına saygıyla...
1956’da başlayan ve dönemin başbakanı Adnan Menderes’in “İstanbul’u bir kere daha fethedeceğiz” şiarıyla yönettiği imar operasyonları, tarihî yarımadadan Yeşilköy’e, Tophane’den Beykoz’a kadar kentin her yerinde büyük bir değişime yol açtı. İstanbul’u dev bir şantiyeye dönüştüren ve dört yıl kesintisiz süren imar operasyonları şehrin yalnızca görüntüsünü değil kimliğini de değiştirecek, eskinin kozmopolit Doğu Akdeniz kenti, yerini ulusal bir metropole bırakacaktı.
Bugünün orta yaşlıları Taksim Meydanı’ndan kalkan eski Amerikan arabasından bozma (daha doğrusu yapma) dolmuşları; muşamba kaplı koltuklarını, zor açılan kapılarını, her zıplamada çıkardığı gıcırtıyı, ince direksiyonunu ve direksiyonun yanında yer alan vitesini rahat hatırlarlar, çok eski bir geçmiş mevzubahis değil. Dolmuşun tarihi ise 15. yüzyıl Haliç’indeki kayık-dolmuşlara uzanıyor; taksi-dolmuşlar ise 1930’lu yılların İstanbul’unda yaşanan ulaşım sorununu çözmek için İstanbulluların geliştirdiği bir nevi “sivil inisiyatif”. Dolmuş, özel bir toplu taşıma aracı olduğundan, yabancı kaynaklardaki İstanbul yazılarında da “dolmus(h)” olarak anılır ve şehri bilmeyen herkesi bir muammaya sürüklemeye bugün de devam eder.