Kentleri erkekler, erkekler için planlıyor

26 Kasım 2020 - 17:48

5-6 yıl önceydi. “Bu kentin kaldırımlarının halini pusetle dolaşmaya başlayınca anladım” demişti yeni anne olmuş bir arkadaşım. Haklıydı; normalde insan eğri büğrü kaldırımlarda sek sek oynar gibi ilerleyebilse de elinde puset olduğunda kentin gerçekleri ve aslında pek çok yönden kadınları nasıl dışladığı ile yüzleşebiliyordu.

Dünya genelinde kent nüfusunun yaklaşık yarısı kadınlardan oluşmasına rağmen, kadınların kentlerdeki yeri ancak son 40 yıldır konuşulmakta. Kentlerde tüm kadınların sağlık hizmetlerine, doğaya, suya, eğitime, güvenceli işlere erişiminin gerekliliği 1994’te yayımlanan ve kent mekânına toplumsal cinsiyet açısından bakan bir rapor niteliğindeki Avrupa Kentte Kadınlar Şartı’nda ifade edildi. Toplumsal cinsiyete duyarlı kentlerin nasıl olması gerektiğini on iki madde ile özetleyen raporda, kadınların eğitimden araştırmaya, tüm meslek ve çalışma alanlarında, dolaşım ve güvenlikte eşit fırsatlara sahip olması gerektiği vurgulanırken, bilgiye erişimlerini ve yeterliliklerini güçlendirmek için çeşitli mekânlar edinebilmeleri gerektiğinin de altı çizildi. Tüm bunların gerçekleşebilmesi için kadınların kentin karar alma organlarında daha fazla yer alması, belediye meclislerinde ve il genel meclislerinde eşit temsil edilmesi gerekiyor. Bu, her şeyden önce anayasal bir hak.

Kentsel planlamada toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilmeli

Erkekler tarafından yapılan kent planlamaları kadınların ihtiyaçlarını gözetmiyor. Oysa ulaşımdan konuta, eğitimden sağlığa ve güvenliğe kenti ilgilendiren tüm alanlarda alınan kararlar, kadınların hayatını doğrudan etkilemekte. Bu planlamalarda, şimdiye değin ne kadınların bir araya geleceği mekânlar ne de kreş, yaşlı bakımevleri ve sığınma evleri gibi hizmetler öncelikler arasında yer aldı. Karanlık sokaklar, yetersiz veya güvensiz toplu taşıma gibi nedenlerle kadınlar kentte özgürce hareket edemediği gibi tüm bunların sonucunda kentteki görünürlüğünü de kaybetti ve sosyal yaşamdan dışlandı. Bugün artık kentsel planlamanın toplumsal cinsiyet eşitliği prensipleri göz önünde bulundurularak yapılması gerekiyor. Kadınların kenti ilgilendiren tüm planlama ve karar süreçlerinde etkili olabilmeleri için yerel meclislerde eşit şekilde temsil edilmeleri şart.

Ancak, eşit temsil de sorunu çözmeye yetmiyor. Nevin Şenol’un BM Kadın ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı için hazırladığı Kadın Dostu Kentler Avrupa’dan Örnekler el kitapçığında, çözümün tüm yerel plan, program ve politikalara eşitlik perspektifinin yerleştirilmesi ve kadınların özel ihtiyaçlarına yanıt veren yerel hizmetlerin sağlanması ile mümkün olduğu ifade edilmekte: “Kadın dostu olmak isteyen kentler; kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik stratejiler geliştirmeli ve uygun araçlarla bu stratejileri yaşama geçirmeli; kadınların gündelik hayatlarını iyileştirmeye yönelik özel politikalar geliştirmelidir.”

Cinsiyet eşitsizliğinin en yoğun olarak yerel düzeyde yaşandığına vurgu yapan Kadın Dostu Kent Uygulama Rehberi’ndeki istihdam, okuryazarlık, üreme sağlığı gibi göstergeler incelendiğinde, bölgesel farklılıkların çok yoğun şekilde yaşandığı bu alanlarda yerel politikalar üretmekte zayıf kalındığı belirtilmekte.

Avrupa’da kadın dostu kentlerin oluşumu için neler yapıldığını anlatan kitapçığa baktığımızda, öncelikle karar organlarında kadın sayısını artırmaya yönelik çabalar dikkat çekiyor. Ayrıca, yerel yönetimlerde eşitlik birimleri ve cinsiyet eşitliğinin tüm plan ve programlara yerleştirilmesi için bilgi sistemi oluşturuluyor; eşitlik planları hazırlanıyor; toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapılıyor; kent planlaması ve organizasyonu, kentiçi ulaşım ve konut politikaları kadınların ihtiyaçlarını gözeterek belirleniyor, altyapı sistemleri kadınların güvenliğine uygun şekilde oluşturuluyor; kadınlar için erişilebilir ve ucuz sağlık hizmetleri veriliyor; spor imkânlarından ve tesislerinden kadınların eşit biçimde yararlanmasını sağlayacak önlemler alınıyor.

İstanbul kadınlar için tehlikeli kentlerden (Fotoğraf: Serkan Eldeleklioğlu)

Kadın dostu kent nasıl olur?

2006-2010 yılları arasında Türkiye’de altı kentte (İzmir, Kars, Nevşehir, Şanlıurfa, Trabzon, Van) uygulanan Kadın Dostu Kentler Birleşmiş Milletler Ortak Programı, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını yerel yönetimlere taşıyan ilk program oldu. 2011’de ikinci aşamasına geçilen ve yedi yeni ilin (Adıyaman, Antalya, Bursa, Gaziantep, Malatya, Mardin, Samsun) dahil olduğu programın genel hedefi, kadın örgütleri ve devlet kurumlarıyla yapılacak yerel çalışmalar sonucunda, yerel yönetim planlama süreçlerine cinsiyet eşitliğini dahil ederek, kadın dostu kentlerin geliştirilmesi. Bu genel hedefe ulaşmak, yani kadın dostu kentler yaratmak için, planlama süreçlerine cinsiyet eşitliği faaliyetlerinin dahil edilmesi yolunda yerel yönetimlerin kapasitelerinin artırılması, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında faaliyet gösteren kadın STK’larının kapasitelerinin geliştirilmesi, sivil toplum ve yerel yönetimler arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bir kentin “kadın dostu kent” sayılabilmesinin şartı, kadınların yerel yönetimlerin planlama ve karar alma süreçlerine katılımının yanı sıra hizmetlere, istihdam olanaklarına, şiddete maruz kaldıkları takdirde haklarını güvence altına alacak mekanizmalara erişebilmesi ve erkeklerle birlikte kentsel yaşamın tüm alanlarında eşit bir biçimde yer alabilmesi. Özetle, kentin sunduğu ekonomik, sosyal ve siyasi fırsatlardan kadınların da eşit şekilde yararlanabildiği kentlere “kadın dostu kent” diyoruz.

Kadın dostu kentler inşa edebilmek için kadınların kentle ilgili altyapısal, toplumsal ve mekânsal ihtiyaçlarını belirlemek ve kentsel hizmetleri bu ihtiyaçlara yanıt verecek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya katkı sunacak şekilde tasarlamak gerekiyor.

Erkekler tarafından planlanan kentlerde kadınlar açısından en büyük sorunlardan biri güvenlik. Dünyanın her yerinde, kadınlar ve kız çocukları sokakta, parkta, pazarda, iş yerinde, toplu taşıma araçlarında, yani kamusal alanda sözlü, cinsel, fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kalıyor.

Türkiye’de ise hemen her kadın, sokakta tam anlamıyla güvende olmadığını bilerek büyür. Ben İzmir’de doğup büyüdüm. Ortaokuldayken fuarda sabahları yürüyüş yaparken mecburi bir alışkanlık edinmiştim. Yürüyüşe başlarken eşofmanımın ceplerini çakıl taşlarıyla doldururdum. Parkur boyunca etraftan gelen sözlü tacizlere bu taşları fırlatarak cevap verirdim. Bugün hâlâ, geceleri sokakta yalnız yürürken, hele de tenha ise ara ara arkama dönüp bakarım, takip eden var mı diye. Çocukluğumdan beri maalesef bu böyle...

İstanbul kadınlar için en tehlikeli mega kentler arasında

2010’da Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) 15 ilde gerçekleştirdiği “Kamusal Alanda Kadına Yönelik Şiddet” araştırmasında, kadınların dörtte biri, sokakta fiziksel taciz ve sarkıntılığa maruz kaldığını ifade ederken, yüzde 24,7’si izlenip takip edildiğini, yüzde 22,1’i ise aşağılayıcı ve küçümseyici davranış ve tavırla karşı karşıya kaldığını belirtmişti. Kadınların sokakta yürürken, alışveriş yaparken ya da otobüse binerken güvende hissetmemeleri, sosyal, ekonomik ve siyasi hayata katılımlarını sınırlıyor. Dolayısıyla kadınlar ile kız çocuklarının güçlenmesinin ve toplumsal hayatta eşit bireyler olarak yer almasının ön koşulu, şiddetten arındırılmış bir kent hayatı.

Thomson Reuters Vakfı’nın 2017 tarihli anketinin sonuçlarına göre, İstanbul kadınlar için en tehlikeli mega kentler arasında 10’uncu sırada. Cinsel şiddet ve taciz tehlikesinde ise 19 şehir arasında en kötü 6’ncı kent.

BM Kadın Birimi, geçtiğimiz yıl 25 Kasım Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde başlattığı “Karanlığı Aydınlat” kampanyasıyla kamusal alanda kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete son verilerek güvenli şehirler yaratılmasına katkı sağlamayı amaçladı. Kadınlar yaşadıkları kentlerde kendilerini güvende hissetmedikleri alanlara interaktif bir harita üzerinde ateş böceği koymaya, herkesi değişimin bir parçası olmaya davet etti. Işıklarını yakıp söndürerek iletişim kuran ve karanlığı aydınlatan ateş böceklerinin umudun ve birliğin sembolü olarak kullanıldığı kampanya kapsamında 15 bin ateş böceği toplandı. Ankara Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul’da Beşiktaş Belediyesi, ateş böceklerinin yoğun olduğu sokaklarda iyileştirmeler yaptı.

Kenti kadınlar için daha güvenli yerler haline dönüştürmek çok zor değil. Bazen bir sokak aydınlatması dahi yeterli olabiliyor. Ama burada mesele, yerel yönetimlerin bu konuda sorumluluklarının farkında olması; kent planlaması ve kamu hizmetlerinde eşitliği odağa koyması.

Kadın
Kent
Kent yaşamında kadın
Melis Alphan
Sayı 004

BENZER

Evet, sıkıldık! Üstelik havalar güzelleştikçe evde kalmak ve bireysel tedbirleri harfiyen uygulamak zorlaşıyor. Peki ne yapalım? İBB Bilim Kurulu Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Melike Yavuz özetle, ne korkuya kapılalım ne karalar bağlayalım ne de boşvermişliği seçip çevremizdeki insanları riske atalım diyor ve başlıktaki uyarıyı yapıyor.
İtalyan çizer Pierpaolo Rovero, adını John Lennon’ın “Imagine” şarkısından alan sanat projesinde dünyanın en büyük şehirlerinde günlük hayatı çiziyor. Rovero bir hayal dünyası seyyahı ve bu da hayalî bir yolculuk; şehirlere, sakinlerinden aldığı bilgi ve görsel desteğiyle can veriyor. Fakat İstanbul’la ilişkisi bundan ileri; sahici.
Ercan Kesal’ın 2000 yılında aday adayı olarak katıldığı Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçim tecrübesini hikâyeleştirdiği Nasipse Adayız filmi, 39. İstanbul Film Festivali’nde üç önemli ödül kazandı. Filmin –bir aksilik olmazsa– sonbaharda gösterime girecek olmasını fırsat bildik, Ercan Kesal ile Nasipse Adayız’ı ve İstanbul’un filmdeki rolünü konuştuk.