Boğaz’da balina!

Fotoğraf
İllüstrasyonlar: Selçuk Ören
26 Kasım 2021 - 13:29

"İmparatoriçe yılın büyük bir bölümünü, daha çok Herion denilen yerde, denize bakan bir yazlıkta geçirirdi. Bu durum ise çok sayıda maiyeti için büyük bir tedirginlik demekti. Çünkü yiyecekler çoğu kez yetişmez, denizde fırtına kopabilir ya da balina beklenmedik bir saldırıda bulunabilirdi. Ama imparatorla imparatoriçe başkalarının sıkıntılarına aldırmadıkları için zengin bir rahatlık içinde sefa sürebiliyordu."

Yukarıdaki metinde Prokopius’un bahsettiği kraliçe, Bizans İmparatorluğu’nun kraliçesi olan Thedora’ydı. Peki ya balina? Onun Marmara’da ne işi vardı? Gerçekten bir balina mıydı, yoksa denizcilerin onun hakkındaki fısıltılarının kulaktan kulağa dolaşırken korku çığlıklarına evrildiği irice bir balık mı? Ona Porfirion ismini takmışlardı. Porfirion, Yunan mitolojisinde çok önemli bir karakterdi. Mitolojiye göre Porfirion, Zeus’u öldürmekle görevlendirilmiş olan devlerin kralıydı. Annesi Gaia, onu Uranüs’ün toprağa damlayan kanından var etmişti. Zeus, Hera’nın cazibesini kullandırarak onun kafasını karıştırmış, hatta Porfirion peşinden koşarken Hera’yı bir an yakalar gibi olmuş, tuniğini yırtmayı başarmıştı. İşte bu anda Herakles onu oklarıyla delip geçmiş, Zeus da fırsattan istifade şimşekleriyle onu yok etmişti.

Bizanslı denizciler tecrübeli ve görmüş geçirmiş insanlardı. Denizle ilgili çok hurafe, çok destansı hikâye duymuşlardı. Ama Porfirion? İşte o çok başkaydı...

Hakkındaki söylentiler öylesine büyümüş ve yayılmıştı ki, ne şehirde ne de sarayda Porfirion ismini duymayan kalmıştı. Bizanslı denizcilere göre; bir kuyruk darbesiyle koca bir gemiyi Boğaz’ın ortasından kıyıya fırlatabiliyordu. Başının üzerinde yer alan ve nefes almasına yarayan delikten fışkırttığı suyla Boğaz’ın tamamına yağmur yağdırabiliyordu. Ve boyu... Boyu öyle uzundu ki, Rumeli Hisarı (Pyrhias) ile Anadolu Hisarı (Aretas) arasında durduğunda bir insan üzerinde yürüyerek karşı tarafa geçebilirdi.

Porfirion

Saray ve şehir Porfirion efsanesini konuşadursun, Poyrazköy’de (Boreas) Yahudi balıkçı Yonah ağını atarken denizin sığlaştığı kumullara uzanmış kendisini izleyen dev misafirine bakıp gülümsüyor, arada ağından çıkan palamutlardan bir tanesini veriyordu. İstese kayığı ile birlikte Yonah’ı bir lokmada yutabilirdi ama ondan aldığı palamut tatlı gelmişti belli ki. Buraya Helion sığlığı denirdi ve Yonah hep burada avlanırdı. Ne Yonah ondan korkmuştu ne de Boreas halkı. Hatta bir süre sonra birbirlerine öylesine alışmışlardı ki, dev canavar Porfirion Boreaslı çocukların oyun arkadaşı oluvermişti. Tabii civarda yaşayan herkes Yonah gibi sevecen ve sabırlı değildi. Porfirion’un Yonah’ın yanında bir kediyi andıran uysallığı onları cesaretlendiriyor, dizginleyemedikleri merak duygusu bu deve fazlaca yaklaşmalarına ve rahatsızlık vermelerine sebep oluyordu. İşte, onların pek çoğu teknelerinin ya da gemilerinin batışını izlemek zorunda kaldılar.

Çok kolay sinirlenmiyordu Porfirion. Lakin onu çileden çıkartan yegâne şey, Boğaz’dan geçen ve Thedora’nın yazlık evine erzak taşıyan gemilerdi. Belki de Sarayburnu’ndan gelen balıklar kulağına Jüstinyanus ve Thedora’nın halka yaptıkları zulmü fısıldamışlardı, kim bilir? Onları gördüğünde kızılca kıyamet kopuyor, Porfirion yüzünden gemiler geri dönmek zorunda kalıyor, yoluna devam etmekte ısrar edenlerse Marmara’nın dibini boyluyordu. Jüstinyanus, Porfirion’dan kurtulmak için Vikinglerden bile yardım istemişti ama nafile. Porfirion asla yenilmiyordu, ayrıca kilise de Bizans halkı da onu bir işaret olarak görüyordu. Özellikle mitolojide bütün tanrılara karşı savaş açabilme cesaretini göstermiş, direniş ve cesaretin sembolü olan bir yaratığın adının bu balinaya verilmesi çok da yadırganmamalıdır.

Porfirion üzerinden oluşan algı ve beklentinin farkına varan Jüstinyanus, Herion’daki komutanlarından en güvendiğine bu meseleyi çözmesi için emir verdi. Komutan, Jüstinyanus ve çevresindekilerden çok daha akıllı bir adamdı. Sorunu bilgi ve mantık çerçevesinde ele aldı. Yonah ile Porfirion’un dostluğu kulağına gelmişti. İşte, çözüm de buradaydı. Komutan, Yonah ile anlaştı. Anlaşmaya göre Yonah, Porfirion’a bekçilik yapacak, buna karşılık Yahudi balıkçılar da Bizanslı balıkçılar gibi özgürce avlanabilecek ve şehirdeki Yahudilere uygulanan kısıtlamalardan muaf tutulacaklardı. Jüstinyanus ilk başta bu anlaşmaya karşı çıksa da çılgınlar gibi âşık olduğu Thedora’ya bir şey olmaması için boyun eğmek zorunda kaldı.

Porfirion bu anlaşmadan sonra elli yıl daha Yonah’la birlikte Boğaz’ın sularında görüldü ve kimseye zarar vermedi. Ama varlığını Jüstinyanus ve Thedora’ya hep hissettirdi. Kilise, Tevrat’ta da benzeri bir olay olduğunu, Tevrat’ın Rumca okunması zorunluluğuyla birlikte öğrendi ve iş Porfirion’un aziz ilan edilmesi tartışmalarına kadar geldi. Porfirion aziz olamadı ama Boğaz’ın sularında yüzdüğü sürece hep halkın umudu oldu. Bu arada Thedora kanserden öldü ama Porfirion’un kovaladığı palamutlar üzerinden saraya yolladığı korku dalgaları elli yıl boyunca dinmedi.

Porfirion, II. Tiberius tahta çıktıktan hemen sonra geldiği gibi ortadan kayboldu. Neden bir anda ortadan kaybolduğu Balıkçı Yonah hariç kimse tarafından anlaşılamadı. Yonah biliyordu: Porfirion, İstanbul halkını emin ellere teslim etmiş ve görevini tamamlamıştı. Adını şehrin hafızasına asla silinmeyecek şekilde yazdıktan sonra başka zalimlerle mücadele etmek üzere gitmişti...

Porfirion, İstanbul’un en ünlü balinasıydı ama tek balinası değildi. Çok eski belgelerde balıkçıların Marmara’ya açılırken, o dönem henüz surların olmadığı Sarayburnu önlerinde asılı duran balina kemikleri önünde avları bereketli geçsin diye bir ritüel gerçekleştirip öyle balığa çıktıkları belirtilmektedir. Aydın Boysan da bunu Sunay Akın’la yaptığı bir sohbet esnasında doğrular: "O kemikleri ben de gördüm Sunay, onlar balina kemiğiydi!"

Efsane
Masal
Porfirion
Balina
Hayvan
İstanbul
Marmara Denizi
Boğaz
Sarayburnu
Orhan Bahtiyar
Sayı 008

BENZER

Mehmet Çağçağ'ın çizgisiyle İstanbullu olmak...
Folklorumuzda önemli bir yeri olan cinlere dair memoratların (doğaüstü varlık ve olay anlatıları) yayılmasıyla “cin”, neredeyse tüm olağanüstü varlıkların adı haline dönüşmüştür. İstanbul folklorunda da cinler hatırı sayılır bir yere sahiptir. Giovanni Scognamillo’nun dikkat çektiği üzere: “İstanbul kendi başına bir gizemdir, bir gizem tarihi ve gizemler merkezidir her çeşidinden.” 1
İki kitap, ikisinin de ortak noktası İstanbul... Şehrin fiziksel, tarihî ve kültürel potansiyelini ortaya çıkarmak ve toplumsal belleğimize kazımak için hazırlanan iki başucu eser. 28 uzman ismin katkısıyla hazırlanan Fatih Sultan Mehmed, tüm zamanların en önemli hükümdarlarından birini tüm yönleriyle ele alırken, İstanbul’un Deprem Gerçeği, şehrimizi bekleyen gerçekle yeniden yüzleşmemizi sağlıyor.