Nedret Güvenç'in ardından

23 Ağustos 2021 - 17:39

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın güzide ismi Nedret Hanımefendi 1930 yılında İzmir Çeşme’de doğmuş, opera ve şan eğitimi almasına rağmen tiyatroya gönül vermişti. İzmir’de Avni Dilligil’den eğitim gören sanatçı, hayatını tiyatro ve sinemaya adamış, 20’den fazla başrol, 200’den fazla karakter rol oynamasına rağmen sinemamıza özellikle melek kalpli “kıdemli anne” rolleriyle adını yazdırmıştı. 2010 senesinde yaptığım Nedret Güvenç belgesel filmi çok ilgi görmüş, anlattıkları gelecek kuşaklara kalmıştı. Şimdi sizlere o belgeselden altını çizmek istediğim bazı yansımaları iletmek istiyorum...

Nedret Güvenç, 1951

İlk başrol

Bornova Ortaokulu’nda okurken müzik odasından duyduğu piyano sesi onu büyüledi. Hocası Salih Zeki Taner’den aldığı piyano eğitiminin ardından 1945 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne girdi Nedret Güvenç. Fakat bir İstanbul seyahatinde Tepebaşı’ndaki Dram Tiyatrosu’nda izlediği oyun onu o kadar etkiledi ki tiyatrocu olmaya karar verdi. Ve ardından 1947 senesinde İzmir Şehir Tiyatroları’na girdi. Fakat tiyatro siyasi sebeplerle kapatılınca bu defa soluğu âşık olduğu kentte, İstanbul’da aldı. 1951 senesinde İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdi. Bunda etkili olan, bir yıl öncesinde başrol oynadığı Kurtuluş Savaşı’nı anlatan Yüzbaşı Tahsin filmiydi. Film o kadar ses getirdi ve Nedret Güvenç o kadar başarılı oldu ki kurduğu İstanbul hayali hızlıca gerçekleşiverdi. Ardından iki film teklifi daha aldı: Lale Devri, Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan. Bu filmlerin senaryosunu yazan isim ünlü şairimiz Nâzım Hikmet’ten başkası değildi. Yoğun siyasi baskı altındaki Nâzım o yıllarda hayatını idame ettirmek için gizliden gizliye filmlere senaryo yazıyordu. Gelin bu kısmı Nedret Güvenç’ten dinleyelim:

Birisi kulağıma eğildi, işte Nâzım Hikmet o dedi bana. Çok heyecanlandım. O kalabalığın içinde Nâzım Hikmet’i göreceğimi ummuyordum. Meğer senaryoyu o yazmış ama ismi maalesef jenerikte yoktu... Nâzım’la o gün tanıştık ama bize uzak duruyordu, yeteri kadar samimi olamıyorduk. Belki de çekiniyordu, biz onunla samimiyet kurarsak belki bize bir söz gelir, bir töhmet gelir diye düşünüyordu sanırım.

Nedret Güvenç, Bozuk Düzen

Rol roldür çünkü...

Nedret Güvenç için 1956-1961 yılları arası tiyatro, sinema ve dublajda geçti. Bir ara Ankara’ya gitti ve kısa bir süre orada çalıştı. Döndüğünde Yeşilçam da değişmişti. Tiyatrodan aldığı parayla ancak geçinebiliyordu, sinema daha kazançlıydı. O sebeple sinema da yapmalıydı. Zaten kamera sesine çok alışıktı ve özlem duyuyordu. Ancak sinemaya Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın gibi yeni yıldızlar girmişti. Yine belgesele dönelim:

Baktım ki Yeşilçam çok değişmiş, Muhterem Nur, Belgin Doruk inişe geçmiş, Gülistan Güzey karakter rollerine geçmiş, Sezer Sezin kabuğuna çekilmiş. Ve ben de karakter rollerine geçmek zorunda kaldım. Biraz da harcadım galiba sinemamı, direnebilirdim direnemedim. Çünkü anneme bakıyordum, geçinmek zorundaydım. Yine de karakter rollerini en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Rol roldür çünkü...

Sonrasında Nedret Güvenç’i genelde “anne” rollerinde gördük. İzleyici onu o kadar sevdi ki kendi annesi gibi görmeye başladı.

1966 yılında başarılı bir tiyatro oyunu olan Bozuk Düzen sinemaya uyarlanınca başrol oynadı ve film üç Altın Portakal Ödülü birden aldı.

Nedret Hanım tiyatro, sinema ve dublaj üçgeninde koştururken kızı Müjde dünyaya geldi. Kızına iyi bir gelecek hazırlamak adına yoğunluğunun önemli bir kısmını kızına ayırmak zorunda kaldı. Filmlerdeki “iyi kalpli melek anne” rolünü gerçekte zaten yansıtıyordu Nedret Güvenç. İyi bir anneydi...

Nedret Güvenç ve Ayhan Işık Kanlı Para filminin bir sahnesinde (1953)

"Allah beni affetsin, sahneye tükürdüm"

Bir gün bir başka tiyatro oyununda bir başka efsane isim Cahide Sonku ile aynı sahneyi paylaştı Nedret Güvenç. Dram Tiyatrosu’nda Yavru Kartal adlı oyun sahneleniyordu. Araları biraz soğuktu ama sahnede her şey unutulur, bir kenara bırakılırdı. Oyunun finaline doğru Cahide Sonku’nun boğazına bir gıcık müptela oldu. Nedret Güvenç’in hiç unutamadığı bu anıyı kendisinden dinleyelim:

Tam piyesin finalini oynayacağız, o sahneye geldik, “Açmayın” dedi. Gırtlağını temizleme ihtiyacı duydu. Sesine bir gıcık gelmişti. Öksürdü filan ama bir türlü açamadı. Sahnenin gerisine doğru koştu gitti. Sonra bana geldi “Allah beni affetsin, sahneye tükürdüm” dedi. Gırtlağını temizlemek için sahnenin bir köşesine tükürmüş. “Mecburdun, ne olur öyle düşünme” dedim. “Sen öyle san” dedi bana. Onun o hassasiyetini hiç unutamam, o günden sonra bir başka bakmaya başladım Cahide Sonku’ya...

Yıllar yılları kovaladı ve televizyon hem sinemayı hem de tiyatroyu gölgede bırakmaya başladı. 1984 yılında Nezihe Araz’ın yazdığı Hanımlar Sizin İçin programında üç kadını birden oynadı. Televizyonda yıllar sonra “esas kadın” olmuş, başrol oynuyordu. 1995 senesinde emekli oldu. 1997 yılında ise ilk kez verilen Afife Jale Ödülü’nü aldı...

1947 senesinde İzmir Şehir Tiyatroları’na, 1951'de İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdi

"Bilakis ben sahnede yaşamak isterim"

Belgesel filmimizin final kısmını hiç unutamam. Bugüne kadar yaptığım “biyografik” belgesellerin tamamında sormuşumdur. Belki sevimli bir soru değildir ama gelecek kuşaklara vereceği mesaj açısından önemlidir. “Nasıl anılmak istersiniz?” diye klasik sorumu sordum Nedret Hanım’a. Yine belgesel filmden alıntılıyorum:

Öyle derler değil mi... (Gülerek yanıtlıyor) Ben ölürsem sahnede gözlerimi yummak isterim falan. Bana çok ters gelir... Bir defa yanlış bir şey o. Eğer sahnede ölürseniz oyun yarım kalır, seyirci geri gider. Bu çok ters bir şey. Bilakis ben sahnede yaşamak isterim. Birbirinden güzel rollere hayat vererek sahnede ayakta kalmak isterim... İnsan o mukadder son geldiği zaman ölüm anında sevdiklerinin, yakınlarının yanında olmalı diye düşünüyorum. Sahnede yaşamalı, sahnede mutlu olmalı, seyirciyle birlikte olmalı...

Röportajın bu final kısmında insanın boğazı düğümleniyor âdeta. Ne de güzel anlatmış Nedret Güvenç. Yıllar sonra bir defa daha izlediğimde çok daha iyi anlıyorum. Üstelik röportajımızın bu kısmını 2010 senesinde Şehir Tiyatroları’nın Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapmıştık. Ağzından bu kelimeler Şehir Tiyatroları’nın sahnesinde dökülmüştü. Nedret Hanım’ı 31 Temmuz 2021 tarihinde kaybettik. Cenaze töreni de benim sorularımı yanıtladığı sahnede yapıldı. Tiyatromuzun ve sinemamızın efsane ismini, kendi tabiriyle “Yeşilçam’ın kıdemli annesi”ni hiçbir zaman unutmayacağım, unutmayacağız.

Nedret Güvenç
Tiyatro
Sinema
İstanbul Şehir Tiyatroları
Tarih
Cengiz Özkarabekir
Sayı 007

BENZER

Şehrimizin önemli iki iç denize kıyısı var: Karadeniz ve Marmara Denizi. Pencereden denize baktığımızda hiç aklımızdan geçmiyor ama sularımızda, gemilerin balast suyuyla taşınan istilacı türlerle yerli türler arasında ölüm kalım savaşı yaşanıyor her an.
Karantina günlerinin yalnızlığında Kalben, korkularıyla yüzleşmesini, kendisiyle hesaplaşmasını ve fiziki olarak hapis hayatı yaşamasına rağmen zihinsel olarak özgürlüğü yakalayışını içtenlikle kaleme döktü: "Ben zaten senelerdir dört milyar kadınla birlikte karantinadaydım."
Çevrimiçi gerçekleşecek ve 5 Ekim'e kadar sürecek İstanbul Müzik Festivali'nin biletleri satışta.