Beykoz’un kalbi: Kelle İbrahim

Fotoğraf
Haluk Sümer Arşivi, Sevecen Tunç Arşivi, Beykoz Belediyesi Arşivi, Beykozhaber Web Sitesi
26 Kasım 2020 - 10:59

Lakaplar, futbolumuzun kültür mirası. Futbolcuyla taraftar arasında samimiyet köprüsü. Taraftar için futbolcuyu sahiplenmenin; kendine, kentine, semtine mal etmenin en “kestirme” yolu. Futbolcu içinse âdeta bir yeniden doğuş imkânı. O güne dek taşıdığı tüm isim ve kimliklerden bağımsız, futbolda yaşattıkları ve hatırlattıkları ile var olabilmesinin teminatı.

Bu gayriresmî sesleniş, futbolun geçmiş ve geleceğini ulayan mitik evreninin değerli bir parçası aynı zamanda. Meşin yuvarlak bu topraklarda yuvarlanmaya başladığından beri, lakapların futbol âlemimizde mühim bir yeri var. Tahtaperde Aleko, Bobby Fuat... Lakaplarıyla anılan ilk futbol alemdarlarından... Her birinin ardında “lakabından sual olunmaz” ne hikâyeler var!

Misal, 1910’ların Altınordu’sunda forma giyen iki adaş yıldızdan sağ açık Nuri’ye, çok koştuğu için “Otomobil”; savunmanın bel kemiği Nuri’ye ise uzun boyundan kinaye “Fitil” denirdi. Aynı tarihlerde, Burhan Felek’in Anadolu Kulübü’nde oynayan kardeşi Hüdayi ise müstesna bir lakaba sahipti. Kaleci Şemsi’nin topu ortalayabilmek için Hüdayi’ye sürekli olarak “Doldur, doldur!” diye haykırdığını fark eden seyirciler için genç futbolcunun adı bundan böyle Doldur Hüdayi idi.

Neticede lakaplar sayesinde resmiyet duvarları yıkıldı, mesafeler kısaldı ve futbolcu yerlileşti; “bizden” kılındı. Ne zaman ki futbol kulüpleri ve futbolcular daha geniş dünyalara açılmak uğruna, içinden çıktıkları “topluluk”la organik bağlarını yitirdiler, o vakit lakapların zengin külliyatı da ortadan kayboldu. Futbolda cemaatten cemiyete geçişin bedeli de bu çoraklaşma olsa gerek!

Gazeteci Necdet Günkut, Galatasaray Lisesi’nin 100. yılı münasebetiyle okulda en fazla kullanılan lakapları derlediğinde, ilk sırada “Kelle” lakabının yer aldığı görülüyordu. Öte yandan Türkiye futbol tarihine adını silinmez kalemle yazdıran “Kelle”, Grand Cour’dan değil Beykoz’un çayırından çıktı.

Baba Hakkı saha ortasına yerleştirdiği sandalyesinde Beşiktaşlıların idmanını seyrediyor

Kaderde Birlik: Kelle İbrahim ve Baba Hakkı

Beykozspor’un Kelle İbrahim’i, lakabını soyadı olarak resmileştirecek denli sahiplenenlerden... Bu sahip çıkışta ise tıpkı semt sevdası ve futbol tutkusunda olduğu gibi bir adanmışlık var. O nedenle Kelle İbrahim’in adı ölümünden seneler sonra dahi futbol sohbetlerinde yâd ediliyor, edebiyat ustalarının yazılarına konu oluyor... Futbol nostaljisinin amiral gemisinde Kelle İbrahim, Baba Hakkı ile yan yana oturuyor!

Edebiyatımızın usta kalemi Cemal Süreya, Baba Hakkı portresinde “Kulübüne böylesine damga vurmuş başka bir sporcu var mı ülkemizde?” diye sormuştu. Ben var diyerek yükseltiyorum sesimi... Şairin Baba Hakkı için sarf ettiği sözleri bir Boğaz esintisi Beşiktaş’tan çalıp Beykoz’a taşıyor:

"Beykoz’a ne kaldı ondan? Tek kişiden kalabilen en çok şey... Bugün Fenerbahçe’yi zaman içinde var olmuş birçok oyuncuyu yan yana koyarak tanımlayabiliriz. Galatasaray’ı da. Beykoz’u ise yalnız onu düşünerek de açıklayabiliriz. Bu bir olay. Mutlaka bir adı olmalı..."

Kelle İbrahim

İbrahim, 1897 yılında Beykoz’da dünyaya geldi. Mecidiye Kasrı’nın müştemilatında. Babası Hasan Efendi kasrın baş bahçıvanı, annesi Rukiye Hanım ise sarayın hizmetkârlarındandı. Aslen Trabzonluydular. Of’un Hayrat köyündeki Ellidokuzoğlu sülalesinin seneler önce İstanbul’a göç eden bir kolundan... Cem Atabeyoğlu bir yazısında İbrahim’in, babası Hasan Efendi’nin dördüncü evliliğinden dünyaya geldiğini yazmıştı. Kendisi de bir röportajında on beş kardeş olduklarını söyleyecekti. Kardeşlerin diğerleri nerede bilemiyoruz... Biz sadece Beykoz sırtlarındaki iki katlı ahşap evlerinde ömrünün sonuna dek beraber yaşadığı kız kardeşi Hayriye Hanım’dan haberdarız.

İbrahim de Baba Hakkı gibi hayatı boyunca hiç evlenmedi. Tıpkı onun gibi ömrünü kız kardeşiyle geçirdi. Kendisini Beykozspor’a adadığı için bekâr kaldığı söylenir durur. Daha büyük bir sevdanın pençesine düşmediğinden midir? Belki de otuzlu yaşlarında atlattığı o korkunç ölüm vartasından...

Gönül defterini kapatan varta

35 yılının bir eylül günü İbrahim, Paşabahçe’deki kahvede oturmaktadır. Mahalleden tanıdığı Cemil ve Enver yanına gelerek yemeğe davet ederler. Kürt Ali de aralarına katılır ve beraber bir eve giderler. Tam kapıdan içeri girerken ıslıklar çalınmaya başlar, İbrahim işte o anda tuzağa düşürüldüğünü anlar. Gerisini kendisinden dinleyelim:

"Gözümü açmaya vakit kalmadan üzerime hücum ettiler. Mualla’nın annesi bir tabanca almış ve kalbime çevirmişti. Kardeşi Enver de tabancayı beynime tutuyordu. Diğeri de bir kama ile karnımı deşmeye hazırlanıyordu. Sonra iple her yanımı sıkıca bağladılar ve tavana asarak evde kırılacak değnek kalmayıncaya kadar beni dövdüler. Sırtımda bir demir eğrildikten sonra bayıldım. O sırada ipten indirilmişim. Ayıldığım zaman astılar. Tam altı saat asılı kalmışım. Sonraları aklım başıma gelir gibi oldu ve dışarıda konuşulanları duymaya başladım.

Dışarıdakiler Kelle İbrahim’i nereye gömeceklerini konuşuyorlardı. Tam o sırada esas kız Mualla olay mahalline getirildi. Mualla “konuştuğu” adamın Kelle İbrahim olmadığını söyledi. Tüm ısrarlara rağmen sevgilisinin İbrahim olduğunu reddetti.

“Onlar da yaptıkları fenalığı anladılar ve yaralarıma tentürdiyot sürmeye, 500 lira teklif ederek benim kendilerine dava açmamın önüne geçmeye çalıştılar. Ben para filan istemem, bir yanlışlık oldu dedim ve kurtuldum ellerinden.”

Polis neredeyse ölmek üzereyken buldu İbrahim’i. Her tarafı çürük içindeydi. Hastaneye yatırıldı. Geçici hafıza ve konuşma kaybı yaşadı. Dahası, dillere düştü İbrahim. Gazete manşetleri ortadaydı:

Kelle İbrahim’in Başına Gelenler!

Kızı Seviyor Diye Biçare Genci Dövüp Tavana Astılar.

Meşhur futbolcu Kelle İbrahim’i tam dört buçuk saat dövmüşler.

Vücudunun Her Tarafı Simsiyah Kesilmiş!

Sevdiğin kadınla sadece “konuşma”nın bedeli buysa evlenmek için ölümü göze almak gerekirdi... Kelle İbrahim ölmeyi değil Beykozspor için yaşamayı tercih etti.

1940'lar

İbrahim'in kellesi

Futbola on yaşında başlamıştı İbrahim. Beykoz’un asırlık çınarlar altındaki geniş çayırlarında yalınayak top koşturan bu yetenekli çocuk, heybetli bir delikanlıya dönüştüğünde ilk lakabına kavuşacaktı: Yarma İbrahim. Yarma, 1910’lu yılların hemen başında arkadaşlarıyla birlikte Şark İdman Yurdu’nu kurdu. Beykozspor’un nüvesi. İbrahim oldukça iri ve sağlam bir fiziğe sahipti. Futbolu da kendisi ile birlikte büyüyüp gelişiyor, ünü semtin sınırlarını aşıp tüm İstanbul’da yankılanmaya başlıyordu. Cüssesi ilham verici olmalı ki, kimileri İbrahim’e Yarma yerine “Tank” diye sesleniyordu. Bazıları ise ünlü Macar pehlivanı çağrıştırdığı için “Çaya İbrahim” demeyi tercih edecekti. 1917 yılında, dönemin en iyi futbolcularını bünyesine katan İttihatçıların güçlü ekibi Altınordu, bir süredir göz koyduğu İbrahim’i Beykoz’dan bir diğer oyuncu Emin ile birlikte transfer etti.

İbrahim, Altınordu’da top koşturduğu günlerde yaptığı Beykoz-Kadıköy arası yolculukları şu sözlerle anımsar:

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Emin ve ben Beykoz’dan yaya olarak çıkardık. Kadıköy’e giderken yolda deniz kenarında bir yere çöker kumanyalarımızı çıkarıp yerdik. Sonra maç saatinde sahaya çıkar, aslanlar gibi maçımızı oynardık. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte tekrar dönüş yoluna koyulurduk. Takım arkadaşlarımız evlerine varıp ayaklarını uzattıklarında biz daha yolu yarılamamış olurduk.

26 Ekim 1923 günü Romanya karşısında sahaya çıkan ilk Millî Takım’da İbrahim de vardı. 1924 yılında, Millî Takım’ın sol hafı olarak Paris Olimpiyatları’na gitti. Kendisine Kelle lakabını bahşedecek olay da burada yaşandı.

Rivayet odur ki, Olimpiyat Köyü’nde düzenlenen yarışmalardan birinde İbrahim ile Millî Takım antrenörü Billy Hunter karşılıklı olarak topu düşürmeden 250 defa kafa pası yaparlar. Bireysel yarışmada ise İbrahim topu 163 defa kafasında sektirmeyi başararak günün rekorunu kırar. Uruguay kafilesinden bir yönetici İbrahim’in yanına gelerek tekniğini kendi futbolcularına da göstermesini ister. Olimpiyatların sonuna gelindiğinde İbrahim’in kafa topu çalıştırdığı Uruguay takımı şampiyon unvanını, İbrahim ise “Kelle” lakabını alarak Paris’e veda eder.

1923 yılı, İsveç'te bir hazırlık maçı öncesi.  İbrahim sol başta, ayakta

Kelle lakabının hikâyesi bir anlatıcıdan diğerine değişen nüanslara sahip. Kimi 250 yerine 500 diyor, kimi Uruguaylıların Kelle İbrahim’e teşekkür belgesi verdiğini iddia ediyor. Lakabı kuşatan mitik hareler genişleyedursun, biz lakabın hakkını vermekte gecikmeyen İbrahim’e dönelim. İbrahim Soyadı Kanunu’ndan sonra lakabını adının ardına iliştirmekle kalmadı, yaşamı boyunca saçları olmasına rağmen (!) hep “kel” gezdi. O, altmışlarda İngiltere’de moda olan dazlaklığın belki de Türkiye’deki ilk temsilcilerinden biriydi.

Parlak kellesi, iri cüssesi ile bu meşhur futbolcunun, Paris’ten döndükten sonra Millî Takım’la birlikte şimal turnesine çıktığı ve burada dizinden önemli bir sakatlık yaşadığı söylenir. Hayat boyu taşıyacağı bu maraz, futbol oynamasına mâni olmasa da eski günlerine bir daha kavuşamadı Kelle İbrahim. Altınordu’nun kapandığı 1924 yılında yeniden Beykoz’daki spor ocağına döndüğünde yaşamını vakfedeceği adres de artık belliydi.

Yazar Salah Birsel, Boğaziçi Şıngır Mıngır kitabında Kelle İbrahim’den “Beykoz’un kalbi” diye bahseder. Bir de anısını anlatır:

Bir gün Türkiye şampiyonu Ankara Muhafızgücü ile yapılan özel bir maçta santer [santra] çizgisinden bir şut şavullamıştır [çekmiştir] ki üçe kadar saymadan goooolll. Ne var, Türkiye şampiyonunun onurunu korumak da gerektiğinden oyunun sonlarına doğru Beykoz Kulübü bir gol yemeye boyun eğmiş, maç da 1-1 berabere bitmiştir.

İbrahim sarı-siyahlı ekibin kaptanlığını yaptığı 17 senenin ardından 45 yaşında futbol oynamayı bırakır. Yaşamının geri kalanında kulübünde idari vazifeler alacaktır.

Kelle İbrahim Beykoz’un unutulmaz sağ beki aydın sümer ile birlikte Beykoz Kundura Fabrikası’nda

Beykoz'un masal devi

Kelle İbrahim ve Baba Hakkı, iki İstanbul kulübünün iki mihenk taşıdır. Yaşam öykülerindeki paralellikler bir kenara, kulüplerine ve semtlerine duydukları o kopmaz bağ ikisini birbirine yakınlaştırır. Kelle İbrahim de Baba Hakkı gibi senelerce kaptanlığını üstlendiği takımına gerektiğinde antrenörlük, gerektiğinde başkanlık yapmış, transfer görüşmelerini bilfiil yürütmüş, mahalle mahalle gezerek yeni yetenekler keşfetmiş, hiçbir idmanı yahut maçı kaçırmadan elini takımın üstünde sürekli hissettirmiş, yalnız sahada değil saha dışında da futbolcularına babalık etmiş ender idarecilerden biridir. Öte yandan, aldıkları idari vazife ve sorumluluklar benzeşse de idarecilik anlayışları bu iki spor adamını ayrıştırır. Baba Hakkı mitolojisinde çizilen sert ve aksi imajın tersine, Kelle İbrahim’in yüzü hep yumuşaktır. Yazar Nazım Alpman’ın anlattığına göre, gençliğinden itibaren yaşadığı zorluklar Kelle İbrahim’i sert kişilikli bir spor adamı yapmamış, aksine yumuşak söylemleri, incelikli tepkileri ve nüktedan tavrı ile unutulmaz kılmıştı. Kelle İbrahim’in maçlardan önce soyunma odasında futbolcularla bizzat ilgilenerek terapi tadında konuşmalar yaptığı anlatılır.

Hakikaten, ona atfedilen tüm hatıralarda cüssesi ile tezat teşkil edecek ince bir nüktenin varlığı görülür.

5 Ağustos 1952 tarihli Beykozspor mecmuasında yer alan bir hatıradır:

"Beykozlu iki idareci tıp dünyasındaki gelişmeler hakkında konuşurlarken, içlerinden biri yanlarına gelen Kelle İbrahim’e dönerek, ‘Amerika’da bir doktor varmış,’ dedi. İnsanların yüzünü değiştirebiliyormuş. Kelle İbrahim başını iki yana sallayarak, ‘O da yeni bir şey mi?’ dedi. ‘Biz bu işi yıllardır yapıyoruz.’ ‘Nasıl?’ diye sordu yanındakiler. ‘E sizler futbolcuların aylıklarını verirken yüzlerinin nasıl değiştiğini hiç görmediniz mi!’

Beykozlu bir başka unutulmaz sporcu İbrahim Sulu anlatır:

"Beykoz takımı Kadıköy’de Fenerbahçe maçına çıkmak üzere soyunma odasında son hazırlıklarını tamamlamaktadır. O günlerde takımda yeni bir oyuncu vardır. Toma adındaki yüzücünün iyi de futbol oynadığını gören İbrahim onu takıma almıştır. Toma sahaya çıkmak üzere hazırdır fakat ayakları ‘öngörülen’den büyük çıkmıştır.

Kelle İbrahim, Toma’ya önce 42 numaralı bir çift krampon uzatır, olmaz. 43 verir, olmaz. Herkesin dikkati kramponların konulduğu büyük deri çanta içindeki ayakkabılarla boğuşan Kelle’nin üzerindedir. Üstat bir türlü Toma‘nın 44 numara ayaklarına uyacak bir ayakkabı bulamaz. En sonunda bütün kramponları boşaltarak çantayı Toma’ya uzatır: Hiçbiri olmadı al bari bavulu giy!

Kelle İbrahim ile ilgili anılarda hep bir yoksunluk göze çarpmıyor mu? O, futbolcularına az para verebilen, yeterli malzeme sağlayamayan, kıt imkânlar içinde kulübünü var etmeye çalışan gayretkeş bir baba figürüdür. 1946 yılında Yeniay dergisinden Dündar Akünal röportaj yapmak üzere Beykoz Kulübü’ne gittiğinde Kelle İbrahim’i futbolcuların fanilalarını yamarken bulur. Zaten verdiği tüm demeçlerde de kulübün hiçbir yerden maddi yardım görmediğini ısrarla ifade eder. Eski ve küçük kulüp binasının kendilerine dar gelip gelmediğini soran bir gazeteciye, “Beykoz halkının yüzde 80’i işçi ve ameledir. Biz ancak kulübün 700 üyesinin verdiği aidatlarla yaşamaktayız” yanıtını verir. Kendisi de bir işçidir. Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası’nda çalışır. Belki de bu yüzden, kulüp başkanlığı zamanında dahi “yönetmek” üzerine kurulu bir tavırdan ziyade hareketlerinde her zaman kulübün hizmetkârı olma saiki vardır.

Cem Atabeyoğlu anlatır:

"Maçlardan sonra çamurlu ve terli formaları çeşmede kendi elleriyle yıkamış, futbolcuların yırtılan ayakkabılarından sökülen toplara kadar her şeyi kendi elleri ile dikip yamamış, takımın antrenörlüğünden yöneticiliğine kadar her şeyi tek başına yapmıştı. Bütün bu olağanüstü sevgi ve çabasından ötürüdür ki Kelle İbrahim yalnız Beykozlu futbolcular arasında değil tüm Beykoz semtinde kutsal bir sevgili olmuştu.

Atabeyoğlu’nun satırlarında semtin kutsal sevgilisi, Nazım Alpman’ın kitabında karşımıza “Beykoz’un Masal Devi” olarak çıkar. Onu tanıyan herkes bu Beykozlunun bir gün heyecanına yenik düşüp bir maç esnasında öleceğine inanır. Zira takımını izlerken dünya yıkılsa fark etmeyecek denli kaptırır kendini.

Yıllar Boyu Tarih dergisi, 1 Ocak 1979

67 yaşında, 1964 yılının yaz aylarında sarsıcı bir badire atlatır Kelle İbrahim. Parasızlıktan muzdarip Beykozspor ligde zor günler geçiriyordur. Şike söylentilerinin ayyuka çıktığı ligdeki varlık mücadelesi başka takımların aldığı sonuçlara bağlıdır artık. Beykozspor’un durumunu da etkileyecek İzmirspor-Gençlerbirliği karşılaşmasında şike yapıldığını iddia eden bir gazeteci, yetkilileri şu sözlerle uyarır:

"Bu rezaletlerin sorumlularını cezalandırmazsanız Kelle İbrahim’in ahı hepinizi tutar! Beykoz Çayırı’nın her otu ömrünüz boyunca sizden hesap sorar!

Beykozspor’da takım sarsılmış, paralar tükenmiş, idareciler birbirine düşmüştür. Ligin bitimiyle beraber sarı-siyahlılar ikinci kümeye düşer. Kelle İbrahim’in yaşlı gözler içindeki fotoğrafları yansır gazetelere... Bir süre sonra şike olaylarının gün yüzüne çıkmasıyla Beykoz yeniden birinci lige alınır. Beykozlu futbolcular, düzenlenen kutlama töreninde kesilen kurbanların üzerinden atladıkları gibi koşarak “Beykoz’un her şeyi” Kelle İbrahim’in elini öperler.

Kelle İbrahim herkesi yanıltmıştır. Maçların yüksek heyecanlarına da, elim haberlere de dayanmıştır kalbi... Ta ki 3 Şubat 1965 akşamına dek...

Şekerci Bekir’de en sevdiği tatlılardan badem ezmesini ölçüyü kaçıracak denli yiyen Kelle İbrahim, elindeki paketlerle evine doğru yol almaktadır. Yokuşlu sokağı dinlene dinlene çıkarken kendisine yardım etmekte olan yanındaki ufaklığa dönerek, son defa “Burada soluklanalım” der. Bir evin basamağına oturur. Bastonunu çenesinin altına dayar, iki elini kavuşturup yaslar. Tıpkı maçları izlediği pozunu alarak başını ellerinin üstüne koyar. Biraz sonra baston kayar ve İbrahim’in o koca bedeni kaldırımın üzerine yığılır kalır... Paşabahçe İşçi Sigortaları Hastanesi’ne kaldırılan Kelle İbrahim kurtarılamaz.

Beykozspor Kulübü’nün bulunduğu semtin ana caddesine 1969 yılında Kelle İbrahim adı verilir. Onun semtine sahip çıktığı gibi, semti de ona sahip çıkar. Ama Beykozspor fazla dayanamaz. Boğaz’ın kadim kulübü, Kelle İbrahim’in ölümünden sadece bir yıl sonra, bir daha kavuşamamak suretiyle yıllarca mücadele ettiği birinci lige veda eder.

ÖZET KAYNAKÇA

Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri online arşivleri.

Nazım Alpman, Yüzyıllık Beykoz Hikâyeleri (Beykoz Sözlü Tarihi), Beykoz Belediyesi Yayınları, İstanbul, 2008.

Salah Birsel, Boğaziçi Şıngır Mıngır-Salah Bey Tarihi 3, Sel Yayıncılık, 2019.

Cem Atabeyoğlu, “Dünya Şampiyonlarına Futbol Öğreten Türk”, Yıllar Boyu Tarih dergisi, 1 Ocak 1979.

Necdet Günkut, “Galatasaray’da En Çok Konulan Lakap Kelle”, Taha Toros Arşivi, no: TT-504927.

Şemsi Sılkım, Şöhret: Bir Zamanlar Türkiye, Sam Yayınları, 2008.

“Kelle İbrahim’in Başına Gelenler”, Kurun, 22 Eylül 1935.

“Vücudunun Her Tarafı Simsiyah Kesilmiş”, Son Posta, 22 Eylül 1935.

“Adamı Tavana Asıp Dövmüşler”, Tan, 23 Eylül 1935.

“Kızı Seviyor Diye...”, Halkın Sesi, 25 Eylül 1935.

Kelle İbrahim
Futbol
Tarih
Beykozspor
Sevecen Tunç
İST Dergi 004
Sayı 004

BENZER

Surname, 1993 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “66 Kare – Geleneksel Kültüre Çağdaş Yorumlar” isimli projesi kapsamında çağdaş Türk ressamlarından Aydın Ayan ve Burhan Doğançay’ın eserleriyle yeniden yorumlandı.
Uluslararası Caz Günü’nü fırsat bildik ve ülkemizin en yetenekli ve özel caz solistlerinden besteci/söz yazarı Elif Çağlar’a olmazsa olmaz caz albümlerini sorduk. Nereden başlasak diyorsanız, buyrun keşfe.
Bir “yakından tanıma” ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve ilk konuğumuz Serdar Kuzuloğlu’nun önüne koyduk. İSTanket, her sayıda farklı alanlardan isimleri tetkike devam edecek.