Çizerlerin İstanbul'u

22 Temmuz 2020 - 08:59
Serkan Altuniğne

Serkan Altuniğne (Karikatürist, senarist)

Dünyanın en şapşal köpeklerinden “Bobo”nun babası ve çizeri Berlin’de yaşıyor, İstanbul’un en çok sokak hayvanlarını özlüyor...

"Profesyonelliğe adım, Penguen dergisi, 2002 Kasım."

"Penguen, Kemik, Lombak, Uykusuz, Kafa dergilerinde çizdim. Digiturk’te Türkiye’nin ilk gençlik kanalı S’nek TV’nin kurucu ekibinde yer aldım. NTV’de Şahan Gökbakar’la beraber Kime Diyorum Ben programını hazırladım. Recep İvedik 1-2, Yok Artık 1-2, Hayalet Dayı, Maide’nin Altın Günü, Sucu Kamil gibi filmlerin senaryolarını yazdım."

Geçim kaynağım çizerlik. Her gün, bazen günde 7-8 saat çizim yapıyorum.”

"14 Nisan 1977 İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi’nde dünyaya geldim. İstanbul’da doğdum, büyüdüm, hayatımın büyük bir kısmını geçirdim. İlk aşkımı orada yaşadım, okula ilk defa orada gittim, bisiklete ilk orada bindim, çalışmaya orada başladım. Yıllardır da Berlin’de yaşıyorum. Bir yandan gelip gidiyor, bir yandan da İstanbul’dan uzaktayken neleri özlediğimi fark ediyorum."

Serkan Altuniğne'den İstanbul çizimi

Evet, İstanbul kalabalığı, manzaraları, Boğaz’ı, çayı-simidi-martısı, arkadaşlarla içilen rakısı, çarşıları, Adalar’ı, her şeyiyle özel. Ancak bir detay var ki, o olmadan belki de eksik kalırdı, güzelliğinden, havasından çok şey kaybederdi, belki bu kadar da özlenmezdi. O detay, sokak hayvanları. Bunca yıldan sonra fark ediyorum ki, gece eve dönerken, gündüz evden çıkarken, Maçka Parkı’nda oturmuş bir kahve içerken, Ortaköy’de, Moda Burnu’nda denize bakıp dalıp giderken yanınıza gelen, size kuyruk sallayan, bacağınıza sürtünen kimi bakımsız, pejmürde kimi en değme cins kedilere, köpeklere taş çıkartacak kadar güzel o sokak canları olmasaydı, İstanbul yine İstanbul olur muydu? Berlin’de en çok özlediğim onlar. Şehrinizin ama en çok da sokaktaki canların kıymetini bilin. Benim için ilk gördüğünüz kedinin gıdısını, ilk gördüğünüz köpeğin başını okşayın, benden de bir selam gönderin lütfen.

Mehmet Çağçağ'dan İstanbul'da "Kentsel Dönüşüm"

Mehmet Çağçağ (Çizer, yazar, oyuncu)

Unutulmaz karakterler “Daral & Timsah”ın da babası olan Çağçağ, aynı zamanda İST’in son sayfasını renklendiren çizer kişi...

"İlk kez Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi alırken dönemin popüler dergileri Gırgır ve Fırt’ta karikatür çizmeye başladım."

"İlk profesyonel çizgi köşem, 1983-84 yıllarında Gırgır’daki ‘Bizim Mahalle’ oldu.

"Bir dönem sonra bir grup arkadaşla Gırgır’dan ayrılarak Limon dergisinin kuruluşunda yer aldık. Sonraki yıllar süreç Leman olarak devam etti. ‘Daral ve Timsah’, ‘Kozalak’ gibi çizgi karakterlerimle beraber ‘Bizim Mahalle’ köşesinin Limon ve Leman dergilerindeki devamı sayılabilecek ‘Harala Gürele’ başlığı altında uzun yıllar çizim yaptım. Dergi çizerliği dışında, Habertürk’te kuruluşundan itibaren beş yıl kadar gazete çizerliği yaptım. Faaliyet gösterdiğim alanlar karikatüristlik, dijital mizah çizerliği, komedi alanında tiyatro ve sinema yazarlığı, oyunculuk, YouTube’culuk. Daha doğmak için sırada bekleyen işler var!

"Tanıklık ettiğim kendi dönemimin Türkiye’si, kültürü, sosyal hayatı ve siyasetinden edindiğim birikim aynı zamanda işim gücüm ve geçim kaynağım oldu. Otuz yıldır çiziyorum."

"1959'da Giresun Şebinkarahisar’da doğdum. 1976 Temmuz sıcağında ilk Topkapı Otogarı’nda ayak bastım İstanbul toprağına. Basar basmaz da ‘70’lerin modası yüksekçe yumurta topuklu kunduramın topuğu koptu, belli ki İstanbul da beni sevmiş, artık geri dönmemi istemiyordu." 

"Babam aklıma geldi, gençlik yaşlarında gelip yerleştiği İstanbul’un Balat sokaklarında kasabayı unutan babam. Sözlendiği ve evlenmek için müstakbel eşi annemi üç yıl bekletip kasabaya dönmediği için peşine düşerek İstanbul’a gelen yakınlar tarafından sarhoş edilip çuvala sokularak otobüsle kaçırılan 33 yaşındaki babam... Artık ona hak vermiştim. Yıllar sonra ikimizin de kaderi kesişmiş, İstanbul’da tekrar buluşmuştuk. Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nde (MTA) çalışan babamın tayini tekrar İstanbul’a çıkmıştı. Ben de, 12 yaşımdayken yeteneğimi keşfeden resim öğretmenimin yönlendirmesi ile şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi için babamdan bir yıl sonra İstanbul’daydım. Üstelik MTA’yı ilk ziyaret ettiğim gün bana harita çizdirebileceklerini anlayan mühendisler, kadrolu olarak Kilyos kampında işe dahi sokmuşlardı. Kadroma baktım, kılavuz yazıyordu. O sonbahar yetenek sınavlarını da atlatarak akademinin ve sanatın büyülü dünyasına dahil oldum nihayet. Güzel hocalar, güzel kızlar, boydan boya güzel akademimizin güzel rıhtımı, her şeyin güzel olduğu bu düşsel atmosferdeydim. Fakat sanat tarihi, mimari, şehircilik, plastik sanatlar ile haşır neşir oldukça çirkinliği görmeye başladı gözlerim. Arkasından, kötülükleri, yanlışlıkları, hataları, hukuksuzlukları, hoyratlıkları, akılsızlıkları mesele edinen mizah dünyasının içinde büyük usta Oğuz Aral’ın Gırgır okulunda buldum kendimi.”

"Geldiğimde İstanbul nüfusu iki buçuk milyondu ve 1980’de beş milyon olacaktı. Harıl harıl akan bir göç. Bu hızda göçü planlayabilecek ne mühendislik ne şehircilik ne de ekonomi vardı. İstanbul su akar yolunu bulur şekilde ‘Harala Gürele’ akıyordu. Sonradan köşe ismim oldu bu, çünkü plansız, programsız, yolsuz, yordamsız büyüyordu şehir. En çok da bu plansızlığın yarattığı çatışmalar, hoyratlıklar, kültürsüzlükler konularım oldu.

"Şimdilerde yeni bir şekilsiz kopya Dubaizm anlayışında kitsch estetik İstanbul’u dönüştürmekte. İnatlaşarak sürdürülmeye çalışılan kanamalı Kanal projeleri akıl alır gibi değil. İstanbul’u hoyrat kocaların elinde dayakla, itilerek, kakılarak ömrünü acılar içinde geçirmiş, kıymeti hiç bilinememiş, talihsiz ve tarifsiz acılar içinde dünya güzeli kadına benzetiyorum."

Erdil Yaşaroğlu

Erdil Yaşaroğlu (Karikatürist, heykeltıraş) 

Dünyanın en büyük karikatürünü çizerek 2011’de Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti...

"İlk kez 1989 yılında Güneş gazetesinde çalışmaya başladım. Güneş’ten sonra sırasıyla Limon ve Leman dergilerinde çizdim. 2002 yılında arkadaşlarımla Penguen dergisini kurdum ve orada çizdim. 2014 yılında da Süper Penguen’i yayımlamaya başladım ve orada çizmeye devam ediyorum. Çizgilerimle birçok reklam projesine katıldım.

 

Erdil Yaşaroğlu'nun İstanbul'u

"2011 yılında dünyanın en büyük karikatürünü çizerek Guinness Rekorlar Kitabı’na girdim.

"Karikatür çizerek ve heykel yaparak para kazanıyorum. Ayrıca yayıncılık ve reklam da yapıyorum.

"1971’de İstanbul’da doğdum. İstanbul benim için çok güzel, çok eğlenceli ama yorucu, kavgacı, insanı tüketen bir sevgili gibi. Çok sevdiğin ve ayrılamadığın.”

"Buradaki çizimimi sanırım beş yıl önce bilgisayara tabletle çizmiştim, Penguen’de yayımlanmıştı.

Aptülkadir Elçioğlu

Aptülkadir Elçioğlu (Karikatürist)

Aptülika, çizgi dünyamızın ilk heavy metal karikatüristi...

"İlk çizimim galiba 1982 yılında Hey dergisinde basıldı. Onun ardından Fırt dergisi, Gırgır’ın ‘Çiçeği Burnundalar’ bölümü ve 1986’da Gırgır dergisinde profesyonellik geldi. 1987’de de ‘Grup Perişan’ bant karikatürlerine başladım.

"Gırgır, Hıbır dergilerinde; Cumhuriyet, Aydınlık, Milliyet, Sol gazetelerinde çizdim. Boom Müzik, Stüdyo İmge, Blue Jean, Billboard ve daha birçok müzik dergisinde yazdım ve çizdim. Çizgi roman, plak-CD albüm kapakları, konser afişleri yaptım. Şimdilerde ‘Görme Biçimleri’ isimli bir etkinlik ve sergiler üzerine yoğunlaşmış vaziyetteyim.

"Çizgi ve çizerlik benim tek geçim kaynağım. Eskiden bu alanda çalışmak çok iyi bir durum arz etse de, son yıllarda çizerlikten para kazanmak, geçinmek imkânsız gibi oldu. Hele bu koronavirüs günlerinden sonra ne olur bilinmez. Çizerlik artık benim yaşam biçimim olmuş durumda, yapacak bir şey yok, bir şekilde çizgi yoluyla insanlarla buluşmanın yollarını arayacağım.”

"Birçok alanda çalışma yapsam da (müzik yazarlığı, radyo programcılığı, illüstrasyon, çizgi roman ve diğerleri) her zaman için beni tanımlayan karikatüristliktir.”

Aptülika'nın İstanbul'u

"1962 yılında İstanbul’da doğmuşum. Ailem Fatihli. Dedem ve onun babası da İstanbulluymuş. Babam İstanbul dışında
üç gün kalmaya dayanamayacak kadar İstanbul hayranıydı. Benim için İstanbul devamlı yiten bir şeyler demek. Yurtdışına çıktığımda, o Avrupa kentlerinde tarihî doku ile yeninin birbirlerini yok etmeden yaşadığını görünce şaşırıyorum. ‘Nerede o eski İstanbul!’ dediğimde, 30 ya da 10 yıl öncesinden dem vurmuyorum. İki ay öncesi bile nostalji olabiliyor.

"Seçtiğim İstanbul çizimim, 2016 yılında 21. Nehar Tüblek Karikatür Yarşması’nda Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı Özel Ödülü’nü almıştı."

Aslı Alpar

Aslı Alpar (Karikatürist, editör)

Anne tarafından yedi göbek İstanbullu ama küskün. Kaçışının nedeni, dergimiz için hazırladığı çizimde belli...

İlk profesyonel işim h2o Yayıncılık’ın yayımladığı Federica Sgarbi’nin çok sevdiğim Kedilerin Felsefesi, Filozofların Kedileri isimli kitabıydı.

"2006’dan bu yana Kafa dergisi çizeriyim. Kaos GL’de ve Yeni e dergisinde düzenli çiziyorum. İşlerim daha çok hak temelli sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında kullanılıyor. AÇEV, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Nafaka Platformu, Af Örgütü Türkiye Şubesi son zamanlarda çalıştığım hak temelli örgütlerden."

"Çizgiden para kazanıyorum ancak tam zamanlı bir işim de var. LGBTİ+’ların hakları için çalışan Kaos GL Derneği’nin haber portalı kaosGL.org’da editör olarak çalışıyorum. Çizim ne kadar vaktimi alıyor derseniz, günün en az dört-beş saatini çizim yaparak geçiriyorum.

Aslı Alpar'ın İstanbul çizimi

"1987 Ankara doğumluyum. 2008-2014 yılları arasında İstanbul’da yaşadım. Ancak İstanbul’un tamamen ranta
teslim olması, hayvanlara doğal yaşam alanı kalmaması ve bunun sonucu olarak her gün hasta ve ölü hayvanlarla karşılaşmaktan çok yorulduğum için, 2014’te ailemin yaşadığı, İstanbul’a göre daha yeşil olan Ankara’ya yerleştim. Aslında anne tarafından yedi göbek İstanbulluyum ama ailecek İstanbul’un haline küskünüz, bağlarımız koptu. Dilerim İstanbul her tür için sağlıklı yaşam alanının korunduğu bir kent olabilir.

Tan Yücel'in İstanbul çizimi

Tan Yücel (Çizer)

İstanbul konusunda biraz geri kafalı olduğunu itiraf ediyor: Suriçi’nden ötesi Ankara!

"YTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünü kazandığım 1989 senesinde 16 yaşındaydım. Aynı yaz ilk karikatürüm Gırgır’da yayımlandı ve PTT havalesi ile telifini gönderdiler. Geçtiğim bu ikinci sınava ilkinden daha çok sevinmiştim."

"Birçok farklı mahlas kullanmak veya imza atmamak suretiyle olabildiğince yeraltında kalmayı sevdim. Ta ki illüstratör olarak çalıştığım Habertürk gazetesi ‘İmzanı at!’ diye uyarana kadar. TRT’de birçok çizgi filmde karakter tasarımı yaptım, storyboard çizdim; onlarda imzamı sildiremediklerim olmuş, mesela Keloğlan dizisi. Artık imza atıyorum.

"Kendimi bildim bileli çizerlik tek geçim kaynağım. Annemin öğütlerini hiç dinlemedim, mezun olmayı becersem de mühendislik yapmadım.

"1973’te Sivas Zara’da doğdum. Babam asker olduğundan çok gezdim fakat hayata şuurlu olarak gözümü ilk açtığım yer Merter semtidir. Sonra bir ara gurbet. Yüksek tahsil için geri döndüğüm 1989’a kadarki dönem bir çeşit Türkiye turuydu. Ben biraz eski kafalıyım İstanbul hakkında. Sanırım bu, kaldığım MSB öğrenci yurdunun Topkapı Sarayı’nın ilk avlusu içinde olması ile alakalı. Düşünün, otobüsün peşinden koşarken altından geçtiğiniz yapının adı ‘Alay Köşkü’, karşısında ‘Bab-ı Ali’... Üsküdar gibi müstesna ilçeleri olsa bile, ben karşı kıyıyı (Anadolu) İstanbul’dan sayamadım pek.

"2012’de çizgi film stüdyolarının çokluğu sebebiyle Ankara’ya taşındığım güne kadar kendimi ait hissettiğim şehir hep İstanbul oldu. Geçici diye gittim ama sekiz yıl olmuş ve ben de şaşkınım bu duruma! Bu çizimi az önce bitirdim. Ekseriyetle Beşiktaş-Nişantaşı-Taksim üçgeninde ve çatı üzeri kartpostal manzaralı evlerde oturdum. Paletli kuşların çatılarda yürüme çabalarını, çocuklarına verdikleri ilk uçuş eğitimlerini, karga, kedi ve gelincik popülasyonları ile mücadelelerini izledim. Benim İstanbul’um hâlâ Galata Kulesi üzerinden, bozkır ile kurduğum bu yeni ilişkiyi ve onun süresini sorguluyor.

Angela Esin Özbek

Angela Esin Özbek (Çizgi öykü yazarı ve çizeri)

"Siz ona nasıl bakarsanız İstanbul da size öyle bakar” diyor... 

"Çizer sıfatıyla ilk işim Hürriyet gazetesinin Gazete Pazar ekindeydi. Gazetenin içindeki çeşitli yazılara vinyetler çiziyordum. Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğrenciydim. Daha sonra Penguen dergisinde ‘Mika’dan İnciler’ adlı köşemi yapmaya başladım.

“Penguen dergisinde başlayan çizerlik serüvenim, eş zamanlı olarak Hayvan dergisinde, daha sonra ise Uykusuz, OT gibi aylık ve haftalık yayınlarda karikatür, kolaj, mini bant öyküler çizerek devam etti. Kısa bir aradan sonra bir TÜBİTAK yayını olan Bilim Çocuk dergisinden teklif aldım. Aylık bir yayın olan Bilim Çocuk dergisine aynı sokakta yaşayan beş çocuğun iki sayfalık maceralarını ‘Bizim Sokak’ adı altında yazıp çizmeye başladım. Eşzamanlı olarak yine TÜBİTAK’ın okul öncesi yayını olan Meraklı Minik dergisine illüstrasyonlar çizdim. Uzun yıllar çok severek yazıp çizdiğim ‘Bizim Sokak’ öykücülük ve çizerlik anlamında beni en geliştiren işim oldu. Daha sonra Pulbiber dergisine ‘Kahlolası Frida’ adlı bir köşe çizdim. Aynı dönemde aylık bir yayın olan Yedi Yetmiş dergisinde Aslı Tohumcu’nun yazdığı, benim çizdiğim ‘Tomris’e hayat verdik. Bu benim ilk ortak çalışmam oldu. Aslı Tohumcu’yla kitap çalışmamız halen devam ediyor. Şu anda aylık bir yayın olan Kafa Çocuk ve Bilim dergisinde ‘Lodos’ adlı minik bir oğlanın üç sayfalık maceralarını yazıp çizmekteyim. Dergiciliği çok seviyorum. Tercihlerim ve tecrübem bu alanda gelişti. Çalışmalarımın yayımlandığı her dergiyi ve birlikte çalıştığım insanları önemli ve kıymetli buluyorum.

"Çizerlik geçim kaynağım. Çizgi öykü hazırlamak, ön çalışması da dahil olmak üzere epey vakit alan bir iş. Özenli, dikkatli ve disiplinli olmak gerekiyor. Kafa Çocuk ve Bilim dergisindeki editörlerim, yazar ve çizer arkadaşlarım uzun yıllardır birlikte çalıştığım insanlar. Yeni sayı çalışmamız başladığında gecemiz ve gündüzümüz yazışarak, konuşarak, paslaşarak geçiyor. Derginin tüm içeriği de aynı özen ve dikkatle hazırlanıyor. Bu da ayın büyük bir kısmını kapsıyor. Kalan vaktimde notlarını almaya devam ettiğim ve eskizlerini çizdiğim kitaplarım üzerinde çalışıyorum.

Angela Esin Özbek- "Kahlolası Frida"

20 yıldır çeşitli yayınlarda aralıksız çiziyorum. Mesleğim çizerlik, çizgi öykü yazarı ve çizeriyim. Lise eğitimim Kandilli Kız Lisesi. Üniversitem, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü."

1 Ekim 1976 İstanbul doğumluyum. Babam da İstanbul doğumlu. İstanbul’un en güzel, en yeşil semtlerinden biri olan Beykoz’da büyüdüm. Babam da ben de aynı ilkokulda okuduk. Bahçesi Boğaz’a yaslı bir ilkokulda okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Okul, iş, hayat... İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşadım. Şu anda yine Beykoz’da yaşıyorum. Lise ve üniversitede okurken çok sakin bulduğum Beykoz’a şimdi çok daha farklı bakıyorum. Beykoz hâlâ küçük bir sahil kasabası gibi. Şimdi şu satırları yazarken bir bülbülün şarkısı bana eşlik ediyor ve daha bir sürü yeni uyanmış kuş. Bu beni çok mutlu ediyor. Fakat yapılaşmanın Kuzey Ormanları’na ve içindeki vadilere yayılıyor olması herkes gibi beni de üzüyor. Sahildeki küçük kafede oturup kahve içerken Avrupa yakasındaki gökdelenler hiç sahici görünmüyor. Orada zaman koşarken burada aynı anda yanağınızdan makas alıyor gibi. İstanbul’un bin bir yüzü var. İsterseniz o özlemi çekilen küçük köy hayatını yaşamanız, Orhan Veli’yle bir bankta oturup sigara içmeniz veya bir gökdelenin tepesinden patronluk yapabilmeniz mümkün. Siz ona nasıl bakıyorsanız o da size öyle bakıyor. Kötü yapılaşma, kötü yönetimler ve göç bu bakışmayı zedeliyor. İstanbul benim ilham kaynaklarımdan biri. Çizdiğim öykülerimde ahşap evler, Boğaz, vapurlar, tekneler, sandallar, meyve ağaçları, ateş böcekleri, martılar, kediler, köpekler, erguvanlar var, müzeler var. Kısaca, İstanbul âşığı bir çizerle muhabbet ettiniz.”

Andaç Gürsoy

Andaç Gürsoy (Çizgi romancı, karikatürist, illüstratör, grafik tasarımcı, yazar)

Anlatmaya ciddi taklidi yaparak başlıyor ve fakat...

"MSÜ Güzel Sanatlar Grafik Tasarım Bölümü eğitimi görmüş ve Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Programcılığı’nda eğitim almakta olan bu kişi, 1988’de karikatür çizmeye başlamış, Deli, Pişmiş Kelle, Avni, Dıgıl, L Manyak, HBR Maymun, Lombak, Gececi, Bayan Yanı dergilerinde çalışmış, ilk köşesine Deli dergisinde sahip olmuştur. Milliyet Sanat, Radikal Kitap ve Milliyet Pazar’da illüstrasyonları basılmış olan kişi, bazı kitlesel hareketlerde de yer almıştır: Türkiye’de karma Özgün Baskı sergisi, Hollanda’da ve Frankfurt Kitap Fuarı’nda karma sergi gibi...

"Çizerek ilk paramı stilistlikten kazanmıştım. Beş yaşındaydım, misafirliğe gidecektik, kâğıda mavi bir gömlekle kahverengi bir pantolon çizmiştim. Gidince, ‘Nuran Teyze bak, Behrami Amca’ya gömlekle pantolon yaptım! Kâğıdı üzerine tutunca böyle pırt diye olur... al!’ demiştim. O da gülüp 5 lira vermişti.

"Geçim kaynağım sanat. Çiziyorum, yazıyorum, illüstrasyon ve tasarımlar yapıyorum, fotoğraf çekiyorum..."

 

Andaç Gürsoy'un İstanbul'u

"1973 Bakırköy doğumluyum. Avrupa ve Asya’yı bir arada bulundurduğu için melez şehir olması İstanbul’un en ilginç ve eğlenceli kısmı bence. Kimse bize Asyalısınız veya Avrupalısınız diye gıgılanamaz! Her ilden ve ülkeden insana rastlayabileceğiniz gibi, ‘herkesin İstanbul’u kendine’ diyebileceğiniz kadar çeşitli, ilginç yaşam tarzları ve algılamalar var. Sokak hayvanları da şehrin parçası. Onlar benim gibi insanların kıymetlileri.

"Karikatür bandını sizin için çizdim. Başıma bolca gelmiş bir olay."

Bülent Üstün

Bülent Üstün (Çizer) 

“Büstün”ün efsane karakteri Kötü Kedi Şerafettin 24 yaşında...

"Amatör karikatürlerim 12-13 yaşlarımda Çarşaf, Limon, Gırgır dergilerinde yayımlandı."

"14 yaşımda profesyonel hayata geçip Hıbır dergisinde çalışmaya başladım. Sonra L Manyak dergisinde çizmeye devam ettim. ‘Kötü Kedi Şerafettin’ karakterini bu dergide ürettim. Karakterin animasyon projesinde de senarist olarak ve storyboard çizimleriyle yer aldım. Yaklaşık beş sene süren bu uzun soluklu film çalışması 2016’da vizyona girdi. Arada çizgiyle reklam işleri de yapıyorum.

"Mesleğim çizerlik, karikatüristlik ya da çizgi romancılık olarak tanımlanıyor. Çizerlik geçim kaynağım ama geçinmek için yapılacak bir meslek değil, her daim yaratıcı ve üretken olma zorunluluğuna ve devamlılık gerektirmesinin zorluğuna ancak yoğun bir sevgi ve tutkuyla çalışılıyorsa katlanılır."

Bülent Üstün'den "Beyazıt kedisi"

"Doğma büyüme İstanbulluyum. 1974’te İstanbul’da doğdum ve henüz ölmedim! Çocukluğum Gaziosmanpaşa semtinde geçti. 16 yaşımda abim ve bir karikatürist arkadaşımla Cihangir’deki Kazancı Yokuşu’nda bir eve taşındık. Çizdiğim Kötü Kedi Şerafettin karakterinin konuşma tarzı, argosu, jargonu Gaziosmanpaşa’nın meşhur Sarıgöl Mahallesi’nden geliyorken, fondaki İstanbul, Cihangir semtinin çatılarından oluşuyor. Fındıklı Parkı’nda oturup hikâye düşünmüşlüğüm çoktur. Eminönü’nden, Karaköy’den başlayıp Ortaköy’e uzanan sahil şeridinde yürümeyi severim. Şero’nun çizgi romanlarında ve sinema filminde İstanbul önemli bir vurguya sahiptir. Kentli bir karakter çiziyorum ve kenti çok seviyorum. İstanbul’dan uzaklaştığımda her yer bana ıssız geliyor, şehrin kalabalığını özlüyorum.”

"Kedi sevgim, hafızam devreye ilk girdiğinden beri var. Bir şeyleri anlamlandırmaya başladığım ve henüz emeklediğim zamanlarda tam kendi hizamda bir canlıyla göz göze gelişimden beri. Kedilere çizim malzemesi olarak yaklaşmadım, öyle olsaydı çizilecek onca şey varken yirmi yıldan fazla bir kedi karakterini sürdüremezdim, temelinde kediye duyduğum tutku yatıyor bu istikrarın.

"Kedi sevgim, hafızam devreye ilk girdiğinden beri var. Bir şeyleri anlamlandırmaya başladığım ve henüz emeklediğim zamanlarda tam kendi hizamda bir canlıyla göz göze gelişimden beri. Kedilere çizim malzemesi olarak yaklaşmadım, öyle olsaydı çizilecek onca şey varken yirmi yıldan fazla bir kedi karakterini sürdüremezdim, temelinde kediye duyduğum tutku yatıyor bu istikrarın.

"Dergi için seçtiğim kedileri, düşündüğüm ama üşendiğim için gerçekleştirmediğim İstanbul Kedileri Sergisi için çizmiştim. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmadılar. Bence şimdi tam yerini buldular."

İpek Özsüslü

İpek Özsüslü (Karikatürist) 

Yürüyüş yapmayı ve yürürken insanlara kulak misafiri olmayı seviyor, dikkat!

"1984’te Mersin’de doğdum. İstanbul’a okumaya diye geldim ama esas amacım dergiye girmekti. Anne tarafım buralı, İstanbul’u çok seviyorum. Kalabalığa karışıp tek başıma yürüyüş yapmayı, kitapçıları, kırtasiyeleri dolaşmayı çok severim. Yürürken espri düşünürüm, insanların konuşmalarına kulak misafiri olurum.”

"Uzun süre Cihangir’de yaşadığım için size bu kareyi yolladım. Cihangir’in meydanı. Birkaç yıl önce burada başımdan geçen bir olayı çizmiştim Bayan Yanı dergisinde, onun açılış karesiydi. Hikâyenin adı ‘Yalan’dı. Kahvemi içerken bir kız yaklaşıp telefonda birine yalan söylememi istemişti. Tatlı bir öğrenciydi, ailesine yalan söylemiştim!

 

İpek Özsüslü'den İstanbul çizimi

"İlk çizimlerim Leman dergisinde yayımlandı. 15 yıldır Leman’da, dokuz yıldır da Bayan Yanı dergisinde çiziyorum. Çizerlik tek geçim kaynağım."

Meral Onat'ın çizimi

Meral Onat (Karikatürist, avukat)

Sokak çocukları ve onların muadilleri olarak köpekleri neden çizdi?

"İlk karikatürüm 1976’da Gırgır dergisinde yayımlandı. Gırgır, Fırt, Laklak, Hıbır, Penguen, Öküz, Vatan gazetesi, Bayan Yanı gibi birçok yayında çizdim. Kadınlar Hamamı, Sen Gülümse ve Çanakkale Geçilmez adlı kitaplarım var.”

"Çizerliğin gelir kaynağım olduğu zamanlar olmuştu ama şu anda esas gelir kaynağım avukatlık.

"Tatar anneanne ve Çerkez babaanne hariç nesillerdir İstanbulluyuz. 1960’ta Üsküdar’da doğdum. Neredeyse tüm akrabalarım Üsküdar ve Yeniköy’de yaşıyor. O derece ki, küçükken Üsküdar bizim sanırdım. Sonra Samatya’ya taşındık. Hafızamda eski İstanbul kartpostalları hâlâ canlı. Çok güzeldi.

Bu resmi iki üç yıl önce çizdim. Bayan Yanı dergisinde basıldı. Sokak çocukları ve onların muadilleri olarak köpekler... İkisi de, eğer kötü davranıldıysa, ihmal ve istismar edildiyse agresif oluyor, güvenmiyor. Adliyelerde çok sık savunduğum bu çocuklar hep ihmal ve istismar edilmiş bölgelerden. 18 yaşın altındakilerden kanun SSÇ diye bahsediyor, yani ‘Suça Sürüklenen Çocuklar’. Onlar da köpek arkadaşları da İstanbul’un karanlık sokaklarının, kuytu köşelerinin ürkek ve şaşkın evlatları. O çocuğun bin bir zorlukla bulduğu ekmeğini o köpeğe, tıpatıp kendisi gibi öksüz ve yetim kardeşine uzatması ne kadar acıklı. Bu güzelim, koskoca şehrimiz aslında bu iki kardeşe kucak açabilecek, onları bağrına basabilecek kuvvette.

Ersin Karabulut

Ersin Karabulut (Karikatürist, illüstratör)

"Benim için İstanbul Beyoğlu’dur” diyor

"İlk işim 1997 yılında Pişmiş Kelle dergisi oldu. O kapandıktan sonra aylık Lombak mizah dergisinde çizmeye başladım. Aynı dergide çalışmaya devam ederken haftalık Penguen dergisinin ilk ekibi içinde yer aldım. Birçok reklam ajansına storyboard ve illüstrasyon yaptım. 2007’de bir grup çizer arkadaşla haftalık Uykusuz dergisini kurduk. Uykusuz’daki editörlük görevim hâlâ devam ediyor. Bunlar dışında, 2016 yılından beri Fransa çizgi roman piyasasına iş üretiyorum ve kitaplarım basılıyor.

"Çizerlik geçim kaynağım; Uykusuz’daki editörlük görevimi saymazsak (yazarlık ve) çizerlik dışında bir iş yapmadım.

Ersin Karabulut'un İstanbul çizimi

"1981’de Eminönü’nde doğdum. 2017 yılına kadar İstanbul dışında hiçbir yerde iki aydan uzun kalmamıştım. 2017’den sonra zamanın büyük bir kısmında Los Angeles’ta yaşadım. Küçüklüğüm Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa’da geçti. Daha merkezî semtleri ancak ortaokul lise yıllarında keşfettim. Beyoğlu’nu ilk gördüğüm zaman gözlerime inanamamıştım; tam bir Beyoğlu âşığı oldum. 2002’den sonra hep Beyoğlu’nda bulundum, çalıştım, yaşadım. İstanbul’daki evim de Gümüşsuyu’nda. O yüzden, benim için İstanbul Beyoğlu’dur. Eskiden İstiklal Caddesi’ni ezbere bilirdim. Geçen süre içerisinde Beyoğlu bilinçli olarak bozuldu. Ben de eskisi gibi sevmez oldum. Şu an nerde ne var haberim yok. Bir iki istisna dışında kitapçı ya da gazete bayii bulamıyorsunuz koca İstiklal Caddesi’nde. Ama Pera yine kendini kurtarır. Buralar herhangi bir siyasetten, ideolojiden daha eskidir. Dolayısıyla, etrafıma bakıp derin bir nefes aldığım mutlu günlerin tekrar geleceğini umuyorum.

"Yolladığım çizim, 2015 yılında Uykusuz dergisinde çizdiğim, sonradan kitap haline gelen ‘Çizgili Tişört’ öyküsünden bir kare.

Tuncay Akgün

Tuncay Akgün (Karikatürist)

"Bezgin Bekir” namına yakışır biçimde ödevini en son tamamlayan çizerimiz oldu! Kızamadık elbette...

"Karikatür çizmeye ortaokul yıllarında amatör olarak ve çizimlerimi elbette dönemin büyüleyici dergisi Gırgır’a götürerek başladım. Üniversiteye girerken, 1980-81’de, Gırgır’a da girmeyi başardım. Aynı yıl Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’ne girdim (şimdiki MSÜ). Kırk yıldır bu işle uğraşıyorum. Daha sonra arkadaşlarımla, 23 yaşındaydım, Limon dergisini kurduk. Sonra Leman ve arada çıkardığımız pek çok dergiyle bugüne kadar devam etti. Dergiler (GırGır-Limon-Leman) hayatıma Babıali ve Cağaloğlu’nu, Akademi ise Fındıklı, Taksim, İstiklal hattını soktu. Sultanahmet’in son hippi durağı döneminin bakiyesine, bohem gazeteci, yazar, çizer hayatına (gazete binaları Cağaloğlu’ndaydı) ve Taksim’in bütün canlılığına tanıklık ettim.”

"1962’de İstanbul’da doğdum. Eyüp’te iki katlı, önünde kendisinden daha büyük biri dut, diğeri çitlembik iki ağacı olan, arka balkonu çok büyük bir bostana bakan bir evde büyüdüm. Eski bir Osmanlı semti olan Eyüp’ün sokakları camiler ve onların her yerde sizi takip eden külliyeleriyle kaplıydı. Eyüp’ün meydanı, kokusu hâlâ burnumda olan Haliç kıyısındaydı. Çok kötü kokardı Haliç. Bu meydanda çok güzel bir İngiliz bahçesi gibi düzenlenmiş bir park, çevresinde de tarihî Eyüp oyuncakları ve Eyüp halkası satan dükkânlar bulunurdu. Meydan Eyüp Camisi ile iç içeydi. Her gittiğimizde güvercinlere yem atar, sabit ulu ağacının altındaki yerine dönmüş Hacı Baba isimli göçmen leylekle konuşmaya çalışırdık. Bir de, zincirli, üç tekerlekli bisiklet kiralayıp tur atardık.”

"İlkokul üçüncü sınıfa başlarken eski bir Bizans semti olan Yedikule’ye taşındık. Taşındığımız ev küçük bir apartman dairesiydi ama apartmana taşınmak bizim için devrim gibiydi. Yedikule’den Samatya’ya kadar 500 metrelik bir yolda
13 Bizans kilisesi bulunur. Semt Yedikule surlarıyla ve kalesiyle iç içeydi. Çevresi de yine Kocamustafapaşa’ya kadar dönümlerce devam eden bostanlarla kaplıydı. Çok güzel bir tren istasyonu vardı. Portekiz mimarisine benzeyen tuğla ve fayansla kaplı küçük konaklar, eski Ermeni ve Rum evleri Yedikule’nin her sokağını büyüleyici kılıyordu. Sahilinde çok güzel çay bahçeleri vardı. Semtin ana caddesinde tarihî meyhaneler ve kıraathaneler iç içeydi. Bostanlar, surlar, demiryolları, sahil ve aralardaki arsalar bizim oyun alanımızdı. Bunlar bir çocuk, ergen için çok zengin dünya sunuyordu.

Tuncay Akgün'ün meşhur Bezgin Bekir'i

"Arada 10 küsur yıl aralıklı Paris’e taşınmamızı saymazsak hep İstanbul’da yaşadım. Tutkulu bir İstanbulluyum. Sayısız katmanlı bu şehirde her köşesini bilseniz de keşfedeceğiniz şeyler bitmez. Ama elbette ne çocukluğumun Eyüp’ü ne de Yedikule’si yerinde duruyor. Acı çekerek İstanbul’un talan, yıkım ve istilasını bütün hayatım boyunca izlemek zorunda kaldım. İzlemeye de devam ediyorum.

"Bu çizim basılı olarak ilk kez yayımlanıyor. Ama oldukça büyük bir pano olarak Diyarbakır’da Bezgin Bekir isimli
mekânın duvarında asılı. Bezgin’in baktığı manzaradaki dinamizm, canlılık, Boğaz’ın eşsiz güzelliği, hayat coşkusu ve neşesiyle onun pek çıkmadığı içerideki mekânın huzurunun dengesini yansıtmaya çalıştım. Bu manzara Bezgin gibi benim de İstanbul’um. İstanbul’da denizi gören her pencerenin, köşenin, tepenin, sokağın size yansıması farklıdır. En küçük bir açı değişikliği size eşsiz hazlar sunar ve ben her seferinde büyülenirim. İstanbul Boğazı’nın manzarası kadar zenginlik içeren bir deniz manzarası olduğunu sanmıyorum dünyada. Gemiler, sandallar, çatanalar, mavnalar, Boğaz’ın alametifarikası şehir hatları vapurlarının dans eder gibi süzülüşüyle Yarımada’nın cami kubbeleri ve minarelerinin son imzayı attığı siluetinin üstüne martıları eklediğinizde, büyülenmemek elde değildir zaten
.”

Gülay Batur'un İstanbul'u

Gülay Batur (Karikatürist)

Lisedeyken yerleştiği İstanbul’u 40 küsur yıldır karikatürist gözüyle anlamaya çalışıyor...

"İlk profesyonel işim, 1978’de Mikrop dergisi. Sonrasında yer aldığım yayınlar Gırgır, Fırt, Hıbır, Öküz, Pazartesi, Hayvan ve Bayan Yanı dergileri ile Milliyet gazetesi, ayrıca masal kitapları oldu."

"Geçim kaynağım çizerlik. Bir iki dizi senaryosu çalışmasında da bulundum. Şu an düzenli olarak çizdiğim yer aylık Bayan Yanı dergisi.”

"1961’de Balıkesir’de doğdum, 1976’da İstanbul’a yerleştik. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu (MÜ Güzel Sanatlar) Seramik bölümüne girdim. Burada Gırgır dergisinin genç, ünlü çizerleriyle tanıştım. O sene Gırgır’dan ayrılıp çıkardıkları Mikrop’a beni de dahil ettiler. Diyebilirim ki; İstanbul’la amatör bir karikatürist olarak tanıştım, 40 küsur yıldır onu karikatürist gözüyle anlamaya çalışıyorum.

"Size gönderdiğim çizim, 24 Haziran 2019’da yenilenen belediye seçimi için Bayan Yanı’na çizdiğim bir iş. Kazanılan bir seçimin, siyasi bir zafer sayılmadan evvel, o şehrin bütün kültürel varlıkları ve dolayısıyla insanı için bir umut yaratabileceğini anlatır.

Mizah
Karikatür
Serkan Altuniğne
Erdil Yaşaroğlu
Aptülkadir Elçioğlu
Aptülika
Mehmet Çağçağ
Andaç Gürsoy
Aslı Alpar
Tan Yücel
Angela Esin Özbek
Bülent Üstün
Gülay Batur
İpek Özsüslü
Ersin Karabulut
Tuncay Akgün
Bezgin Bekir
Meral Onat
Penguen
Uykusuz
Leman
Fırt
Sayı 002

BENZER

Bir "yakından tanıma" ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve konuğumuz usta oyuncu Nur Sürer’in masasına bıraktık. İSTanket her sayıda farklı alanlardan isimleri tetkike devam edecek.
Yetmişli yılların ortaları. Marmara’nın kuzeydoğusunda, denizin ortasında bir tekne. Teknede bir adam ve bir ıstakoz. Adamın sudan çıkarırken akşam yemeği hayallerini süsleyen ıstakoz, şimdi kalkmış adama tehditler savuruyor... Bu "aile" hikâyesinin devamını Kaan Sezyum’dan dinleyelim.
Otuzlu yılların İstanbul basını, kent yaşamını zenginleştiren ayrıntıları yakalamak ve incelikle işlemekte ustaydı. Şüphesiz mevsimler bu renkli anlatıyı değiştirip dönüştüren birer intikal sahasıydı. Örneğin yaz, İstanbullular için eğlence, deniz hamamı, sayfiye sefası, beklenmedik yağmurlar ve bunaltan sıcaklar anlamına geliyordu.