İstanbul'un gösteri dünyasında politik mizah

07 Mart 2022 - 12:37

Mizah aktüel bir sanattır; çoğu zaman ekmek gibi tazesi tercih edilir. Bu yüzden nesillerin farklı kişilere ve konulara gülmesi nafile değildir. Hele hayatın âdeta bir jet motoru takıp hızlandığı bugünlerde bırakınız bir evvelki nesli, ağabeyle kardeş bile farklı mizah anlayışına sahip bir hâle gelmiştir. Eski fıkra tipleri tarihe karışmıştır. Şimdi “Baba Erenler” desek aramızdan kaç kişinin yüzünde tebessüm belirir? Ya da Salomon’u kim tanır? Buna karşın zamana meydan okuyan mizah tiplerimiz de elbette vardır. Asırlardır bizi güldürebilen bu tiplerin başında da politikacılar gelir. Tuhaftır ki, onlar bizi ağlatmaktan bir türlü vazgeçememiştir, biz onları gülünçleştirmekten.

Nedir şu politik mizah?

Politikacıların ve politikalarının üzerine inşa edilen mizaha “siyasî mizah” yahut “politik mizah” denir. Birçok komedyen ve mizah otoritesi tarafından “kara mizah” ile beraber mizahın en kaliteli türü sayılan “politik mizah”, ülkemizde, “belden aşağı” tamlamasıyla da nitelendirilen “erotik mizah”la beraber halkı en çok güldüren tür olmuştur. Bu kanaati memleketimizin meşhur komedyenlerinden Müjdat Gezen, sahne fıkralarını topladığı Bisiklet Geldi Pompa Yok isimli kitabının başında yer verdiği şu cümleyle tasdik eder: “İyi ve kuvvetli fıkraların çoğu dekolte ya da politiktir.

Yalnız iki mizah çeşidinde de dikkat edilmesi gereken bir husus vardır: Birinin fazlası seviyeyi, diğerinin fazlası yapanın başını derde düşürür. Politik mizah maalesef ki memleketimizde asırlar boyunca yapanın başını derde sokan mizah olmuştur. 1870’lerin sonlarında yayımlanmaya başlayan Osmanlı’nın ilk mizah dergisi Diyojen bu sebepten sansüre uğramış, devrin karikatürcüleri ve mizahçıları çil yavrusu gibi dağılmıştır. Sonraki senelerde de mizahçılara karşı takınılan tavırda, esefle söylüyorum ki değişen pek bir şey olmamış; sürgün, hapis, mahkeme politik mizahçıların ömürlerinin çoğunu geçirdikleri yerler olarak kalmıştır.

Aziz Nesin ve ilk eşi şair, çevirmen, yazar Meral Çelen, 1962

Politik mizah, kahvehane köşelerinden tutunuz da aile meclislerine; gazete sayfalarından tiyatro sahnelerine kadar birçok farklı sosyal çevrenin olmazsa olmazıdır. Elbette bu yazıda tüm bu çevrelerdeki politik mizahı anlatmaya kalkma cesaretini göstermeyeceğim. Zaten aile içinde ve dost meclislerinde yapılan politik mizah amatördür. Birçoğu da unutulmanın dipsiz kuyusunda kaybolup gitmiştir. Halk muhayyilesindeki politik mizahsa, Nasreddin Hoca, Bektaşi, İncili Çavuş gibi milletin bağrından çıkan kahramanlarca yapılmış; bilhassa baskı günlerinde halka ilaç gibi gelmiştir. Bu tür politik mizahtan günümüze gelen zarif ve zekice misaller epeydir. Edebî sahadaki politik mizah Şair Eşref, Neyzen Tevfik, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Aziz Nesin, Haldun Taner, Muzaffer İzgü ve ismini sayamadığımız nice değerli kalemin alın teriyle doldurduğu bir deryadır ki bu deryada yüzen de yüzdürülen de boğulan da çok olmuştur. Dergi, gazete ve kitap sayfalarında bugüne gelebilmişlerdir. Tüm bu politik mizahın kullanıldığı sahalar bir yana, bu yazıda İstanbul’un gösteri dünyasındaki politik mizahı konu edineceğim. Hani şu suya yazı yazılan sanattaki politik mizahtan!

Kadim gösteri türlerinden politik mizah

Kadim gösteri türlerinden kasıt, Türk tiyatrosunun geleneğini oluşturan Karagöz, meddah, kol oyunları (daha sonra ortaoyununa dönüşecektir), hokkabazlık gibi türlerdir. Devirlerinde bu türler, bayramlarda ve şölenlerde olağanüstü bir rağbete mazhar olurlardı. Yılın diğer günlerinde ise halkın zaman zaman eğlence ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla seyrettikleri eğlencelerdi. Eğlendirme gayesi taşıyan bu oyunlar, seyircilerin hiç değilse oyun süresi içerisinde gündelik hayatın akışındaki meselelerden uzaklaşmasına yardımcı olurlardı. Kol oyunlarında meydan alan parendebazlar, cambazlar, akrobatlar, gözbağcılar ve dahi envaitürlü oyun erbabının hepsi yaptıkları numaralarla seyircileri şaşırtmak, insanlara hoşça vakit geçirtmek için gösteri yaparlardı. Büyük şölenlerin çoğunluğunu ya padişah ya da üst rütbeli devlet görevlileri tertip ettiklerinden, bu gösterilerde politik meselelere girilmezdi. Dolayısıyla içtimai meseleler, sosyal hicivler ve tenkitlere kol oyunlarında, hokkabazlıkta ve şölenlerde yapılan Karagöz ve meddah temsillerinde yer verilmezdi.

Ne zaman ki meddahlar ve Karagözcüler halkın arasına girer, yoksul ve hor görülen mahallelerde gösteri yaparlardı, işte o zaman tenkit ve hiciv başlardı. Tabii ki yönetilenin ve yöneticinin olduğu yerde muhakkak politik mizah da vardır, fakat eldeki verilerle ülkemizdeki gösterilerde varlığına ulaşabildiğimiz en eski politik mizah numuneleri Osmanlı Devleti’nin son birkaç asrına aittir.

Saray ve etrafını tenkit etme vasıtası genellikle hicviyelerdi. Nef’i, Veysî, Tıflî gibi heccavlar bilhassa paşaları, daha doğrusu hazzetmedikleri devlet erkânını hicvederlerdi. Bu hicviyeler bir şekilde halk arasında duyulur, yayılır ve sevilirdi. Daha sonra gelen Sümbülzade Vehbi, Süruri gibi şairlerse birbirlerini küfre varacak derecede hicveder ancak devlet erkânına bulaşmaktan çekinirlerdi. Meddahlar, birine dokunacaklarsa yahut eleştireceklerse bunu bir hikâye boyunca yapmaz; hikâye arasında kinini atmak ve seyircinin dikkatini toplamak için, hakkında meşhur bir heccavın söylediği hicviyeyi okurlardı. Ya da bilinen ibretlik, gülünçlü bir fıkrayı o mevzuu belli etmesi gayesiyle söylerlerdi. Mesela XV. asır şairlerinden “Andelibî” mahlaslı Bülbül Hasan’ın kadı efendiyi hicvettiği şu beyti pek zikredilenlerindendi:

Eğer destin tehî varsan Efendi’yi uyur derler,
Eline zer alup var sen, Efendi gel, buyur derler!
1

Tulûatın son büyük ustalarından Naşit Bey, oyun arkadaşlarıyla (Fotoğraf: Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İnkılap Kitabevi)

Meddahların arasında Tıflî gibi heccav olanları da vardı. Esas adı Trabzonlu Ahmet Çelebi olan Tıflî, içki yasağıyla halka illallah ettiren Sultan IV. Murad’ın da nedimiydi. Hikâyelerinin kahramanı kendiydi ve meseleleri kendi başından geçmişçesine anlatırdı. Bu sebeple hicve bol bol yer verirdi. Bugün bile şöhretini duyduğumuz Meddah Şükrü, Meddah İsmet, Meddah Aşkî, Meddah Sururi gibi meddahlar; zannedilenin aksine siyasete girmeksizin çoğunluğa hitap eden bir mizah yapan sanatkârlardı. Devrin politik mizah ihtiyacını karşılayanlar, paşalara hatta padişaha tenkit oklarını yönelten nüktedanlar ve heccavlardı. Heccavlar malumunuz ya, mevzubahis nüktedanların başında Borazan Tevfik gelirdi.

Borazan Tevfik’in, bazı kaynaklarda Abdürrezzak Abdi Efendi’ye mal edilen bir anekdotu vardır: II. Abdülhamid zamanında Borazan Tevfik ara sıra Yıldız Sarayı’na uğrarmış. Kızlarağası, bir ziyaretinde Borazan Tevfik’ten kendisini taklit yaparak neşelendirmesini rica etmiş. Borazan Tevfik, “Size Kastamonulu taklidi yapayım” der demez Kızlarağası, “Olmaz! Berberbaşı Kastamonuludur, gücenir...” demiş. “Haklısınız. O zaman trene binen Arnavut taklidi...” der demez Kızlarağası bu kez, “Silahşor Tahir Paşa Arnavut’tur, alınır...” diye çıkışır. Borazan Tevfik’in Laz, Çerkes, Yahudi taklitlerine de Kızlarağası benzer çıkışlarla karşılık verince Borazan Tevfik, “O zaman ağam siz söyleyin de ben onun taklidini yapayım...” der. Kızlarağası sırasıyla masa ve pire taklitlerini yapmasını ister. Bu taklitleri başarıyla yapan Borazan Tevfik en sonunda dayanamaz ve çıkışır: “Gelecek sefere size hamam böceği taklidi yapacağım ama bundan da alınacak varsa bana şimdiden söyleyin, boşuna hazırlanmayayım!

II. Abdülhamid’in istibdadının koyu günlerinde birçok kelime ve isim sultanın vehmi sebebiyle yasaklanmıştı. Yasaklanan kelimeler ve isimler arasında Yıldız Sarayı’nı ima ediyor diye “yıldız”, II. Abdülhamid’in büyük burnunu çağrıştırıyor diye “burun”, veliaht prensin ismi olması hasebiyle Reşat ve apar topar tahttan indirilen selefi Sultan Murad’ın isimleri vardı. Yıldızların yaldıza, burunların çıkıntıya, Reşatların Neşat’a, Muradların “Mir’at”a dönüşmesi o günlere dayanır. Öyle ki meşhur Karagözcülerden Serçe Mehmet Efendi, vaktiyle bir Karagöz temsilinde, tam “Ay’a bak, yıldıza bak / Şu karşıki kıza bak...” sözlerine sahip meşhur İstanbul türküsünü söyleyecekken göz ucuyla seyirciler arasından oyunu teftiş için gelen II. Abdülhamid’i görür. Türküde yasaklı “yıldız” kelimesi geçtiğinden, Hayalî Serçe Mehmet hemen türkünün sözlerini değiştirir: “Ay’a bak, havaya bak / Karşıki tavaya bak!

Dümbüllü İsmail Efendi

Ortaoyunu ve tulûatın büyük ustalarından Kavuklu Hamdi Efendi ve Abdürrezzak Abdi Efendi politik mizahın “ince” esprilerinin piri idiler. Baskı sebebiyle doğrudan değil de dolaylı bir şekilde eleştirirlerdi. Bir oyunda rol icabı bir ülkenin padişahı olan Pişekâr, Kavuklu Hamdi Efendi’ye sorar: “Canım ne garip konuşuyorsun? Nedir o yemek memek... Elbise melbise... Saray maray... Birincileri anladık da ikinciler ne oluyor?” Kavuklu Hamdi Efendi yerlere eğilip bir selam verdikten sonra baştakilere de dokunan şu cevabı verir: “Arz edeyim efendim. Yemek, sizin yediğinizdir; memek de biz fakirlerin!.. Elbise sizlere mahsus, melbise de bizlere... Sarayda siz oturursunuz, marayda da biz...” Sonunda da asıl espriyi patlatır: “Padişah sizin rahmetli ecdadınız, madişah da siz!..

Abdürrezzak Abdi Efendi’nin, Pişekâr Küçük İsmail Efendi ile oynadığı bir ortaoyununda yaptığı nükte, seneler üzerinden geçse de ezilmeyecek türdendir: Oyun içinde Abdi Efendi, Küçük İsmail Efendi’ye vezir hazretlerine ziyaretinde götüreceği hediye olan sinek pislikleriyle beneklenmiş lokumları gösterir. Bunun üzerine Küçük İsmail Efendi sorar: “Ayol vezir hiç böyle şey yer mi?” Abdi Efendi cevabı yapıştırır: “Yer, yer... O bunun gibi daha ne naneler yer ben bilirim...” Nitekim bu hazırcevap komiklerle baş edemeyen II. Abdülhamid çareyi bu iki komiği saraya aldırmakta bulur. Yaşlanana kadar sarayda komiklik yapan Kavuklu Hamdi Efendi ve Abdürrezzak Abdi Efendi tekrar halkın arasına döndüklerinde artık tükenmiştirler ve eski ışıkları sönmüştür.

Naşit Efendi ve Kel Hasan Efendi politik espri konusunda daha dikkatliydiler. Genellikle bu tür espriler yapmaktan kaçınırlardı. Bu tarzın son temsilcisi İsmail Dümbüllü’de de politik espri azdı fakat yok değildi. Pişekârı Tevfik İnce ile aralarında geçen şu diyalog iyi bir politik mizah örneği sayılabilir.

Tevfik İnce sorar: “Nerelisin?
İsmail Dümbüllü: “Etyemezli...
İstanbullusunuz demek...
Ohoo dünyadan haberin yok hemşehrim.. Son zamlardan sonra Edirne’den Kars’a bütün ülke et yemez...

İstanbul Tiyatrosu’nda tarihi ve ismi saptanamamış bir vodvilde soldan sağa: Muzaffer Hepgüler, Nurten Atakmen ve Tevhid Bilge

Ve politik mizah sahnelerde

Saltanatın son bulması ve Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte politik mizah ivmesini kaybeder. Öyle ya, mizah baskı içinde olur, şimdi bu okların hedefine kimi koymalı? Bu soruya o günün sanatkârları da cevap bulamamış olacaklar ki, ortaoyunu ve Karagöz’ün eleştirel oyunlarının yerini çapraşık ilişkilere, aşk komikliklerine dayanan revüler, operetler, vodviller alır... Ne zaman ki çok partili rejime dönülür, meydanlardaki nutuklar ile yapılanlar birbirini tutmaz olur, o zaman komikler ellerine yeniden politik mizah oklarını alırlar. Bu tarzın modern manadaki ilk temsilcisi şüphesiz Muammer Karaca idi. Muammer Bey, bilindik vodvilleri ve bulvar oyunlarını günlük ve sosyal olaylara göre yazarı Beliğ Selönü’ne (sonraki senelerde Necabettin Yal’a) adapte ettirtir, oyunu öyle oynardı. Bir bürokrasi hicvi olan efsanevi Cibali Karakolu böyle doğmuştur. Yine Etnan Bey Duymasın, Uyandırma Bakanı, Ara Seçimi gibi piyesler aynı anlayışın mahsulüdürler. Eleştirinin dozu serttir de. Mesela, Uyandırma Bakanı isimli piyeste bakan tuvalete gider. Tam hacetini görürken sesler duyar ve ihtilâl oldu zanneder. Hemen korkudan tuvalet kâğıdına istifasını yazar, tuvalet kapısının altından uzatır!

Gene, ismini halk arasındaki bir argo tabirden alan Hükümetin İşine isimli piyeste de tam 1960 darbesi sonrasında Zeki Alpan, Hitlervârî bir makyajla İsmet Paşa’yı taklit etmiş ve oyunu o şekilde oynamıştır. Oyunu, seyrettiği esnada kayda çeken bir partilinin teybinden dinleyen İsmet Paşa’nın tepkisiyse sadece gülmek olmuştur.

Muammer Bey’in açtığı yoldan devrin diğer yıldız komikleri Tevhid Bilge, Muzaffer Hepgüler, Vahi Öz ve Orhan Erçin de yürümüştür. Eski vodvillerden sadece isim değişikliği ve ufak düzenlemeler yaparak sahneledikleri Ne Sağdayız Ne Soldayız, Ortanın Yarısındayız; Siyasî Madrabazlar, Yolma Beni Belediye, Millete Selam Zamlara Devam, Politikacı gibi oyunlarla seyircilerine mahalli denebilecek çapta bir politik mizah sergilemişlerdir. Hatta bambaşka bir türün aktristi Yıldız Kenter dahi, Sadık Şendil’in İhtilâl Var! isimli piyesiyle bu furyaya katılmıştır. Bu oyunlarla İstanbul’da politik mizah gelişmişse, bu gelişime yazarak katkıda bulunan Beliğ Selönü, Refik Kordağ, Sadık Şendil, Ahmet Üstel, Necabettin Yal, Suavi Süalp gibi isimleri de saygıyla anmak lazımdır.

İstanbul'dan Türkiye'ye açılan politik mizah

Politik mizahın kendini bulmasıyla İstanbul ekseninden çıkması aynı tarihlere rastlar. Memleketin dört bir tarafından İstanbul’a çalışmaya gelenler, hicvin ve politik mizahın menzilini Anadolu’ya ve taşraya uzatır. Artık yermek için politik mizah yapmak, yerini bilinçlendirmek için politik mizah yapmaya bırakır. Belediye memurlarını, küçük yöneticileri eleştirmek de politik sayılmamaya başlar. Bir eleştiri yöneltilecekse en başa, hatta sisteme yöneltilmelidir görüşü hâkim olur. Atila Alpöge önderliğinde kurulan Genç Oyuncular topluluğu, Vatandaş Oyunu ile hem geleneğe göz kırpar hem de sistem eleştirisi içerisinde bir politik mizah örneği sunar. Daha sonraki yıllarda, Brecht tekniğini şiar edinen Ankara Sanat Tiyatrosu, Haldun Taner’in teşebbüsüyle açılan Devekuşu Kabare Tiyatrosu, Genç Oyuncular’ın profesyonel kumpanyası Dostlar Tiyatrosu; akabinde gelen Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular Tiyatrosu; Levent Kırca Tiyatrosu gibi heyetler halk için politik mizah yaparak tiyatromuzdaki politik mizaha boyut kazandırırlar ve beynelmilel bir taraf katarlar. Artık Türk tiyatrosunun, tanımına uygun bir politik mizahı vardır. Belediye başkanlarını, muhtarları, milletvekillerini ve daha alt rütbedeki memurları hicvederek dolaylı bir politik mizah yerine, hedefi belli olan doğrudan bir politik mizah başlar. Politik mizah, İstanbulluluk kabuğunu  kırar ve Türkiyeleşir. Bu dönüşümü yapan ve yapanları yetiştiren sanatkâr olarak Ulvi Uraz’ın adını muhakkak anmalıdır. Ulvi Bey hem Mıdırfillik Oyunu, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Hababam Sınıfı benzeri piyeslerle kendisi beynelmilel tavra sahip politik mizahı İstanbul seyircisine tanıtmış hem de yetiştirdiği Ali Poyrazoğlu, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Müjdat Gezen gibi sanatlarında politik duruşları olan usta tiyatrocularıyla politik mizahı Türkiye seyircisinin tanımasına vesile olmuştur.

Devekuşu Kabare’nin 1990’lı yıllarda kapanmasıyla politik mizah yavaş yavaş sahnelerden dergi sayfalarına çekilmiştir. Fakat sahnelerdeki politik mizah geleneğini Seden Kızıltunç, Ali Poyrazoğlu, Müjdat Gezen gibi ustalar bugünlere taşımayı başarmışlardır. Hele Seden Kızıltunç’un oyunlarında yaptığı bazı esprileri vardı ki dudak ısırtmıştır. Bir oyununda ABD’nin Malatya Kürecik’e füze kalkanı koymasını konu edinmiş, “Amerikalılar da her kalkanı bize koyuyor!” esprisiyle salonu kahkahalara boğmuştu.

Politik mizah bugün internet sitelerine, sosyal medya profillerine hapsolsa da sahnelere döneceği günü iple çekmektedir. Çünkü politik mizah, adı üzerinde, politikanın ve mizahın olduğu her yerde vardır.

"Hangi politikacının fazla olursa günahı, Karşısında kale gibi bulur politik mizahı!” Erdem Zaman

Dipnot

1 "Eğer bir işin varsa Kadı Efendi için uyur derler, fakat elinde altınla gidersen gel efendi, buyur derler."

Mizah
Politik mizah
Tarih
Tiyatro
Geleneksel Türk Tiyatrosu
Dümbüllü İsmail Efendi
Kavuklu Hamdi Efendi
Ortaoyunu
Devekuşu Kabare
Müjdat Gezen
Aziz Nesin
Haldun Taner
Erdem Beliğ Zaman
Sayı 009

BENZER

İstanbul, Ramazan ayını diğer yerlerden farklı karşılayan, güzelleştirmek için türlü âdetler bulan bir şehir. Bu âdetlerin bazıları zamanla unutulsa da mahyalar yüzyıllardır şehrin simasını aydınlatmaya, en güzel örneklerini sergilemeye devam ediyor.
Kentleri sular altında bırakan seller, şiddetli fırtınalar, hortumlar yeni normalimiz. Evet, Türkiye’de bile. Bu nedenle iklim krizi, artık yerel yönetimlerin gündemine giriyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni yeteneklerin önünü açmak ve bünyesine taze kalemler katarak onları yetiştirmek amacıyla başlattığı “Yeni Yazarlar Projesi”ni İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen’le konuştuk.