Kitap Fuarı'nın uzun yolculuğu

21 Kasım 2022 - 16:47

Bugün Beylikdüzü’ne, İstanbul’un diğer ucundan otobüslerle, araçlarla hiç dinmeyen bir heyecanla gelen insanları düşününce TÜYAP’ın nasıl bir kültür markası hâline geldiğini daha iyi anlıyor insan.

Hatırlayanlar olacaktır, bundan yıllar önce Sirkeci’de Gar’ın karşısında bulunan tarihî Konyalı Lokantası’nın sırasında bir ayakkabı dükkânı vardı. Sahibi, ne hikmetse dükkânına koyabileceği onca isim varken, “Ayakkabı Fuarı”nı yakıştırmış, ülkemiz her türlü acayipliğin çabucak kanıksandığı bir yer olduğundan, kimse de “fuar” isminin küçücük dükkâna verilmesini yadırgamamıştı. Üstelik iki-üç arabanın zar zor sığdığı oto galerisine “Otomotiv Fuarı” diyen galeri sahibi, yaptırdığı özel hastaneye “Fuar Hastanesi” diyen hastane sahibi ve bunun gibi ticarethanesinin hacmine bakmadan fuar kelimesini kullanan çok sayıda girişimci ortaya çıkınca, fuar kelimesi de niteliğinden ve boyutundan bağımsız olarak dilimizde sık başvurulan bir kelime oluverdi.

Rakamsal olarak baktığımızda, Türkiye gerçekten de “fuar” kelimesinin yaygın kullanımını haklı çıkaracak kadar fuar zengini bir ülkedir. Dünyanın pek çok ülkesiyle kıyaslandığında fuarcılık şirketlerinin sayısı bakımından açık ara öndedir. Ancak mesele nicelikten ziyade niteliğe geldiğinde, orada durup düşünmek gerekir. Çünkü ülkemizdeki fuar girişimcileri fuarcılığı, tıpkı manavlık, kasaplık gibi gördükleri ve işe bir kere böyle başladıkları için girişimlerin çoğu hüsranla sonuçlanır. Yine de umudun hiçbir yerde rastlanmayacak kadar dayanıklı ve ucuz olduğu bir ülkedeyizdir ve sahneden çekilen girişimcilerin yerini sürekli yenileri alır. Onlar da aynı yaklaşımı ve aynı kaderi paylaşırlar. Çünkü iş hayatında kural böyledir, yaptığı işin hakkını veremeyenler fasit dairelere mahkûm olurlar.

"Başımıza icat çıkarma!” lafının beşikten mezara aşılandığı bir coğrafyada, insanların yapılmayanı yapmaya, ilk olmaya cesaret edememelerine de şaşmamalı. Doğrusu “girişimci” kelimesi bu noktada da anlam erozyonuna uğramıştır. Bir “girişimde” bulunandan ya da bir şey ortaya koyandan ziyade yapılanı taklit eden de bu şekilde adlandırılır. Oysa var olanı taklit ederek güdülen bu yaklaşım, pek çok alanda başarılı olmanın kestirme formülü olsa da söz konusu fuarcılık olunca başarısız “girişimler”e bir yenisini daha eklemekten başka işe yaramaz. Çünkü fuarcılığın, ciddiye alınmadığı takdirde “girişimci”yi bozguna uğratacak denli kendine özgü bir iş dinamiği ve kuralları vardır. Fuarcılık, katılımcılara sunulan, öngörülemeyen bir tarihte düzenlenecek; esasları, kapsamı ve ne denli bir getiri sağlayacağı henüz belli olmayan bir işin tasarımı ve vaadidir. Böyle bir iş akdinin olmazsa olmazı ise katılımcıya sunulan doğru bilgi ve yaratılan güvendir. Fuarcılık, bütün işler arasında yalanı dolanı kaldıramayacak sektörlerin en başında gelir.

1987’DE DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANI BEDRETTİN DALAN FUAR’DA

Kitap fuarcılığı ise fuarcılığın diğer alanlarından daha zordur. Oradaki kriterleri piyasa koşulları belirlemez, kültürel ve sanatsal değerlendirmeler de işin içine girer. Kitap üreticisi olan katılımcı ile ilişki, diğer fuarlardaki katılımcılarla kurulan ilişkilerden biraz daha farklıdır. Kitap fuarlarında üçlü bir ilişki vardır; bu sacayağını, yayınevleri, yazarlar ve ziyaretçiler meydana getirir. Yayınevleri bütün sene boyunca yayımladıkları kitapları okurlarla buluşturdukları bir pazarlama mecrası bulmanın yanı sıra okurların görüşlerini ve önerilerini öğrenebilecekleri, onlarla yakın ilişki kurabilecekleri bir fırsata sahip olurlar. Fuarda düzenlenen imza günleri, söyleşiler ve diğer edebiyat etkinlikleri fuarın bu ilişkiye sunduğu katkılar arasındadır. Fuarcı, kitap fuarının diğer bütün fuarlardan farklı olduğunun bilincinde olmalıdır. TÜYAP Kitap Fuarı’nın başarısının ardında da işte bu bilinç ve iş disiplini vardır.

TÜYAP Kitap Fuarı ilk defa TÜYAP Yönetim Kurulu Başkanı olan dostum Bülent Ünal’ın girişimiyle 1982 yılında Taksim’deki Etap Oteli’nin altında açılır. Kitap yakmanın, toplatmanın bir darbe ananesi hâline geldiği, kitabın ise suç aletlerinden bile daha tehlikeli sayıldığı güzel ülkemizde, 12 Eylül karanlığı altındaki yıllarda böyle bir atılım, âdeta devrim niteliğindedir. Böyle bir “devrim” meyvelerini daha ilk yıllarında vermeye başlar. 320 metrekarelik bir alanda, 28 yayınevinin katılımıyla gerçekleşen ilk Kitap Fuarı’nı 62 bin kişi ziyaret eder.

Her ne kadar en başında TÜYAP Kitap Fuarı’nın uzun soluklu olmayacağına inananlar çıksa da zamanla halkın teveccühü ve TÜYAP’tan öykünerek ortaya çıkan başarısız fuar girişimleri, TÜYAP Kitap Fuarı’na olan inançları tazeler. Kitap Fuarı çok kısa zamanda kitapseverlerin, yazarların ve yayınevlerinin vazgeçilmez bir buluşma noktası hâline gelirken 12 Eylül karanlığından sonra insanların nefes almaları için de bir ferahlık oluverir.

TÜYAP TEPEBAŞI’NDAKİ EFSANEVİ YERİNDE... (1987)

Kitap Fuarı’na rağbet düşünülenin çok üstüne çıkınca, fuarın ikinci yılında fuar alanı Etap Oteli’nin balo salonuna, 1500 metrekarelik bir alana taşınır. Bu da çare olmayınca, fuar zamanı imza etkinliklerindeki uzun kuyruklar yüzünden yayınevlerinin stantlarının önü kapanınca, 1987 yılında Tepebaşı’ndaki İstanbul Sergi Sarayı, Kitap Fuarı’na ev sahipliği yapmaya başlar. İnanır mısınız bilmem, Taksim’den Tepebaşı’na taşındığı için eleştiri alır TÜYAP o günlerde, “Tepebaşı uzak, oraya kim gidecek,” diyenler çıkar. Bugün Beylikdüzü’ne, İstanbul’un diğer ucundan otobüslerle, araçlarla hiç dinmeyen bir heyecanla gelen insanları düşününce TÜYAP’ın nasıl bir kültür markası hâline geldiğini daha iyi anlıyor insan.

Taksim’deki dönemine denk gelmedim, benim mecburi olarak yurt dışında bulunduğum yıllardı o yıllar. Ancak uzaktan da olsa, TÜYAP’ın başarısından haberdardım. Benim Kitap Fuarı’nda koordinatör olarak görev yapmaya başlamam ise tam anlamıyla bir emrivaki sonucu gerçekleşti. Bülent Ünal ile hukukumuz 1950’li yılların da sonlarına dayanır. Moda’dan mahalle arkadaşımdı kendisi. Neredeyse 60-70 senelik kusursuz bir dostluktur bizimkisi. 1992 yılında Bülent Ünal ile deri işi yapıyorduk, yaklaşık 300 kişinin çalıştığı çeşitli ürünlerin üretildiği bir fabrikaydı bu ama Bülent Ünal’ın aklı fikri fuarcılıktaydı. Kendisi de asıl işinin fuarcılık olduğunu söylüyordu. Zaten çok kısa zaman sonra o fabrika satıldı. 1992 yılının sonbaharıydı. 1970’li yıllardan beri arkadaşım olan, Kitap Fuarı Koordinatörü Demirtaş Ceyhun da 12. Kitap Fuarı’nın işlerini rayına koyup emekliye ayrılmıştı. Bülent Ünal, onun görevini bir süreliğine bana önerince kabul ettim.

TÜYAP KİTAP FUARI, 1991

TÜYAP'ın İstanbul'daki yolculuğu

Ben TÜYAP Kitap Fuarı Koordinatörlüğü görevine başladığımda, Kitap Fuarı Tepebaşı’nda İstanbul Sergi Sarayı’ında hizmet veriyordu. Tepebaşı zamanları fuar dönemleri şenlikli geçerdi. Yazarlar, yayımcılar ve bizler, kitap fuarına gelen ziyaretçileri ağırlar, bütün sene planladığımız organizasyonun aksamaması için canla başla çalışırdık. Akşamları ise iş dışında da pek çoğuyla yakın dostluklar kurduğumuz yazarlarla dost meclislerinde otururduk. Beyoğlu ilk durağımız, Asmalımescit’teki Yakup’un lokantası ise uğrak yerimizdi.

Fuar alanı, İstanbul’da “eylem” denince ilk akla gelen yer olan Taksim’de olunca, zaman zaman sıra dışı olaylara da şahit olurduk. Gösteri yaptıkları için polis tarafından kovalanan öğrenciler kimi zaman bizim ofise sığınır, polisi yatıştırmak bizlere düşerdi. Neticede bizler de “eskilerden”dik ve hâlden anlardık. Ancak 2002 yılında Belediye ile birtakım anlaşmazlıklar çıkınca ve zaten hâlihazırdaki alan Kitap Fuarı’na dar gelince, Kitap Fuarı Büyükçekmece ilçe sınırında bulunan, bugün hâlâ fuar etkinliklerinin yapıldığı alana taşındı. İstanbul Sanat Fuarı ile eş zamanlı olarak aynı yerleşke içinde yapılmaya başladı. Bizler ise Tepebaşı’nın “serüven” dolu günlerine veda etmek zorunda kaldık.

TÜYAP’TA İMZA SALONLARI (2019)

Bugün TÜYAP, 42 bin metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren, Avrupa’nın en donanımlı ve modern fuar tesislerinden biri olmasının yanı sıra yalnızca İstanbullu okurları değil, Trakya ve Anadolu’dan da kendine ziyaretçi toplayan bir “kitap merkezi”dir. Hiç unutmam, Kitap Fuarı’nın Beylikdüzü’ne taşındığı ilk zamanlarda bir yazar dostum şaşkınlıkla bana bu kadar insanın nereden geldiğini sordu. Ben de “Her yerden!” gibi kestirme bir cevap vermemek adına ziyaretçilerin profili üzerine araştırma yapmayı yeğledim. Ve sonuç şaşırtıcıydı. Başta Edirne, Çorlu, Saray, Kırklareli, Lüleburgaz, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir olmak üzere Marmara Bölgesi’nin dört bir yanından binlerce kitapsever gelmişti fuara. Hatta şunu da eklemek istiyorum ki yaptığım o araştırmada, Marmara Bölgesi’nin yanı sıra Ankara, Antalya, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Mersin’den de gelen katılımcılar olduğu edindiğim bulgular arasındaydı.

Günümüzde Kitap Fuarı hafta içleri dahi otobüslerle başka şehirlerden gelen öğrencilerle ve pek çok kitapseverle dolup taşıyor. Ülkemizdeki kitap okuma alışkanlığının yetersiz durumu göz önüne alındığında, böylesi bir rağbet, TÜYAP’ın kendi başarısıdır. TÜYAP aynı zamanda bastıkları kitapları kitabevlerine ve okurlara ulaştıramayan yayınevlerinin de okurla buluşması için fırsat yaratıyor. Okurlarla yazarları buluşturuyor, İstanbul dışında yaşayan yazarları İstanbullu okurların ayağına kadar getiriyor. Dünyaca ünlü yazarlar her sene Kitap Fuarı’na konuk oluyor. Kitap Fuarı’nın ilk yıllarında bu ünlü yazarlar, Kitap Fuarı’nın davetlisi olarak fuara konuk olurken, artık yayınevleri ve yabancı kültür enstitüleri de bu işe önayak oluyor.

Kitap Fuarı 1987’den beri her sene bir yazarı “Onur Yazarı” belirliyor. TÜYAP’ın ilk Onur Yazarı Fazıl Hüsnü Dağlarca iken fuarın son defa gerçekleştiği 2019 yılında bu isim Adnan Özyalçıner oldu. Kitap Fuarı 1989 yılından itibaren her sene bir ana tema seçerek, bu tema etrafında bir dizi panel ve söyleşi gerçekleştiriyor. 1989’da gerçekleşen 8. TÜYAP Kitap Fuarı’nın ana teması “Barış ve Kitap”, 38. TÜYAP Kitap Fuarı’nın ana teması ise “Edebiyatımızda 50 Kuşağı”ydı. Katılımcı sayısına baktığımızda ise şu veriyi görüyoruz: Fuar, gerçekleştiği 2019 yılında, eş zamanlı olarak gerçekleşen İstanbul Sanat Fuarı’yla birlikte 605 bin kişiyi ağırladı. 

2010 yılından itibaren “Uluslararası Kitap Fuarı” niteliğine kavuşan TÜYAP Kitap Fuarı, yıllardır yayınevlerinin yayın programlarını hazırlarken, yazarların ise kitaplarını yayımlatacağı zamanı belirlerken göz önüne aldıkları bir etkinlik olmayı sürdürüyor. Türkiye gibi sınıfların ha bire değiştiği, sermayenin el değiştirdiği, kurum ve kuruluşların ikinci nesle aktarılamadığı bir ülkede bunca yıldır bir fuar hayatta kalıyor, hatta her sene daha da ilgi ve insan topluyorsa, bu TÜYAP’ın ve ona emek veren kadroların büyük başarısıdır.

Fuarı ne yazık ki son iki senedir pandemi yüzünden kitapseverlere kapılarını açamadı. İki senelik suskunluktan sonra, bu sene 39. İstanbul Kitap Fuarı 3 -11 Aralık tarihleri arasında yeniden kitapseverlerle buluşacak. Başladığı günden bu yana Kitap Fuarı’nı var eden herkese selam olsun! 

TÜRK TİYATROSUNDA İSTANBUL, İBB YAYINLARI, AĞUSTOS, 2022

İBB YAYINLARI TÜYAP’TA

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları olarak bu yıl 3-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek TÜYAP Kitap Fuarı’na kitaplarımız, yazarlarımız ve tüm editoryal ekibimizle birlikte yoğun bir program eşliğinde katılıyoruz. Üç yıl gibi kısa bir sürede 12. sayısına ulaşan İST ve yayımlanmış 100’ün üstünde kitabıyla kitap fuarının en ilgiye layık yayınevinin İBB Yayınları olacağını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

İBB Yayınları olarak öncelikli hedefimiz kuşkusuz insan. İnsan, tarih, toplum birlikteliği bu açıdan bizim için yayıncılığın nirengi noktalarından biri. Düşünen, sorgulayan ve farkında olan bireye yolculuğunda eşlik etmek bizim için son derece kıymetli. Yaşadığı zamanı farkındalığıyla yeni baştan yaratan birey her zaman için kültürel, sanatsal yaratımın da odağında yer alan bireydir. Onun için en başından beri aklın, bilimin, yaratıcılığın tartısından geçmemiş bir yayıncılık kavrayışına tevessül etmedik. Yaşayan, soluk alan kitaplar yayımlamak öncelikli hedefimiz.

Bu zamana kadar yapılmamış pek çok işi de bu doğrultuda hareket ederek ele aldık. Çünkü bizim öncelikli hedeflerimizden biri de yayımladığımız kitapların okurda her zaman bir karşılığının olmasıdır. Kent kültürünü bütün yönleriyle kuşatacak bir yayıncılık anlayışı uzun yılların özlemi. İçimizde bir ukde olarak kalmasın istedik. Yayımladığımız kitaplar bu yolun başlangıcı, ilk eşiği olarak görülebilir. İstanbul tarihi ile ilgili kitapların yanı sıra başlı başına odağında İstanbul olan kitaplar yayıncılık anlayışımızın merkezinde yer alıyor. İstanbul’un dışına taşan konular da yayın skalamızda ayrı bir renk olarak kendisine yer buluyor. Tek başına sadece tarih değil, İstanbul’a dair her renk her ses yayın skalamızın önceliklerinden biri diyebiliriz.

Hayatın dokunduğu hiçbir şeye yabancı kalmıyoruz. İBB Yayınlar Koordinatörü Cengiz Özkarabekir’in öncülüğünde kolektif bir bilinçle hazırlanan tüm kitaplarımız bugüne kadar okurlarımızın bitmeyen bir ilgisiyle takip edilmeye devam ediyor. Pandemi günlerinin en yoğun zamanlarından bugüne eksilmeyen bir heyecan ve dinamizmle yolumuza devam ediyoruz.

Okurlarımızı TÜYAP Kitap Fuarı’nda yoğun bir program bekliyor. 4 Aralık Pazar günü İBB Yayınları’nın lansmanını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla gerçekleştireceğiz. Cumhuriyet’in 100. yılına doğru adım adım ilerlerken yayın programımızda da ağırlıklı olarak yer verdiğimiz Cumhuriyet kazanımlarını Yekta Kopan moderatörlüğünde gerçekleştireceğimiz bir dizi söyleşi etkinliğiyle perçinleyeceğiz. Ahmet Ümit ve Mario Levi ile “İstanbul ve Edebiyat”; Şansal Büyüka, Sevecen Tunç ve Ahmet Gülüm’le “Spor”; Zafer Toprak, Taha Akyol ve Emin Alp Malkoç ile “Lozan ve Cumhuriyet”; Pelin Batu, Deniz Çakır ve Zeynep Miraç ile “Kadın Hakları”; Gökhan Akçura, Hale Soygazi ve Göksel Kortay ile “Tiyatrodan Sinemaya İstanbul”, Umut Kurt, Tamer Dodurka ve Yonca Evcimik ile “Hayvan Hakları”; Merin Sever ve Refika Birgül ile “İstanbul Lezzetleri” başlığıyla gerçekleştireceğimiz söyleşilere okurlarımızın yoğun ilgi göstereceğini düşünüyoruz. Fuar standımızda yer alan canlı yayın stüdyomuzda gerçekleştireceğimiz söyleşiler İBB TV aracılığıyla fuara katılamayacak olan okurlarımıza ulaşacak. İBB Yayınları’na nefes veren yazarlarımız ve konuk yazarlarla yapılacak olan canlı yayın söyleşilerini ise Pelin Batu ve Deniz Yüce Başarır sunacak. 80’in üstünde yazarla gerçekleştireceğimiz fuar etkinlikleriyle toplumsal hafızayı diri tutmaya devam eden İBB Yayınları’nın kuşatıcılığını ve çok renkliliğini sevgili okurlarımızla bir kez daha paylaşıyoruz.

İBB Yayınları Genel Yayın Yönetmeni
Ahmet Bozkurt

1984 YILINDAKİ FUAR’DA YAŞAR KEMAL

İSTANBUL KİTAP FUARI ONUR YAZARLARI

1987 Fazıl Hüsnü Dağlarca 1988 Nadir Nadi
1989 Turhan Selçuk
1990 Aziz Nesin
1991 Melih Cevdet Anday 1992 Yaşar Kemal
1993 Rıfat Ilgaz
1994 Adalet Ağaoğlu 1995 İlhan Selçuk
1996 Peride Celal 1997 Vedat Günyol 1998 Fethi Naci
1999 Server Tanilli 2000 Şükran Kurdakul 2001 Semih Balcıoğlu 2002 İlhan Berk
2003 Tahsin Yücel
2004 Gülten Akın
2005 Vüs’at O. Bener
2006 Doğan Hızlan
2007 Metin And
2008 Füruzan
2009 Cevat Çapan
2010 Doğan Kuban
2011 Ferit Edgü
2012 Gülten Dayıoğlu
2013 Taner Timur
2014 Atilla Dorsay
2015 Tan Oral
2016 İoanna Kuçuradi
2017 Ayla Kutlu
2018 Selim İleri
2019 Adnan Özyalçıner

TÜYAP KİTAP FUARI

KİTAP FUARI’NIN YIL YIL BELİRLENEN ANA TEMALARI

1989 “Barış ve Kitap” 8. İSTANBUL KİTAP FUARI

1990 “Şiir ve İnsan” 9. İSTANBUL KİTAP FUARI

1991 “Türkçe” 10. İSTANBUL KİTAP FUARI

1992 “İstanbul” 11. İSTANBUL KİTAP FUARI

1993 “Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” 12. İSTANBUL KİTAP FUARI

1994 “Tiyatro” 13. İSTANBUL KİTAP FUARI

1995 “Sinemanın 100. Yılı ve Sinema Edebiyatı” 14. İSTANBUL KİTAP FUARI

1996 “Aşk ve Aşk Edebiyatı” 15. İSTANBUL KİTAP FUARI

1997 “İfade ve Yayınlama Özgürlüğü” 16. İSTANBUL KİTAP FUARI

1998 “Felsefe ve Edebiyat” 17. İSTANBUL KİTAP FUARI

1999 “Yeni Bir Yılın Eşiğinde Aydınlanma” 18. İSTANBUL KİTAP FUARI

2000 “Küreselleşme” 19. İSTANBUL KİTAP FUARI

2001 “Karikatür ve Gülmece Edebiyatı” 20. İSTANBUL KİTAP FUARI

2002 “Buluşmalar” 21. İSTANBUL KİTAP FUARI

2003 “Kent Kültürü ve İstanbul” 22. İSTANBUL KİTAP FUARI

2004 “Kültür, Sanat ve Edebiyatta Komşuluk” 23. İSTANBUL KİTAP FUARI

2005 “Türkiye’deki Avrupa, Avrupa’daki Türkiye” 24. İSTANBUL KİTAP FUARI

2006 “Bir Yolculuk Öyküsü-İstanbul Kitap Fuarı’nın 25 Yılı” 25. İSTANBUL KİTAP FUARI

2007 “Akdeniz’de Edebiyat; Edebiyat’ta Akdeniz” 26. İSTANBUL KİTAP FUARI

2008 “1968-40 Yıl Önce 40 Yıl Sonra” 27. İSTANBUL KİTAP FUARI

2009 “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri” 28. İSTANBUL KİTAP FUARI

2010 “İstanbul’u Yazmak” 29. İSTANBUL KİTAP FUARI

2011 “Umut: Düş mü? Gerçek mi?” 30. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2012 “Çocukluğum Yurdumdur- Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” 31. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2013 “Tarih: Geçmişteki Gelecek” 32. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2014 “Sinemamızın 100 Yılı” 33. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2015 “Hayata Gülümseyerek Bakmak” 34. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2016 “Felsefe ve İnsan” 35. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2017 “İyi ki Varsın Edebiyat” 36. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2018 “Hayatı Edebiyatla Kuşatmak” 37. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

2019 “Edebiyatımızda 50 Kuşağı” 38. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

Kitap Fuarı
TÜYAP Kitap Fuarı
TÜYAP
İBB Yayınları
Edebiyat
Söyleşi
Deniz Kavukçuoğlu
İstanbul
Sayı 012

BENZER

Cumhuriyet İstanbul’unda inşa edilen apartmanlar genel olarak odaları ferah, oturup çay, kahve içmeye müsait balkonlu dairelerden oluşan bahçeli, küçük binalardı. “Müteahhide verme” akımı başlayınca, hele kentsel dönüşüm furyasında, aynı alana olabildiğince çok daire sığsın diye evler kutuya, balkonlar eşiğe indirgendi. Apartmanlar bahçeleri yuttu. Gökyüzüne doğru da yükselmek gerekti. Malzeme yenilendi diye kâr ettik sandık ama koronavirüs hayatı durdurup herkesi eve yollayınca kaybettiklerimizi fark ettik. Şimdi yeniden teras, balkon, bahçe arıyoruz. Yenilenen konut tipi tercihimiz hem sağlığın gerekleriyle hem de geleceğin mimari projelerinin yansıttığı tabloyla uyumlu: İlle yeşil!
Şevval Sam, evde kalma günlerini yeni şeyler öğrenmek, yeni besteler yapmak ve bu yeni dünya halinin bize ne anlatmak istediğini düşünerek geçiriyor ve “Farkındalık her yaşın, her dönemin, her koşulun tek anahtarı” diyor.
Yazar ve şair Murat Menteş, ilk sayımıza özel, eskinin masalsı İstanbul’u ile bugünün telaşe dolu şehrini çarpıştırdığı bir öykü kaleme aldı ve yüzlerce yıl boyunca şehrimize hor davrandığımızı anlattı.