Elizabeth Lo: "İstanbullular gurur duymalı"

03 Haziran 2021 - 10:47

İstanbul silüetinde kedinin yeri, iki büyük imparatorluktan eski. Köpeğin yeri ise özellikle 19. yüzyılın sonuna kadarki Osmanlı dönemi boyunca her sokakta. Osmanlı’da hem halk hem de hayvanlar adına vakıf kurarak bağış yapan zenginlerin bir kısmı kedileri, köpekleri ve kuşları aç bırakmazmış. Fakat sokak kedilerini ve köpeklerini kıyımdan geçiren Batı’ya özenme hali, Osmanlı’nın son döneminde hem hayvanlara hem de İstanbul ahalisine büyük acılar yaşatmış. Yine de eski geleneğin izleri bugünkü İstanbul’da halen belirgin. O kadar ki, Stray (Sahipsiz) filminin ABD’li yönetmeni Elizabeth Lo, bir tek İstanbul’da hayvanların özgür olma haklarının korunduğuna tanık olmuş. Hayvanlara destek olarak bir arada yaşama kültürünü, Batı’nın hatta Doğu’nun da örnek almasını umduğu “benzersiz” bir uygulama olarak niteliyor.

Elizabeth Lo, çekimlerini iki yılda gerçekleştirdiği ve hiçbir sözlü anlatıcısı bulunmayan, sadece takip eden ve aktaran bu belgeselde üç sokak köpeğine başrolü vermiş. Köpeklerle birlikte oradan oraya koşarken hem onlara hem de onlarla aynı şartlarda yaşama tutunmaya çalışan mülteci çocuklara nasıl davrandığımız konusunda aynaya bakıyor olacağız. Stray, GAİN TV’de izlenebiliyor.

Elizabeth Lo

İstanbul’un sokak köpekleri üzerine bir film yapma fikri nasıl oluştu? Sokak köpeği kültürümüz hakkında bilginiz var mıydı, yoksa bu film sayesinde mi tanışma gerçekleşti?

Filmin çok kişisel bir çıkış noktası var. Kendi köpeğimin ölümünün yarattığı bir tepkiydi bu. Köpeğimin verdiği ilhamla, genelde hayatları bunu karşılayamayan varlıklara hikâyelerini anlatmaları için alan ve zaman sunmak, sinemanın sözsüz potansiyelini yaşanan en sıradan ve görünüşe göre en önemsiz yaşam tecrübelerinin yüceliğini ortaya koymak için kullanmak istedim. Böylece, Stray’in, büyüleyici ve karmaşık bir sokak köpekleri tarihine sahip olan İstanbul şehrindeki köpek kahramanlarından Zeytin’i buldum. Devlet 1900’lerden beri sokak köpeklerini yok etmeyi deniyordu, bunun ucu geçen yüzyıl kitlesel katliamlara ulaşmıştı. Fakat bu katliamlara karşı gerçekleştirilen geniş çaplı protestolar Türkiye’yi, sokak köpeklerini öldürmenin ve hapsetmenin yasak olduğu nadir ülkelerden biri haline getirmişti. Türkiye’ye geldim, çünkü sağlam sokak köpeği nüfusu olduğunu ve sokak köpekleriyle insanların İstanbul ve diğer şehirlerde benzersiz bir birlikte yaşam sürdüklerini duydum. Yani bu benim, dikkat çekici biçimde iyi dengelenmiş müşterek bir bakım gören Türk  sokak köpekleriyle bol bol vakit geçirdiğim ilk gelişimdi.

Çekim yerlerini veya köpekleri nasıl seçtiniz?

Önce Taksim Meydanı yakınındaki kalabalık bir yeraltı tünelinde birkaç Suriyeli gencin peşi sıra hızla yanımdan geçen Zeytin ve Nazar’la tanıştım. Cemil, Halil ve Ali sığınmacı olarak Türkiye’de sokakta yaşıyorlardı. Hep birlikte barınacak bir yer bulmalarından sonraysa aylar boyunca onları izledim. Şartlarının zorluğuna rağmen çocuklar ve köpekler geçici bir aile birliği kurdular. Köpekler olmasaydı Suriyeli çocuklar kendi şehirleri olmayan bu yerde kendilerini rüzgâra kapılmış hissedebilirlerdi. Belki aynı durum Zeytin ve Nazar için de geçerliydi. Bu beni derinden etkiledi. Aynı zamanda, Zeytin, insanlardan bağımsız kalmayı hep beceriyordu ve bu benlik algısıyla insana ait olmayan yordam, seyirciyi kuşatmasını sağlamak istediğim güzel ve yabancı bir şeydi.

Çekimler iki yıl sürmüş

Çekimlerin iki yıl sürdüğünü okudum. Bunca zaman sizin hayatınızda, algınızda herhangi bir şey değiştirdi mi?

Sanırım biz Batılılar sokak köpeği nüfusu yoğun ülkelerin insanlık dışı bir şey yaptığını veya hayvanlarına yeterince ihtimam göstermediğini düşünme eğilimindeyiz, fakat Türkiye’deki çekimler ilerledikçe ve ben, sokak köpeklerini İstanbul dokusuna başarıyla ve güvenle entegre eden bu ezber bozucu modeli gözlemledikçe, bunun tam tersinin doğru olduğunu düşünmeye başladım: Köpeklerin özgürce gezme hakkını koruyan Türk modeli, hep aramızda ve çevremizde yaşamaya evrilmiş bir türle daha şefkatli bir beraber yaşam için alternatif sunuyordu.

Kendinizi ait hissettiğiniz şehir hangisi? Bu deneyimden sonra kendi şehrinizle İstanbul’daki genel tavır ve yaşam algısını karşılaştırabilir misiniz?

Ben Hong Kong’da büyüdüm, Los Angeles’ta yaşıyorum. İstanbulluların şehirlerindeki sokak hayvanlarına karşı gösterdikleri toleranstan, güven ve sevgiden büyülendim. Hong Kong’da da LA’de de, evlerimizdeki hayvanlar iyi bakılıyor olsalar bile, sahibi olmayan köpekler sistematik biçimde rahatsız ediliyor, hapsediliyor veya yok ediliyor. Bence, sokak köpeklerinin aşılanıp özgürce yaşama hakkını koruyan Türkiye’deki yasalar, birlikte var olmanın çok daha aydın ve saygılı bir modeli.

Stray'in İstanbul silüetli afişi

Bazılarının telaffuz ettiği biçimiyle “sokak köpeği problemi” diye bir şey var mı?

Bana kalırsa sokak köpeklerinden “problem” olarak bahsetmek tümüyle kültürel bir ön yargı. Keşke Batı (ve de Doğu), Türkiye’den sokak köpeklerinin şehre nasıl entegre edileceğini ve onlara elbirliğiyle nasıl bakılabileceğini öğrense! Türk halkının uğruna büyük mücadele verdiği koruyucu hayvan hakları yasaları, bana göre, köpeklerle beraber yaşamanın en doğal örneği. Hem aramızda hem de kavgalarımızın dışında.

Filmdeki köpek dostlarınızdan halen haber alıyor musunuz?

İstanbul’da yaşayan Türk film yapımcısı ve Stray’in prodüktörü Zeynep Köprülü’den arada Taksim Meydanı civarında rastladığı Zeytin’in haberlerini alıyorum.

Aldığınız tepkiler nasıl?

“Özgür” köpek kavramı, fotoğrafın içinde onları yöneten bizler olmadan bile hayatlarının ne kadar zengin olabileceği gerçeği çoğunlukla olumlu tepki alıyor. Umarım bu, insanları kendi şehirlerindeki sokak hayvanlarıyla ilişkiler (veya onların eksikliği) üzerine düşünmeye iter. Hatta kendi köpekleriyle ilişkileri ve şans verildiğinde köpeklerin ne kadar derin ve maceracı olabildiği üzerine de.

İstanbullulara iletmemizi istediğiniz bir şey var mı?

Mümkün olduğunca çok İstanbullunun Stray’i izlemesini isterim çünkü Türkiye’yi benzersiz yapan sokak köpeği fenomeninin şehrin gurur duyması gereken bir şey olduğuna inanıyorum.

Stray
Sahipsiz
Elizabeth Lo
Belgesel
İstanbul
Sokak köpekleri
Köpek
Sayı 006

BENZER

1929-1933 yılları arasında, mart, nisan ve mayıs aylarında şehir gündemine düşmüş olaylar, o olaylara dair anları donduran simge fotoğraflar ve ilgili gazete haberleri...
Genellikle haksız yere erkek meslektaşlarının gölgesinde bırakılsalar da, bizi çok güldüren kadınlar var. Sayfalarımıza konuk ettiklerimizin her birinin mizah anlayışı başka; kimisi kadının farklı hallerine çeşitli pencerelerden bakıyor, kimisi “kaliteli boş yaparak”, kimisi ise dünyayı gezerken güldürüyor. Ortak özellikleri çok iyi birer gözlemci olmaları.
Kamera, yönetmenle seyircinin buluşma noktası. Birlikte çıkılan gezide yönetmen kılavuz, seyirci seyyah... Bize göz olan ve bambaşka hayatların perdesini aralayan film yönetmenlerimizden, bu kez, bize onların İstanbul’unu anlatacak birer ‘sahne’yi dondurmalarını istedik. Bize kendi çektikleri fotoğraflara eşlik eden cümleleriyle İstanbul’u anlattılar.