Bugün 23 Nisan, makam sahibi oluyor insan!

Fotoğraf
Murat Toklucu Arşivi, Cengiz Kahraman Arşivi, Depo Photos
25 Şubat 2021 - 15:19

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920’nin birinci yıldönümünde bu tarih millî bayram kabul edildi. Bayrama bir isim konulmamıştı. Yasa metninde “Millî Bayram” olarak geçiyor, gazetelerde “Hakimiyet-i Milliye Bayramı”, “İstiklal Günü”, “Meclis Bayramı” gibi farklı isimlere rastlanıyordu.1

1925 yılında, sonradan Çocuk Esirgeme Kurumu’na dönüşecek Himaye-i Etfal Cemiyeti bu bayram gününü “Himaye-i Etfal Günü” ilan etti. Böylece 23 Nisan dünyada ulusal düzeyde kutlanan ilk çocuk günü oluyordu. Cemiyet, 23 Nisan’ı 1927’den itibaren “Çocuk Bayramı” adıyla kutlamaya başladı. Bundan böyle 23 Nisanlarda hem Çocuk Bayramı hem de Meclis’in açılış yıldönümü kutlanacaktı.

Çocuk Bayramı’nın kısa sürede benimsenmesi, 1929 yılında 23-29 Nisan arasının “Çocuk Haftası” ilan edilmesi düşüncesini doğurdu. Artık kutlamalar bir haftaya yayılacak ve etkinlikler çeşitlenecekti. Bayram organizasyonunu dört yıldır sürdüren Himaye-i Etfal Cemiyeti tüm haftaya yayılan kutlamaların altından tek başına kalkamayacağı için 1929 yılı kutlamalarının organizasyonuna Türk Ocakları da dahil edildi.

Türk Ocakları, 1929 yılı Çocuk Haftası hazırlıklarına “çocuklara hakiki bir bayram neşesi yaşatmak” hedefiyle başlamıştı. Yani resmî törenlerden ibaret, sıkıcı bir bayram yerine çocukların gerçekten eğlenip kutlama yaptığı bir bayram düzenlemeyi amaçlıyorlardı.

23 Nisan 1929 tarihli Cumhuriyet gazetesi

İstanbul’daki organizasyonu İstanbul Türk Ocağı üstlendi. Çocuklar için yarışmalar, konserler ve spor gösterileri yapıldı. Tramvay, vapur ve tiyatroların ücretsiz olduğu bayramda sinemalarda da çocuklar için ücretsiz seanslar vardı. Hafta boyunca farklı semtlerde kurulan bayram yerlerinde atlıkarınca ve salıncaklarda eğlenen çocuklar kukla, hokkabaz ve karagöz gösterilerini izledi. Yoksul çocuklara oyuncaklar ve masal kitapları dağıtıldı. Trenle ya da kendilerine tahsis edilen otobüslerle yaşadıkları yerin uzağındaki semtlere götürülen çocukların kenti daha yakından tanımaları sağlandı. İlk kez bir çocuk balosu düzenlendi.2

Kutlamaların bir hafta sürdüğü 1929’un bir özelliği de çocukların makam koltuklarına oturma geleneğinin başladığı yıl olmasıydı. İlk kez o yılki kutlamalarda İstanbul Türk Ocağı’nın yönetimi çocuklara devredildi. Kendi aralarından bir başkan seçecek çocuk yönetim kurulu üyelerinin bir hafta boyunca aldığı tüm kararların uygulanacağı duyuruldu.3

23 Nisan’da yönetimi devralan çocuklar aralarından Burhanettin’i başkan, Sevim’i genel sekreter seçtiler. İlk gün valiyi, belediye başkanını ve diğer kent yöneticilerini ziyaret eden çocuk yönetim kurulu çeşitli semtlerdeki kutlamalara da katıldı. İlkokullardan seçilen öğrencilerle bir kongre düzenleyen çocuklar haftanın en önemli etkinliği olan balonun organizasyonunu da üstlenmişti. 29 Nisan’da koltuklarını devretmeden önce tüm çocuklar adına kaleme aldıkları ve taleplerinden oluşan bir mektubu Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı’na gönderdiler. Gazetecilere yaptıkları açıklamada Türk Ocağı’nın kendilerine duyduğu güvene teşekkür ediyor, büyüyünce yapacakları işleri şimdiden gördükleri için mutlu olduklarını söylüyorlardı.

24 Nisan 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi haberi

Çocukların 1929’da İstanbul Türk Ocağı’nı bir hafta yönetmeleri çok güzel sonuçlanmış ve özellikle görev alan çocuklar için unutulmaz bir anı olmuştu. Herkes memnundu. Bu nedenle ertesi yıl koltukları çocuklara devretme uygulamasının genişletilmesine karar verildi. Cumhuriyet gazetesinin 22 Nisan 1930 tarihli, “Çocuklar Saltanatı Başlıyor - İstanbul Yarın İşgal Altına Alınıyor” başlıklı haberinde, 23 Nisan günü İstanbul’daki bütün resmî makamlara 6 ile 12 yaş arası 200 çocuğun oturacağı yazıyordu. Validen defterdara, sağlık müdüründen parti müfettişine kadar tüm yöneticiler koltuklarını bir günlüğüne çocuklara bırakacak, gazetelerin yazı işleri de çocuklara teslim edilecekti. İstanbul Türk Ocağı ise geçen yıl olduğu gibi hafta boyunca çocuklar tarafından yönetilecekti.

Ancak belki makama oturacak çocuk sayısının fazlalığından, belki iyi planlama yapılmadığından bazı beklenmedik durumlarla da karşılaşıldı. Örneğin, gazetelerde “İstanbul Valisi Nejat Bey” diye anılan Beyoğlu 5. Mektep öğrencisi Nejat, postanede tatil günü para havalesi yapılmadığından şikâyet eden vatandaşı haklı bulduğunu ve “bu işin icabına bakacağını” söyleyerek önüne geleni azarlamıştı. Belediye başkanlığı koltuğuna oyuna daldığı için iki saat gecikmeli oturan 27. Mektep’ten Suat, Taksim Meydanı düzenlemesini halletmeyi, çocukları ezen şoför ve vatmanları sınır dışı etmeyi vaat ediyordu. Bir günlük millî eğitim müdürü, okul süresinin fazlalığından yakınıp yılın altı ayının tatil olması gerektiğini söylemekteydi. Darülfünun emini yani İstanbul Üniversitesi rektörü olacak çocuk makama oturmaya gitmiş ancak okul kapalı olduğu için geri dönmüştü.4

Emniyet Müdürlüğü’ne atanan 28. Mektep’ten İsmail Hakkı’nın ilk işi ise polis memuru olan babasını Taksim Polis Merkezi’ne tayin etmek olmuş, bir günlük vali de tayini onaylamıştı. Akşam gazetesi 26 Nisan’da “Bir günlük polis müdürünün emri hakikaten infaz edilerek İsmail Hakkı’nın babası Hikmet Efendi Taksim Polis Merkezi’ne nakledilmiştir” diye yazıyordu.

Bir günlüğüne parti müfettişi olan 19. Mektep’ten Mustafa Kemal ise tam bir kadın düşmanıydı! Gazetecilerin, o sıralarda gündemin en önemli konusu olan kadınların milletvekili ve hâkim olmasıyla ilgili ne düşündüğünü sorması üzerine “Buna katiyen karşıyım. Kadınlar evde oturup ev işi yapsınlar, dikiş diksinler” demekle kalmamış, “bütün gün oturup laklak etmekle” suçladığı Kadın Birliği’nin kapatılması gerektiğini de söylemişti.5

Makam koltuğuna oturan çocukların icraatlarıyla ilgili haberlere geniş yer ayıran gazetelere eğlence çıkmıştı

Makam koltuğuna oturan çocukların icraatlarıyla ilgili haberlere geniş yer ayıran gazetelere eğlence çıkmıştı. Ama gazetelerin asıl gözdesi bir haftalığına Türk Ocağı Başkanı olan Necdet’ti. Necdet ve yönetim kurulu üyesi arkadaşları, Himaye-i Etfal yararına düzenlenen çocuk balosuna davetiye satın almadan girmek istemiş ama kendilerinin de herkes gibi davetiye satın alması gerektiğini duyunca küplere binmişlerdi. Eğer istedikleri yapılmazsa yönetim kurulu olarak istifa edeceklerini söyleyince geri adım atıldı ve baloya bedava girmeleri sağlandı. Başkan Necdet ertesi gün gazetecilere konuşup memnuniyetsizliğini şöyle dile getiriyordu: “Güya idareyi çocuklara vereceklerdi ama her işimize karışıyorlar. Bir haftalık idare heyeti olarak makamlara atanan çocukların Türk Ocağı’ndaki baloya bedava girmelerini kararlaştırmıştık ama bizden de para istediler. Sözümüz dinlenmezse hemen istifa edeceğimizi söyledik ve sözümüzü kabul ettirdik. Zaten büyüklerin yaptığı balo da bir şeye benzemedi. İşi bize bıraksalardı baloyu Tokatlıyan’da yahut Pera Palas’ta yapacaktık, onlar Türk Ocağı’nda yaptılar.6

Necdet’in, sert demecinin gazetelerde yayımlandığı gün makamına gitmemesi istifa ettiği söylentilerine yol açtı. Cumhuriyet gazetesinin 27 Nisan’da “Bir haftalık minimini Reis istifa mı etti?” başlığıyla verdiği habere göre, “Türk Ocağı idaresinden çocuk olmayan bir zat” şunları söylemişti: “Çocuk efendim! Bir istedi mi isterim de isterim diyor. Geçen seneki Reis de çocuktu ama makul şeyler istemişti. Necdet Bey’in istifa etmesi dünyanın sonu değil. İstifa ettiği takdirde başka bir çocuk göreve vekalet edecektir.

Neyse ki ertesi gün Necdet makamına oturdu ve bir gün önce hasta olduğu için gelemediğini, yeniden vazifesinin başında olduğunu söyleyerek yüreklere su serpti.7 Makamındaki son gününde de bir açıklama yapan Necdet, öncelikle gazete haberlerinde “çocuk saltanatından” söz edilmesini esefle karşıladığını söyledi ve “Cumhuriyet ve demokrasi döneminde saltanat olamayacağını düşünemiyor musunuz?” diye gazetecileri fırçaladı.

Arkasından “Yapılacak daha çok işimiz vardı. Bize kalsa mevkilerimizi bırakmayı kesinlikle düşünmezdik ama bir hafta bittiği için maalesef devredeceğiz” diyen Necdet, yönetimdeki çocuk arkadaşlarından memnun olup olmadığının sorulması üzerine “Yalnızca iki hanım arkadaşımızdan memnun değilim. Bu hanımlar vazife nedir bilmiyorlar. Düşününüz, şimdi vazifesini ihmal eden bu hanım arkadaşlarım yarın bir mebus veya belediye başkanı olsa halimiz nice olur?” diyerek bir haftalık icraatının üzerine tüy dikecekti.8

1930 başlarında iki ufaklığın dans ettiği bir balo

Türk Ocakları kapandığı için organizasyonunu Halkevleri’nin üstlendiği 1931 yılı kutlamalarında da bazı makamlara çocuklar oturtuldu ama sayı düşürülmüştü.

Geçen seneden ağzı yanan büyüklerin daha hazırlıklı olduğu da göze çarpıyordu. İstanbul valisi koltuğuna oturan 10. Mektep öğrencisi Remzi, Nestle fabrikasından iki kutu çikolatanın Darülaceze’deki yoksul çocuklara dağıtılmasını istemiş ve bu isteği yerine getirilmişti. Ancak Remzi’nin Sağlık Müdürlüğü’nde çalışan babasını terfi ettirme talebi, bu atamada yetkinin Sağlık Bakanlığı’nda olduğu söylenip savuşturuldu.9

1932’de, İstanbul’da makam koltuklarını çocuklara teslim etme uygulamasından sessiz sedasız vazgeçildi. Bir hafta süren etkinlikler yine çok eğlenceli ve çocuklara bayram sevinci yaşatan türdendi ama artık makam koltuğu devri yapılmayacaktı. 1930’lu yılların gazetelerinde, İstanbul’da son verilen uygulamanın başka bazı il ve ilçelerde sürdürüldüğüne ve enteresan manzaralar yaşandığına dair haberlere rastlayabiliyoruz. Örneğin, 1934’te Muğla’nın Milas ilçesinde belediye başkanı olarak atanan beşinci sınıf öğrencisi Metine Hanım, ilk iş olarak fırınlarda satılan ekmeklerin tartılmasını emretmiş, istisnasız bütün fırınlardaki ekmekler eksik gramajlı çıkmıştı.10

İstanbul’daki 1936 yılı 23 Nisan kutlamalarında ise çok ilginç bir olay oldu. Yeni Nesil Mektebi beşinci sınıftan Kadri kendisini vali olarak atamaya karar vermiş ve yardımcısı olarak seçtiği sınıf arkadaşı Faruk’la birlikte koltuğu teslim almaya gitmişti. Resmî  tatil olduğu için ortalıkta pek kimse yoktu. Valilikte karşılaştıkları bir görevli çocukların makam koltuğuna oturtulması uygulamasının yeniden başladığı yanılgısına düşerek Kadri’ye valilik koltuğunu gösterdi. Olayın devamını 25 Nisan 1936 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki “Çocuk Valinin Muzipliği” başlıklı haberden okuyalım: “İş bu kadarla da kalmamış, birçok evrakı altüst eden, havaleler yapan ve telefonla öteye beriye emirler veren küçük vali, bir otomobile binerek çocuk alayına iştirak etmiş, Darülaceze’ye ve Haseki Kadın Hastanesi’ne ziyaretler yapmış ve bu gezinti esnasında taksinin yazdığı 19 lirayı Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan alması için şoföre bir kâğıt yazarak otomobilden inmiştir. Çocuk vali ve muavini dün de Vilayete giderek makamlarına oturmuşlardır. Saat 11’e kadar yine birçok işler beceren, Vilayet hademesinin maaşına 10 lira zam yapan ve birçok kağıtlar imzalayan küçük yaramazlar, limanda bulunan Fran torpidolarına resmî (!) bir ziyaret yapmaya karar vermişlerdir. Fakat bu sırada parasını almak için muhtelif yerlere başvuran şoför resmi makamları ikaz etmiş ve bunun üzerine küçüklere mekteplerine gitmeleri tavsiye edilerek Vilayetten çıkarılmışlardır.

23 Nisan 1993, Süleyman Demirel makamında çocukları ağırlıyor

Dönemin gazeteleri tarandığında, 23 Nisan’da çocukların makam koltuğuna oturması uygulamasının yavaş yavaş unutulduğu anlaşılıyor. Milas örneğinde olduğu gibi Anadolu’dan gelen bazı haberlere rastlansa da bunun yaygın ve düzenli bir etkinlik olduğunu, bir geleneğe dönüştüğünü söylemek pek mümkün değil. Uygulama 1960’lı yıllarda yeniden hatırlandı ve İstanbul dahil birçok kentte koltukların çocuklara devredilmesi bir geleneğe dönüştü. Yeni dönemin farkı ise çocukların koltuklara bir gün ya da bir hafta yerine, sembolik sürelerle oturtulmasıydı.

Önceki yıllarda çocuk heyetleri Ankara’daki tüm yüksek makamlar tarafından ağırlansa da bu koltukların çocuklara devredildiğine dair ilk habere 1966 yılında rastlıyoruz. Hürriyet gazetesinin 24 Nisan 1966 tarihli haberine göre, Başbakan Süleyman Demirel’i ziyaret eden çocuklardan biri “Eskiden 23 Nisanlarda makam koltukları çocuklara bırakılıyormuş” deyince Demirel “İsterseniz ben de bırakayım” deyip koltuğunu kısa süreliğine çocuklara devretti. Görüldüğü gibi bu da planlı bir etkinlik değildi, bir tesadüf sonucu gerçekleşmişti.

Çocukların cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı koltuklarına oturması 1984’ten itibaren gelenek haline gelecekti.

Dipnotlar

1 Mehmet Ö. Alkan, “23 Nisan’ın Gayri Resmi Tarihi (En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak-5)”, Toplumsal Tarih, Sayı 208, Nisan 2011, s. 54.

2 “Çocuk Haftası Neşe İçinde Kutlanıyor”, Yarın, 26 Nisan 1929.

3 “Çocuk Haftasının İlk Günü”, Cumhuriyet, 24 Nisan 1929.

4 “Çocuklar işbaşına geçti”, Akşam, 24 Nisan 1930.

5 “Çocuklar Dün Öğleden Sonra İşe Başladılar”, Milliyet, 24 Nisan 1930.

6 “Türk Ocağı’nda Verilen Balo”, Cumhuriyet, 26 Nisan 1930.

7 “Ocak Reisi İstifa Etmemiş”, Yarın, 28 Nisan 1930.

8 “Çocuk Hâkimiyeti Bitti”, Milliyet, 30 Nisan 1930.

9 “Çocuklar dün İstanbul İdaresine Vaziyet Ettiler”, Cumhuriyet, 26 Nisan 1931.

10 “Çocuk Belediye Reisinin Meydana Çıkardığı Hakikat”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 1934.

23 Nisan
Bayram
Çocuk Bayramı
Tarih
Murat Toklucu
Sayı 005

BENZER

İST'in ikinci sayısında 14 çizerimizi sayfalarımıza davet ettik. Bize çizdiklerinin yanı sıra hayatlarından hikâyelerle kendi İstanbullarını anlattılar.
Son dönemin, sahne sanatçıları için neredeyse hayat memat meselesine dönüştüğünün farkındayız. Bu yıl 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü, insanlarla da işiyle de ilişkisini büyük bir aşk üzerine kuran muhteşem oyuncu Yıldız Kenter’in hiçbir yerde yayımlanmamış belki de son söyleşisine yer vererek kutluyoruz. Kaybettiğimiz ve hayattaki tüm sanatçılarımıza saygıyla.
İstanbul’un sokaklarını, vapurlarını şehrin diğer sakinlerinden farklı ruhla hisseden, farklı gözle gören bir müzisyen Evrencan Gündüz. Babası Asım Can Gündüz’ün ona genç yaşındayken hediye ettiği ilk gitarıyla insanların karşısına geçip müzik yaptığı ilk yer de bu sokaklardı.