Çizgi roman üniversiteli oldu

25 Kasım 2021 - 09:00

İstanbul’un ve Türkiye’nin sanatçı madeni Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, tüm bölümlerinin ortak dersi olarak programına bir çizgi roman dersi kattı. 22 Ekim 2021’de ilk dersi online gerçekleştirilen çizgi romanı, dersin hocası Ersin Karabulut’la konuştuk. Epeydir yurt içinde ve dışında atölye eğitimleri veren ünlü çizer de Mimar Sinan mezunu.

“Akademik eğitim ve çizgi roman uzun süre birbiriyle pek iyi geçinememişti nedense. Belki bundan sonra çizgi romanın bir sanat dalı olarak gelişmesine katkı sağlayabiliriz” demiştiniz bir tweet’inizde. Çizgi romanın eğitimden, sanattan negatif bir tutumla bu kadar ayrı tutulması, gelip geçici bir çocukluk hevesi muamelesi görmesi nedendir dersiniz?

Çizgi romanın daha çok bir “entertainment” [eğlence] aracı olarak görülmesiyle ilgili sanıyorum. Gerçi sinema ve televizyon da öyle ama onlar o kadar büyük bir endüstriye sahip ki sanatsal değeri görmezden gelinemiyor. Bir şeyin sanat olarak tanımlanması meselesi zaten başlı başına karmaşık bir konu. Ben küçükken ailem çizgi roman okumamı pek istemezdi. Sebebini sorduğumda babam bir keresinde “Konuşma balonları büyük harflerle yazılıyor” demişti. O zaman bunu mantıklı bir gerekçe olarak görmüşüm gibi davransam da hiç anlam verememiştim. Aslında daha çok “bunlarla vakit kaybedeceğine derslerine çalışırsan daha iyi olur” tarzı bir şeydi sanırım. Bir de çizgi romanın ahlak anlayışına zarar verdiğine dair bir kanı yaygındı sanki. ‘90’lı yıllarda Ayşe Özgün sabah programında o dönemin en sevilen dergisi L-Manyak’ı çıkarıp “Bunlar nedir böyle?!” diye ayıplamıştı. Zaten biliyorsunuz, çizgi romanı normal kitap arasına koyup okuma klişesi vardır. Hep gizlenerek yapılan bir eylem, bir nevi “guilty pleasure” [hem zevkle hem de güzel yahut doğru olarak kabul görmediği için mahcubiyetle yapılan şey] dedikleri türden. Durum sadece bizde öyle değil, ‘50’li yıllarda ABD’de Comics Code Authority diye bir şey var; devlet tarafından çizgi romanda şunlar çizilebilir, şunlar çizilemez diye bir sansür uygulanmış üreticilere. Ben içerisinde hem edebiyat hem de resim barındıran inanılmaz kullanışlı bu sanat dalının nasıl olup da dönem dönem hafife alındığını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Öyle sunulmuş, öyle de devam etmiş. Ama artık ülkemizde de dünyada da değişiyor.

Animasyon film dalında Oscar Ödülü'ne aday gösterilen Persepolis, İran asıllı Fransız sanatçı Marjane Satrapi'nin aynı adlı çizgi romanından uyarlanmıştı

Çizer olarak, soranlara mesleğinizi anlatmakta, yani mesleğinizi meslek olarak kabul ettirmekte sıkıntı yaşadığınız oluyor mu?

Eskiden daha zor oluyordu. “Karikatürist” dersen kolaylıkla anlıyorlar. Cem Yılmaz’ın mesleğe karikatürist olarak başladığını bilen bir kitle var; onlara denk gelirsen bunu bir basamak olarak görebiliyorlar, o zaman “Üzülme yaa, şu an karikatürist olabilirsin ama ilerde Cem Yılmaz gibi olman mümkün” tarzı bir teşvike maruz kalıyorsun. “Çizer” desen, o daha zor. Neyi çiziyorsun? “Çizgi romancıyım” gibi bir cümleye hiç girmiyorum bile. Çizgi romanın ne olduğunu biliyorlar ama onların bir insan tarafından oturulup yapıldığına dair bir bilgi yoksa anlatmak zor. Genel olarak bunun meslek olarak yapılabildiğini anlatma mücadelesine hiç girmiyorum. Mümkünse kaçıyorum o konudan.

Çizgi romanın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesine girmesi neden önemli? Daha sonra bağımsız bir bölüme dönüştürülmesi düşünülüyor mu?

Burada önemli olan, ülkenin en eski ve köklü sanat okulunun çizgi romanı bir sanat dalı olarak görüp eğitimini vermeye layık bulması bence. Şimdilik “ortak dersler bölümü” içerisinde bir ders olacak. Her bölümün üçüncü sınıfından öğrenci katılabiliyor. Çizgi roman üzerine bir bölüm açma projesi yok fakat animasyon bölümü bu sene ya da seneye açıldığında, çizgi roman dersi o bölüm içerisinde devam edecek.

Tek hoca sizsiniz. Nasıl bir ders programı hazırladınız?

Şu an için tek hoca benim, ileride başkalarını da dâhil edebilmeyi umuyorum. O zamana kadar her ders piyasadan yazar ve çizer arkadaşlarımı konuk alacağım. Genel olarak “çizgilerle öykü anlatma teknikleri” nelerdir, onları kurcalayacağız. Bu bir “çizmeyi öğretme” dersi değil. Dolayısıyla mevcut çizgi becerisiyle ne yapılabilir, hangi çizgi hangi öyküyü taşıyabilir ya da hangi öyküyü nasıl resimleriz gibi meseleler konusunda yardımcı olabilmeyi umuyorum.

"İhtiyatsız Adam" karakteriyle daha çok bilinen çizer Kemal Aratan Bir Gece Daha çizgi romanında karikatüristleri anlatır

Çizgi romancı olmaya uygun muyum diye kendimizi tartmak istesek, kendimizde nasıl yetenekler, özellikler aramalıyız?

Çizgi romanda çizgi ve hikâye birleşiyor. Dolayısıyla bunun neresinde durmak istediğiniz önemli. Sadece yazıyor olabilirsiniz. Kendi dünyanıza uygun, anlatmak istediklerinizi iyi ifade edebilecek bir çizer bulursanız güzel şeyler oluşturabilirsiniz. Aynı şekilde çizgisi olan fakat öykü yazamayan insanlar da takım oluşturabilir. Bence önemli olan şu: Çizgi roman okutmak için yapılan bir şey, duvarınıza astığınız bir tablo değil. Haliyle insanların neleri nasıl algılayabileceğini tahmin ve tespit edip sayfalarınızı ona göre dizayn etmeniz gerekiyor. Senaryosu güzel olup kötü çekilmiş filmler gibi, çizgi romanı da kötü “çekmek” mümkün. İnsanların her karede ne kadar zaman geçireceği, hangi konuşma balonundan hangisine geçeceği, gözlerinin nerede dinleneceği, hepsi sizin tasarlamanız gereken şeylerdir. Bunları iyi yapamadığımızda, okur sebebini dillendirmese ya da doğrudan düşünmese de sıkılır ve okumaz.

Japon çizgi roman geleneği manganın dünyada popülerleşmesi, çizgi roman okullarına kapı açan gelişmelerden biri midir?

Manga dünyasına pek giremediğim için fikir yürütemiyorum ama yüksek satış rakamlarının muhakkak ki etkisi olmuştur. Fransa gibi çizgi romanın yüksek sanat sayıldığı bir ülkede bile manganın frankofon çizgi romanın kurtarıcısı olduğunu söylüyorlar. Çocuk kitaplarından “graphic novel” dedikleri ciddi işlere geçerken bir tür basamak oluyor sanırım. Japonya teknik işleri iyi beceren bir ülke olduğundan, bu çizgi roman konusunu da inanılmaz bir boyuta taşıdılar. Dört beş kişilik ekipleri olabiliyor. Ön plandaki karakterleri birisi çiziyor, arka planları başkası. Kurşun kalem eskizleri birisi yapıyor, diğeri çiniliyor, bir başkası renkliyor. Haliyle çok fazla üretiyorlar.

Ersin Karabulut
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
MSÜ
Çizgi Roman
İstanbul
Sayı 008

BENZER

Genç Türkiye Cumhuriyeti 1920’li yıllarda devrimleri büyük oranda tamamlamış, kısa süre içinde zamanın ölçümünden kılık kıyafete, okuma yazma alışkanlıklarından kadın erkek ilişkilerine kadar gündelik hayatta birçok yenilik uygulamaya konulmuştu. Bu yeniliklerin ne anlama geldiğinin, toplumun bunlardan nasıl yarar sağlayacağının ve yeni Türkiye’nin eskisinden daha iyi bir yolda olduğunun açıklanması, yani devrimin topluma mal edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, 1930’lu yılların ilk yarısına damgasını vuran bir propaganda seferberliği başladı. Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamaları da bu seferberliğin bir parçasıydı.
Yüz yüze eğitimin ilk aylarını geride bıraktığımız bugünlerde İstanbulluların okullardaki salgın önlemlerinin yetersizliğinden, sınıfların kalabalığından, öğretmenlerin yorgunluğundan, öğrencilerin uyum sorunlarından, trafikten ve okul servislerinden şikâyet ettiğini sıklıkla duyuyoruz. Banu Tuna, eğitimle ilgili güncel problemleri, çözüm önerilerini ve talepleri pandeminin de öncesine uzanarak sistemin içindeki paydaş ve uzmanlardan dinledi.
Müzisyen Aylin Aslım, yakın dost olmasalar da “Balkan kökenli İstanbullu” iki genç kadın olarak kalabalıklarda birbirlerini çektiklerine inandığı, kendini yakın hissettiği, çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği gazeteci Sevim Gözay’ı anıyor. 14 Ocak 2021’de 49 yaşındayken kaybettiğimiz Gözay’ın ani ölüm haberini almasıyla başlayan iç muhasebesini aktarıyor: Sevdiğimiz insanların ve beğendiğimiz işlerin hakkını veriyor muyuz?