Yerli malı yurdun malı

Fotoğraf
Gökhan Akçura Arşivi
25 Kasım 2021 - 18:39

1929 yılında dünya, ekonomik krizin tam göbeğinde yaşıyordu. 13 Kasım 1929 günü Başvekil İsmet İnönü, ödemeler dengesinde ortaya çıkan açık nedeniyle ve Türk parasının giderek değerinin düşmesini önlemek amacıyla alınan önlemleri TBMM kürsüsünden açıkladı. Konuşmanın bizi ilgilendiren bölümü şöyle başlıyordu: "Şimdi iktisadi açığın girift olan, güç olan asıl millî kısmına geliyorum. Devlet hayatında olduğu gibi millet hayatında da kendi kaynağıyla, yani üretimiyle yetinmek endişesi; işte asıl büyük tedbir budur. Millet kendi üretiminden fazla sarf etmeyerek kanaatkâr bir hayata girmek mecburiyetindedir..."

İnönü, bizde millî iktisat diye bir kavramın henüz yerleşmemiş olmasından şikâyet ederek örnekler veriyordu: "Eğer vatandaş ekmekle kahve arasında kararsız kalacaksa, onun kahveyi tercih edip dermansız düşmemesi için gücümüzün yettiği kadar kulağına bağıracağız. Güzel lavanta sürünmüş ince ipekliler içinde Türk kızlarının cılız ve ciğeri çürümüş bir hale gelmesine izin vermeyeceğiz. Anadolu dağlarının sarı çiçeklerini başına takarak gürbüz vücutla cephane taşıyan anaları gibi, kızlarımızın sağlam vücutla ve her şeyden evvel kuvvetleri, kanaatkârlıkları, tasarrufları ile kendi yuvalarını yıkılmaz kaleler gibi sağlamlaştırmalarını isteyeceğiz."1

Daha bu konuşma yapılmadan önce, 30 Mart 1929 tarihinde dönemin gençlik örgütü MTTB (Millî Türk Talebe Birliği) yaptığı bir toplantıyla “Yerli malı kullanalım!” kampanyası başlatmıştı. MTTB, kısa bir süre sonra “Yerli Mallarını Koruyalım Mitingi” de düzenledi. Bu girişimlerin bir sonucu olarak 19 Nisan 1929 tarihinde Yerli Malları Koruma Cemiyeti kuruldu.2 Ama bu cemiyetin faaliyetleri kısa sürdü. Çünkü cemiyet, 23 Aralık 1929 günü kurulan ve çok daha güçlü bir örgüt olan Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ne katıldı. Mustafa Kemal’in himayesinde kurulan Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti yönetim kurulunda TBMM Reisi Kâzım Özalp başkanlığında bütün milletvekilleri ve üst düzey bürokratlar yer aldı. Genel sekreterliğe İzmir Milletvekili ve eski İktisat Vekili Rahmi [Köken] Bey, müşavir müdürlüğüne ise ekonomi yazılarıyla dikkatleri çekmeye başlayan Vedat Nedim [Tör] getirildi.

Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin amaçları şöyle sıralanıyordu:

1. Halkı israfla mücadeleye, hesaplı, tutumlu yaşamaya ve tasarrufa alıştırmak,
2. Yerli mallarını tanıtmak, sevdirmek ve kullandırmak,
3. Yerli malların miktarını yükseltmeye, dayanıklılık ve zarafet itibariyle hariçteki benzeri mallar derecesine getirmeye ve fiyatlarını ucuzlatmaya çalışmak,
4. Yerli malların sürümünü arttırmak.

Yerli Mallar Sergisi, 1937

Niçin yerli malı kullanmalıyız?

Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin halka dağıttığı ilk broşürlerden biri konumuzla çok ilgilidir ve Niçin Yerli Malı Kullanmalıyız? adını taşımaktadır. Broşürde önce 1928 senesinde yiyecek ve içecek maddelerinin ithalatı dolayısıyla yurt dışına giden döviz miktarı madde madde sıralanmakta; ardından “Bu adetler bize ne diyor?” sorusuna cevap verilmektedir:

"Bu adetler bize diyor ki:
Siz Türkler memleketinizde yetişen ve yapılan mallara rağbet göstermiyorsunuz.
Hariçten gelen malları tercih ediyorsunuz.
Yüz milyon liralık yiyecek, içecek ve giyecek eşyasının memleketimize girmesinden ben, sen, o, hepimiz mes’ulüz.
Eğer ben, yerli pirinç dururken yabancı pirince on para vermesem,
Eğer sen, yerli konservelerimiz dururken, yabancı konservelerine on para vermesen,
Eğer o, yerli kumaşlarımız dururken yabancı kumaşlarına on para vermese,
Türkiye’ye de bu kadar liralık yiyecek ve giyecek girmez.
O halde bugünkü halimizden biz mes’ulüz. Ve gene o halde bugünkü halimizi düzeltecek de biziz.
Vatandaş! On paralık bir şey alırken bile yerli malını tercih et.
Yerli malı satmıyan dükkânlardan alış veriş etme!

Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin çalışma programında her yıl 12 Aralık gününden itibaren kutlanacak olan “Tasarruf ve Yerli Malı Haftası” da yer alıyordu. Çocukluk yıllarında bu haftalara tanık olmuş olan Turan Muşkara anlatıyor: "Otuzlu senelerde ‘Yerli Mallar Haftası’ ve ‘Tasarruf Haftaları’ yazılmamış inkılâplardandır. Basının, fakat bilhassa genç Türkiye’nin hamurunu yoğuran öğretmen ordusunun gayretleri ve millî şuur tereddütsüz ‘tasarruf’ ve ‘yerli malı’ etrafında bütünleşmişti. Biz öğretmenlerimizden duyduklarımıza evlerimizde de şahit olurduk. Evlerimizde ve okullarda aynı ağızdan konuşulurdu. Öğretmenlerimiz de âdeta analarımız, babalarımızdı. Böylece güvenimiz olurdu. Tasarruf Haftalarını ve Yerli Malı Haftalarını halkımızın nasıl benimsediğini ne de güzel anımsıyorum."3 Bu dönemde “Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” gibi sloganlar yaygındı. Basın, öğretmenler ve Cumhuriyet’e inanç duyan insanlar yerli malı kullanmanın bir yurtseverlik görevi olduğunu düşünüyorlardı.

Yerli Mallar Sergileri

Daha yerli malı haftaları başlamadan, 1929 yılının 1 Ağustos’unda İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde bir sergi açıldığını görürüz. Serginin adı Yerli Mallar Sergisi’dir. Bu sergi kesintisiz on yıl tekrarlanmış ve biri hariç tümü Galatasaray Lisesi’nde düzenlenmiştir. Yerli Mallar Sergisi’ni hazırlayan Millî Sanayi Birliği, 1929 yılındaki ilk serginin açılışından önce halkımıza şu tavsiyelerde bulunur: “Bugün efradı ailenizle geliniz. Her eşyayı tetkik ediniz. İzahat isteyiniz. Sınai mevcudiyetimiz hakkında bir fikir alınız. Yerli malı almağı bir mefkûre olarak çocuklarınıza telkin ediniz.” Maliye Bakanlığı da İstanbul Vilayetine “bilumum memurların aileleri ile birlikte sergiyi ziyaret etmeleri lüzumu”na ilişkin bir tebliğde bulunur.

Vitrin Müsabakasında bir Beyoğlu vitrini

On yıl boyunca sergilerin açılışını üst düzeyde devlet görevlileri yapar. İlk altı yıl TBMM Başkanı Kâzım Paşa açılışları yapmış, daha sonraki yıllarda ise açılışı bakan düzeyinde sorumlular üstlenmiştir. Bu açılışlarda başta vali ve belediye başkanı olmak üzere vilayet sorumluları da bulunmuştur. Sergiyi Başbakan İsmet İnönü ve daha sonra başbakan olan Celal Bayar da gezmişlerdir.

İlk yıl Galatasaray Lisesi’nin alt katındaki on bir salon sergi için ayrılır. Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, ilk üç salonu Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Tütün İnhisar İdaresi, (daha sonra adı Etibank olan) Sanayi ve Maadin Bankası fabrikaları kullanmaktadır. Itriyat, konserve ve şekerlemeler başka bir salondadır. Diğer salonlarda halılar, Bursa ipeklileri ve diğer ürünler bulunmaktadır. Sergiye katılan şirket ve kuruluşlar arasında Şukufe Itriyat, Karamürsel Fabrikası, Feshane Fabrikası, Süreyya Paşa Mensucat Fabrikası, İbrahim Ziya Fabrikaları, Eğin Halıları ve Kütahya Çinileri bulunmaktadır. Tüm ürünler arasında en çok beğenilen Bursa’nın ipekli ürünleri olur.

Son Yerli Mallar Sergisi 22 Temmuz 1938 tarihinde yine Galatasaray Lisesi’nde açılır. Millî Sanayi Birliği Reisi Halil Sezer verdiği beyanatta sergiyi “Onuncu ve sonuncu Yerli Mallar Sergisi” diye niteler. Serginin açılışını yapan İktisat Vekili Şakir Kesebir de yaptığı konuşmada on yıllık çabadan övgüyle söz eder: "Mütevazı şekilde başlayan sergilerimiz, bütün darlıklara ve teknik güçlüklere rağmen daima tekâmül ederek bu hizmetleri ifaya çalışmıştır. Yerli Mallar Sergisi’nin on senelik hizmetlerini düşünüp göz önüne getirdiğimiz zaman, sergiden kastedilen gaye itibariyle muvaffak telâkki etmek doğru olur."

1929-38 yılları arasında yapılan Yerli Mallar Sergileri esas olarak, açılış törenlerinde yapılan konuşmalarda sürekli vurgulandığı gibi, Türkiye sanayisinin on yıl içinde gerçekleştirdiği atılımı gözler önüne sermeye yaramıştır. O yılların devlet politikasına uygun olarak da yerli mallara itibar kazandırmış, geniş halk kitlelerinin yerli ürünlerle tanışmasını sağlamıştır.

1932 yılında bu sergilerin öneminden söz eden ve Vedat Nedim Tör’ün neşriyat müdürlüğünü yaptığı İktisat ve Tasarruf dergisinde şu sözler yer alır: "Her açılan yerli malı sergisi, davamız yolunda atılan ileri bir adımdır. Çünkü her yerli malı sergisi, canlı bir propagandadır, bir tatbikat mektebidir. Yerli mallarımızı kullanmasını istediğimiz halk, yerli mallarımızı sergilerde görür, tanır ve alır... Ve bu suretle yapılan söz ve yazı propagandaları, tatbik sahasını bulur. Yerli malı sergilerine karşı halkımız, o kadar candan bir alâka ve rağbet göstermektedir ki, sanayi erbabımız her açılan sergiye büyük bir tehalükle iştirak ediyorlar."

Yerli Malı vitrinler

Yerli Malı Haftası etkinlikleri arasında bir de “vitrin müsabakası” bulunmaktaydı. 1930 yılında yapılan ilk vitrin müsabakasının 25 kişilik jürisinin başkanlığını ünlü şair Abdülhak Hâmit üstlendi. Yarışmanın sistemi şöyle açıklanmıştır:

İhap Hulusi imzalı bir afiş

Yarışmaya katılmayı kabul eden mağazalar Tasarruf Haftası’nın başlamasından itibaren bir hafta süreyle vitrinlerini yarışma için hazırlamış olacaklardır. Halktan kişiler, o mağazanın vitrinini beğenirlerse, yanında bulunan kutulara, mağazadan alacakları rey pusulasını doldurarak atacaklardır. Halkın vereceği bu oylar, yarışma sonunda 19 Aralık’tan itibaren jüri heyeti tarafından Ticaret Odası’nda tasnif edilecek, böylece birinciliği ve ikinciliği kazanan vitrinler belirlenmiş olacaktır. Kazanan vitrine oy vermiş olan kişiler arasından kurayla belirlenecek 500 kişiye de yukarıda belirttiğimiz türden çeşitli hediyeler verilecektir. Yarışma İstanbul yanı sıra Ankara ve İzmir’de yapılmaktadır.

İlk yarışmaya 65 mağaza katılır. Bunlar arasında Şekerci Ali Galip, Orozdibak, Bursa Pazarı, Ahmet Faruki Itriyat Mağazası, Etem Pertev, Foto Süreyya, Baker, Karlman, Kanzuk, Au Lion, Galeri dö Möbl, Psalty, Nestle gibi bugün de adlarını hatırladığımız mağazalar vardır. Ticaret Odası’nın bastırdığı ilk 5 bin rey pusulası hemen tükenir. Bunu diğer basımlar izleyecek ve yarışma sonunda 60 bin kişi rey vermiş olacaktır. Vitrinlerde elbette haftanın mana ve ehemmiyetine uygun yerli mallar sergilenmektedir. Rey vermek için dolaşan halktan kişilerin yanı sıra öğrenciler de öğretmenlerinin eşliğinde vitrinleri gezmekte ve yerli mallar hakkında bilgi almaktadırlar. Bu arada jüri heyeti sadece oy saymakla yetinmeyeceğini açıklar. Heyetten Nizamettin Ali Bey gazetelere şu açıklamayı yapar: "Heyetimiz müsabakaya katılan vitrin sahibi mağazaları birer birer dolaşarak incelemeye karar verdi. Elbette inceleme ve kanaatimizi not ettikten sonra, birinci ve ikinciliğe layık gördüğümüz vitrin için rey ve kararımızı vereceğiz. Reylerimizin tasnifi sonunda birinci ve ikinciliği kazananlar belirlenecektir. Bundan sonra halkın reylerini jüri heyeti inceleyip tasnife başlayacak, bu suretle halkımızdan bu iki vitrine reylerini verenler belirlenmiş olacaktır."

Bir haftanın sonunda jüri heyeti toplanır. Genel Sekreter Vehbi Bey’in önerisi doğrultusunda birincinin Beyoğlu, İstanbul ve Kadıköy bölgeleri için ayrı ayrı saptanmasına karar verilir. Oylar sayılır ve İstanbul genelinde birinciliği Au Lion (daha sonraları sadece Lion Mağazası olarak tanınacaktır) mağazasının kazandığı açıklanır. İkinciliği Galeri dö Möbl kazanmıştır. Beyoğlu yöresinin birinci ve ikincisi olarak yine bu iki mağaza ilan edilir. İstanbul [Avrupa] Yakası’nın birinciliğini Eminönü’ndeki Yerli Mallar Pazarı’nda bulunan Gabbati Selim Bey’in Altın Mekik Fabrikası ürünleriyle düzenlediği vitrin, ikinciliği Pertev Itriyat ve Tuvalet Müstahzaratı Mağazası kazanmışlardır. Kadıköy birincisi olarak Mehmet Rasim Efendi’nin şekerci mağazası ilan edilir. Vitrinlerin başarı değerlendirmeleri böyle olunca, halktan oy verenlere dağıtılacak hediyelerin paylaşılması kaçınılmaz olur. 200 hediye Lion Mağazası’nı seçenlere, 100 hediye Galeri dö Möbl’ü beğenenlere, geriye kalan hediyeler de İstanbul Yakası ve Kadıköy’deki vitrinlere oy verenlere dağıtılır.

Vitrin müsabakaları 1938 yılına kadar sürdürülür. Daha sonra, Yerli Malı Sergileri gibi, yapılmasına son verilir.

Yerli Mallar Pazarı afişi

Yerli Mallar Haftası

Sergiler ve vitrin yarışmaları herhalde artık tasarruf ve yerli malı kavramlarının herkes tarafından benimsendiği düşünüldüğü için sona ermişti. Ama Yerli Mallar Haftası tüm cesametiyle sürüyordu. Ulusal Ekonomi ve Arttırma Kurumu’nun Zonguldak Şubesi’nin 1940 yılı Yerli Mallar Haftası Gösterileri Programı da bunu kanıtlıyor.

Program "hazırlanma ve donatma" bölümüyle başlıyor:

"1. Hafta boyunca resmî ve hususi binalar, evler, çarşı, dövizler, afişler, grafikler, resimler ve sembollerle süslenecektir.
2. Şehir içinde elektrik direklerine sabit vecize levhaları ve caddelere, geçit yerlerine, meydanlara, kalabalık mahallere ekonomi ve arttırma şiarları yazılı dövizler asılacaktır."

Sonra sıra törenin nasıl yapılacağına geliyor:

"3. 12 Aralık 1940 Perşembe Cumhuriyet Meydanı’nda saat 12’de umumi bir toplantı yapılacaktır. Bu toplantıya askerî erkân, daire reisleri ve memurları, parti ve halkevi mensupları, Umumi Meclis ve Belediye Meclisi ve Encümenleri azaları, lise, maden okulu ve okullar öğretmen ve öğrencileri, millî teşekküller, izciler, spor bölgesi ve teşekkülleri, Ticaret Odası, Ereğli Kömür İşletmesi umum müdür ve memurları, işçi grupları, esnaf cemiyetleri, köylü ve bütün halk iştirak edeceklerdir.
4. Törene bando tarafından çalınacak İstiklâl Marşı’yla başlanacaktır.
5. Kurumun Zonguldak şubesi adına günün mevzuu üzerine bir söylev verilecektir (İş Bankası Müdürü Sadık Balcık).
6. Otomobil ve kamyonlar üzerinde hazırlanacak semboller ve seyyar yerli malı meşherleri, meydanda ve caddelerde (ekonomi ve arttırma şiarları yazılı renkli konfetiler serperek) dolaştırılacaklardır."

Sonra gösterilere geçiliyor. Özetle halkevi salonunda talebelerin hazırladığı bir müsamere, konuyu en güzel anlatan yazı konulu bir müsabaka, en güzel vitrin müsabakalarının yapılacağı duyuruluyor, ayrıca Halkevi Radyosu’nun Ankara merkezinin neşriyatını yayınlayacağı açıklanıyor. Arttırma düşüncesini teşvik etmek isteyenlerin ise kumbaralarını getirip içindeki paraları bankaya yatırmaları tavsiye ediliyor. Etkinlikler bir hafta boyunca sürüyor.

Ama sonraki yıllar, giderek dışa bağımlılığın artması, uluslararası kapitalizmin etkilerinin piyasayı belirlemesi sonucu "yerli malı" kavramı gitgide unutuldu. “Küçük Amerika” olma hayalleri artık piyasayı belirliyordu. Yerli Malı Haftası ise artık adı olan, cismi olmayan bir eski zaman efsanesi olarak sadece anılarımızda yer alacaktı...

DİPNOTLAR

1 Akt. Asım Süreyya İloğlu, Türkiye Ekonomi Kurumunun Kuruluşu ve 1929-1973 Yıllarındaki Çalışmalarına Toplu Bir Bakış, Ankara 1974, s. 9 (Dili sadeleştirilmiştir).

2 Dr. Doğan Duman, “Yeniden Yerli Malı”, Toplumsal Tarih, Mart 1999.

3 Turan Muşkara, İzmir ve Karşıyaka Anıları: Hayal Olan O Güzel Günler, İzmir 1998, s. 52-53.

Yerli Mallar Haftası
Yerli Malı Haftası
Tarih
Popüler Tarih
Gökhan Akçura
Sayı 008

BENZER

Kulalıklar takılıyor, sentetik bir sesin yönlendirmesiyle İstanbul sokaklarında bir yolculuğa çıkılıyor… Berlinli belgesel tiyatro topluluğu Rimini Protokoll’un Kundura Sahne aracılığıyla İstanbul’a uyarladığı Remote X, sanatseverler için bambaşka bir deneyim olmaya aday.
Yetmişli yılların ortaları. Marmara’nın kuzeydoğusunda, denizin ortasında bir tekne. Teknede bir adam ve bir ıstakoz. Adamın sudan çıkarırken akşam yemeği hayallerini süsleyen ıstakoz, şimdi kalkmış adama tehditler savuruyor... Bu "aile" hikâyesinin devamını Kaan Sezyum’dan dinleyelim.
Marmara Denizi dünyanın en genç ve en nevi şahsına münhasır denizi. Korkulan o ki, artık ondan bahsederken geçmiş zaman kipi kullanıp “deniziydi” demeye başlamak zorunda kalacağız. Zira bu yılın ilkbaharında deniz yüzeyini kaplayan köpüğümsü tabaka “müsilaj” sayesinde Marmara Denizi’nin kanser olduğunu, kanserin yıllardır uzmanlar tarafından yapılan uyarıların dikkate değer görülmeyip önlem alınmadığı için iyice ilerlediğini ve oldukça büyük kısmında hayatın sona erdiğini öğrendik. Yarın cenazesinde buluşmak istemiyorsak biz bireyler olarak ne yapabiliriz, sorumlular ne yapmalı, nerede hata yaptık, geriye dönüşü var mı, diğer çevresel felaketlerle ilişkili mi diye uzmanlara danıştık.