Pazar ola, Hasan Bey!

22 Kasım 2022 - 15:00

Geçmiş zaman İstanbul’unun insana dair hikâyelerini, semtlerini, sokaklarını, caddelerini, evlerini, otellerini velhasıl hayata dair şehirde ne varsa; kent-soylunun, amelenin, bakkalın, kasabın, doktorun, hemşirenin, vatmanın,
banka memurunun her kim çıkmışsa karşısına; insanların her birinin münhasır öykülerini, tiyatro, sinema, opera, balo, yılbaşı eğlenceleri, müzik, kültür-sanat yani kısaca koca Payitahtın sosyal tarihini o lezzetli kalemi, o usta betimlemeleri ve güçlü mizahıyla taçlandırarak anlatanların başında Sermet Muhtar Bey gelir elbet...

Üstadımız, Akşam gazetesindeki o eşsiz köşesinde tarihler 26 Haziran 1932’yi gösterdiğinde "Masal Olanlar: Eski Meczuplar" başlığı altında İstanbul’un geçmişten o güne değin meşhur olmuş meczuplarını anlatmıştı.

Kimler yoktu ki aralarında! Pullu entarisi ile “Beyaz Allah! Kara Allah! Öbür evin Allah’ı hu!” diye bağırarak sokak sokak dolaşan Deli Salih, kapı kapı dolaşıp “Hanım, hanım! Göksu’ya gidelim de küçücük bir testi alalım!” diyerek para dilenen Deli Hüseyin, sabahtan akşama kadar içen, sokaklarda “Of, of medet yandım!” diye gezen Arap İsmail, kendi kendine homurdanmasıyla maruf, takılanlara küfrün en kantarlısını savuran Tombalak Ahmet Bey... Sonra don gömlek"ansızın evinden dışarı fırlayan Vefalı Deli Macit; Eyüpsultan Şeyhi’ne âşık, kara sevda çeken,"Deli Saraylı" namlı bir meczup hanım; elinde tespihi, gelenlerin falına bakan, her şeyi bilir Deli Saffet Hanım; kısacık boylu, kamburca bedeniyle Fatih’ten Beyazıt’a volta atan Guguk Zehra Hanım...

Sermet Muhtar yazının sonunu ise Pazarola Hasan Bey’e ayırmış ve kelimesi kelimesine şunları yazmış:

Pazarola Hasan Bey’in ortadan çekilmesi binnisbe [nispeten] yenidir. En ziyade Beyazıt ve Sahhaflar içinde dolaşır, önünden geçtiği dükkancıya, esnafa, şayet içinden doğarsa “Pazar ola!” derdi. Hasan Bey’in bu sözü uğur ve bereket sayılırdı.

OSMAN CEMAL’İN KALEMİNDEN RESİMLİ AY’DA PAZAROLA HASAN BEY, MART 1925 NÜSHASI

Zamane gazetecilerinin -araştırma yapmayı internette gezinmek sanmalarından olsa gerek- 1922 senesinde öldürdükleri Pazarola Hasan Bey’le -kanlı canlı bir surette- kadim gazeteci ve araştırmacılardan Osman Cemal Bey 1925 senesinde bir röportaj yaptı.1 Devrin belki de en maruf kişiliklerinden olan Hasan Bey uzun süredir ortalarda gözükmüyordu. Osman Cemal Bey’in onu “dehşetli göresi gelmişti”. Pazarola’yı epeydir dükkâncılara iltifatlar ederken görmemişti. “Acaba öldü mü?” diye düşündü. Yok yok, ölse gazetelere birinci sayfadan haber olurdu. Pazarola Hasan Bey, sokakta kime sorsanız tanınan o meşhur simalardandı. Bâbıâli’nin ağır toplarından, üstatlar üstadı Ahmed Rasim Bey bile bir yazısında onun koca kafasından dem vurmuştu. Tanımayanı yoktu desek yeridir.

Osman Cemal diyordu ki; “... Eğer böyle bir şey olsa idi, belki onun namına Beyazıt Meydanına bir heykel dikmeğe, Unkapanı’ndaki Küçük Pazar Caddesinin ismini “Pazarola Hasan Bey Caddesi”ne tahvil etmeye kalkanlar bile bulunurdu. Çünkü Hasan Bey, öyle bizim gibi az buz bir adam değildir. Körler memleketinde şaşılar hükümdar olduğu gibi, Hasan Bey de bu memlekette birçok meşhur simalardan daha maruf ve muteberdir...”

Osman Cemal Bey, Hasan Bey’i bulmak umuduyla sahaflarda izini sürdü, evinin yolunu öğrendi ve üşenmeyerek Sahaflar Çarşısı’na pek de uzak olmayan, altında bir nalbur dükkânı olan evinin kapısının önüne kadar geldi. Devamını Osman Cemal Bey’in kaleminden okuyalım:

Kapıyı ihtiyar bir kadın açtı. Ne istediğimi sordu. Hasan Bey’i görmeye geldim, deyince beni içeriye aldı. İki tarafta boş gaz tenekeleri istif edilmiş ufak bir avludan geçtikten sonra orta katta bir odaya girdik. Burası Hasan Bey’in kendi odası imiş. Kadın, “biraz oturun kendisi bahçededir, çağıralım” dedi.

Osman Cemal beş dakika beklememişti ki Hasan Bey, yanında beyaz sakallı, sarıklı bir adam ve beş yaşlarında bir çocukla birlikte gülerek içeriye girdi.

O her zamanki gülümsemesini takınarak:

“Kimdir o bakalım, beni arayan?”

“Affedersiniz Hasan Bey ben arıyorum!”

Pazarola'nın kulakları Osman Cemal’de, gözleri başka başka yerlerdeydi. Gazetecinin yanına sokulup sordu:

“Beni ne için arıyorsun?”

“Göreceğim geldi de arıyorum...”

“Öyle ise safa geldin, hoş geldin!”

Osman Cemal safa bulmuş, hoş bulmuştu. Hasan Bey nohudi ve çiçekli hırkasını toplayarak mindere oturdu ve babasını takdim etti:

"Babamı tanır mısın? Bu benim babam!”

“Oh, teşrif ettik efendim!”

"Demin aşağıda gördüğün kadın da annem! Allah seni, ananı, babanı bağışlasın! Bu çocuk da bizim akrabadan..."

Pazarola, Osman Cemal’e sorular sormaya başladı. Babasının olmadığını öğrenince, yanında oturanı işaret edip, “Bu senin baban olsun mu?” diye sordu. Osman Cemal çaresiz, “Olsun!” deyiverdi.

“Öyle ise kalk öp elini!”

Osman Cemâl kalkıp, elini öptü yeni babasının. Sakallı adam söze karıştı: “Evladım” dedi. “Hasan’ın arkadaşlarındansınız galiba?”

Gazeteci “Evet, efendim” dedikten sonra adam devam etti: “Sever misiniz kendisini?”

"Severim” dedi Osman Cemal, “Hem de kendi arkadaşlarımdan fazla!” “Neden?” diye sorulunca da Hasan Bey’in samimiyetinden dem vurdu.

Konuşma böyle sürüp giderken Pazarola Hasan Bey misafire kahve ikram edilmesini istedi. Kadın kocaman fincanlarla kahveleri getirdi.

PAZAROLA HASAN BEY

Hasan Bey kahvesini höpürdetirken Osman Cemal’i sorgulamaya başladı. Cuma namazına gitmiş miydi, hangi şeyhe mensuptu? Sonra Sahaflar’daki esnafı merak etti. Kendisine selam söylemişler miydi acaba? Verilen yanıtlardan tatmin oldu Hasan Bey. Hepsine tek tek selam etti. İlgisi yeniden gazeteciye yöneldi. Ansızın dönüp sordu:

"Sen şimdi ne yapıyorsun, hokkabaz gazetelerine resim mi yapıyorsun? Geçende gavurca bir gazetede yine benim tasvirimi basmışlardı. Bunu sen mi yaptın yoksa Ahmed Rasim Bey Amuca mı?”

"Hayır bunu başkaları yapmış. Ben şimdi senin resmini Resimli Ay mecmuasına yapacağım.”

"Resimli Ay mı? Bunu kim çıkarıyor?”

“Zekeriya Bey.”2

Osman Cemal’in Pazarola’yı ziyareti bir müddet daha sürdü. Babası onun bir kaza geçirdiğini, durgunlaştığını anlattı. O yüzden evden pek çıkmıyormuş. Beyaz sakallı, sarıklı ihtiyar devam etti:

"Mamafih ziyaretçileri eksik değil. Allah razı olsun! Türk’ten, Yahudi’den, Rum’dan, Ermeni’den... Her gün birçok ziyaretçiler gelip ellerini Hasan’ımın ellerine sürüyor ve o günkü gelirlerinin açık olması için onun duasını alıp gidiyorlar."

Gazeteci de derhâl ellerini Hasan Bey’in ellerine sürerek kendi gelirinin de açık olmasını istedi. Hasan Bey gülerek dua etti, “Sana da pazar ola yazıcı başı!” dedi.

Hasan Bey, gazeteciye dua ettikten sonra sorularını sormaya devam etti. Dükkânının nerede olduğunu sordu. Bâbıâli Caddesi’nde olduğunu öğrenince, bu defa da “Ustanız kim?” dedi.

Osman Cemal saymaya başladı: “En baş ustamız Abdülhak Hamid Bey Efendi. Ondan sonra sırasıyla Süleyman Nazif, Ahmed Rasim, Hüseyin Rahmi Beyler gelir.”

Pazarola Hasan Bey, gazetecinin ustalarına da -ki hepsini tanıyordu- selam söylemeyi ihmal etmedi: “Ahmed Rasim Bey amucamın ellerinden, Halid Fahri Bey kardeşimin gözlerinden, Florinalı Nazım Bey ağabeyimin çenesinden öperim” dedi.

Babası oğlunun bunca muharriri, edibi tanıdığına doğrusu pek şaşırdı. Oğluna başka bir gözle bakmaya başladı. Bu arada Hasan Bey gazeteciden tekkeye gitmek için müsaade istedi ve odayı terk etti. Babası Osman Cemal’den biraz daha oturmasını rica etti. Hasan’ın 40-45 yaşlarında olduğunu, kendisinin artık yaşlandığını ve çalışamadığını, Hasan’ın bir parça kira geliri ile geçindiklerini, kadının gerçek anası olmadığını, anasının Hasan on iki aylıkken öldüğünü anlattı. Tam bu esnada Hasan Bey babasının arkasında belirdi ve sordu:

"Baba sen ne zaman öleceksin? Artık senin vaktin gelmiştir, ölsen ya!"

Babası da Osman Cemal de bu kelama şaşırdılar. Babası, ölümünün ona ne fayda sağlayacağını sordu.

"Öl de cuma geceleri Yasin okuyayım, senin ruhun için lokma dökeyim, helva pişireyim."

Osman Cemal, Hasan Bey’i susturdu. Helva pişirmek için kimsenin ölümünü beklememesini, bu işleri zaten ölmüş olanlar için yapmasını söyledi.

Hasan Bey, gazeteciye dönerek: “Peki” dedi. “O hâlde siz ölün de mezarınıza gelip kandil yakayım!”

Osman Cemal gülerek, “Hacet yok, Şehremaneti artık mezarlarda kandil, mum yerine lüks yakacakmış!”

Hasan Bey ellerini dervişane bir biçimde göğsüne götürdü ve odadan ayrıldı. Osman Cemal de oradakilere veda ederek matbaanın yolunu tuttu.

Pazarola Hasan Bey ne zaman vefat etti bilemiyorum. Onca arayıp taramama rağmen tespit edemedim. Babasının beyanından hareketle, 1925’te 40-45 yaşlarında olduğunu hesap edersek 1880-1885 seneleri arasında doğmuş oluyor. Hasan Bey’in 28 Aralık 1925 tarihinde yayımlanan Haftalık Mecmua’ya kapak olduğu ve altında, “İstanbul’un meşhur siması: Pazarola Hasan Bey ve ikametgâhı” yazdığı ve Sermet Muhtar’ın yazısının tarihi göz önüne alınırsa, ölüm tarihinin ise 1926-1932 seneleri arasında olduğu anlaşılıyor.

Pazarola Hasan Bey hakkında pek çok makale yazıldı, çoğu bölük pörçük ve internetten bulunan hatalı bilgiler eşliğinde. Bu yazıda bu meşhur simayı -en azından doğru kaynaklarla- şimdiki nesillere anlatmak istedim. Umarım amacıma ulaşmışımdır. Pazarola Hasan Bey de oralarda bir yerlerden okuyacaktır belki. Kim bilir, belki benim için de dua eder, “Sana da Pazar ola olsun, mühendis başı!” der. O demese de ben o mübarek adamın ellerinden öpeyim ve şöyle bitireyim:

Pazar ola, Hasan Bey!

DİPNOTLAR

1 Osman Cemal, Resimli Ay, Mart 1925 nüshası, sayfa 10-12.

2 Zekeriya Sertel.

Pazarola Hasan Bey
Babıali
Resimli Ay
Tarih
Popüler Tarih
Mehmet Yüce
Sayı 012

BENZER

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) şehrin sosyal ve kültürel hayatına, günümüzde varlığını sürdürmeyen mekânlarına, toplumsal ve siyasal olaylarına tanıklık eden ve binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonunu koruma altına aldı. Bundan böyle İST’in her sayısında usta fotoğrafçının bir karesiyle İstanbul’un geçmişine bir yolculuk yapacağız.
Cumhuriyet İstanbul’unun ilk kulüplerinden biri Karagümrük. İstanbul’un tarihî semtini 95 yıldır futbol sahasında temsil eden Kırmızı-Siyahlılar, bu sezon itibarıyla yeniden liglerin zirvesinde, Süper Lig’de mücadele ediyor. Yüz yaşına merdiven dayamış Karagümrük Kulübü’nün zorluklarla dolu hikâyesini spor tarihi araştırmacısı Fethi Aytuna’dan dinliyoruz.
İBB Şehir Tiyatroları sezondan dört oyunu 26 Haziran'dan itibaren Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde seyirciyle buluşturmaya hazırlanıyor.