"Mekânları özel kılan, temaslarımız"

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu, Hayko Cepkin
17 Temmuz 2020 - 11:22

1978, aylardan mart. Hava muhtemel soğuklukta. Hangi bayrama denk geldiğini bilemiyorum ama bir bayram haftası. Bu sebeple, doğduğum Zeynep Kamil Hastanesi’nde doktor adedinde eksikler var ve yine bu sebeple doğmam gereken tarih geciktirildiği için zehirlenerek doğuyorum. İşte hikâyem böyle başlıyor. Baba tarafım Yozgatlı bir aile iken anne tarafım birkaç kuşak İstanbullu. Gözümü ilk açtığım semt ise Kurtuluş. Tabii tek gözümü. Doğduğumda biri komple kapalıymış.

Kurtuluş

Hayatıma otuz üç senelik anılar sıkıştıran aslında sıkışık nizam bir semtten, Kurtuluş’tan, daha doğrusu hatırasından bahsedeceğim. 

Aile büyükleriyle birlikte yedi nüfuslu orta halli bir ailenin, mahalle kültürü ile büyüyen bir çocuğuydum. İlkokulu Feriköy Özel Ermeni İlkokulu’nda okudum. Çalışkan olmayan ama derslerinde başarılı haylaz cinslerdendim. Beşinci sınıfa kadar neredeyse tüm piyeslerde mutlaka sahnede bir yerlerde olurdum. 

Hayko Cepkin, Kurtuluş'u anlatıyor

Kurtuluş’ta uzun yıllar yaşadığımız evimiz Emek Apartmanı, Seymen Sokak’taydı; halen anlatırken kahkahalarla güldüğümüz nice güzel hatıranın başrolündedir. Dedik ya mahalle diye, doğal olarak tüm esnaf ve yaşayanlar birbirini tanırdı. Dünya üzerindeki en muhteşem apartman komşuluğunu yaşadım. Evlerin kapılarının üstünde her daim anahtar vardı ve ben de yaramaz ve meraklı bir çocuk olduğum için istediğim her daireye girip çıkardım. Hangi evin akşam yemeği daha güzel ise akşama o evdeki masada yerimi alırdım.

Kurtuluş semtindeki berberler

Köşede bakkalımız Orhan Bakkal’dı. Hâlâ orada. Birbirimizi her gördüğümüzde ya “nanooo nanooo şazbaaat” ya da “patlıcan kafalı şiş göbek” diye bağırırdık. Muhtemelen o dönemki çizgi filmlerden birinin replikleriydi. Şimdi hangisi hatırlamıyorum. Berberimiz yine aynı mahallede Osman Abi’ydi. Koltuk üstüne tahtalı tıraş döneminden ergen olup abuk sabuk saç modelleri istediğim dönemlere kadar nazımızı çekti sağ olsun. Ne zaman ki lise bitip saçları uzatmaya başladım, berber konusunda Osman Abi’den hemen yanındaki kadın kuaförü Bayram Abi’ye terfi ettim. Bayram Abi koyu Galatasaray taraftarıydı. Ben de İnönü’de Eski Açık tribününde davul çalan fanatik bir Beşiktaşlı. Birbirimizi kızdırmaya bayılırdık. Haaaaa, Osman Abi de bu arada fanatik Fenerbahçeliydi. Kucağımda davul evden çıkıp maçlara giderken bazen birden dükkânlarına dalar, içeride müşteriler de varken bangır gümbür davula vurur kaçardım. Osman Abi’de sıkıntı olmuyordu da kadın kuaföründe çarşı pazar karışıyordu.

Kurtuluş'un meşhur Pelit Turşucusu

İstanbul’da ‘87 senesinde büyük bir kar fırtınası olmuştu. İlk kez arabaları kapatacak boyda kar görmüştüm. Doğal olarak tüm yollar kapanmış, babalarımız işe gidememişlerdi. Mahallece toplanıp sokakta kardan adam yapmaya başladılar, sonra da ortaya mangal kurdular ve sucuk-ekmek yapıp gelene geçene ikram ede ede karın tadını çıkardılar.

Liseye yeni başladığım dönemde taşınmak zorunda kaldık. İki mahalle aşağı Bilezikçi Sokak’a geçtik. Daha düzayak bir sokak olduğu için artık mahalle maçları da yapabiliyorduk. Mahalleler arası turnuvalar, sayısız cam kırığı, yamulan kaputlar, gol oldu olmadı, taşın üstünden geçti geçmedi kavgaları, saklambaç, kuka, inşaatın ikinci katından kuma atlamalar ve akşam mahalle arkadaşlarımız ile sohbetler. Hiçbiri unutulmaz. 

Kurtuluş Caddesi’nde meşhur Pelit Turşucusu vardır. Bir gün tam karşısına başka bir turşucu açıldı. Okul çıkışı eve dönerken okuldan arkadaşlar ile rutin turşu suyu içme aktivitemizi bu yeni yerde denemeye karar verdik. Tezgâhta duran birader gençten biri olunca makara büyüdü ve her okul çıkışı ona gitmeye başladık. Her şey yolundaydı ama bir tek noktada sıkıntımız vardı. Dükkânda dört sandalye vardı ve biz beş kişiydik. Ya otobüsten iner inmez en hızlı koşan yeri kapacaktı ya da çeşitli planlar yaparak birimizi elememiz gerekiyordu. Bu sebeple “Harbiye’de inip Kurtuluş’a yürüyeceğiz” yalanı atarak arkadaşlarımızın bir kısmını otobüsten indirip otobüsle devam etmişliğimiz vardır.

Hayko Cepkin Kuşadası'nda

Yukarıda da belirttiğim gibi, semtin yapısal dokusundan ziyade insanları ile yaşadığım dokunuşları hatırlıyorum. Mekânları hatırlanır ve özel kılan da aslında temaslarımız.

Hayko Cepkin
İstanbul
Kurtuluş
Sayı 002

BENZER

Mehmet Çağçağ İST'e özel çizimiyle yine bizimle.
Ceyl’an Ertem, her zaman sohbet etmek istediğim bir isim. Onunla sohbet etmek, sadece iş-güç konuşmak anlamına gelmiyor. Hayatı konuşmak, birlikte şaşırmak, çokça gülmek, aniden hüzünlenmek ve en önemlisi de dert ortağı olmak. Yanlış anlaşılmasın, son zamanlarda hatalı bir tanıma sıkıştırdık dert ortağı olmayı. Birlikte kahır çekmek gibi düşünüyoruz çoğu zaman. Oysa Ceyl’an’la dert ortağı olmak, çözüm aramak ve birlikte mücadele etmek anlamına geliyor. Onun mücadelesinden öğreneceğimiz çok şey var...
Baba tarafından nesillerdir İstanbullu olan sinema ve tiyatro oyuncusu Yetkin Dikinciler, birey olabilmeye, dayatma olmamasına çok önem veriyor ve bunu başarmış insanlarla kalabalık yaşamayı seviyor. ‘Çok sesli huzur ortamı’ olarak tarif ediyor bunu. Halen her pazar gününü büyüdüğü evdeki ‘büyük aile’ye ayırmaya çalışıyor, bayramları ne bayramı olduğuna bakmaksızın sadece ‘bayram’ oldukları için kutlamaya devam ediyor.