Boğaziçi’ndeki havalimanı

28 Ağustos 2020 - 10:47

Türkiye’de cumhuriyetin ilanından hemen sonra hem ordunun hava gücünü geliştirmek hem de yolcu ve posta taşımacılığında havayolunu kullanmak için girişimler başlamıştı. 20 Aralık 1923’te altı kişilik subay heyeti bu alanda gelişmiş ülkelerdeki havacılık okulları, uçak fabrikaları ve havaalanlarını incelemek, Türk pilotların eğitim olanaklarını araştırmak ve satın alınabilecek uçaklarla ilgili rapor hazırlamak için Avrupa’ya gönderildi. Heyet, deniz uçakları konusunda en çok İtalyanların ulaştığı aşamadan etkilenmişti. Ülkenin kuzeyindeki Maggiore Gölü’nde bulunan deniz uçağı fabrikası ve üste yapılan deneme uçuşları da bu kanıyı pekiştirmiş, heyetin hazırladığı rapor sonucu sekiz adet Savoia S16 deniz uçağının Türk Deniz Kuvvetleri için İtalya’dan satın alınmasına karar verilmişti.1

Cumhuriyet hükümeti, sivil alanda da havacılık faaliyetlerinin başlamasını ve böylece Türkiye’nin dünyaya hızlı bir şekilde bağlanmasını arzuluyordu. Türk Hava Yolları’nın kurulmasına daha on yıl vardı ve sivil hava taşımacılığının yabancı firmalar tarafından yapılması gerekiyordu. 1920’li yıllarda canlanan deniz havacılığını hem askerî hem sivil alanda çok iyi kullanan ve genç Türkiye’ye sekiz deniz uçağı satan İtalyanlar, Türkiye bağlantılı sivil uçak seferleri konusunda imtiyaz elde edebilmek için de Cumhuriyet hükümeti nezdinde girişimlerde bulunuyordu.

Alman ve Fransız şirketler geleneksel uçaklarla yapılacak seferlerle ilgili çaba gösterirken, İtalyan Aero Espresso firması (Società Anonima Aero Espresso Italiana) deniz uçuşlarıyla ilgili girişimlerini sürdürüyordu. Bu girişimler sonucu firma ile Türk hükümeti 27 Ağustos 1924’te bir anlaşma imzaladı. Firmaya deniz uçuşlarıyla ilgili yirmi yıllık imtiyaz verilmişti ve Türk hükümetinin on yılın sonunda, 30 Aralık 1935’ten geçerli olmak üzere altı ay önceden haber vermek kaydıyla sözleşmeyi feshetme hakkı bulunuyordu.2

Yolcu karşılamaya gelenler ve meraklılar, Büyükdere'ye inen uçaktaki yolcuların kıyıya yanaşmasını bekliyor (Fotoğraf: Görmediğimiz Türkiye - National Geographic)

1925 yılının Aralık ayında Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyinde kırk üç dönümlük bir arazi verilen Aero Espresso, hemen tesislerin inşaatına başladı. Ancak kısa süre sonra arazinin askerî yasak bölge sınırları içinde olduğu ve buradan uçuş yapılamayacağı bildirildi. Arkasından, şirkete Büyükdere’de yeni bir arazi tahsis edildi. Uçaklar dalgasız Büyükdere koyuna inip kalkacak, sahildeki yirmi dönümlük arazide hangarlar ve şirkete ait diğer binalar bulunacaktı. Aero Espresso seferlere başlamak için 1926 yılının Mayıs ayını hedeflemişti ve inşaat faaliyeti hemen başladı. Kırk bir metrelik beton iskele yapıldı, tamirhane, gümrük, posta ve polis binalarının temeli atıldı. Hangar, İtalya’dan sipariş edilmişti.3

Aero Espresso’nun Büyükdere’den kalkan uçakları Atina’ya uğradıktan sonra İtalya’da Brindisi’ye inecekti. Aynı şekilde Brindisi’den kalkan uçaklar da önce Atina’ya ve ardından İstanbul’a gelecekti.

Şirket 1 Ağustos 1926’da ilk uçuşunu yaptı. Brindisi’de Türk ve Yunan yetkililerin katıldığı bir törenle başlayan uçuşta, gemiyle otuz altı saat süren Brindisi-Atina arası üç saat sürmüştü. İlk uçuşun yapıldığı ağustos ayından aralık ayının sonuna kadar Büyükdere’ye on yedi uçak indi ve limandan on dört uçak kalktı. Ancak Yunanistan’da darbeci diktatör Pangalos devrilince, onun döneminde yapılan tüm uluslararası anlaşmalarla birlikte Aero Espresso ile yapılan anlaşma ve imtiyaz sözleşmesi de 29 Aralık 1926’da askıya alındı.4 Beş ay aradan sonra yeniden anlaşma sağlandı ve 1927’nin Mayıs ayında Brindisi-Atina seferleri yeniden başladı, İstanbul-Atina-Brindisi uçuşları ise ancak 1928 yılından sonra düzenli hale geldi. 1928 yılında Büyükdere bağlantılı 210 uçuş gerçekleştirildi ve 1.111 yolcu taşındı. Karşılıklı olarak haftada iki kez yapılan ve normal hava koşullarında yedi saat süreceği açıklanan, ancak molalarla yaklaşık on saat süren bu seferlerden sonra ikinci hat olan İstanbul-Atina-Rodos seferleri de başlayacak, 1930’dan sonra bunlara Midilli uçuşları eklenecekti.5

Aero Espresso'nun tanıtım afişi

1928 yılına kadar seferlerde İtalyan Savio-Marchetti uçakları kullanılırken bu tarihten sonra daha güvenli olan Alman Dornier Wal deniz uçakları kullanıldı. On yolcu kapasiteli bu uçakların hızı 172 kilometre, menzili ise 3.600 kilometreydi.6 Büyükdere açıklarına inen uçaklar Aero Espresso tesislerinin önündeki iskeleye yanaşıyor, iskeleden karaya çıkan yolcular özel otobüslerle kente taşınıyordu. Biletler biri Galata-Mumhane, diğeri ise Galatasaray’da olan Lloyd Triestino bilet satış acentelerinde satılmaktaydı.7 Biletler epey pahalıydı. İstanbul-Brindisi uçuş ücreti olan 1300 liret, İtalya’da bir işçinin ortalama aylık ücretinin iki katıydı.8

Büyükdere Uçak Alanı’na gelen ya da buradan kalkan uçakların ünlü yolcuları sık sık gazetelere de konu oluyordu. 1933’ün Şubat ayında yaşanan bir olay ise Aero Espresso uçuşlarıyla ilgili çeşitli dedikoduların başlamasına sebep oldu. İstanbul’un tanınmış zenginlerinden birinin on sekiz yaşındaki kızı Ernestina, İstanbul’da bulunan bir Yunan tiyatro topluluğunun oyuncularından Papas ile birlikte Büyükdere’den uçağa binip İstanbul’dan Atina’ya kaçmıştı.9 Olay iki gencin kaçmasından ibaret değildi, zira Ernestina’nın pasaportu yoktu ve Yunan kadın tiyatroculardan birinin pasaportunu kullanarak uçağa binmişti. Gündemi uzun süre meşgul eden bu kaçış öyküsünden sonra güvenlik tedbirleri ve kontroller artırıldı.

Bir otomobil Büyükdere'ye inen uçağın hangara çekilmesini bekliyor (Fotoğraf: Cengiz Kahraman Arşivi)

1935 yılında Aero Espresso uçaklarının yasak bölgelerde uçuş yaptığının ortaya çıkması üzerine şirket birkaç kez uyarıldı. Ancak bu uyarılar fayda etmeyince sözleşmenin özel hükümlerine dayanılarak anlaşmanın feshedilmesine ve şirkete ait Büyükdere’deki tesislerin Türk hükümeti tarafından satın alınmasına karar verildi.10

Zaten 1933 yılında, sonradan Türk Hava Yolları adını alacak Devlet Hava Yolları İdaresi’nin kurulması, uçakla yolcu ve posta taşınmasının bir devlet hizmetine dönüşeceğinin ve yabancı şirketlerin zamanla tasfiye edileceğinin işaretiydi. 26 Şubat 1936 tarihli Cumhuriyet gazetesi, şirketin devlet tarafından satın alınma işlemlerinin tamamlandığını okuyucularına şöyle aktarıyordu: “İtalyan Aero Espresso şirketine ait hangarlarla telsiz istasyonu ve sairesi Nafıa Vekaleti’nce 200 bin liraya satın alınmıştır. Şirketin büyük üç motorlu tayyaresi ile diğer iki tayyaresi bu satışa dahil değildir. Devlet Havayolları İdaresi, Karadeniz ve Akdeniz limanlarımıza tesis edeceği hava hatlarında Büyükdere’deki hangar ve tesisattan istifade edecektir.”11 Ancak Büyükdere’deki hava limanı ve tesisler, haberde söylendiği gibi Devlet Havayolları İdaresi uçuşlarında kullanılmadı.

Üç deniz uçağı Büyükdere koyunun sakin sularında (Fotoğraf: Cengiz Kahraman Arşivi)

II. Dünya Savaşı’nın başladığı 1939 yılında, İzmir’deki Müstakil 5. Deniz Tayyare Taburu’nun uçakları savaşın ilk döneminde Çanakkale Boğazı civarında ve Karadeniz’de Bulgar kıyılarında keşif ve mayın arama görevlerinde kullanıldı. Savaşın şiddetlendiği 1941 yılında Alman ordularının Balkanlar’a inmesinin ardından Müstakil 5. Deniz Tayyare Taburu’nun İzmir’den ayrılıp kuzeye taşınmasına karar verildi. Tabur önce tüm teçhizat ve malzemeleriyle İznik Gölü’ne, kısa bir süre sonra da Büyükdere’ye intikal etti. Büyükdere’de Aero Espresso’dan satın alınan tesislere yerleşen tabura ait uçaklar savaşın sonuna kadar Boğaz’a yaklaşma sularında, Batı Karadeniz ve Bulgaristan kıyılarında keşif ve gözetleme görevlerine devam etti.12 Havacılık faaliyetlerinin 1946’da son bulduğu Büyükdere’deki arazi, günümüzde Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Komutanlığı tarafından kullanılıyor.

Dipnotlar

1 Vecihi Hürkuş, Bir Tayyarecinin Anıları, Yapı Kredi Yayınları, 2015, İstanbul, s.143- 144 ve 149-150.

2 Kıvanç Hürtürk, Gökhan Sarıgöl ve Stuart Kline, Türkiye’de Ticari Havacılık Tarihi 1909-1967 / Pervaneli Uçaklar Devri, D Yayınevi, 2016, İstanbul, s.69.

3 Ercan Haytoğlu, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Ticari Hava Taşımacılığı’nda İmtiyazlı İlk Şirket: Aero Espresso Italiana (1924-1935)”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayı: 28, Güz 2018, s.86.

4 Mehmet Akan, “Aero Espresso Italiana S.A.”, Türk Pulculuğu, Sayı:33, Eylül 2008, s.11-12.

5 “Aero Ekspres Tayyareleri Midilli’ye de Uğrayacaklar”, Cumhuriyet, 20 Ocak 1930.

6 Uğur Cebeci, “Büyükdere’de Bir Hava Limanı Vardı”, Hürriyet, 6 Ocak 2008.

7 Gökhan Akçura, “Türkiye’de İlk Sivil Havacılık Şirketleri”, Ivır Zıvır Tarihi 4 - Turizm Yıl Sıfır, Om Yayınevi, 2002, İstanbul, s.151-153.

8 Mehmet Akan, a.g.e., s.14.

9 “Yunan Artisti Milyoner Kızı Nasıl Kaçırdı?”, Cumhuriyet, 22 Şubat 1933.

10 Ercan Haytoğlu, a.g.e., s.98.

11 “Aero Espresso Şirketinin Tesisatı”, Cumhuriyet, 26 Şubat 1933.

12 İki Mavi / Türk Deniz Havacılık Tarihi, Deniz Basımevi Müdürlüğü, 2007, İstanbul, s.102.

Büyükdere
Boğaziçi
Tarih
Havalimanı
İstanbul
Sayı 003

BENZER

Günümüzde Kültür Bakanlığı’na bağlı müze olarak ziyaret edilen Rumelihisarı Kaleiçi, 1953 yılına kadar ahşap evlerde oturan sakinleri, sokaklarında oynayıp çeşmelerinden su içen çocukları, ağaç dallarına tüneyen kuşlarıyla belirginleşen cıvıl cıvıl bir Türk mahallesi kimliğiyle gündelik hayatın içinde yer alıyordu. Yapılışından 500 yıl sonra uğradığı bir dizi değişiklikle bugünkü görünüm ve işlevine kavuştu.
Yolda yürürken tesadüf edip saatlerce seyrettiği bir İstanbul apartmanı, ilk romanı Unutma Beni Apartmanı’nın ilham kaynağı olmuştu. 2020’de yayımlanan yedinci ve şimdilik son kitabı Ev ile Duygu Asena Roman Ödülü’nü kazanan Nermin Yıldırım, üniversiteden sonra on yılını geçirip âşık olduğu İstanbul ile son on iki yılının büyük bölümünü yaşadığı “rahat” Barselona şehirlerini Ocak 2022’de İspanya’da İST için kaleme aldı. Yüreğinden geçtiği biçimde aktardı iki şehri, gezi yazısı olarak değil... Bir yazar olarak en çok neyi özlüyor dersiniz?
Memleket, atalarımızın dediği gibi doğduğumuz değil doyduğumuz yerse eğer, neden gazeteci Zafer Arapkirli gibi hem “Londoner” hem de İstanbullu olmayalım; neden dünyanın birden çok şehrinde kendimizi evimizde hissetmeyelim?