Almanya'daki 60 yılın muhasebesi

Fotoğraf
İBB Atatürk Kitaplığı, Depo Photos
26 Ağustos 2021 - 13:03

Bazen yılları, on yılları bir cümle özetler. “İşçi istenmişti, insanlar geldi” gibi. Ya da bir Türk işçinin ailesine yazdığı mektupta “Mümkün olsa hepimizi sabah Türkiye’deki evlerimizden alacak fabrikaya getirecek, akşam paydos olunca da evimize geri götüreceklerdi!” demesi gibi...

Davulla zurnayla yola çıkmış
Bandoyla karşılanmıştık
İşgücümüzdü sattığımız
Ter olup çarklara aktığımız
Servete servet kattığımız
Gurbet el şimdi bize dön geri diyor
Aman amman aman amman Almancılar...

(Cem Karaca’nın “Almancılar” şarkısından)

Almanya’daki Türklerin anılarla dolu hikâyesinde bugün 60 koca yıl geride kaldı ve galiba en gerçek olan, göçün fıtratında olan şey, yani “kalıcılık” olarak tarihe geçti. 1961’de başlayan sürecin kahramanları yeni bir efsane, yeni bir kimlik ve “acı” da olsa yeni bir “vatan” yarattılar. “Misafir işçi”, “gurbetçi”, “Alamancı”, “yabancı” ve daha neler neler... Konu pek çok yerde kimliğe geldi. Bazıları onlara “ne Türk ne Alman”, bazıları ise “hem Türk hem Alman” sıfatlarını uygun gördü. Öyle ya da böyle “farklı” oldular ve bunun da hiç kötü bir şey olmadığını bize anlattılar. Mesela yaşadıkları ülkelerde “solcu”, Türkiye’de “sağcı” partileri desteklediler. Anladık ki politik kimlikler bölünebiliyor ve aynı anda bir göçmen iki ayrı kimliği taşıyabiliyor.

Aradan geçen 60 sene ortak bir başarı hikâyesidir

Aradan geçen 60 sene ortak bir başarı hikâyesidir ve hikâyede Türkler kadar Almanların da payı vardır. Bu hikâyeyi daha da anlamlı kılan bir başka şey oldu: Sömürge geçmişleri diğer Avrupalı güçlere göre daha zayıf olan Almanlar, ülkelerindeki Türkiye kökenliler sayesinde başka hatta aykırı bir kültürle bir arada yaşamayı, hep kaynaşmasalar da tahammül etmeyi öğrendiler. Türkiye kökenliler ise onlardan öğrendiklerini Türkiye’ye taşıyarak yeni bir mantalitenin farkına varmamızı sağladılar. Bu karşılıklı mantalite transferinin en değerli kısmı, Almanya’daki göçmen ve göçmen kökenlilerin Türkiye’nin Batı’ya açılan bir penceresi olma işlevini görmeleriydi. Böylece pek çoğu küçük şehirlerinden, köylerinden çıkıp Almanya’ya giden Türkler, başlangıçta hiç hesaplanmayan bir şey, yani “Türkiye’nin Batıya açılan sosyal penceresi” olmak gibi bir işlev daha üstlendiler. Bir işçinin “Eskiden gurbette olduğumuzu söylerdik, şimdi Türkiye burada!” sözleri de oldukça çarpıcıdır. Aslında burada “acı vatan”ın çoktan oluştuğu anlaşılır.1

Akşam, 24 Eylül 1963

İş göçü sürecinin ana hatları

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’yı kasıp kavuran Almanya, savaş bittiğinde hem siyasal, sosyal, ekonomik ve hatta psikolojik hem de fiziki anlamda en çok tahribata uğrayan ülke oldu. İkiye bölünen ve 1990’daki yeniden birleşmeye kadar 45 yıl boyunca kısmen işgal ama genel olarak kontrol altında tutulan Almanya’nın “Batı” denilen kapitalist tarafı (Federal Almanya Cumhuriyeti) ABD, Fransa ve İngiltere; “Doğu” denilen sosyalist tarafı (Demokratik Almanya Cumhuriyeti) ise SSCB tarafından kontrol altında tutuldu. Paylaşılamayan eski başkent Berlin de dört bölgeye bölündü. En dramatik ve bütün soğuk savaş dönemini sembolize edense Berlin’de 1961’de inşa edilen 46 kilometrelik “utanç duvarı” oldu. İşin ilginci, bütün bu dış politik gelişmelerin içinde başlangıçta hiç öngörülemeyen göçmen akışının yaşanmasıydı. Hatta utanç duvarının inşasıyla Almanya ile yapılan işgücü antlaşmasının aynı tarihlere denk gelmesi bir tesadüf değil, daha çok sebep-sonuç ilişkisiydi.

Federal (Batı) Almanya Cumhuriyeti, anayasasının kabulüyle 23 Mayıs 1949 tarihinde, Demokratik Almanya ise 7 Ekim 1949’da resmen kuruldu. İşgal ve sıkı kontrol altında tutulsa da Almanya’nın kendine “Federal” diyen Batı tarafı da “Demokratik” diyen Doğu tarafı da 1945 sonrasında çok hızlı biçimde yeniden toparlanma çabası içine girdi. Ama her iki taraf için de kalkınmanın en önemli unsurlarından sayılan ve savaş döneminde kaybedilen 6 milyonu aşkın çoğunluğu erkek Alman nedeniyle ciddi darbe alan “insan gücü” büyük bir eksiklikti. 1960’ta Almanya’da 150 bin işsiz olsa da açıkta olan iş pozisyonu sayısı 600 binden fazlaydı. Yani net açık söz konusuydu. Bu açık bir süre Doğu (Demokratik) Almanya’dan karşılandı. Ama her geçen gün artan gerilim ve 1961’de de Berlin Duvarı’nın örülmesiyle Federal Almanya’nın en önemli insan kaynağı kesildi. Bu durum ister istemez ülke dışından işgücüne ihtiyaç doğurdu.

Federal (Batı) Almanya Cumhuriyeti Alman Anayasası’nın kabulüyle 23 Mayıs 1949 tarihinde resmen kurulduktan sonra ilk yapılan işlerden biri, işçi açığını gidermek için 1955 yılında İtalya ile antlaşma imzalamak oldu. Bunu, 1960 yılında İspanya ve Yunanistan takip etti. 1960’ta bu gruplara Türkler ve Portekizliler de eklendi. Federal Almanya için son derece hayati ve her bakımdan değerli olan yabancı işçiler özellikle 1970’lere kadar bir övgü kaynağıydı. Hatta 1964’te Federal Almanya ülkeye gelen 1 milyonuncu Portekizli “yabancı (konuk) işçiyi” bir motorsikletle ödüllendirecek kadar memnuniyetini beyan ediyordu. Alman ekonomisine can veren bu kişilere önce “konuk işçi” (Gastarbeiter), ardından “yabancı işçi”, sonrasında “göçmen işçi” ve genel olarak da “göçmen” (Migrant) tanımlamaları uygun görüldü. İkinci, özellikle de çok büyük bölümü Almanya’da doğanlar nedeniyle üçüncü kuşaktan itibaren “göçmen” sıfatı artık anlamını yitirdiği için daha çok “göçmen kökenli” kavramı kullanılır oldu. Türkiye kökenlilerin Almanya vatandaşlığı alma süreci hızlanınca da “yabancı vatandaşlar” (Ausländische Mitbürger) ya da göçmen kökenli vatandaş (“Menschen (oder Bürger) mit Migrationshintergrund”) kavramları kullanılmaya başlandı. 2019 verilerine göre Almanya’da 81,8 milyon nüfusun 21,2 milyonu yani yüzde 26’sı anne ya da babasından en az biri Almanya dışında doğmuş olan “göçmen kökenlilerden” oluşmaktadır. 6 milyonu Almanya’da doğmuştur.2

Türklerin Almanya’da işçi olarak çalışmaları 1957’de 12 kişilik sanatkâr grubunun Almanya’ya gitmesiyle başladı

Türklerin Almanya’da işçi olarak çalışmaları 1957’de 12 kişilik sanatkâr grubunun Almanya’ya gitmesiyle başlamış, bunu çok sayıda başka işçilerin de izlemesi üzerine Almanya’ya gidişi resmen örgütleyebilmek amacıyla 31 Ekim 1961’de Türk-Alman İşçi Mübadele Antlaşması imzalanmıştır. Bilindiği üzere diğer Batı Avrupa ülkeleri için de bu antlaşma bir model olmuş ve Türkiye 1964’te Hollanda, Belçika ve Avusturya; 1965’te Fransa ve 1967’deyse İsveç’le benzer işçi mübadele antlaşmaları imzalamıştır.3

Antlaşmanın hemen sonrasında, Federal Almanya’nın “ekonomi mucizesi”nin (Wirtschaftswunder) kahramanları arasında yer alacak olan 55 kişilik Türk işçi kafilesi 27 Kasım 1961’de Almanya’ya ulaştı. Onları, yaklaşık 400 kişilik maden işçisi grubu civardaki madenlerde çalışmak üzere Düsseldorf’a giderek takip edecekti. Artık yeni bir heyecan hem Türkiye’de hem de Federal Almanya’da yaşanıyor, Almanya’ya işçi olarak gitmek isteyenler başvuruları sonrasında Almanya’dan gelen sağlık ekiplerince sağlık kontrolünden geçiriliyor ve Türk misafir işçiler tren ya da uçaklarla akın akın Almanya’ya ulaşıyordu. Doğal olarak bu hikâyenin nasıl devam edeceğini kimse kestiremiyordu. İlk gelen Türkler, en kısa zamanda en çok parayla Türkiye’ye geri dönmek hedefinde oldukları için genelde fabrikaların içinde ya da yakınlarında onlar için hazırlanmış “Heim” olarak bilinen işçi yurtlarında ve barakalarda, içinde ranzaların olduğu küçük alanlarda yaşıyor, hatta bazen bu yatakları bile vardiyalarına paralel biçimde dönüşümlü kullanıyorlardı. Türklerin ev kiralamaları için epeyce zaman geçmesi gerekecekti. Bu dönüşüm biraz da aile birleşimleri sonrasında normalleşmeye başlamıştır.

Federal Almanya’ya kurumlar aracılığıyla gitmek ve orada “misafir” işçi olarak çalışmak için 1961-1973 arasındaki 12 senede 2,6 milyon Türk başvuru yapmış, bunların 867 bini (yüzde 33,3) kabul edilerek Almanya’ya götürülmüştür. 

Türkiye’nin Almanya’ya giden vatandaşlara yönelik İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığıyla yaptığı bilgilendirme çabaları oldukça dikkat çekicidir. Buralarda zaman zaman bilgilendirme zaman zaman da misyonlandırma çabası dikkat çekmektedir. İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan uyarı ve motivasyon metinleri, Türk devletinin misafir işçilerden sadece döviz değil temsil de beklediğini göstermektedir.

Yine aynı amaçla hazırlanan bir diğer metinde “Onurlu Ol”, “Aileni, evini unutma”, “Zekânı iyi kullan”, “Sağlığını koru”, “Bayrağını düşün” başlıkları altında pek çok uyarı yapıldıktan sonra “Yolun ve Bahtın Açık Olsun” ibaresi kullanılmıştır. Aslında bu ve benzer belgeler devletin yurt dışında âdeta elçi gibi gönderdiği vatandaşlarından beklentilerini anlamak bakımından son derece değerlidir.

Türkiye, Federal Almanya’ya giden Türklere bir taraftan misyon yükler ve hatta onların her birini ülkeyi temsil eden birer diplomat şeklinde tanımlarken bir taraftan da haklarını korumak için süreç içinde bazı ilave antlaşmalar ve kurumsallaşmalara gitti. 30 Nisan 1964’te Almanya’daki Türklerin sosyal haklarını korumak için “Sosyal Güvenlik Antlaşması” yapıldıktan sonra 1967’de Çalışma Bakanlığı yurt dışı teşkilatı oluşturuldu. 6 Nisan 1972’de ise bakanlık bünyesinde “Yurt Dışı İşçi Sorunları Genel Müdürlüğü” kuruldu. Bu sürecin önemli bir parçası da sosyal/çalışma ataşeliklerinin kurulması oldu. Halen Almanya’da bir Çalışma Müşavirliği ve 13 Çalışma Ataşeliği bulunmaktadır.

Almanya'da evlerinin oturma odasında bir Türk ailesi, Mainz-Kostheim, 1983

1973 yılına gelindiğinde Almanya’daki Türklerin sayısı Spiegel dergisinin kapağına yansımış haliyle 1 milyona ulaşmıştı. Bu sayının Alman toplumunda ne kadar endişe yarattığı bilinmez ama medyada sıkıntı yarattığı açıktı. Örneğin, 1 milyon sayısını kapağına çeken Spiegel’in manşeti oldukça dikkat çekicidir: “Almanya’da Gettolar: Bir Milyon Türk” / “Türkler geliyor – kendini kurtarabilen kurtarsın!” Alman medyası ve özellikle de kültürel, kimliksel endişeler taşıyan muhafazakâr politikacılar için konu “güvenlikleştirme” yaklaşımıyla çoktan bir soruna dönüşmüştü bile.

Almanya, 23 Kasım 1973’te işçi alımını durdurma kararı aldı. “Anwerbestopp” denilen bu kararı dönemin Çalışma ve Sosyal Düzen Bakanı Walter Arendt kamuoyuyla paylaştı. Bu kararda resmî gerekçe petrol (enerji) krizinin olumsuz etkileri olsa da özellikle Türkiye’den gelen misafir işçilerin “kontrolsüz halde ülkeye girdiği” konusunda kamuoyundan tepkilerin yükselmesinin de etkili olduğu açıktı. Ayrıca Almanya’da güçlenen aşırı sağcıların tepkileri, Almanlar arasında işsizliğin baş göstermesi de bu kararda etkili olmuştu.

Ancak işçi alımının durdurulmasıyla eş zamanlı biçimde, Almanya’da bulunan işçilerin aile birleşmelerine imkân sağlanması yepyeni bir kırılmaya neden olmuştur. Çok kısa sürede eş ve çocuklarını yanlarına aldıran Türklerin sayıları hızla artmış, daha da önemlisi aile birleşmeleri kalıcılık konusunda yeni bir motivasyon sağlamıştı. Bu durum kısa zamanda Almanya’daki Türklerin sayılarının artmasına yol açmıştır.

1980’de Türklerin Almanya’ya bireysel gitmeleri bakımından önemli bir engel ortaya çıkmış, Almanya, Türkiye’den rekor düzeyde sığınma başvurusu almasını dayanak göstererek “güvenlik” gerekçeleriyle 9 Temmuz 1980’de T.C. vatandaşlarına vize zorunluluğu getirmiştir. Buna rağmen Almanya’daki Türklerin sayısı artmaya devam etmiş, 1981’de 1 milyon 546 bini aşmıştır.

Almanya, uzun süre ısrarla reddettiği “göç ülkesi olma” savına rağmen, 2019 itibariyle ülkede yaşayanların 21,2 milyonu, yani toplam 81,8 milyonluk nüfusun yüzde 26’sı “göçmen kökenli” kişilerden oluşmaktadır.4 Almanya’da halen yaklaşık yarısı Almanya vatandaşlığı almış olan 3 milyon civarında Türkiye kökenli yaşamaktadır.5 T.C. vatandaşları, Almanya’da yaşayan diğer bütün ülke vatandaşları arasında ilk sırada yer alır. 2020 itibariyle Türklerin sayısının (1 milyon 461 bin 910) bütün yabancılar içindeki payı yüzde 12,8’dir. Türkiye’yi 2014 sonrasında Almanya’ya gelen ve sayıları 818 bine ulaşan Suriyeliler takip eder (yüzde 7,2). Türkiye kökenlilerin Almanya’nın 81,1 milyonluk nüfusuna oranı ise yüzde 3,69’dur.

Almanya'daki Türklerin yolculuğu bundan 60 yıl önce başlamıştı

Almanya 2019 Göç Raporu’na (Migrationsbericht) göre, Almanya’daki T.C. vatandaşlarının yüzde 27,1’i Almanya’da  doğmuştur. Bu oran 18 yaş altında yüzde 63,9’dur. Almanya’da doğan toplam T.C. vatandaşı sayısı 398 bindir. 2000- 2019 arasında 465 bin T.C. vatandaşı ise Alman vatandaşlığına geçmiştir.6 Alman vatandaşlığına geçenler arasında da Almanya doğumlular oldukça yüksek seviyededir. Türkiye kökenlilerin tamamı (vatandaş, çifte vatandaş ya da vatandaşlıktan çıkmış olanlar) dikkate alındığında, 3 milyonluk nüfusun yarısından fazlasının Almanya doğumlu olduğu bilinmektedir.

Alman Federal İstatistik Dairesi verilerine bakılırsa Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin sayısı 2013 verilerine göre 2 milyon 956 bin, çalışanların sayısı ise 1 milyon 273 bindir. Bunun içinde sadece T.C. vatandaşları arasında çalışan sayısı 550 binden fazladır. Bu arada 2013 itibariyle Almanya’daki Türk işletmelerin sayısı 92 bindir. Burada sağlanan istihdamın yaklaşık 450 bin kişi olduğu hesaplanmaktadır. Memur sayısı ise 6 bin görünmektedir. Almanya’daki Türklerin işletmelerinin yüzde 35’i perakende ticaret, yüzde 23’ü gastronomi ve yüzde 22’si hizmet sektöründedir.

Almanya’daki Türkiye kökenlilerin oldukça sorunlu görünen eğitim alanındaki tablosu konusunda güncel verilere ulaşmak oldukça zordur. Ancak bazı araştırmalarda önemli ipuçları bulunuyor. 2010’da yapılan bir araştırmaya göre, her beş Türk’ten biri Almancayı ya hiç bilmiyor ya da çok az biliyor. Türk gençlerin yüzde 14’ü üniversite okuma hakkına sahip olabiliyor. 2007’de T.C. vatandaşı olan 14 bin 910 Türk çocuk üniversiteye devam ediyor. 7 bin civarındaki genç ise Almanya dışında üniversite okuyor.

2001/2002 öğrenim yılında 90 bini meslek okulu, 22 bini Gymnasium’da olmak üzere toplamda 502 bin Türk öğrenci var. Yükseköğrenime devam eden T.C. vatandaşı sayısı 2000 yılında 23 bin civarındadır. 2002 itibariyle Almanya’da Türklerin kurduğu dernek sayısı 2 bin 150’dir. Bunların 655’i dinî, 625’i sosyo- kültürel, 420’si spor derneğidir.

Almanya’ya giden Türkiye kökenliler içinden yaklaşık 4 milyonunun, 60 yıllık süre içinde Türkiye’ye geri döndüğü biliniyor. Geri dönüşlerde özellikle 2005-2011 arasında ciddi artış yaşanmış hatta geri dönenlerin sayısı Almanya’ya gelenleri aşmıştır.

İBB bu yıl 1-2-3 Kasım tarihlerinde, Almanya’ya iş gücü göçünün 60. yılı münasebetiyle bir dizi etkinlik düzenleyecek.

DİPNOTLAR

1 Gündüz Vassaf, Daha Sesimizi Duyurmadık, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2002, s. 39.

2 https://www.destatis.de/DE/ Presse/Pressemitteilungen/2020/07/ PD20_279_12511.html

3 Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (2005) Federal Almanya’da Yaşayan Türklerin Aile Yapısı ve Sorunları Araştırması.

4 STATISTA: https://www.destatis.de/DE/ Presse/Pressemitteilungen/2020/07/ PD20_279_12511.html

5 Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı (24.02.2021) https://www. auswaertiges-amt.de/de/aussenpolitik/ laender/tuerkei-node/bilateral/201968

6 Deutschland Migrationsbericht-2019: s. 298 ve 296. https://www.bamf.de/ SharedDocs/Anlagen/DE/Forschung/ Migrationsberichte/migrationsbericht-2019. pdf;jsessionid= 646BBDA2C1D683F8B EFB759C7C209272.internet561?__ blob=publicationFile&v=18

Almanya
Göç
İstanbul
İşgücü Alımı Antlaşması
Göçmen
Göçmenlik
Tarih
Prof. Dr. Murat Erdoğan
Sayı 007

BENZER

Podcast bolluğunda yolunu şaşıranlar için farklı temalardaki yayınlardan bir seçki yaptık. Listemizde en yeni yayınlar da var, 2012’den bu yana yayında olanlar da!
21 Mart’ta Dünya Masal Anlatıcılığı Günü’nün kutlanıyor olmasını fırsat bildik ve Judith Liberman ile masal anlatıcılığını, Anadolu’nun ve İstanbul’un masallardaki yerini ve masal-terapi ilişkisini konuştuk.
25 Haziran’da satın alınan ve 26 Ağustos’ta yuvasına dönen Fatih Sultan Mehmet tablosu İstanbul’un kurtuluşunun 97. yıl dönümünde ziyarete açıldı.