100. yılında Büyük Taarruz

24 Mayıs 2022 - 12:45

Tarih 24 Temmuz 1922. Yer Akşehir-Batı Cephesi Karargâhı... Mustafa Kemal Paşa’nın, İngiliz Generali Townshend ile yaptığı görüşme tamamlanıyor. General Londra’ya şu raporu gönderiyor: Türk millî ordusu güçlü ve etkindir. İngiltere hükümeti bunu kavrayabilmiş değildir. Türk’ü Avrupa dışına, Anadolu’ya itmeye çalışmak çılgınlıktır.

Oysa İngiliz hükümeti, alışkanlığı olduğu üzere Türkleri küçümsemeyi sürdürüyordu.

Yunanistan İngilizlerin düşündüğü gibi güçlü müydü?

Hayır... Yunanlar Sakarya’dan sonra taarruz güçlerini yitirmiştir. Küçük Asya Ordusu’nun (KAO) İkmal Şube Müdürü Albay Yorgos L. Spridonos’un dikkati çektiği gibi artık savunmaya geçmiştir. Yunanistan pek çok sorunla boğuşmaktadır. Ekonomisi çökmüştür; 1921 yılı başında 1 lira 27 drahmi iken, Mart 1922’de 279 drahmiye yükselmiş, iç borçlanma olasılığı ortadan kalkmıştır. Dış borç almak da olanaksızdır.

Lloyd George, Başbakan Gounaris’e İngilizleri Yunanistan’a borç vermeye zorlayamayacağını söylemiştir. Türklere savaş malzemesi satmaması istenen Briand ise sadece Fransız tüccarlara Kemal’e mallarını satmamalarını telkin edebileceğini söylemekle yetinmiştir.1 Sorunlar, Gounaris hükümetini düşürmüştür. Kralın yetki verdiği Stratos hükümet kuramamış, 21 Mayıs’ta Protopapadakis başkanlığında ancak bir koalisyon hükümeti kurulabilmiştir. Yunan ordusu da sorunlarla yüz yüzedir. 25 Mayıs’ta KAO Komutanı Papoulas istifa etmiş, yerine Hacıanestis atanmıştır. Komutayı ele aldıktan sonra 5 Haziran 1922’de İzmir’e gelen Hacıanestis tepki istifaları ile karşılanmıştır. 1921 yılı boyunca Türk ordusu ile savaşmış tümen komutanlarının yerini yepyeni isimlerin alması disiplini ve savaş gücünü bozmuştur.

Mustafa Kemal Paşa

Türk ordusu taarruza nasıl hazırlanmıştı?

Türk tarafında ise Sakarya’dan sonra hummalı bir hazırlık süreci yaşanmıştır. Başkomutan dağınıklığa ve disiplinsizliğe göz yummamıştır. Komuta kademesindeki tümen ve üstü birliklerin başındaki kurmayların yedisi hariç tamamı 1921 muharebelerine katılmıştır. Askere 1922 baharında ilk kez üniforma dağıtılmıştır. Erlere hem teorik hem pratik eğitim verilmiş, özellikle atış ve nişancılık konusu önemsenmiştir. Savaş deneyimi ve hitabet yeteneği olan komutanlar her fırsatta askerin maneviyatını yükseltecek konuşmalar yapmıştır. Ordunun silah araç ve gereç eksiği iç ve dış kaynaklar kullanılarak giderilmiş, 26 Ağustos sabahı Yunan tahkimatını yerle bir edecek olan 150 mm ağır obüsler Ruslardan alınmıştır. Türk Ordusu’nun elindeki silahlardan tüfeklerin yüzde 37’si, topların yüzde 20’si ve makineli tüfeklerin yüzde 11’i Rus yardımıyla sağlanmıştır. Konya’da kurulan Nalbant Mektebi’yle ordunun en büyük açığı kapatılmıştır.2 Yunanların 50 uçağına karşın Türklerin 10 uçağı vardır. Tayyare Bölük Komutanı Yüzbaşı Fazıl’ın uçağının kanat ve gövdesine çizdirdiği bomba atan kartal resmine atfen Kartal Müfrezesi adını alan uçak bölüğü, Yunan’a göz açtırmayacak, özellikle kuzeyden güneye kaydırmalar sırasında Yunan’ın keşif uçuşlarını engelleyerek yürüyüşün gizlenmesinde büyük pay sahibi olacaktır.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi komutanı İsmet İnönü ve Albay Asım Gündüz cephede savaş planı üzerinde çalışıyor, 25 Ağustos 1922

Taarruz planı, futbol maçı ve karar

Büyük Taarruz, on bir ay süren siyasi kan ve ateş deryasının, bu mücadeleyle yürütülen askerî hazırlıkların eyleme konulmasıdır. Başlangıç tarihi 15 Ekim 1921 olan ve zamanla olgunlaşan SAD, yani gizli taarruz planının özü; savunma düzenine geçmiş olan Yunan Küçük Asya Ordusu’na güneyden saldırmak, onu kuzeye doğru itelemek, cephesini yararak devreye girecek süvarilerle çevreleyip çember içine almak ve imha etmektir.

Uygulama için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bir futbol maçını bahane ederek komutanları Akşehir’e çağırır. 28 Temmuz günü yapılan toplantıya ordu ve kolordu komutanları da katılır. Planı Fevzi Paşa anlatır.3

Plana göre, Yakup Şevki Paşa komutasındaki II. Ordu, ordu mevcudunun dörtte bir kuvveti ile Eskişehir Cephesi’nde bulunan Yunan kuvvetlerine taarruzda bulunarak bu kuvvetleri cephede tutacaktır. Nurettin Paşa komutasındaki I. Ordu ise II. Ordu’nun 2. ve 4. Kolorduları ve 5. Süvari Kolordusu ile takviye edilmiş olarak Afyon’a baskın niteliğinde asıl taarruzu yapacak, düşmanı kuzeye atarak kuşatacak ve İzmir’e doğru kaçışını engelleyerek imha edecektir.

Fahrettin Altay Paşa komutasındaki Süvari Kolordusu’nu oluşturan üç süvari tümeni ise genel taarruz başlayana dek Yunan savunma hatlarının arkasına sarkacaktır. Böylece hem Yunan ana savunma hattı ile ihtiyattaki II. Kolordusu arasındaki bağ, hem de Uşak ve İzmir’le tren ve haberleşme bağlantısı kesilecektir.

Komutanlar planı tartışırken Harbiye’de strateji hocalığı yapmış olan Yakup Şevki Paşa kuzeyden güneye Yunan’a fark ettirmeden asker kaydırılamayacağı iddiasıyla plana karşı çıkar. Ancak İsmet Paşa’nın açıklamalarıyla ikna olur. Başkomutan ise Ankara’ya dönerek Bakanlar Kurulu’nu toplar, hazırlıkları ve saldırı kararını açıklar. Karar, Bakanlar Kurulu’nda onaylanır. Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey’in çekincesine de çözüm bulunur. Son hazırlıklar için gereksinim duyulan 500 bin altın/2 milyon liranın 600 bin lirası Hint Müslümanlarınca Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilen ve Osmanlı Bankası’nda korunan paradan alınır. Geri kalan kısmı da Hasan Fehmi Bey Ankara Osmanlı Bankası Müdürü Mösyö Bojeti’yi tehdit ederek alır. Hasan Bey Anadolu’da bulunan 16 şubesine el koyabileceğini söylerek tehdit etmiştir.4

Paşa, üç yıl aradan sonra askeri üniformayla

17-18 Ağustos gecesi Ankara’dan ayrılarak cepheye giden Mustafa Kemal Paşa, 21 Ağustos günü Çankaya’da bir çay ziyafeti düzenleyeceği duyurusuyla yolculuğunu gizler. 20 Ağustos günü Akşehir’de ordu ve kolordu komutanlarını toplar. Arkadaşlarına taarruzun 26 Ağustos Cumartesi günü yapılacağını açıklar. Özellikle o gün seçilmiştir. Çünkü, Cuma günü Londra, Paris, Roma ve Atina’da hafta sonu tatili başlayacaktır. Başkomutan onların rehavetinden yararlanmak istemiştir.

20 Ağustos toplantısının akşamında, Mustafa Kemal iki gündür okuduğu Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanına geri döner. Romanı çok sevmiştir.

24 Ağustos günü Başkomutanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Batı Cephesi Karargâhları Afyon’un güneyindeki Şuhut ilçesine taşınır. O gün, dokuz günden beri II. Ordu’dan alınarak I. Ordu emrine verilen birliklerin yaptığı yürüyüş de tamamlanır ve birlikler Afyon önüne ulaşır.

25 Ağustos günü karargâhlar Kocatepe’nin güneyinde kurulu Çadırlı Ordugâh’a geçer. Akşam Başkomutan, İsmet ve Fevzi Paşalar Çadırlı Ordugâh önündeki portatif masa etrafında birliklerden gelen askerî raporları incelerler.

Ardından Başkomutan Kocatepe’ye çıkarak birlikleri gözden geçirir. İstanbul ve dış dünyayla her türlü haberleşme de o gün kesilir. Gece saat 03.00’te Başkomutan, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa yeniden I. Ordu’nun gözetleme yeri olan Kocatepe’ye gelirler. Saldırı az sonra başlayacaktır.

Türk topçusu Başkomutan'ın emriyle harekete geçiyor

Taarruz başlıyor

Taarruz 26 Ağustos sabahı saat beşte tüm cephede birden tanzim atışıyla başlar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Kocatepe’de dürbüne bile gerek duymayacak yakınlıkta muharebeyi izlerken, Hacıanestis cepheden 420 kilometre uzakta İzmir’dedir.5 Türk topçusunun tanzim atışı yirmi beş dakika sürer. Ardından on dakika tahrip atışı yapan Türk topçuları saat 05.35’te piyadelere yol açacak imha atışına başlar. Ardından piyadelerin sabırsızlıkla beklediği emir verilir: Hücum!

Türk topçusu Yunan mevzilerini öylesine şiddetle dövmüştür ki, Yunanların kendilerine gelip karşılık vermesi ancak yarım saat sonra, 5.30’da olmuştur. O ana kadar Yunan ilk hat mevzileri; İngilizlerin altı ayda geçilmez dedikleri berkitmeler yerle bir olmuştur. Piyadelerin ileri harekâtı ile o gün Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik- Sivrisi ele geçirilir. Süvariler ise çoktan Yunan’ı çevrelemeye başlamıştır. Fahrettin Altay’ın süvari birlikleri Ahırdağı mevkiinde Yunanların önemsemeyerek korumasız bıraktıkları bir keçi yolunu keşfederek Sincanlı Ovası’na iner ve Yunan ordusunu arkadan kuşatarak taarruza kalkar. Yunan’da panik egemendir. Hacıanestis o gün ve gece birbirini tutmaz emirler verir.

Afyon kurtarılıyor

27 Ağustos’ta gün ağarırken Türk piyadeleri yeniden taarruza geçer. Yunan cephesinde ilk gedik açılır. Türk süvarilerinin İzmir yolunu keserek arkalarına sarktığını gören Yunan birlikleri Sincanlı Ovası’nda toplanırken Afyon’u boşaltır. Nurettin Paşa’nın I. Ordu birlikleri Afyon’a girer. O gün karargâhlar da Afyon’a alınır. Süvarilerin şiddetli baskısıyla Yunan güçleri dağılmaya ve kuzeye doğru kaçmaya o gün başlar.

Süvariler Küçükköy/Yıldırım Kemal önlerinde Yunan’ın demiryolu muhafızlarına baskın vermiştir. Tren yolu nedeniyle stratejik bir nokta olan bu köyde Yunanların mühimmat deposu da vardır. Yunanlar da direnince şiddetli çatışmalar yaşanır. O gün süvari bölüğü yiğitçe çarpışırken İzmirli genç teğmen Yıldırım Kemal, komutanı Fahrettin Altay’a en ön safta yer almak, kılıcını sallayarak İzmir’e en önde girmek istediğini söylemiştir. Ama isteği olmayacaktır. Zira iki saat sonra Küçükköy İstasyonu’nda şehit düşecek, ismi kanını verdiği istasyonda yaşatılacaktır.

General Trikupis ise şaşkın ve çaresizdir; dağılan ordusunu toplayıp Dumlupınar’da Frangou’nun tümeniyle buluşmak ve yeni bir hat kurmak ister. Başarılı olamayacaktır zira gerek topçu atışları gerekse süvarilerin baskınları ile Yunan KAO’nun birbiriyle tüm iletişimi kesilmiştir. Yunan’ın içinde bulunduğu durumu 23. Tümen Komutanı Ömer Halis Bıyıktay, İzzettin Çalışlar’a şöyle bildirir:

Saat 14.00’te Sinirköy’deyim. Gazi Başkomutanımızı cephede göremediğinden bahseden mağrur Hacıanestis’in Sincanlı Ovası’nı dolduran perişan birliklerinin kaçışını seyrediyorum. Hangarlar alevler içinde. Bir uçak, Yunan ordusunun kırık durumunun sembolü gibi, kanatları kopuk yatıyor.

Büyük Taarruz'da Fahrettin Paşa ileri takip harekatında

Çiğiltepe... Reşat Bey intihar ediyor

O gün Türk birlikleri açısından tek sıkıntı Çiğiltepe’nin ele geçirilememesidir. Çiğiltepe önünde Reşat Bey’in 57. Tümeni tek başınadır. Tüm birlikler kendilerine verilen görevi yapmış, bir tek o başarıya ulaşamamıştır. Deneyimli komutan kendisini Türk’ün zaferine giden yolda engel olarak görür ve engeli ortadan kaldırır. Geride kısacık bir veda mektubu bırakır: Muvaffakiyetsizlik beni hayatımdan bizar etti.

Komutayı Albay İbrahim Hakkı Emiroğlu devralır. O da görür ki sorun Reşat Bey’in komutasında değildir. General Frangou, bölgedeki birliklere çekilme emri verirken Çiğiltepe’deki Yunan 5. Alayı’ndan son ana kadar dayanmasını istemiştir. Gerçekten bu alay tüm gücüyle direnecek, çekilme tamamlandıktan sonra Çiğiltepe’deki mevzileri kendisi boşaltacaktır.

28 Ağustos günü Trikupis dağılan ordusunu toparlamak için yeniden çabalar. Yine başaramaz. Yunanlar moral olarak da çökmüştür. Yunan birlikleri bulundukları hatları bir bir terk ederken Türk ordusunun baskısı da sürer. Eskişehir- Balmahmut yöresindeki Yunan kuvvetlerinin İzmir’e çekilme yolları tıkanır.

29 Ağustos günü Dumlupınar çekilme yolları da kapatılır. Trikupis Dumlupınar’a yönelemeyeceğini anlayınca birliklerini kuzeye, Çalköy istikametine yöneltir. Bu kez de Türk piyade tümenleri ve süvarilerin baskısıyla karşı karşıya kalır. Sağ kanadı bütünüyle çökmüştür. Türk topçusunun ateşi de eklenince, Trikupis’in I. Ordu’su o gün çember içine girer.

Başkumandan Meydan Muharebesi

30 Ağustos günü Yunan KAO’nun asıl kuvvetini oluşturan Trikupis güçlerini içine alan çember kapatılır. Başkomutan son darbeyi vurmak için hazırdır. Aslıhanlar-Çal-İşören yöresinde cereyan eden savaşı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa yönetir. Ağır kayıp veren Yunan ordusundan kalanlar bilinçsizce ve panik halinde kaçmaya başlar. İsmet Paşa, bu muharebeye 31 Ağustos günü “Başkumandan Meydan Muharebesi” adını verir. Mustafa Kemal ise muharebeyi “Rum Sındığı” olarak anmıştır: 1364’te Sırp Sındığı Savaşı Osmanlı Türklerinin Rumeli’de tutunmasını sağlamıştır. Rumların kırıldığı, yenildiği 30 Ağustos 1922 Meydan Muharebesi ise Anadolu’nun Türklerden alınamayacağının kanıtı olur.

31 Ağustos günü Yunan ordusunu imha harekâtı sürer. Beş Yunan tümeni imha edilir. Eskişehir’de bulunan Yunan birlikleri de Bursa ve İzmir yönünde geri çekilir. Yunanların Kocaeli ve Trakya’dan getirecekleri kuvvetleriyle Eskişehir’den çekilen kuvvetlerini birleştirme, İzmir’in doğusunda 8-10 tümenli yeni bir savunma hattı kurma olasılığını dikkate alan Başkomutan 1 Eylül’de Türk ordusuna Akdeniz’e kadar düşmanı kovalama emrini verir. Böylece amansız bir takip harekâtı başlar. 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir kurtarılır.

Tutsak alınan Yunan askerleri

Yunan komutanlar esir alınıyor

2 Eylül günü Afyonlu Ahmet Çavuş’un birliği Uşak-Karlık köyü yakınlarındaki Elma Dağ’da konaklayan Yunanları esir alır.

Kimler yoktur ki... Az sonra KAO Komutanı yapılacak olan General Trikupis, II. Kolordu Komutanı General Dighenis, Kurmay Başkanı Albay Yuvanis, 13. Tümen Komutanı Albay Vandelis ve Albay Kalitas’ın da aralarında bulunduğu 300 kadar subay ve 5000’in üzerinde er esir alınmıştır. Bozgun halinde kaçan Yunan askerleri ise içinden geçtikleri yerleşim yerlerini kana boyamakta, ateşe vermektedir.

Mehmetçik de yitirdiği her saniyenin yeni bir yangın, tecavüz, katliam olduğunu bilerek hızla ilerlemektedir. 4 Eylül’de Alaşehir tamamen yakılmış olarak geri alınır. Aynı gün Kula ve Söğüt, 5 Eylül’de Bilecik, Bozüyük, Ödemiş ve Salihli, 6 Eylül’de Söke, Akhisar ve Balıkesir, 7 Eylül’de Kuşadası ve Aydın, 8 Eylül’de Kemalpaşa ve Manisa Mehmetçiği kucaklar.

Ve İzmir...

9 Eylül 1922 sabahı önce Ahmet Zeki Bey komutasındaki 2. Süvari, sonra Mürsel Paşa komutasındaki 1. Süvari tümenleri İzmir’e girer. Fahrettin Paşa da komutasındaki birliklerle saat 10.00’da kente geldiğinde Yüzbaşı Şerafettin Bey’in komutasında yaya olarak en önde giden sekiz er, Punta’daki Tuzakoğlu fabrikasından açılan ateşle karşılanır. Dört yiğit toprağa düşer. Akşehirli Bekir oğlu Mehmet, Antalyalı Ömer oğlu Hakkı, Nevşehirli Ahmet oğlu Seyit Mehmet ve Nevşehirli Ahmet oğlu Ahmet.

Şerafettin Bey de Hükümet Konağı önünde göğsüne isabet eden mermilerle yaralanmıştır, ama Konağa girip balkona Türk bayrağını asar. Bedeninden akan kan önce elini, elinden de bayrağın ay yıldızını kana boyar.

Belkahve’den tarihî günü izleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi ve İsmet Paşalar olduğu halde, 10 Eylül sabahı İzmir’e gelir. Başkomutan, Hükümet Konağı’nın balkonundan zaferi kazananın Türk milleti olduğunu söyler. Milletinin yiğitleri aynı saatlerde Anadolu’yu Yunan’dan temizleme harekâtını sürdürmektedir. 11 Eylül günü Bursa’dan kovulan Yunanlar, 16 Eylül’de Çeşme’den, 18 Eylül’de de Bandırma’dan yaptıkları insanlık dışı/hukuk dışı hareketlerin hesabını vermeden Anadolu’dan kaçıp giderler.6 Yunanların “Küçük Asya Macerası” Türk Milletinin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Esir alınan Yunan subayları Ankara'da

Yunan komutanların gözünden: Küçük Asya felaketi

Yunanlar için savaşın sonucu felakettir. Albay Kannellopoulas, “Gördüğümüz rüya sona erdi” der.7 General Dousmanis; “çürüme, çözülme, kaçma” sözcükleri ile ifade ettiği sonucu “hiç akla gelmeyen ve hesaplanmayan hezimet” olarak tanımlar. Ona göre 12 tümeniyle Yunan ordusu Türklerden daha kuvvetli, daha iyi silahlandırılmışken hezimete uğramış, komutanlar askerî açıdan iflas etmiştir. Orduyu uzaktan idare edebileceğini sanan Hacıanestis İzmir’de kararsızlık içinde olduğundan Afyon’da yenilmiştir. “Türkiye kendi siyasi istiklalini ve hürriyetini yeniden kazanmıştır.”8

General Lufas’a göre Küçük Asya Harekâtı Venizelizmin akılsızca siyasetinin bir sonucudur. Bu sonucu “afet” diye tanımlar. Ona göre Türkler en başından beri planlı hareket etmiştir. Diyor ki: “Türk sevk ve idaresinin başlangıçtaki planı birbirini takip eden üç esas gayeyi içine alıyordu: 1) Afyonkarahisar’da bir çıkıntı teşkil eden Yunan cephesini yarmak. 2) Yunan sefer ordusunun sağını kuşatmak. 3) İznik istikametinde muvaffakiyetten istifade etmek. Yani gerilemekte olan diğer Yunan kuvvetlerinin esir veya imha edilmesi.”9

Yarbay Spridonos ise şaşkındır, şöyle der: “14 piyade tümeni, 1 süvari tümeni, ayrıca 6 piyade alayından oluşan Yunan ordusunun iki günlük bir muharebeden sonra nasıl olup da 1., 4. Tümenler ve ayrıca 7. Tümen’in bazı aksamından ibaret bir kalıntıya düştüğü, Küçük Asya Seferi’nin cereyan ettiği devreyi yaşamış olan Yunan milleti için bir sır olarak kalmış ve kalacaktır. (...) Bu hali ile hasım bile alay eder olmuş ve telsizle yayınladığı çağrılarla Yunanlara şöyle hitap etmiştir: ‘Yunanlar, nereye gidiyorsunuz? Tarihinizi düşünün. Durunuz, sizinle muharebe edelim.’”10

Yarbay Spridonos cesur bir şekilde Yunanların kaçarken yaptığı insanlık dışı eylemlere de dikkati çeker. “Yapılanlar bizim için utanç” diyerek, tarihe notunu düşer.

DİPNOTLAR

1 Yorgos L. Spridonos, Harp ve Hürriyetler, (ATASE Başkanlığı Kütüphanesi Daktilo Çeviri), s. 212-215.

2 Fahri Kılıç, “Büyük Taarruz Öncesi Açılan Nalbant Mektebi”, Büyük Taarruzun 90. Yılında Uluslararası Milli Mücadele ve Zafer Yolu Sempozyumu, C. II, Uşak, 2012, s. 901-918.

3 Hüsnü Özlü, “Arşiv Belgelerine Göre, Büyük Taarruz Öncesi, ‘Sad Taarruz Planı’ ve Mustafa Kemal Paşa’nın Genel Tarruz Planının Analizi, Büyük Taarruzun 90. Yılında Uluslararası Millî Mücadele ve Zafer Yolu Sempozyumu, C. II, Uşak, 2012, s. 935-958.

4 Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları, Maliye Bakanlığı 50. Yıl Yayınları, Ankara, 1973, s. 438-439.

6 Y. L. Spridonos, Harp ve Hürriyetler, s. 224, 240.

7 Savaşın Seyri için bkz. Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz, C. II, Ks. 6, 1 ve 2. Kitap, Genelkurmay Yayınları, Ankara, 1995; Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Yeditepe Yayınevi, 2020; Selim Erdoğan, Büyük Taarruz-Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu, Kronik Kitap, İstanbul, 2021.

8 K.D. Kannellopoulos, Küçük Asya Mağlubiyeti, Çev. Anesti Oralli, Atina, 1936, s. 83-112.

9 Victor Dousmanis, Küçük Asya Harbinin İçyüzü, Çev. Hristo Ertorun, C. I, Atina, 1928, s. s. 332-334.

10 Evangelos Lahanakardos, Küçük Asya Felaketine Dair Yeni Bol Işık ve General Lufas, Çev. Yorgi Kosko, Atina, 1928,
s. 62-63, 70.

11 Y. L. Spridonos, Harp ve Hürriyetler, s. 230.

Büyük Taarruz
Mustafa Kemal Paşa
İsmet İnönü
Başkumandan Meydan Muharebesi
Savaş
Tarih
Şaduman Halıcı
Sayı 010

BENZER

Uzun yıllardır 23 Nisan kutlamalarının ayrılmaz bir parçası olan makam koltuklarına çocukların oturması geleneği 1929’da İstanbul Türk Ocağı yönetiminin çocuklara devredilmesiyle başlamıştı. Ertesi yıl çocuklara devredilen makam sayısı arttı, İstanbul’u bir günlüğüne 200 çocuk yönetti. Her istedikleri yapılan çocukların tebessüm ettiren açıklama ve icraatlarını yakından takip eden gazetelere eğlence çıkmıştı.
Türkçenin en büyük şairlerinden Nâzım Hikmet, şiirin yanı sıra 7. sanata gönül vermiş bir sinemacıydı. 3 Haziran 1963’te çok sevdiği memleketinden uzakta vatan hasreti ile ölen Nâzım Hikmet’in az bilinen yönleri...
Haritacıların yaşadıkları çağın tekniğine ve estetik beğenisine bağlı olarak tasarladığı haritalar dünyayı anlaşılabilir bir yapı haline sokar, ülkelerin ve kentlerin doğasını ve sınırlarını anlatır. Yüzyıllarca bir imparatorluklar kenti olarak hüküm sürmüş “şehirlerin kraliçesi” İstanbul da haritacıların her daim ilgisini çeken bir yer olmuştur. 1422 yılında Floransalı din adamı Christoforo Buondelmonte’nin çizdiği perspektif planı ile başlayan, 20. yüzyıla kadar tamamı Batılılar tarafından çizilen İstanbul haritalarını sanat tarihçisi, gravür ve harita uzmanı Dr. Ayşe Yetişkin Kubilay yazdı.