Kafes çağının sonu

06 Haziran 2021 - 12:46

Bundan yaklaşık üç yıl önce et, tavuk ve balık yemeyi bıraktım. Uzun zamandır kafamın içinde döndürdüğüm bir düşünceydi ama etsiz beslenme tarzını benimseyebileceğimden emin olamadığım için cesaret edemiyordum. Ta ki bir belgeselin fragmanını izleyene kadar...

Chris Delforce’un gizli kameralar ve drone’larla çektiği, endüstriyel hayvancılığın vahşetini ortaya koyduğu Dominion adlı belgeselinin sadece fragmanını izlemek yetti. Fragmanda beni en çok etkileyen, kameranın sırayla bütün hayvanların gözlerine ve bakışlarına odaklanmasıydı.

Hayvan istismarını konu alan 2018 yapımı Dominion belgeselinin afişi

Çocukken köpeğim vardı, sonra ise kedilerim. Kendimi hayvansever diye tanımlıyordum ama bu ne yaman çelişkiydi... Kedi ve köpekleri seven ama tavuğu veya koyunu yemekte beis görmeyen biri hayvanları gerçekten seviyor muydu? Ben bir kuzuyu gördüğümde de ona sarılıp öpmek istiyordum ama aynı zamanda onun etini yiyebiliyordum. İşte buna türcülük deniyordu. İnsan çelişkilerle dolu bir varlık ama ben et yedikçe, bu sözünü ettiğim çelişki beni yiyip bitiriyordu. Dominion’un fragmanını birkaç kez izledikten sonra kesin kararımı verdim ve o günden beri et yemiyorum. Vegan değilim, yumurta ve yoğurt tüketmeyi sürdürüyorum.

Bu arada, bu meseleye çok katı bakmıyorum. Bu kişisel bir yolculuk. Herkes aynı anda aynı noktaya gelmiyor. Yine de et tüketimini en aza indirmenin herkes için mümkün olduğunu ve bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. Hepsinden ötesi de yediklerimizin nereden geldiğini sorgulamayı, ona göre tüketmeyi önemsiyorum. Hayvan refahı söz konusu olduğunda kolaylıkla yapılabilecek iyileştirmeyi yapmayan firmaların ürünlerini tüketmemek bizim elimizde. Tüketici kraldı, öyle değil mi?

Yumurta sektöründe hayvanlar açısından en can yakıcı sorunlardan biri endüstriyel kafesler. Bu kafeslerde tavuk başına düşen alan sadece bir A4 kâğıdı kadar; yani 21 cm x 29,7 cm. Tavuk, kendi boyutundan bile küçük bir alanda yaşamaya çalışıyor, tüneme, toprak banyosu yapma ve follukta yumurtlama gibi en temel ihtiyaçlarını gideremiyor. Kafesteki bir tavuk bırakın yürümeyi veya toprağa basmayı, kanatlarını bile açamıyor. Gerinmek istediğinde demir tellere sürtündüğü için tüyleri yolunuyor. Ömrü boyunca bir kez olsun temiz hava soluma imkânı olmuyor.

Kendinizi tavukların yerine koyup ne yaşadıklarını anlayabilmek için, 4 kişilik bir asansörde 6-8 kişi sıkışmış halde yıllarınızı geçirdiğinizi düşünün. Belki nefes almaya devam ederdiniz ama sağlığınız bozulurdu, akıl sağlığınızı zaten koruyamazdınız. İşte kafeslerde tıkış tıkış yaşamaya zorlanan tavukların da ömrü stres ve acı içinde geçiyor; bu stresi kaldırmadıkları için davranış bozuklukları geliştiriyorlar. Çevrelerindeki diğer tavukları gagalıyor ve yaralıyorlar. Saldırıya uğrayan tavuğun tel kafeste kaçmak için bir adımlık alanı bile olmuyor.

Kafesler hayvanlara eziyet olmanın yanı sıra insanlar için de sağlık riski taşıyor. Hayvanların dar alanda sıkışık bir şekilde yaşamaları, bazı hastalıkların yayılma riskini artırıyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin bu alandaki çalışmalarına göre, endüstriyel kafes sistemlerinde ölümcül salmonella bakterisi daha fazla görülüyor.

Tüm bu saydığım nedenlerden ötürü, Türkiye’den daha yoksul ülkelerde bile kafes sistemini terk etme yolunda köklü adımlar atıldı. Brezilya’nın en büyük dört perakendecisi, kafes yumurtası satışlarını giderek azaltacaklarını, 2028’de ise tamamen sonlandıracaklarını açıkladılar. Güney Amerika ülkeleri ve Doğu Avrupa’da da perakendeciler benzer taahhütlerde bulundu. Prestijli firmaların neredeyse tamamı, sadece kendi ülkelerinde değil, faaliyet gösterdikleri ülkelerde de kafes yumurtası kullanmayacaklarını açıkladılar. Avrupa Birliği’nde kafessiz yumurta üretimi, kafes yumurtası üretimini geçti. Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler kafesleri yasakladı. Kafes sistemini terk eden global firmalar, aynı zamanda bu işin savunuculuğunu yapıyorlar. Örneğin geçtiğimiz ay Unilever ve Nestle’nin de aralarında olduğu pek çok gıda devi, AB’de kafes yumurtacılığının sonlandırılmasına yönelik yasal tasarıyı destekleyen bir mektup yayımladı.

KONDA’nın ocak ayı anketine göre, toplumun yüzde 82’lik ezici çoğunluğu tavukların kafeslerde yetiştirilmesini doğru bulmuyor

Peki, Türkiye’de vaziyet ne? Bir kere, kafes sistemini terk eden küresel firmaların bu ilerlemeyi Türkiye’ye de taşıması kaçınılmaz. Artık temel mesele bu ilerlemenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil, ne zaman gerçekleşeceği. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 120 milyon yumurtacı tavuk var. Ve bu tavukların çoğu endüstriyel kafes sistemlerinde bulunuyor. Oysa Türkiye’deki toplumsal duyarlılıklar da kafessiz sistemi işaret ediyor. KONDA’nın ocak ayı anketine göre, toplumun yüzde 82’lik ezici çoğunluğu tavukların kafeslerde yetiştirilmesini doğru bulmuyor, yüzde 76’sı ise endüstriyel kafeslerin yasaklanmasını destekliyor ve hayvanları kötü şartlarda yetiştiren firmaların ürünlerini satın almayacağını söylüyor. Ezcümle, tavukların tıkıştırıldığı kafesler toplum vicdanını yaralıyor.

Kafessiz sistemin Türkiye’de de örneği var ve giderek yaygınlaşıyor; bu dönüşümün motoru ise Kafessiz Türkiye kampanyası. Türkiye’de endüstriyel koşullarda yetiştirilen yumurtacı tavukların kafes sisteminden kurtulması için 2018’den beri faaliyet gösteren Kafessiz Türkiye, bu eziyetin engellenebilir olduğu fikrini benimseyerek bu sistemi sonlandırmak için çalışıyor. Perakendecileri, restoranları, gıda imalatçılarını ve sağlayıcılarını hedefleyerek kafes yumurtasını tedarik zincirlerinden çıkarmaları, daha merhametli bir geleceğin parçası olmaları için ikna ediyor. Bu sektörlerin kafes yumurtasını kullanmayı bırakması kafes sistemine talebi azaltacağı için, yumurta üreticilerinin bu eziyet verici üretim sistemini terk etmelerini sağlıyor.

Kafessiz Türkiye’nin çalışmaları sayesinde bugüne dek Metro Marketleri, Aslı Börek, The Marmara Hotels, Burger King, Popeyes, Cafe Nero gibi pek çok firma kafes sistemini terk edeceklerini taahhüt etti. Hellmann’s, Barilla ve Dedeman Hotels & Resorts International markaları Türkiye’deki tedarik zincirlerinde yüzde 100 kafessiz sisteme geçişlerini tamamladı. 2025 yılına kadar Türkiye’deki birçok firma verdikleri taahhütler doğrultusunda kafes sistemini terk etmiş olacak. 2025-2030 yılları arasında, piyasadaki prestijli markaların neredeyse tamamının kafes sistemini tedarik zincirlerinden çıkarması öngörülüyor. Gün geçtikçe daha fazla firmanın bu konudaki tüketici hassasiyetinin ve küresel trendin farkına vardığını söyleyen Kafessiz Türkiye’nin firma ilişkileri koordinatörü Didar Tutan, "Dünyanın nereye doğru yol aldığını gören bir firmanın hayvanların kafeslere kapatılmasında ısrarcı olması güç. Müşterilerinin gözünde hayvan refahı konusunda sorumlu bir firma olarak anılmak isteyen bir firmanın atacağı ilk adımlardan biri, kafes sistemini terk etmek oluyor" diyor.

Kampanya direktörü Emre Kaplan ise şunları söylüyor: "Türkiye’de hayvan refahı konusunda muazzam bir duyarlılık var. Bu zamana kadar hayvanlar için destek istediğimizde kamuoyu tarafından asla yalnız bırakılmadık. Kafeslere karşı imza kampanyalarımız 100 binin üstünde imza aldı, sosyal medyada hazırladığımız içerikler milyonlarca görüntülenmeye ulaştı. Kuşkusuz Türkiye toplumu da hayvanların kafeste eziyet çekmesine karşı ve bu eziyetten derin bir rahatsızlık duyuyor."

Yerel yönetimlerin de bu dönüşümü desteklemesi gerekiyor. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu köklü dönüşümün bir parçası olmak için atabileceği çok basit bazı adımlar var. İstanbul Halk Ekmek’in yalnızca iki ürününde yumurta var. Beltur işletmelerinde de kısıtlı miktarda yumurta servis ediliyor. Bu belediye iştiraklerinde 2023’ten itibaren kafes yumurtasının kullanılmayacağının taahhüt edilmesi, gıda sektörüne örnek olur. Hem hayvanların hem de İstanbulluların böyle bir ilerlemeden büyük mutluluk duyacağına kuşkum yok.

Hayvan
Tavuk
Tavuk yumurtası
Gıda
Yumurta
Kafessiz Türkiye
Melis Alphan
Sayı 006

BENZER

Bir “yakından tanıma” ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve konuğumuz İBB Şehir Tiyatroları’nın değerli oyuncularından Bennu Yıldırımlar’ın masasına bıraktık. İSTanket her sayıda farklı alanlardan isimleri tetkike devam edecek.
İstanbul’da büyük bir deprem beklendiği gerçeğiyle 1999 İzmit depremi sonrası yüzleşmeye başladık. Bilimsel araştırmalar olası 7.5 büyüklüğündeki bir depremde İstanbul’un karşılaşacağı yıkımın boyutlarını çoktan hesapladı: 48 bin bina büyük hasar görecek, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak. Kentsel dönüşüm son 22 yılın hızıyla devam ederse riskli binaların tümünün güçlendirilmesi için 110 yıla ihtiyaç var. Kısacası karşımızdaki tablo oldukça karanlık.
Türkiye’deki kadınların siyasal hakları otuzlu yıllarda adım adım yasalaştı. 5 Aralık 1934 tarihinde kadınların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla önemli bir eşik daha aşılmış oldu. Bu kazanım, yaygın olarak kadınlara “sunulan” bir armağan olarak anlatılırken, onların Cumhuriyet öncesinden başlayan siyasal talep ve eylemleri çoğu zaman unutuldu. Prof. Dr. Ayşegül Yaraman, siyasal haklarını kazanma sürecinde kadınların mücadelesini farklı bir perspektifle masaya yatırıyor.