Ben ‘bile’ koşuyorum

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu
19 Haziran 2020 - 15:57

Hiçbir albüm kaydı, canlı performans videosu, yerinde konser izlemenin heyecanını yaşatamaz. Ha keza; aynı durum diğer sahne sanatları için de geçerli. Ne zaman iyi bir konser izlesem, iyi bir oyun seyretsem adrenalinim yükseliyor ve sabaha kadar o heyecanla uyuyamıyorum. Ancak kültür ve sanat etkinliklerine ulaşmak isterken hepimizin önüne birtakım engeller çıkabiliyor. Bazen maddî durumumuz buna izin vermiyor, bazen yaşadığımız şehre yeterince etkinlik taşınmıyor, bazen de bambaşka engellerle mücadele ediyoruz. 

Ben bir İstanbullu olarak oldukça şanslıyım. Burası her türlü etkinliğin merkezi adeta. Dünyaca ünlü müzisyenleri, Broadway müzikallerini sahnede izledim. İstanbul aynı zamanda tiyatro zengini. İBB Şehir Tiyatroları ve usta isimlerin sahnelerinin yanında, 50-70 kişilik salonlarda oynayan onlarca bağımsız tiyatro ekibi var. Mis. Cennet. Bilet fiyatları ise her zaman ucuz değil. Özellikle son zamanlarda izleme sıklığımız oldukça seyreldi. Buna rağmen, özellikle caz müziğine veya alternatif türlere ilgiliyseniz, birçok kurum inatla ücretsiz veya yok pahasına konserler düzenlemeye devam ediyor. 

Özellikle İstanbul'da yaşıyorsanız ve hiçbir etkinliğe katılamadığınızdan şikayet ediyorsanız, biraz mazeret ürettiğiniz konusunda şüphe duyacağım. Ben bile bir şekilde, sınırlı da olsa etkinlikten etkinliğe koşup duruyorum. Koşmak dediğime bakmayın, deyim o. Ben bir tekerlekli sandalye kullanıcısıyım, engelliyim. Olsa olsa teker çeviririm. Onu da beceremiyorum zaten. 

Yukarıdaki paragrafta engelimi mazeret göstererek "ben bile" dedim çünkü ulaşım, mekânlara erişim (lokanta, kafe, bar, tiyatro salonu, mağaza, market vs.) bir engellinin hayatındaki pek çok zorluktan biri. Benimse en çok üzerinde uğraş verdiğim mesele bu. 

Canlı canlı konser ve tiyatro izlemeyi seven, şehir hayatında daha çok yer bulmaya çalışan engelli bir birey olarak bir yandan toplu ulaşımın iyileştirilmesi için çaba harcarken bir yandan da ilgili mekânların iyileşmesi için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de talepkâr davranıyorum. Şikayet etmeden her kuruma, her işletmeye derdimi anlatıp bir çözüm üretmesini rica ediyorum.

Genellikle bunu daha gerçek bir bağ kurmak için gideceğim bir etkinlikten önce yapıyorum. "Ben falanca etkinliğinize gelmek istiyorum, durumlar nedir?" diye soruyorum. Eğer bir etkinliğe katılmışsam ve kolayca çözülecek küçük sorunlar varsa, “Bakın, gördünüz şu iki basamak nasıl dert oldu. Şuraya bir rampa yapsanız ya…" diyorum. Bazen de uzun uzun toplantıların parçası oluyorum. Bunun sonucunda genellikle olumlu cevaplar alıyorum. Küçük küçük iyileştirmelere şahit oluyorum. Kimi zamansa beş dakikada çözülecek işler dert oluyor, çözülmüyor. Ben kişisel olarak bir defa sorun yaşadığım mekâna ikinci kez gitmemeye özen gösteriyorum. Bakın, mükemmeli de aramıyorum. İçeri girip bir konser izleyebileyim, iki içecek yudumlayayım yeter diyorum. Buna rağmen engellilere uygun alan sayısı (özellikle özel işletmelerde) bir elin parmaklarını geçmiyor. 

Babylon

Ulaşım konusu ise biraz karışık. İstanbul'da çok fazla ulaşım seçeneği var: Otobüs, metrobüs, minibüs, dolmuş, metro, vapur, tren (kısmen), taksi. Her birinin ayrı ayrı konuşulması gerek. Kimisi mükemmele yakınken kimisi oldukça sorunlu. Ben bu yazıda, kültür-sanat ekseninden çıkmadan ulaşım şartlarından bahsedeceğim. Zaten bu gibi etkinlikler ekseri olarak İstanbul'un belirli lokasyonlarına sıkışmış durumda. 

Birçok etkinlik İstanbul'un merkezî semtlerinde veya AVM civarlarında düzenlendiği için hemen hepsine metro ile ulaşmak mümkün. Metro zaten tekerlekli sandalye için en konforlu ulaşım aracı. Bazı halk otobüsleri dönüşüme henüz uğramadığı, kimi metrobüs durağında da asansör olmadığı için sıkça metro kullanmayı tercih ediyorum. 

Tekerlekli sandalye ile etkinliğe ulaşmaktan (mekânın uygunluğu başka mesele) daha sıkıntılı olanı ise gece eve dönüşü. Birçok konser, görece erken olanlarını tercih etmeme rağmen 21:30, 22:30 gibi saatlerde başlıyor. Çıkışta son metro seferini kaçırmış olmak çok olası. Taksiler, herkes kadar benim de şikayetçi olduğum ulaşım araçları. Gecenin bir yarısı, o saatte benim için tek uygun ulaşım aracı oldukları halde, vızır vızır geçen boş taksiler beni almayı tercih etmiyorlar. Kimseyi almak istemiyor belki de. Uzun bir bekleyişin ardından biri dayanamayıp alıyor neyse ki. 

Yakın dönemde İBB sadece cuma ve cumartesi geceleri olmak üzere 24 saat toplu ulaşım hizmetini başlattı. Muhtemelen birçoğunuzdan fazla ben sevindim. Bu uygulamanın anlamı benim için etkinliklere daha rahat katılabilmek, daha huzurlu olmak. Özellikle İstanbul'un karşı yakasındaki etkinliklere de katılabilmek için bir fırsattı bu. Öyle değilmiş. 

İki yaka arasındaki metro bağlantısını sağlayan Marmaray, İBB'ye değil TCDD'ye bağlıymış. Ne yazık ki Marmaray bu 24 saat ulaşım hizmetine dahil olmadı. Oldukça uzun bu banliyö hattında 24 saat hizmet vermemek için mutlaka operasyonel sebepleri vardır. Ben yine de hattın tamamı açılmadan önceki gibi sadece iki kıta arası (Yenikapı - Ayrılık Çeşmesi) metroyla senkron 24 saat ulaşım sağlamalarını diliyorum. O zaman önemli bir eksiklik daha giderilmiş olacak. 

Sözün özü, sanat, bir insanın sağlıklı yaşaması için ihtiyaç duyacağı öğelerden biri. İstanbul da bu konuda oldukça zengin, seçeneği bol bir şehir. Buna rağmen kültür ve sanat etkinliklerine ulaşmak herkes için kolay değil. Ben şartları iyileştirmek için elimden geleni yapıyorum. Şu noktadan sonra en azından gittiğiniz mekânlara engellileri hatırlatarak sürece katkı sunabilirsiniz. Böylece birlikte daha hızlı yol alırız. 

Simto Alev
İstanbul
Toplu taşıma
Konser
Mekan
Sayı 001

BENZER

Memleket, atalarımızın dediği gibi doğduğumuz değil doyduğumuz yerse eğer, neden gazeteci Zafer Arapkirli gibi hem “Londoner” hem de İstanbullu olmayalım; neden dünyanın birden çok şehrinde kendimizi evimizde hissetmeyelim?
Orhan Pamuk 1901’deki veba salgını sırasında Osmanlı’ya bağlı hayali Minger adasında geçen olayları anlattığı romanı Veba Geceleri’yle yeniden okuma köşemizin en güzel konuklarından biri oldu. Kitabı okuduktan sonra usta yazarın kapısını çaldık, Veba Geceleri’nin şifrelerini çözmek için sorularımızı yönelttik.
Kadın hareketi, göçmen sorunu, kentsel dönüşüm, sınıf farkı... Azra Deniz Okyay, ilk uzun metrajlı filmi Hayaletler’de her biri ayrı bir filmin konusu olabilecek tüm bu meseleleri iç içe geçirerek sunuyor ve bu zor işin altından kalkmayı ustalıkla başarıyor. Pandemi nedeniyle henüz geleneksel anlamda gösterim şansı elde edememiş olsa da, Hayaletler’in yurt içi ve yurt dışında hayranı çok. Okyay’la 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen başta olmak üzere beş ödülle dönen filmini konuşurken, “Kenti beşinci bir karakter gibi ele aldım” dediği İstanbul’un hayaletlerini takip ettik.