Şehri keşif zamanı

27 Ağustos 2020 - 14:25

Mihrimah Sultan Camii

Bu ebatta sütun bulmak zor

İstanbul’un yedi tepesinin altısında birbirinden güzel camiler vardır. Altıncı tepedeki Mihrimah Sultan Camii onlardan biri. Edirnekapı’da (aynı adı taşıyan diğer cami, şehrin karşı kıyısında Üsküdar’ı süslüyor). Mimarisinin güzelliği ve yerden 25 metre yükseklikten başlayan 20 metre çapındaki kubbesi baş döndürücü. Mimar Sinan, alışıldık biçiminde sadece kasnağa oturtulan kubbeyi burada kasnak ve onları taşıyan kemerlerle birlikte yapının ana gövdesinin üzerine oturtmuş. Bu sayede ana mekânla bütün halinde yükselen bir kubbe görüntüsü elde etmiş. Pencereler de görkemli atmosferi destekleyecek biçimde yerleştirilmiş. Camideki 204 pencereden 161 tanesi, kubbe ve kemer içlerinde yer alıyor. Galerileri taşıyan ve Bizans döneminden kaldığı tahmin edilen granit sütunlar özel dikkati hak ediyor. Zira bu ebatta başka sütun görme olasılığınız çok az. 1766 ve 1894 depremlerinde büyük hasar gören cami 2009’da kapsamlı bir restorasyondan geçmişti. 

İvaz Efendi Camii

İvaz Efendi Camii

Mimar Sinan’ın az bilinen harikası

İvaz Efendi Camii İstanbul’un en güzel camilerinden biri. Bir Mimar Sinan eseri olmasına rağmen İstanbul’daki diğer Mimar Sinan camileri kadar konuşulmaz. 1585 yılında yapılmış. İlk baktığınızda surların arkasında etrafını saran şekilsiz beton yığınları arasında boynu biraz bükük kalmış gibi gelebilir. Ama karşısına geçtiğinizde, hele de içine girdiğinizde yüzyıllardır asaletinden ödün vermeden ayakta kaldığını görürsünüz. Caminin mücevher değerinde el işçilikleriyle süslenmiş iç kısmı çok etkileyici. Mihrap 16. yüzyıl sanatının tüm güzelliğini yansıtan İznik çinileri ile döşeli. Mermerden yapılan minberi ve ahşap vaaz kürsüsü ise daha sade. Çok büyük bir cami olmasa da hem beyaz rengin hâkimiyeti hem de pencere sayısının çokluğu ile iç mekân gayet ferah. Şimdiye kadar görmediyseniz, büyük kayıp.

Kariye Müzesi

Kariye Müzesi

Kiliseden camiye, camiden müzeye

Bizans’tan günümüze ulaşan eşsiz miraslardan olan ve ibadethane değil müze kimliğiyle yaşayan Kariye, 1315-1321 yılları arasında yapılan yenileme ve genişletme çalışmalarından sonra fazla bir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış. Duvarlardaki mozaik ve freskler, Kariye’den katbekat büyük olan Ayasofya’dakilerden sayıca fazla ve de görkemli. Bu muhteşem işçilik, Bizans İmparatoru II. Palaiologos’un zengin ve erk sahibi danışmanı Theodore Metochites sayesinde yapılmış. Hatta kendi resmini de Hz. İsa’nın bulunduğu bir mozaiğe ekletmiş. 1511 yılında II. Bayezid’in sadrazamı Atik Ali Paşa tarafından mihrap ve minare eklenmesiyle kilise camiye dönüştürülmüş. İçindeki mozaik ve fresklerin üzeri ise alçıyla kaplanmış. 1947 yılında müze statüsü kazandırılmasıyla yapının kaderi de değişmiş. Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından 1948’de başlatılan ve on yıl süren çalışmayla mozaik ve freskler yeniden ortaya çıkarılmış.

Yerebatan Sarnıcı

Yerebatan Sarnıcı

Sarnıçların en güzeli

Asıl adıyla Bazilika Sarnıcı, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 6. yüzyılda yaptırılmış. Bizans döneminde saray ve çevresinin su ihtiyacını karşılayan yapı, İstanbul’un fethinin ardından bir süre daha kullanılmış. Topkapı Sarayı’nın bahçelerine de sarnıçtan su verilmiş. Şehre yeni su kanalları yapılınca sarnıç işlevini yitirmiş. III. Ahmed ve II. Abdülhamid dönemlerinde en kapsamlı onarımlarını geçiren sarnıcın turizme açılma tarihi ise 1987 olmuş. Sarnıçta farklı mimari üsluplara ait sütunlar olmasının nedeni, eski Roma yapılarından kalan sütunların da değerlendirilmesi. Yerebatan Sarnıcı’nda adımlarınızın son bulduğu yerde karşınıza çıkacak olan Medusa başının yer aldığı biri ters biri yan duran iki taş blok konusunda ise farklı görüşler var. Öne çıkan üç yorumdan ilki, yılan saçlı Medusa’nın bakanı taşa çeviren mitolojik anlatısına dayanıyor (şehir bu sayede korunuyor, deniyor). İkinci yorum, Medusa’nın paganist bir kültüre ait olduğu için şehrin en görünmeyen noktasına gömülmüş olduğu. Son yoruma göreyse: “Sadece kullanılacak sütun bitmiş!

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu

İstanbul'un vahası

Atatürk Arboretumu’nu ziyaret etmek için bence en ideal mevsim sonbahar. Gölet kenarında kuğuları seyretmek ayrı, ağaçların arasına dalıp sadece kuş sesleri eşliğinde yürüyüş yapmak ayrı güzel. Girişi ücretli. Yiyecek ve içecek getirmek yasak; sadece doğanın tadını çıkarıyorsunuz. Fırsatınız varsa, daha sakin olan hafta içini tercih edin. Yanı başındaki Belgrad Ormanı da nefis bir sonbahar seçeneği. Maslak’ta yükselen gökdelenler ve trafikten sonra vaha gibi. Bisiklet yolları ile koşu ve yürüyüş için parkurlar var. Ormanın belirli alanlarında piknik yapılabiliyor. İsterseniz içindeki kafelerden de yararlanabilirsiniz.

Şile

Şile

Dünyanın çalışır durumdaki ikinci büyük feneri

Şile’ye adım atar atmaz metropol havasından hemen uzaklaşıyorsunuz. Bir Anadolu kentiyle selamlaşır gibisiniz. Karadeniz kıyısında 60 kilometrelik, merkezde ise 10 kilometrelik sahili var. Sonbaharın rengârenk izlerini takip etmek için rotanıza Onbir Göller Vadisi, Değirmençayı Şelalesi ve Kumbaba Tepesi’ni alın. Şile’nin en popüler noktası olan deniz fenerini de unutmayın. 1859’da yapılan bu fener ülkemizin en büyük, dünyanın ise çalışır durumda olan ikinci büyük feneri kabul ediliyor. Fenere yürüme mesafesinde bulunan Ağlayankaya’yı da görün. Adını taşlar arasından çıkan suların akan gözyaşına benzemesinden almış.

Şerefiye Sarnıcı

Şerefiye Sarnıcı

Yerebatan’dan daha yaşlı

Binbirdirek’ten daha genç, Yerebatan’dan daha yaşlı olan Şerefiye, bu üç sarnıcın en az bilineni. Çünkü turizme 2018 yılında kazandırıldı (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü 8 yıllık restorasyonun ardından ziyarete açıldı). 32 sütunlu sarnıç, Piyer Loti Caddesi’nin üzerinde yer alıyor. II. Theodosius tarafından 5. yüzyılda inşa edilmiş. Bozdoğan Kemeri aracılığıyla su depolaması yapılmış. Şerefiye adıyla anılmaya başlaması ise 19. yüzyıla denk geliyor.

Aziz Stephan Bulgar Kilisesi

Aziz Stephan Bulgar Kilisesi

Dünyadaki üç demir kiliseden biri Balat’ta

Aziz Stephan Bulgar Kilisesi (Sveti Stefan Kilisesi, Demir Kilise diye de anılır) tamamen demirden inşa edilen ve dünyada bu özelliğe sahip olan sadece üç yapıdan biri (diğer ikisi Arjantin ve Avusturya’da). Restorasyon çalışmalarının ardından 2018’de yeniden açılan kilise, vitray pencereleri ve süslemelerdeki detaycılığı ile oldukça etkileyici. 18. yüzyıl sonlarında başlayan milliyetçilik akımının etkisi ve Rusların desteğiyle Bulgar azınlık, kendi dillerinde ibadet etme isteklerini saraya iletmişler. Padişah talebi kabul edince, ilk olarak Haliç kıyısında küçük bir ahşap kilise yapılmış. Fakat burası meşhur İstanbul yangınlarından nasibini alınca, bu kez daha büyük bir kilise yapılması gündeme gelmiş. Planı Ermeni mimar Hovsep Aznavur çizmiş. Bulunduğu zeminin zayıf olması nedeniyle betonarme yerine demir iskelet tercih edilmiş. Gotik mimari özellikleri taşıyan kilise, 1871 yılında Viyana’da yapılmış ve parçalar halinde Tuna Nehri üzerinden gemilerle getirilip Haliç kıyısındaki küçük bir bahçeye kurulmuş. 1870 yılında Sultan Abdülaziz’in fermanıyla patrikhaneden bağımsız statüye geçen kilisenin yönetimi için bir de “eksarh” (Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde önder, başpapaz) görevlendirilmiş. 

Ağva

Ağva

Nehir, deniz, orman

Şehir insanını şımartmak için gereken her şey Ağva’da var. Bir yanını Karadeniz, diğer yanını usulca süzülüp giden Göksu ve Yeşilçay Nehirleri sarıyor. Arasında birbirinden şık butik oteller, bolca yeşillik ve kuş sesi... Otellerin çoğunda nehirde tur yapabileceğiniz kanolar ve pedallı gezinti tekneleri var. Sonbaharın tatlı serinliği eşliğinde özellikle sabah saatlerinde nehrin tadını çıkarmak büyük keyif. Ağva’nın küçük bir kumsalı var. Hava yüzmek için serin bile olsa yürüyüş yapmak ya da dalga seslerini dinlemek için rotanıza ekleyebilirsiniz. Ayrıca yöredeki çağlayanları ve bir zamanlar Romalılardan kaçan Hristiyanların saklandığı mağaraları gezebilirsiniz. Aklınızda olsun: Ağva’ya 5 kilometre mesafedeki Kilimli Koyu’nda bulunan doğal kaya oluşumları, özellikle küçük bir koy olan Gelinkaya ilgi çekici.

Büyükada

Büyükada

Türkiye’nin en güzel caddelerinden biri burada

Sonbaharda Prens Adaları’nın hepsi güzel. Kalabalıklar uzaklaşır, sezonluk tatile gelenler döner, adalar adalılara kalır. Benim favorim Büyükada. Sadece 4,3 kilometre uzunluğunda ve 1,3 kilometre genişliğinde olan Büyükada’yı yürüyerek de bisikletle de dolaşabilirsiniz. Adanın muhteşem köşkleri arasında gezinmek çok keyifli. Çankaya Caddesi’nde 19 ve 20. yüzyıllarda yapılmış, çoğu bakımlı bahçelerde yer alan evler sıralanıyor. Bence Türkiye’nin en güzel caddelerinden biri. Con Paşa Köşkü, Fabiato Köşkü, gözetleme kuleli ve kırmızı tuğlalı Mizzi Köşkü en güzel yapılar arasında. Yelkencizade Köşkü, Avrupai tarzıyla ilgi çekiyor. Adalar Kaymakamlığı ise bir zamanlar Hacopulo Köşkü olan binada.

Fotoğraflar: Saffet Emre Tonguç, Gülgün Asutay, Sinan Doğan
İstanbul
Saffet Emre Tonguç
Yerebatan Sarnıcı
Ağva
Şile
İvaz Efendi Camii
İST Dergi 003
Sayı 003

BENZER

Günümüzde Kültür Bakanlığı’na bağlı müze olarak ziyaret edilen Rumelihisarı Kaleiçi, 1953 yılına kadar ahşap evlerde oturan sakinleri, sokaklarında oynayıp çeşmelerinden su içen çocukları, ağaç dallarına tüneyen kuşlarıyla belirginleşen cıvıl cıvıl bir Türk mahallesi kimliğiyle gündelik hayatın içinde yer alıyordu. Yapılışından 500 yıl sonra uğradığı bir dizi değişiklikle bugünkü görünüm ve işlevine kavuştu.
Yan taraflarında bulunan su çarkını buhar gücüyle döndürerek hareket eden ve "yandan çarklı" olarak adlandırılan vapurlar, bir zamanlar İstanbul’un en bilindik simgelerindendi.
1967 yılında açılan ve bir dönem müzik endüstrisinin kalbinin attığı kasetçi ve plakçılara da ev sahipliği yapan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), eski şöhretini yitirse de şehrin göbeğinde tarihe tanıklık etmeye devam ediyor.