Turhan Selçuk 100, Abdülcanbaz 65 yaşında

Fotoğraf
Turhan Selçuk Çizimleri ve Fotoğrafları: Aslı Selçuk
24 Mayıs 2022 - 11:32

Dünya’nın 80 ülkesini, selesinin arkasına koyduğu bağlamasıyla pedallayan arkadaşım Ahmet Mumcu’yla 2019 baharında Orta Anadolu’da bir bisiklet turu yaptık.

Bizi “biz” yapan büyük âşıklara şükranlarımızı sunduğumuz tura, Mahzuni Şerif’in Hacıbektaş’taki kabrinden başladık. Seyfe Gölü üstünden Kırşehir’e geçtik. Babası Muharrem Usta’nın ayak ucunda uyuyan Neşet Ertaş’ın kabrine çıktık. Turumuzu Samed Kunaç fotoğrafları eşliğinde bisiklet dergisi Cyclist’te anlattık. Başlığını da Neşet Ertaş’ın ölümsüz türküsünden ödünç aldık: “Hep yolcuyuz, böyle gelir gideriz.”

Hacıbektaş’ın mezarlığında muhtemelen Türkiye’nin başka bir yerinde olmayacak kadar çok sayıda heykel gördük. Hacı Bektaş Veli’den Yunus Emre’ye, Âşık Veysel’den Feyzullah Çınar’a, Nâzım Hikmet’ten Davut Sulari’ye, gök kubbeye sadasını nakşetmiş ozanlara saygılarımızı sunduk.

Orada bir büyük ustayı daha ziyaret ettik. 2010’da aramızdan ayrılan Turhan Selçuk, İz Bırakan Aydınlar Mezarlığı’nda uyuyordu. Ondan üç ay sonra hayatını kaybeden kardeşi İlhan Selçuk ve Fikret Otyam ile yan yanaydı.

Turhan Selçuk’un mezar taşında, yarattığı efsane karakter Abdülcanbaz vardı. Bizim gibi, o da velosipet üstündeydi.

Yani içinde bulunduğumuz yılın Temmuz ayında, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük karikatür ustalarından birinin 100. doğum gününü kutlayacağız.

Turhan Selçuk

Adana'dan İstanbul'a

Turhan Selçuk, bir asır evvel Milas’ta dünyaya geldiğinde ülke tepeden tırnağa büyük bir değişim içindeydi. Selçuk doğduktan bir ay sonra Büyük Taarruz emri verilir, on gün sonra Kurtuluş Savaşı kazanılır. Dört aylıkken saltanat kaldırılır, on dört aylıkken Cumhuriyet ilan edilir.

Babası Mehmet Kasım Bey subay olduğu için aile, memleketin dört bir yanını dolaşır. 1927’de Milas’tan İstanbul’a taşınırlar. Ardından Aydın, Yıldızeli, Ankara, İstanbul, Silifke, yine İstanbul derken 1938’de Adana’ya gelirler.

Adana, sanatçının hayatında çok önemli bir yere sahiptir. İlk karikatürü, 19 yaşındayken bu şehirde çıkan Türk Sözü gazetesinde yayımlanır. Annesi Hikmet Hanım, kişiliğinin özellikle de sanatçılığının oluşumunda büyük etki sahibidir. O da çizimler yapmakta, oğluna rol model olmaktadır.

1941’de Adana Erkek Lisesi’ni bitiren Turhan Selçuk, İstanbul’a gelir. Kısa süre sonra dönemin şöhretli mizah
dergisi Akbaba’nın çizer kadrosuna katılır. Ardından Tasvir ve Aydede’de devam eder. 1949’da Yeni İstanbul’un baş çizeri olur. 1951’de ilk sergisini açar. İlhan Selçuk’la 41 buçuk ve Karikatür dergilerini yayımlar. Ardından Yeni Gazete ve Akşam gazetelerinde çalışır.

Asıl büyük buluşma, 1953’te Abdi İpekçi’nin efsane gazetesi Milliyet’te gerçekleşir. Kendisi de vaktinde amatör bir karikatürist olan Abdi İpekçi, çizgiye büyük değer vermektedir. Zaten Turhan Selçuk da bir süredir karikatürde yazının değil çizginin öne çıkmasını savunan bir anlayışı savunmaktadır. Onun deyimiyle, “Söz Çizginin”dir. Sözün yerini alan o çizgi, özgün bir üsluba evrilir. Bu üslup sadece Türkiye’de değil, dünyada da büyük büyük bir hayran kitlesi yaratır. Sayısız ödül peş peşe gelir. (Onları burada sıralayacak olsak dergideki yerimiz yetmez. Eminim temmuzda sanatçıyla ilgili çok sayıda etkinliğe tanık olacağız. O yüzden bu yazının genel teması olan bisiklete ve onun unutulmaz kahramanı Abdülcanbaz’a dönelim.)

Abdülcanbaz zamanda ve mekânda sınır tanımaz

Abdülcanbaz doğuyor 

Abdülcanbaz 1957’de “dünyaya gelir.” Gazetesinde yabancı çizgi romanlar yayımlayan Abdi İpekçi, artık Türk sanatçıların da çizgi roman yazmaya başlaması gerektiğini savunmaktadır. Bu niyet Babıâli’nin usta kalemlerini bir araya getirir. Abdülcanbaz’ın ilk macerasını Aziz Nesin yazar. Karakterin isim babası da odur. İlk maceranın adı “Turist Rehberi”dir. Bu macerada Abdülcanbaz bildiğimizin tam zıddı bir karakterdir.

İkinci macera “Abdülcanbaz Artist Ajanı” adını taşır. Bu macerayı kaleme alan Rıfat Ilgaz’dır. Fakat o da Aziz Nesin gibi, tek macera yazdıktan sonra devam etmez. Sonunda iş başa düşer ve Turhan Selçuk, Abdülcanbaz’ın hem yazarı hem çizeri olur. Bu arada Abdülcanbaz’ın yazarı değiştiği gibi karakteri de değişir. Eskiden üçkâğıtçılıkla yolunu bulan adamımız, giderek bir İstanbul beyefendisine evrilir.

Abdülcanbaz zamanda ve mekânda sınır tanımaz. Onu kâh uzayda kâh Osmanlı Mebusan Meclisi’nde görürsünüz; kâh bir Evliya Çelebi hikâyesinde kâh bir Jules Verne fantezisinde... Muazzam bir evren!

O evrende bisiklet, daha doğru ifadeyle velosipet, Abdülcanbaz’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Üstadın mezar taşındaki Abdülcanbaz da iki teker üzerindedir, Kadıköy’deki Karikatür Evi’nin bahçesindeki metal heykel de... Rahmi M. Koç Müzesi’ne gittiğinizde oradaki heykelin yanında da görürsünüz velosipeti, Milas’taki Karikatür Evi’nde de.

Aslı Selçuk ve annesi Füruzan'a Abdülcanbaz'ın maceralarında sıklıkla rastlıyoruz

"Bir Velosipet Olayı"

2019’da, Yapı Kredi Kültür Sanat’ta “Turhan Selçuk Retrospektifi” adını taşıyan kapsamlı bir sergi açılmıştı.

88 yıllık ömrünü muazzam bir üretkenlikle geçiren ustanın 70 yıl boyunca yaptığı binlerce çalışmanın içinden seçilen 400 civarındaki çizim izleyiciyle buluşturulmuştu. Serginin organizatörü Veysel Uğurlu, editörü Murat Yalçın, danışmanları Semih Poroy ile Behiç Ak, tasarımcı Yeşim Demir ve sanatçının kızı Aslı Selçuk özel bir işe imza atmışlardı.

Dev bir camekânda sergilenen “Bir Velosipet Olayı”nın orijinal çizimleri serginin en çarpıcı bölümlerinden biriydi.

Bilenler biliyor, bilmeyenler de edinip okuyabilir ama biz yine de Abdülcanbaz’ın Velosipet Olayı’nı kısaca özetleyelim.

Macera Fransa’dan gelen bir mektupla başlıyor. (Hikâye 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında geçiyor. Zaten Abdülcanbaz zamanda yolculuk yapmadıysa o tarihler arasında yaşıyor. Velosipet tartışmaları yapılan Osmanlı Meclisi Mebusan’ı açık olduğuna göre 1908 sonrası diye de düşünmek mümkün. Malum, söz konusu Meclis 1877’de II. Abdülhamid tarafından açılmış ama yine onun tarafından 1878’de kapatılmıştı. Tekrar açılması için aradan 30 sene geçmesi gerekecek, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yeniden açılacaktı.)

Arsen Lüpen’in elinden kurtardığı dostu Pier Mansard, kahramanımıza bir hediye yolluyor. Kanari gemisiyle Marsilya’dan yollanan hediye, o dönem Paris’te bile az kişide bulunduğu söylenen velosipettir.

Abdülcanbaz’ın dostları, eve taşıdıkları sandık açılınca birbirinden komik tepkiler veriyor. Fettah iki tekerinin eksik geldiğini düşünüyor. Tarzan yarım yamalak bir araba olarak görüyor. Musa Keyta iki tekerlek üstünde dengede durmanın imkânsızlığını ifade ediyor vs. vs...

Her dem basiret sahibi Abdülcanbaz ise velosipete binmenin bir muvazene (denge) meselesi olduğunu söyleyip selesine atlıyor. Bir iki denemeden sonra da o dengeyi buluyor.

Zurnanın zırt dediği yer buradan sonra başlıyor. Birkaç gün sonra velosipetiyle çarşıya inen Abdülcanbaz’ın etrafını saran kalabalık “şeytan, iblis, zındık ve cin”le başlayan cümlelerle adamımıza taarruz ediyor.

Çevresini saran kalabalığı ancak havaya ateş açarak “sakinleştiren” Abdülcanbaz, denge meselesini kalabalığa anlatmaya çalışıyor ama bir sonuç alamıyor. Kalabalık, velosipetin bir denge meselesi olmadığını, şeytanet ve melanet işi olduğunu söyleyen Emanullah Efendi ve Molla Çapkıni’ye inanmayı tercih ediyor. (Erkekler böyle bir tepki verirken velosipeti ilk defa gören kadınlar hem iki tekerliyi hem de onun üstünde oturan adamı hoş buluyorlar.)

Abdülcanbaz ve velosipeti bugün de özgürlüğü, eşitliği, kardeşliği, dayanışmayı temsil etmeye devam ediyor

Hikâyenin ilerleyen safhalarında Abdülcanbaz’ın başta Gözlüklü Sami olmak üzere rakipleri, velosipeti düşmanlaştırmak için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. Meclisi Mebusan’da “Diyar-ı Rum’dan gelip nurlu İstanbul’u kirleten kâfir icadı”nı lanetleyen konuşmalar yapılıyor. Hadiseye pragmatik bir cepheden yaklaşan Arabacılar Cemiyeti başkanı Aziz Menziloğlu, Şeytan Arabaları çoğalırsa kazaların önüne geçilemeyeceğini savunuyor.

Velosipet lehinde bir iki ses çıksa da sonuç değişmiyor. Abdülcanbaz’ın iki tekerli yoldaşı tutuklanıyor. Polisler tutuklu velosipetin neresine kelepçe takacaklarını bile tartışıyorlar. Bir süre sonra da duruşmalar başlıyor. Velosipetin kimlik tespiti yapılırken babasının adı soruluyor ve nesebi gayri sahih yani “piç” olduğuna karar veriliyor. Abdülcanbaz mahkeme heyetine velosipetin geçmişini, icadına giden süreci anlatan bir konuşma yapsa da heyetin kanaati değişmiyor. Müsamere izlenimi veren trajikomik duruşmanın bir aşamasında dostları Abdülcanbaz’ı kaçırıyor. (Bundan sonrasını anlatıp spoiler vermeyeyim ama sonucun hem çok şaşırtıcı hem de çok tanıdık olduğunu söylememe izin verin.)

Turhan Selçuk’un bu öyküde kullandığı velosipet, Penny-Farthing ya da Big Wheel (Koca Teker) denilen bir bisiklet türüdür. Ön tekeri İngiliz para birimi penny, arka tekeri onun çeyreği büyüklüğündeki farthing’den gelen bu bisiklet, bisiklet tarihinin binilmesi en zor araçlarından birisidir. Hatta binmesinden çok inmesinin zor olduğu söylenir.

Dünyayı ilk kez bisikletle dolaşan ve 1885’te İstanbul’a gelen İngiliz seyyah Thomas Stevens da bir penny-farthing kullanıyordu. Hatta Büyükada’da erkekler ona “şeytan icadı” olarak bakmış, kadınlar ise aynı Abdülcanbaz’daki gibi bisikleti “hoş” bulmuştu.

Abdülcanbaz ve velosipeti bugün de özgürlüğü, eşitliği, kardeşliği, dayanışmayı temsil etmeye devam ediyor. Ona ve yaratıcısı büyük ustaya, Turhan Selçuk’a selam olsun.

Turhan ve Aslı Selçuk

Aslı Selçuk: “Bana bisiklete binmeyi babam öğretti

Abdülcanbaz’ın maceralarında sizi ve anneniz Füruzan’ı sık sık görüyoruz. Bir Velosipet Olayı’nda da varsınız.

Bir Velosipet Olayı’nda babam Turhan Selçuk Abdülcanbaz’dır, annem Füruzan, Ruhsar, ben de onların kızı Canbaziye’yim. Oyuncak peluş ayıma bile babam çizgi romanında yer vermişti. Babam Abdülcanbaz’ı kendi yazmaya başlayınca önceki karakter tümüyle değişmiş haktan ve halktan yana bir kimlik kazanmıştı. Abdülcanbaz adaletin yanında sürgit kötülüğün, sömürünün karşısında durdu.

Turhan Selçuk’un kendisi bisiklete biner miydi?

Babam ve amcam İlhan Selçuk Adana Erkek Lisesi’ndeyken okula bisikletle giderlermiş. Okul yolu çok çamurlu olduğu için de babam “Adana’nın Yolları Çamurdan” adlı ilk karikatürünü 1941’de çizdi. “Adana Erkek Lisesi son sınıfındaydım. Okulumuzun toprak, çamurlu, berbat bir yolu vardı. Çoğumuzun bisikletleri vardı, bu yolda bata çıka giderdik. İçgüdüyle olacak, ders sırasında bu yolu eleştiren bir şeyler çizdim” diyen Turhan Selçuk sınıf arkadaşlarının ısrarıyla karikatürü Adana’nın günlük Türk Sözü gazetesine götürdü, karikatür gazetede yayımlandı. Böylelikle, babam karikatür serüvenine ilk adımını atmış oldu. Ne sıcak anılar bunlar, her defasında insanı sevindiriyor.

Türk edebiyatının büyük isimlerinden Füruzan’ın ve sizin bisikletle ilişkiniz nasıldı?

Annem doğma büyüme Kadıköylü olduğu için onun da bisiklet serüveni olmuş. Kuşdili Çayırı’nda arkadaşlarıyla kiralık bisikletlere bindiğini bana anlatmıştır. Bana hem bisiklete binmeyi hem de araba kullanmayı babam öğretti. Babamın öğretisiyle iyi bisiklete binerim, iyi de araba kullanırım.

Abdülcanbaz’ın velosipet macerasında bisiklet, deyim yerindeyse bir ilericilik-gericilik kavgasının ortasındaydı. Bugün bisiklet küresel ısınma, yaşanabilir kentler, gezegenin geleceği, fosil yakıtlara alternatif vb. konularda kritik bir yere sahip. Bu konudaki düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz.

1800'lerden bu yana bir ulaşım aracı olmayı sürdüren bisiklet her açıdan vazgeçilmez olmuştur. Doğaya, insanın doğasına uygundur. Edinmek için çok da varsıl olmanız gerekmez, her sını an insan ona ulaşabilir. Çevreyi kirletmez, sürmesi ise çok keyiflidir. Bu özelliklerinden ötürü birçok ülkede bisiklet için özel yollar yapılmıştır.

Pandemi sürecinde çok sayıda insan bisikletle ulaşımını sağladı. Ülkemizde sürekli artan fiyatlardan ötürü bisiklet sayısı da gittikçe artacak gibi görünüyor. Elbette bisiklet yollarının da artmasını diliyorum.

ÖZET KAYNAKÇA

Selçuk, Turhan, Abdülcanbaz, Bir Velosipet Olayı, Abdülcanbaz Yayınları No: 07, İstanbul, 1971.

Selçuk, Turhan, Grafik Mizah, İris Yayıncılık, İstanbul, 1998.

Turhan, Selçuk Retrospektifi, Yapı Kredi Yayıncılık, İstanbul, Mayıs 2019.

Güngör, Nazife, Abdülcanbaz, Turhan Selçuk’tan İnsan Manzaraları, Cumhuriyet Kitapları, Eylül 2008.

Cömert, Sinan, Şeytan Arabasının Yolcuları, İçinden Bisiklet Geçen Hayatlar, Dost Kitabevi, Ankara, 2019.

Çelik, Aydan, “Hep Yolcuyuz Böyle Gelir Gideriz”, Cyclist Türkiye dergisi, Temmuz 2019, Sayı: 53.

Turhan Selçuk
Abdülcanbaz
Velosipet
Karikatür
Füruzan
Bisiklet
Aydan Çelik
IBB
İstanbul
ist dergi
Sayı 010

BENZER

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) şehrin sosyal ve kültürel hayatına, günümüzde varlığını sürdürmeyen mekânlarına, toplumsal ve siyasal olaylarına tanıklık eden ve binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonunu koruma altına aldı. İST’in her sayısında usta fotoğrafçının bir karesiyle İstanbul’un geçmişine yolculuk yapıyoruz.
Yaz, deniz demek. Kışın soğuğundan bunalanların denize koştuğu, sıcaktan muzdarip olanların serinlemek için kendini sulara attığı aylar bunlar. Aynı zamanda uğruna şarkılar yazılan aylar. Sadece adı “Yaz Aşkı” olan şarkıları anlatsak sayfalar dolar ama konumuz sahiller,
plajlar, denize girilen yerler...
Dijital sanatın öncülerinden Amerikalı Jonathan Monaghan'ın geniş kapsamlı kişisel sergisi, yaz sonuna kadar ziyarete açık.