Eski İstanbul yadigârı Yeşilköy

Fotoğraf
Turgay Tuna Arşivi
25 Ağustos 2021 - 13:00

"Şehirden sahile yakın yolu takip etmek suretiyle, iki saatlik bir yürüyüşten sonra Ayios Stefanos’a varılır. ... Ayios Stefanos civarındaki geniş arazide üç, dört çiftlikten başkasına rastlamak mümkün değildir...” (Guillaume-Antoine Olivier/10 Haziran 1793)

228 yıl önce bugünkü Yeşilköy’ün bulunduğu yere gelen Fransız gezgin Guillaume Antoine böyle yazmış Türkiye Seyahatnamesi adlı hatıratında... Yeşilköy taraflarına geldiğinde önce birkaç çiftlik karşılamış onu, ardında da deniz kıyısında küçük bir Rum köyü olan Ayios Stefanos’un minik meydanına ayak basmış.

Tüm İstanbul gibi, çoktandır kaybolup gitmiş o eski Yeşilköy’ün naif taşra görüntüsü... Artık ne o eski Rum aileler kalmış ne de “deniz kurdu” balıkçılar... Yine de şu gerçeği göz ardı etmemek gerekiyor: Yeşilköy hâlâ, İstanbul’da Boğaziçi’nden Adalar’a, Kumkapı’dan Samatya’ya, kıyıda köşede kalmış, az buçuk kimliğini, eskilerini ve komşuluk bağlarını korumaya çalışan nadir semtlerden bir tanesi.

Yaşanmış pek çok ekonomik krize ve göçe rağmen semtin insanlarının dede yadigârı ahşap evlerini, köşklerini kısmen koruyabilmiş olmaları, geçmişten günümüze uzanan eşsiz bir zenginlik yansıtıyor. Bugün tren istasyonundan çıkıp merkezî cadde konumundaki İstasyon Caddesi ya da sahile paralel İstanbul Caddesi üzerinde yüründüğünde, tek tük kalmış da olsa, her bir sokağın süsü haline dönüşmüş son Osmanlı dönemiyle Cumhuriyet dönemi başlarının güzel sivil mimari örnekleri arasında yer alan ahşap evler görenleri âdeta büyülemekte, nostalji yüklü görsel bir şölen arz etmektedir. Yeşilköy’ün Rum, Ermeni, Levanten ve Türklerden oluşan kozmopolit zenginliği içinde Barutçubaşı Dadyan’lar, Malta asıllı İstanbul ressamı Kont Amadeo Preziosi, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin hocalarından mimar Pietro Bello, Osmanlı’nın son maarif nazırı Gelenbevizade Sait Bey, Servet-i Fünun dergisinin kurucusu Ahmet İhsan Tokgöz, Türk edebiyatının ünlü isimlerinden Halit Ziya Uşaklıgil, Atatürk’ün mühendisi Ziya Erdem gibi şahsiyetler semt tarihinin seçkin insanları arasında yer almışlar.

Minyatürist Sabriye Şeker'in "Ayios Stefanos" adlı eseri

İsimlerinin hikâyesi

Yeşilköy’ün yüzyıllardan beri süregelen eski adı Ayastefanos (veya San Stefano), Cumhuriyet’in ilanından sonra yerleşim adlarının Türkçe olarak değiştirilmesi kararıyla Yeşilköy’e dönüştürülmüş, kimi kaynaklarda bu yeni adın semt sakinlerinden yazar Halit Ziya Uşaklıgil tarafından verildiği ileri sürülmüştür. Tarihî kaynaklar Yeşilköy’ün eski adı Ayastefanos’un erken Bizans dönemine kadar gittiğini göstermektedir.

Konstantinopolis’in 17 kilometre kadar batısında, Trakya’daki öteki yerleşimlerle bağlantı sağlayan antik Via Egnetia yolunun 4 kilometre kadar güneyinde kalan Ayastefanos, Propontis (Marmara Denizi) kıyısında küçük bir balıkçı köyü olarak biliniyor ve adını Hristiyan bir azizden alıyordu. Doğuştan Musevi olup ünlü Yahudi din adamlarından Gamaliel’in çömezliğini yapmış, daha sonraysa İsa’nın öğrencileri arasına katılmış olan Stefanos, Yüksek Yahudi Mahkemesi tarafından Musa’ya küfretmekle suçlanarak MS 33 yılında, İsa’nın ölümünden dokuz ay sonra Kudüs’te Yahudiler tarafından taşlanarak öldürülmüş ve bu kentte gömülmüştür. Hristiyanlığın ilk “promartis”i (şehidi) kabul edilmektedir.

Hristiyanlığın yayılmaya başlamasından üç yüzyıl kadar sonra mezarı bulunan azizin kemikleri Bizans imparatorunun emriyle başkent Konstantinopolis’e getirilmiş, ancak Batı Kilisesi’nin isteği üzerine bir gemiye yüklenerek İtalya’ya doğru yola çıkartılmıştır.

Ne var ki Marmara Denizi’nde patlak veren büyük bir fırtına nedeniyle gemi bugünkü Yeşilköy önlerine yanaşıp demir atmak zorunda kalmış, ardından fırtınanın daha da şiddetlenmesi üzerine kemiklerin içinde bulunduğu sanduka sahile taşınarak bir baraka içinde korunma altına alınmıştır. On gün kadar devam eden fırtına sonrasında azizin kemikleri yeniden gemiye yüklenerek İtalya’ya doğru yola çıkmıştır. Hristiyanlık âleminin ilk şehit azizine ait kemikler bu ufak balıkçı köyünde korunma altına alınmış olduğundan, kısa süre sonra burada azize atfedilen küçük bir kilise inşa edilmiş, bundan böyle Marmara kıyısındaki bu küçük balıkçı köyü Ayios Stefanos adıyla anılmaya başlanmış, ismi daha sonraları da Ayastefanos’a dönüşmüştür.

Ayastefanos Yat Kulübü, 1900'lü yılların başı

Gözde sayfiyeye dönüşmesi

Önceleri Rum, Ermeni ve Levanten nüfusun yoğun olduğu Yeşilköy’e Müslüman ailelerin gelip yerleşmeleri Rumeli demiryolunun açılışıyla başlar. Yedikule-Çekmece arasındaki 18 kilometrelik Rumeli demiryolu hattının 1872 Ocak ayının ilk pazar günü gerçekleştirilen açılışının ardından birer küçük istasyona kavuşan Makriköy (Bakırköy) ve Ayastefanos, seçkin Müslüman ailelerin rağbet ettiği sayfiye beldeleri haline gelmiş; özellikle de Yeşilköy sahilinde Semprini, Perpignani, Amanchich gibi dönemin ünlü mimarları tarafından yapılan lebiderya köşkler, köyün gözde bir yerleşime dönüşmesini sağlamıştır. Keçecizade İzzet Fuat Paşa’dan Tanburi Cemil Bey’e, reji müdürü Yusuf Bey’den Prof. Dr. Ahmet Nurettin Bey’e, Bosnalı Salih Efendi’den demiryolları mühendisi Fahri Hoçiç’e paşalar, yazarlar, doktorlar, sanatçılar, müzisyenler bu seçkin beldeye yerleşmeye başlamışlardır.

İstanbul Caddesi üzerindeki Ahmet İhsan Tokgöz'e ait köşkün günümüzdeki görüntüsü

Yeşilköy’den gelip geçmiş ünlü isimlerden biri de Servet-i Fünun dergisinin ve matbaasının sahibi gazeteci-yazar Ahmet İhsan Tokgöz’dür. 1891 yılında Sultan II. Abdülhamit’in desteğiyle yurt dışından getirttiği dönemin en kaliteli baskı makinelerinde çıkarttığı Servet-i Fünun dergisi, Türk basın tarihinde yepyeni bir çığır açmış; Recaizade Mahmut, Ahmet Rasim, Süleyman Nazif, Cenap Şehabettin, Halit Ziya Uşaklıgil gibi yazarların kaleme aldıkları birbirinden ilginç yazılarla kısa süre içinde geniş ve saygın bir okuyucu kitlesi edinmeyi başarmıştı. Ahmet İhsan Bey yayım politikasında oluşturduğu dengeli ve düzeyli bir üslupla gerek sarayla gerekse aralarında Mülkiye’den büyük dostlarının da bulunduğu Jön Türklerle ılımlı ilişkiler kurmuştur. Fotoğraf çekmeyi, balık tutmayı, yelkenlisiyle denize açılmayı çok seven, aynı zamanda Ayastefanos Yat Kulübü’nün etkin üyeleri arasında yer alan Ahmet İhsan Bey, Yeşilköy’deki Hareket Ordusu Sokak ile Serbesti Caddesi’nin kesiştiği köşede halen ayakta duran görkemli köşkünde yaşamıştır. 1909 yılında patlak veren 31 Mart Vakası ayaklanmalarında, irticai isyanı bastırmak için Rumeli’den İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Ayastefanos’ta karargâh kurduğunda, Ahmet İhsan Bey, köşkünü Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa’ya tahsis etmiştir. Yeşilköylü Ahmet İhsan Tokgöz, bütün bunların yanında döneminin önde gelen fikir adamlarından biri, eğitmen, sporcu ve sıkı bir vatanseverdir. Ticaret Mektebi’nde öğretmenlik yaparak değerli öğrenciler yetiştirmiş, İstanbul’un işgali sırasında vatan müdafaası ve Ankara hükümeti için Değirmendere örgütünde önemli görevlerde bulunmuş, Kurtuluş Savaşı yıllarında Almanya’da kurduğu haber ajansıyla Millî Mücadele’mizle ilgili haberleri tüm Avrupa’ya ulaştırmış, Türk Dil Kurumu Komisyonu’nda görev almış, 1931 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden milletvekili seçilmiş, kitaplar yazmış ve dahası Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin ilk başkanlığını yapmıştır.

Halit Ziya Uşaklıgil

Halit Ziya Uşaklıgil

Ahmet İhsan Tokgöz, aynı zamanda kadim dostu Halit Ziya Uşaklıgil’in Yeşilköy’e yerleşmesine vesile olan kişidir. Daha öncesinde Büyükada’da denizin maviliği ile fıstık ağaçlarının yeşilliği arasında yaşayan ve bu sessiz, sakin yaşamdan büyük keyif alan Halit Ziya Uşaklıgil’in Yeşilköy’e yerleşmesi oldukça zor olmuştur ama Yeşilköy’ü daha ilk gördüğünde Marmara kıyısındaki bu güzel, mümtaz sayfiye semtinin Büyükada’nın yerini alabilecek tek yer olabileceğine karar vermiştir. Yeşilköy’e yerleşmesinden sonra anılarını kaleme aldığı Kırk Yıl adlı ünlü eserinde Yeşilköy’de oturacağı evin yapımını ve taşınmasını şu satırlarla anlatmıştır:

"... Ada’yı feda ederken, onun az çok farkla yerini tutacak bir yer bulmalıydı. O zamanın adıyla San Stefano, yahut Ayastefanos, bugünün Yeşilköy’ü bu vazifeyi görecekti. Orada, Ahmet İhsan’ın teşvikiyle eşime aldırılmış bir de arsa vardı. Bir gün Ahmet İhsan’ın yaptırdığı güzel evini gördükten sonra orada bir yer tedarikine hemen karar vermiştik. İşte, elde böyle bir arsa bulununca artık köy seçmekte tereddüt için bir sebep kalmıyordu. Hemen karar verdim ve bir kere karar verince Ada’dan ayrılmak acısını bu evin, evden çok bahçesinin hulyalarına geniş bir alan bırakmak suretiyle uyuşturdum. Ev o zaman pek moda olan cicili, bicili, türlü akıntılarla karma karışık çatallı kuleli, balkonlarla girintili çıkıntılı, süslü püslü bir köşk değil, adeta dümdüz, fakat bol güneşli, geniş odalı, bir çocuk tarafından çizilmişçesine sade, sanki bir zahire ambarı gibi olacaktı. Zihnimde asıl bahçeyi süslüyordum. Varlığını uzaktan bildiğim Berlin’de Spath Ağaç Mektebi’nin kataloğunu getirterek, orasını hayalimde donatmaya başladım. Artık hulya da bu kadar ilerleyince işe başlamamak için bir sebep kalmıyordu. Ada’da son geçen yaz başlangıcında yapıya başlandı. Ev nasıl düşünüldüyse öyle oldu... Mart sonunda sıcak ve güzel bir gündü. Tantavizadeler, Büyükada’daki un değirmenine ait küçük vapuru emrimize bıraktılar. Bunun arkasına bağlanan bir mavnaya bütün eşyayı koyduk. Biz de, bütün aile, bu müstesna sıcak günün güneşine sırtımızı vererek Büyükada’dan doğruca köyümüze, yeni evimize geldik. O günden bugüne kadar uzun yıllar içinde türlü vakalar arasında hiçbir gün olmadı ki buraya gelmiş olmaktan dolayı kendi kendimi tebrik etmeyeyim ve ne zaman hayatın gerekleri beni köyümden ve evimden ayırsa hep onları düşünür, hep onları ararım. Büyükada’yı bırakmış olmak acısını bana ancak Yeşilköy unutturabilirdi ve orada kalan dostların uzaklığına da ancak burada bulunanlarla katlanılabilirdi. Bu dostlarla ıssız köyde tamamıyla mizacıma uygun, sessiz ve temiz bir hayat yaşamak, hele çocukluk hayatımın en alışılmış eğlencesi olan bahçe ile uğraşmak imkanını bulacaktım. Öyle de oldu.

Ahmet İhsan Tokgöz

Yeşilöy’de, Gülibrişim Sokak’ın Hatboyu’na bakan girişinde, bahçesi renk renk güllerle süslü, üç katlı, ahşap bir köşkte ikamet eden Halit Ziya Uşaklıgil; Sinan Erdem, Nihat Akçan gibi kimi eski Yeşilköylülerin dile getirmiş oldukları anılarında; başında beresi, elinde makas, bahçesindeki çok sevdiği gülleri tek tek budayıp sulayan, her birini âdeta koklayıp okşayan bir Halit Ziya Bey olarak resmedilir.

Halit Ziya Uşaklıgil yaşamının sonuna dek yazmaya devam eder, gülleriyle uğraşır, cuma günleri evinde yaptığı edebiyat toplantılarında dostlarını ağırlar ve çok sevdiği Yeşilköy’de geçen yılların ardından, 79 yaşına bastığı 22 Mart 1945 tarihinde vefat eder. Bakırköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilir.

Zengin tarih, yoksullaşan bugün

Son dönemde Bakırköy’ün uydu semti olan Yeşilköy, geçmişten günümüze çok önemli tarihî olayların içinde yer almış ve tüm sessizliğiyle kapalı bir kutu misali yaşamış olduklarını içinde saklamış, dışarıya pek aksettirmemiştir. Yeşilköy’ün zengin tarihine baktığımızda, 1204 yılında IV. Haçlı Seferi ordularının İstanbul’u ele geçirmeden önce burada karargâh kurmuş olduklarını görürüz. 1877-78 yılları arasında geçen ve “93 Harbi” olarak adlandırılan Çarlık Rusya’sına karşı yaptığımız savaşta, Grand Dük Nicola Nikolayeviç kumandasındaki 40 bin kişilik Rus ordusu Yeşilköy’de konuşlanır ve 3 Mart 1878 tarihinde Osmanlı Devleti’nin en kötü, en acı antlaşmalarından biri olan Ayastefanos Antlaşması Yeşilköy’de imzalanır. Balkan Savaşları’nın sonlarında cephelerde tifo, tifüs, kolera gibi bulaşıcı hastalıklara yakalanan askerlerimizin tedavileri burada kurulan sahra hastanelerinde yapılır, çok sayıda da şehit verilir. Bu şehitler toplu olarak Yeşilköy’de belirli yerlere gömülürler ancak ne acıdır ki bugüne dek onlar için bir anıt yapılmamıştır.

Türk havacılık tarihinin ilk pilotu Fesa Bey

Türk havacılık tarihinin başladığı yer yine Yeşilköy’dür. Tayyareci Fesa’lar, Fethi’ler, Fazıl’lar, Sadık’lar, Mithat Nuri’ler Yeşilköy’den geçmişlerdir. 1931 Türkiye Güzeli Naşide Saffet Hanım da bir Yeşilköylüdür. Florya’da kaldığı zamanlarda, çok sevdiği kuru fasulye ve özel yapım turşu Atatürk’ün köşküne Bulgar’ın Meyhanesi’nden gönderilir. Yeşilköy, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ve en modern plak fabrikası Sahibinin Sesi’ne ev sahipliği yapmıştır. Türkiye’nin iki olimpiyat komitesi başkanı bu köyden çıkmış olduğu gibi, Yeşilköy Halkevi Gençlik Kulübü, özellikle voleybol ve basketbolda Türkiye’nin millî takımlarına Sinan Erdem, Aleksandr Holyafkim, Erdoğan Teziç gibi ünlü sporcular kazandırmıştır.

Sultan Abdülmecit döneminde, Fransızlar tarafından inşa edilen Yeşilköy deniz feneri, Türkiye’nin ilk modern deniz fenerlerinden biri olup Marmara’dan gelen gemilerin de ilk gördükleri “yakar çakar” fener ışıklarından biridir. Yine İstanbul’un tüm deniz fenerleri arasında, artık günümüzde pek kullanılmayan kendine özel sis borusuyla da nam yapmıştır.

Ayten Alpman

Hilton Oteli’nden sonra modern anlamda Türkiye’de inşa edilen ikinci büyük otel Yeşilköy’deki Çınar Otel’dir. Tamamen millî sermayeyle Türk mühendis ve mimarlar tarafından yapılmıştır. Edip Hakkı Köseoğlu, Gaskonyalı Toma, Nesrin Sipahi, Nihat Akçan, Yıldız Kenter, Ayten Alpman, Belgin Doruk, Şükrü Çağlayan, Orhan Omay gibi sanatçılar Yeşilköylüdürler ya da en azından yaşamlarının bir kesitinde Yeşilköy’de ikamet etmişlerdir.

Uzun yıllar yediden yetmişe tüm Yeşilköylülerin uğrak yeri olmuş, Bakırköylü Rumlardan Mösyö Röne’nin işletmiş olduğu deniz kıyısındaki Röne Park, değil yalnız Yeşilköy’ün tüm İstanbul’un en şık gazino ve çay bahçelerinden birine ev sahipliği yapmıştır. Bir zamanlar Bakırköy ve çevresindeki okulların balolarını, mezuniyet kutlamalarını yaptıkları Röne Park’ın sahnesinden geçen Guananis, Lena Martini, Şecaattin Tanyerli, Ateş Böcekleri, Angelo gibi sanatçıların sesleri mehtap ışığı altındaki yakamozların süslediği dalgaların seslerine karışmış, bu güzel geceler eski Yeşilköylülerin unutulmayan anılarında yer almışlardır.

Yeşilköy’ün ünlü Rum, Ermeni ve Levantenleri arasında Atatürk’ün de bir dönem terziliğini yapmış Ekonomidis, akide şekerleriyle Avrupa fuarlarında madalyalar kazanmış Yorgo ve Yani Mübayacıoğlu kardeşler, “her derde deva” Dr. Kalangos; Ermeni ailelerden Baruçbaşı Dadyan’lar, Gesaryan’lar; Levanten Privileggio’lar, Parisi’ler, Baldini’ler, d’Andria’lar, Crespin’ler, Medici’ler, Aliotti’ler ve daha niceleri var.

1950'lerin sonunda yapılan Yeşilköy Çınar Otel

İstanbul’un hemen her semtinde olduğu gibi, özellikle son elli yıldan bu yana Yeşilköy de o eski değerlerini yitirdi gitti... Ünlü şairlerimizden Yeşilköylü Roni Margilues’in “Ağıt”ında özetlemiş olduğu gibi, artık ne o tarihî istasyon binası ne o eski sahil ne de o güzel insanlar kaldı.

İşte yine İstanbul
Alçalıyor uçak Florya üzerine,
sağ taraf açık seçik Yeşilköy.

Kapasam gözlerimi;
Adil Abi’nin bisikletçi dükkânı,
Röne Park’ın ağaçlarında kalplerle oklar
Reks Sineması’nın kocaman ekranı,
Ekonomidis’lerin bahçesinde mangallar.

İnişten hemen önce,
uzansam dokunacam, tam uçağın altında,
iki çocuk duruyor caddenin ortasında,
atılıvermiş çimlere bisikletler.
Biliyorum birazdan Yandımçavuş’ta
macera bu ya, ayran içmeye gidecekler.

Sarsılarak değiyor tekerlekler yere:
Yeniden yaşamaya değil bu sefer
gömmeye geldim çocukluğumu babamla beraber.

İstanbul
Yeşilköy
Ahmet İhsan Tokgöz
Halit Ziya Uşaklıgil
Ayten Alpman
Sayfiye
Kent
Semt
Tarih
Turgay Tuna
Sayı 007

BENZER

İST, kent yaşamının geçmişine ve bugününe dair fark yaratan içerikler sunmaya devam ediyor.
Bu yıl 27 Ekim-8 Kasım arasında Bomontiada’nın yanı sıra çevrimiçi platformda da buluşma gerçekleşecek.
Genç Türkiye Cumhuriyeti 1920’li yıllarda devrimleri büyük oranda tamamlamış, kısa süre içinde zamanın ölçümünden kılık kıyafete, okuma yazma alışkanlıklarından kadın erkek ilişkilerine kadar gündelik hayatta birçok yenilik uygulamaya konulmuştu. Bu yeniliklerin ne anlama geldiğinin, toplumun bunlardan nasıl yarar sağlayacağının ve yeni Türkiye’nin eskisinden daha iyi bir yolda olduğunun açıklanması, yani devrimin topluma mal edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, 1930’lu yılların ilk yarısına damgasını vuran bir propaganda seferberliği başladı. Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamaları da bu seferberliğin bir parçasıydı.