"Gittim ama buradayım"

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu
07 Haziran 2021 - 10:44

"2006’nın sonu, 2007’nin başı gibi başladı. Ben bir sene sonrasında oradaydım. O zaman mahallenin onda biri yıkılmıştı. Surdibi’ne yakın tarafı. Ben Asil’le tanışıp mahalleye girdikten sonra yıkımın daha hızlı bir şekilde ilerlediğini gördüm. Sabah okul öncesi Asil’i mahalleden almaya gidiyordum bazen. Mahallede buluşuyorduk, poğaça alıyorduk. Bir arkadaşımızın ailesiyle birlikte yaşadığı bir gecekondu vardı, tek katlı, orada kahvaltı yapıyorduk, oradan da okula gidiyorduk. Bir gün bir geldik, çocuğun evi yok."

Burak Kaçar, eşinin dostunun hitap ettiği, dinleyicisinin tanıdığı ismiyle Zen-G, ona sadece Türkiye müzik piyasasında değil, dünyanın çeşitli yerlerinde de tanınırlık kazandırmış olan Sulukule’nin yıllara yayılan "dönüşüm" hikâyesini anlatırken, dönüşümün baştaki hızını tam anlayabilmemiz için veriyor yukarıdaki örneği. Bahsini ettiği okul arkadaşı Asil (Koç), Zen-G ile birlikte daha sonra Tahribad-ı İsyan isimli grubu kuracak olan Sulukule sakini, namıdiğer "Slang". Lise sırasında yan yana gelen ve rap müziğe duydukları ilginin yakınlaştırdığı ikili (gruba 2009’da üçüncü üye olarak katılan VZ ile bir süre önce yollar ayrıldı), Tahribad-ı İsyan adı altında Sulukule’deki kentsel dönüşüme tepkilerini haykırmaya başladıklarında Türkiye’de çağdaş sanatın öncü isimlerinden Halil Altındere’nin ilgisini çekmişlerdi. Altındere, Tahribad-ı İsyan’ın öfkesinden aldığı ilhamla ve onlarla birlikte, Türkiye’de rap ve isyan denince akla gelen bir başka isim olan, camianın kıdemlilerinden Fuat Ergin’i de dahil ettiği bir video projesi gerçekleştirdi. Wonderland adını alan sekiz küsur dakikalık bu iş, ilk olarak 13. İstanbul Bienali’nde (2013) yer buldu. Daha sonraysa dünyaya açıldı. ABD, New York’ta yer alan, dünyanın önde gelen çağdaş sanat müzelerinden MoMA’da (Museum of Modern Art) sergilenen Wonderland, müzenin daimî koleksiyonuna alındı.

Halil Altındere imzalı Wonderland'den bir sahne (İKSV Arşivi, Fotoğraf: Servet Dilber)

Dünyada sanat ortamları Wonderland’i paylaşamazken, Türkiye’de ünlü bir müzisyen Tahribad-ı İsyan’ın peşine düşecekti. Grubun kendi ismini taşıyan ilk stüdyo albümünü gün yüzüne çıkarmasına önayak olan bu isim Kenan Doğulu’ydu. İlk Tahribad-ı İsyan albümü 2017’de piyasaya çıktı ve anında dikkat çekti. Ekip o zamandan geçtiğimiz yıla kadar aktif bir şekilde yoluna devam etmekteydi ancak bu aralar grup çalışmaları bir süreliğine beklemeye alınmış vaziyette. Nedeni ise solo girişimleri. "Birlikte yaptığımız müzikle ayrı ayrı yaptığımız müziğin kumaşı, tonu çok farklı. Bizi bireysel olarak da sevsinler, birleşince ayrı sevsinler" diyor ilk solo atağı gerçekleştiren Zen-G. Ve Asil’in de bir solo albüm hazırlığında olduğundan bahsediyor. "Az kaldı, bitecek. Birlikte bir klip de çekeceğiz albümüne."

"Bir sürü mahallenin bende izi var"

Zen-G ile "tam kapanma"nın arifesinde, tüm İstanbul’un başı kesik tavuk misali oradan oraya koşturduğu sıcak bir günde Karaköy’de buluşuyoruz. Sadece birkaç hafta önce hayatına giren köpek dostu Gece de ona eşlik ediyor. Gece, Zen G’nin daha sonra “bu arabayı bana albümüm aldırdı” diye gururla anlatacağı siyah Mini Cooper’ının arka koltuğuna komple yerleşmiş durumda. "Ben nereye, o oraya" diyor Gece’ye bakarak.

Sohbetimize Karaköy’de başlıyoruz, ardından "2007 sonu, 2008 başından 2018’e kadar neredeyse her gün orada bulundum" dediği Sulukule’ye doğru yola çıkıyoruz.

Zen-G

Zen-G'nin ZENGBEJ isimli ilk solo albümü Sony Music Türkiye etiketiyle geçtiğimiz mart ayında fiziksel olarak ve dijital platformlarda yayınlandı. Şarkılarının Spotify’daki dinlenme rakamı 3 milyon ila 24 milyon arasında gidip geliyor. Albümde yer alan ve kliplenen şarkılardan biri de sözlerini kendisinin yazdığı “İstanbul”. Bayhan’la düet yaptığı bu şarkıda Zen-G, doğup büyüdüğü Zeytinburnu, Suriçi’nin yanı sıra onda iz bırakan pek çok yere selam ediyor. "Bu zamana kadar bir sürü mahalleden geçtim, bir sürü mahallenin bende izi var. Ben de bir sürü mahalleye iz bıraktım. Buna inanıyorum. O yüzden kendimi tek bir mahallenin çocuğu olarak görmüyorum İstanbul’da" diyor. "Kasımpaşa’sında, Okmeydanı’nda da yaşadım, polisle eylemci arasında da kaldım, Sulukule’de mevzunun içinde de kaldım."

Zen-G’nin Sulukule mesaisi okul yıllarında, Tahribad-ı İsyan’ın diğer yarısı Asil ile tanıştığı zaman başlamış. Asil halen Sulukule’de ikamet ediyor. Zen-G’nin bir ayağı bu vesileyle hep orada desek yanlış olmaz. Solo albümünün başarısı malum. Mahallede "şöhreti bulunca bizi unuttun", "davayı sattın" gibi tepkilerle karşılaşıp karşılaşmadığını soruyorum. "Çocukların duygu durumu hep aynı, pek değişmiyor. Onlara nasıl yaklaşırsan sana öyle cevap veriyorlar” diyor. “Bugüne kadar çocuklarla iletişimimiz hem müzik sayesinde hem yaptığımız workshop’lar sayesinde hep devam etti. Hani genel olarak görebiliyorum insanlardan alabileceğim tepkiyi. Ben de onlara o şekilde yaklaşıyorum. Ben gittim ama buradayım diyebiliyorum, yaptığım müzikle de duruşumla da."

Zen-G’nin hem Sulukule’deki hem kendi doğup büyüdüğü Suriçi’ndeki çocuklara örnek teşkil edebilecek bir gelişim hikâyesi var. "Bir şeyler öğrenmeye çabalayan, merak eden, keşfetmeye çalışan bir çocuktum" diyor. Benim yolum rap ve müzik dediği andan itibaren de kendini bu yönde geliştirmeye çabaladığını söylüyor. Tahribad-ı İsyan’ın dört yıla yayılan albüm kayıt sürecinde geçimini aslen dövme yaparak sağladığını, müzik işini bu şekilde "fonladığını" anlatıyor (artık ara sıra sadece eşe dosta dövme yapıyor). Hayatını müzikle finanse edebileceğini gördüğü günden beri de odağı yüzde yüz müzikte.

Günümüz gençliğine bakışında ise biraz karamsarlık var. "Bizim insanımız da gençliğimiz de yeni bir şey öğrenmektense dümdüz yaşamayı tercih ediyor" diyor. "16 yaşımda kendi paramı kazanıyordum. Şimdi mesela kendi çevreme, kardeşlerime bakıyorum, başları sıkıştığı gibi beni arıyorlar. Diyorum ki tamam oğlum, işinizi çözeceğiz, halledeceğiz ama hani beni aramadan önce ne yaptın? ‘Abi işte anneme de sordum’... Olur mu oğlum, ne bileyim, bir şey kovala!" Kim bu kardeşler peki? "Mahalleden kardeşlerim. Sulukule’deki, Zeytinburnu’ndaki kardeşlerim. Şimdi bir de işlerin güzel gittiğini görüyorlar, öyle düşünüyorlar. O kadar büyük bir akar olmamasına rağmen yine biraz kendimizce hayatımızı da geliştiriyoruz. Onlar da parayı çok daha hızlı kazandığımı düşünüp çok daha kolay istiyorlar. Onları da anlıyorum. Zor durumlarında hallediyorum her şeylerini tabii de hazıra alışmama durumu önemli yani."

Kuru Çınar Sokağı’ndaki meşhur Kuru Çınar, Sulukule sakinleri için tanıdık kalan birkaç şeyden biri

Sulukule'de bir gün

Sulukule için yola çıktığımızda, “Aslında gösterecek pek bir şey kalmadı” diyor Zen-G. Olay yerine vardığımızda ise vaktinde çok takıldıklarını söylediği, Mimar Sinan Stadı’nın hemen üst tarafında konumlanan Mimar Sinan Cafe’nin otoparkına park ediyor arabasını. Onu hemen tanıyor, yüzlerinde cidden kocaman bir gülümsemeyle halini hatırını soruyorlar. Bu samimi ve özlem dolu gülümsemeyi orada bulunduğumuz süre boyunca farklı pek çok mahalle sakininin yüzünde görüyoruz. 

Mahalleden geriye kalan ve eski ile yeni arasındaki tezadın daha net göründüğü (yeni dikilmiş bir apartmanın yanında tek katlı bir gecekondu halen varlığını koruyor her nasılsa) bir yola giriyor ve yokuş yukarı çıkmaya başlıyoruz. Göçmen çocuklar sokakta top koşturuyorlar. Az ileride bir apartmanın cephesinde kocaman bir Tahribad-ı İsyan grafitisi var. Onu geçince mahallenin simgesi olduğunu öğrendiğimiz "Kuru Çınar"ı görüyoruz. Sokağın ismi de Kuru Çınar Sokağı ve yol buradan yokuş yukarı süzülüyor. Yokuşu çıkıp sağa döndüğümüzde "asıl" sokağa ulaşıyoruz. Sultan Mahalle Çalı Çıkmazı burası. Zen-G’yi burada da gülümseyen yüzler karşılıyor; onu kucaklıyor, “Seni iyi gördük” diyorlar. Tahribad-ı İsyan’ın diğer yarısı Asil de burada. Sokağın ortasına bir masa atılmış; etrafında oturuyor, sohbet ediyorlar. Evlerin kapıları açık, çocuklar sokakta. 

Sulukule'de son durum

"Tamam, geçim sıkıntıları olduğu için, başka geçim kaynakları olmadığı için kötü işlere bulaşmış insanlar da olabilir o kadronun içinde. Ama yargısız infaz yapmak bence doğru değil. Devletten beklenen özel bir ilgiydi. Bu adamın borcu yoktur, hayatı daha iyidir, yine gecekonduda yaşıyordur. Ama yanındaki gecekondu harbiden açtır, belki dolapta peynir ekmek bile yoktur. O da o yüzden gecekonduda yaşıyordur. Ev ev, hane hane bakılması gerekiyordu. Öyle bir durum olmadı hiç. Oradaydık, gördük. Geldiler, bozdular" diye anlatıyor Zen-G Sulukule sakinlerinin yerleşik imajından dert yanıp, gereksinimlere uygun bir düzenleme yapılmadığını ima ederek. Kentsel dönüşümün, hele hele Sulukule dönüşümünün içyüzü gerçekten merak konusu. Evleri yıkılan insanlara ne vadedildi, bu iş nasıl başladı, neler oldu gibi soruları Zen-G’yi bulmuşken sormamak olmazdı. "Çoğu tapusuzdu ya da ellerinde uyduruk belgeler vardı, hak talebinde bulunamadılar. O insanlara da sanki güzellik yapıyormuşçasına ‘Burayı yıkacağız, artık hiçbir şeyiniz yok. Şimdi başka bir yer yapıyoruz, sizi de oraya geçmeye davet ediyoruz, aylık şu kadar para vereceksiniz, 10 yıl sonra ev sizin olacak’ dendi. Bazılarına mantıklı geldi, gittiler. Çok uzağa, Silivri mi, Çayırova mı öyle bir şey" diyor Zen-G. Sonra can yakıcı bir örnekle devam ediyor:

"Adam ne bileyim ayakkabıcı, çiçekçi ya da deri atölyesinde çalışıyor. O gittiği yerden iki üç vesayet yaparak geri geliyor işe, Karagümrük’e. Aynı şekilde de geri dönüyor. Bu adamın günlük yevmiyesi olsun 50 lira. Hadi 60 olsun. Adam sabah giderken 10 lirası gidiyor, dönerken bir 10 lirası daha. Fakirin bir keyfi sigarası, 15 liraya onu alıyor. Oldu sana 35 lira. Geriye kaldı 25 lira değil mi? 25 liraya da sabah öğle akşam olmak üzere yemek yiyor, hayatta kalacak şekilde. Günün sonunda bu adamın eve götürecek ne kadar parası kaldı? Hiç. Başkasına çalıştı, gitti. E oranın kirasını ödeyemeyince ne yaptı adam? Ne yapsa yetmediğini anlayınca yine Karagümrük’te uyduruk bir köşede bodrum kat bir eve girdi, kafasını soktu. En azından bari, dedi, işime yürüyerek gideyim de akşam eve 20 lira para kalsın. İnsanlar oradan böyle böyle geri döndüler, orada yaşayan kalmadı bile bence. Dağın başında."

Zen-G, ZENGBEJ ismini verdiği ilk solo albümüyle büyük ses getirdi

"Her mahalle çocuğu bir gün mahallesinden çıkmalı"

Zen-G’nin Sulukule’nin dönüştürülme çabasına bakışı ve tepkisi sert olsa da dönüşüm ve değişim olgularıyla temelde bir derdi yok, aksine, kök salmak değil deneyimleyip ardından yol almak gerektiğine inanıyor. "Çocukluğumdan beri beş altı yer, semt değiştirdim. Anne babamla birlikte, taşınarak yani. Bir depremde taşındık, depremden sonra da üç taşınmamız var. Sonra annemle babam ayrıldı ve başka bir yere taşındık falan. Bu şekilde şehrin bir sürü yerini dolaştım. Oralardan geçerken etrafa bakıyorum, iç geçiriyorum ve devam ediyorum. Beni ben yapan şeylerin oralardan aldığım parçalar olduğunu da bildiğim için bende manidarlar. Yıkılsa da yıkılmasa da böyle. Sadece oradan geçip oranın havasını almak bile bana o hisleri hatırlatıyor. Değişmeyen hiçbir şey yoktur. O değişime de ayak uydurabilmek gerekiyor diye düşünüyorum" diyor.

27 yaşında olmasına rağmen değişim ve gelişim gibi hususlarda "abilerine" iki çift laf edebilecek olgunlukta. "Bir yerden sonra ben her abinin, her mahalle abisinin o mahalleden çıkıp yeni bir modele geçmesi gerektiğini düşünürüm" diyor. Bilgece bir tavırla devam ediyor: "Mesela geri döndüğümde bazı tipleri hâlâ bıraktığım yerlerde görmek beni hem üzüyor hem de sinirlendiriyor. Tamam, köşecilik, mahallecilik, tayfacılık, gang’cilik falan çok güzel ama bunun sıkıntıdan başka bir getirisi olmadığını düşünüyorum. O zamanları zaten 18’imize, 19’umuza kadar yaşadık ve bıraktık. 20’den sonra bende daha değişik bir kafa oturdu, nasıl diyeyim, mantık tarafım ağır basmaya başladı açıkçası. Tabii duygusal yanımı şarkılarımda, özel hayatımda gösteriyorum ama genel olarak, yaşamda, gündelik yaşamımda mantıklı olmayı tercih ediyorum. Her mahalle çocuğunun da bir gün mahallesinden çıkıp, kafasını çıkarıp başka yerler görmesi gerektiğini söylüyorum ve kesinlikle arkasındayım söylediğim şeyin. O kendince büyüttüğün dünyanın aslında çok çok çok daha büyük dünyaların içindeki bir çekirdek tanesi olduğunu düşünüyorum. Bunu ilk yurt dışına çıktığım zamanlarda keşfetmeye başlamıştım. Ve sonra kendi mahallerimizden çıkıp diğer arkadaşlarımızın mahallelerinde bulunarak, sanat ortamlarında bulunarak, kodaman partilerinde bulunarak da öğrendim hayatın bir sürü çeşitli noktada, bir sürü anda yaşanan bir durum olduğunu."

"Evden çıkınca güvenliğin içine ya da etrafı çevrili bir yere değil sokağa adım atmayı seviyorum"

Evden çıkınca sokağa adım atabilmek

Zen-G şu anda İstanbul’un Anadolu Yakası’nda, Esatpaşa’da yaşıyor. "Mustafa Kemal, Örnek Mahallesi ve Esatpaşa şeklinde değişik bir üçgen” diye gülüyor. "Kendine has bir mahalle. Anadolu Yakası’nın sert bir mahallesi bence."

İlle de mahalle mi peki? "Evimden çıktığım, bir yerde yaşamaya başladığım ilk yer Moda oldu. Sonra Hasanpaşa’da bir yıl yaşadım. Mahalle seviyorum. Evden çıkınca güvenliğin içine ya da etrafı çevrili bir yere değil sokağa adım atmayı seviyorum. Karşı komşuya merhaba demeyi seviyorum ya da duvara çiviyi çakmadan önce gidip çiviyi özellikle ondan isteyip, ben şimdi duvara çivi çakacağım, kusura bakmayın demeyi seviyorum. Böyle yaşamak daha çok hoşuma gidiyor."

Zen-G pandemiye Moda’da yaşadığı evde yakalanmış. Bu dairenin "kot altı" olduğunu ve bu yüzden başlarda biraz daraldığını söylüyor. Ancak bir noktadan itibaren "salmış" ve bu rahatlama şarkı yapma şekline kadar yansımış. "Ben çok fazla düşünürüm, annemden geçmiş muhtemelen. Geleceği düşünmek, bir yıllık değil de üç yıllık, beş yıllık plan yapmak gibi. Ama pandeminin başında karantina zamanı saldım. Yarın yok ki, dedim. Tabii ki mantıklı davranıyorum hâlâ, gidip kazancımı bir şeye yatırmıyorum ama rahatladım. Şarkı sürelerim bile kısaldı. Pandemi biraz modelimi de değiştirdi benim."

Pandemiyi iş açısından lehine çevirdiğine inanıyor. Bir tek konser yapamadığını, onun dışında pandeminin onu çok fazla üretmeye ittiğini söylüyor. "Pandemi çıktı, stüdyoya gidip gelmelerde arkadaşım bir beat açtı, ben dedim ki oğlum, yarın yok ki, benim hemen bu şarkıyı kaydetmem lazım. ‘2020’ diye bir parça yaptım. ‘Alev Alev’ parçama klip çekmem gerekiyordu ama şartlar zordu. Aklıma bir fikir geldi Netflix izlerken, hop dedim animasyon yapayım buna. Şimdi bir köpekle yaşamayı öğreniyorum ya, onun gibi. Bir hastalıkla, bir durumla yaşamayı öğrenmek gibi. Çabuk ayak uydururum zaten. Çözülmesi gerekiyorsa çözüm odaklı, salınması gerekiyorsa salmacalı bir modelim var" diyor kendini tarif etmek için uydurduğu sözcüğe gülerek.

"İstanbul’u seviyorum. Bu kaos beni ben yapıyor ve bu müziği yapmamı sağlıyor, bundan çok eminim"

İlk solo albümünden de aldığı geri dönüşten de memnun. Stüdyodan çıkıp, arabasına atlayıp play’e bastığını, eve varıp arabayı park edene kadar da kaydın bittiğini anımsıyor. O an tamam demiş, yaptığı işin içine sindiğinden emin olmuş. "Şu an bayağı mutluyum, gururlu bir Zen-G olarak hayatıma devam ediyorum. Kendime verdiğim sözleri, arkadaşlarıma, dinleyicilerime verdiğim sözleri tuttum. Alnım ak. Şimdi yenilerini yapmak için bekliyorum."

Konu yine İstanbul’a geliyor: Zen-G’nin "İstanbul" adını verdiği şarkısının sözlerinde gitmekten bahsetmesine, "yaktın, yıktın, yıprattın İstanbul" demesine. "O son bölümde söylediklerimi söyleyen şu anki ben değilim. Gideceğim gündeki ben olarak yazdım o kısmı" diyor gelecek planlarından bahsederken. Ayvalık, Asos, Küçükkuyu gibi nispeten sakin yerleri kestirmiş gözüne. Şu anda özgür ve serseri ruhlu olduğunu ama ileride ("50 gibi mesela" diyor) daha dingin bir hayat yaşamayı isteyeceğini sanıyor. Niyeti İstanbul’la "severek ayrılmak". "İstanbul’u seviyorum. Bu kaos beni ben yapıyor ve bu müziği yapmamı sağlıyor, bundan çok eminim. Dışarıdan aldığım etkinin tepkisi olduğunu düşünüyorum yazdığım sözlerin, okuma tarzımın. Günlük yaşamımda sakin bir adamımdır. Ama müzik yapmaya başlayınca ve mikrofonun karşısına geçince içimdeki o tutamadığım yüzde elli çıkıyor ve aslında kendimi de öyle deşarj ediyorum. Bunu dışarıdan aldığım o enerjiyle yapabilme durumunu da çok seviyorum. Ama insanı yoruyor bir yerden sonra. Burayla günün sonunda ilişkimi temiz bitirmek istediğim, dostane bir ayrılık yaşamak istediğim için kendim gitmeyi tercih ediyorum."

Zen-G
ZENGBEJ
İstanbul
Tahribad-ı İsyan
Rap
Sulukule
Suriçi
Yedikule
Sayı 006

BENZER

Uluslararası Caz Günü’nü fırsat bildik ve ülkemizin en yetenekli ve özel caz solistlerinden besteci/söz yazarı Elif Çağlar’a olmazsa olmaz caz albümlerini sorduk. Nereden başlasak diyorsanız, buyrun keşfe.
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı (KEK) kurucu üyesi Aslı Davaz, “Çeşitli ülkelerdeki kadın koleksiyonlarının tarihini daha iyi anlayabilmek için belirleyici gücün o ülkedeki feminist hareket olduğunu unutmamak gerekir” diyor. Dünyada fazla örneği bulunmayan, Türkiye’de ise bir ilk olan KEK, tam da Davaz’ın altını çizdiği gibi, ’80’lerde ivme kazanan feminist hareketin meyvelerinden, ’90’larda başlayan kurumsallaşmanınsa ilk örneklerinden.
Ankara doğumlu ressam ve araştırmacı Cevdet Mehmet Kösemen, İstanbul’u hakkını vererek yaşayanlardan. Bu şehri kelimenin gerçek anlamıyla sokak sokak gezip el yazısı apartman tabelalarını fotoğrafladı ve şehrin hafızasına ilişkin önemli bir çalışmaya imza attı. On yıldan uzun zamana yayılan bu çaba, günden güne değişen ve irili ufaklı parçalarını kaybeden şehri kayıt altına alma konusunda önemli bir adım oldu aynı zamanda.