10 kadından 7'si şiddet görüyor

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu
17 Haziran 2020 - 12:20

Burası dev bir şehir. Psikoloji dalında uzman olarak görüşlerinizi almadan önce, bu şehirde kadın olarak yaşamla ilgili tecrübelerinizi dinleyebilir miyiz?

Daha eskisini bilmiyoruz ama ailem 1800’lerden beri İstanbul Teşvikiyeli. Tabii ki ataerkil düzenin getirdiği cinsiyetçi bakış açısından payımı aldım. Kadınların ortak olarak karşılaştıkları cinsiyet temelli yorumlar, değerlendirmeler, bakış açıları; bunların yarattığı sıkıntı benim de deneyimlediğim şeyler. Fakat benim, ailemin desteğiyle eğitimimi tamamlamak gibi bir şansım oldu. Bu sabah TÜİK’in geçen seneki verilerine baktım. Rakamlar, kadınların erkeklere nazaran yarı yarıya daha az istihdam edildiklerini söylüyor. İstihdam, eğitim düzeyi yükseldikçe yükseliyor.

Sanırım o açıdan verilere uyuyorum. Gerçi, akademik kariyeri tercih etmeyip bir şirkete girseydim, profesörlüğe yükseldiğim gibi yükselemeyecek, o camdan tavana çarpacak ve bir noktadan sonrasını göremeyecektim diye düşünüyorum. Çünkü tüm dünyada üst düzey yönetici kadınların oranı yüzde 6,6. Kâbus bir oran. Türkiye’de ‘yönetici kadın’ başlığı altında yüzde 17’lik bir oran veriliyor fakat rakam büyük ihtimalle orta düzey yöneticileri de kapsıyor. Öte yandan, kadının hangi işlerde istihdam edildiği önemli bir parametre. Daha çok hizmet sektöründe çalışıyor, öğretmen, hemşire gibi cinsiyet rollerine uygun mesleklerde istihdam ediliyorlar. Tüm dünyada böyle. Ben de mesela, okutulmuş olsam da erkeklerin mesleklerine yönlendirilmediğimi görüyorum şimdi.

İnsan önceden çizilmiş yollara farkında olmadan, kendiliğinden giriyor demek ki.

Giriyor. Toplum bizi yönlendiriyor. İlginç olan da bu. Ataerkil düzen olacağı bir yerde yazılı mı? Hayır. Ama düzen sizi bir rotaya sokuyor. Beni de soktu. Hayatımda kadın yönetici olmanın handikapları da elbette oldu. Yönetici mevkiindeki bir erkek sevilir ve kendisiyle çalışmak istenirken, aynı mevkideki kadına dudak bükülür.

Dünyanın bu kadar az kadın yönetici deneyimi varken, bunun deneyime dayalı bir yargı olduğu düşünülemez herhalde.

Bu bir önyargı. İş dünyasındaki alt kademe yöneticilere baktığımızda, işe yeni başlayan insanların en çok onlardan çektiklerini düşünüyorum, çoğu da erkek. Kadınla sorun yaşadığımızda bunu cinsiyete bağlama eğilimimiz daha fazla. Kadınlar açısından diğer bir önemli konu, ücretlendirme. AB ülkeleri ve ABD dahil her yerde kadınlar aynı pozisyonlardaki erkeklere göre yüzde 20’ye kadar daha az para kazanıyorlar. Azımsanacak bir oran değil. Benim de başıma geldi. Üniversitede işe girerken, bana meslektaşım bir erkekten çok daha düşük ücret önerildiğini tesadüfen öğrendim. “Kusura bakmayın, kadın hakları konusunda düşünen, katkı sunmaya çalışan, farkındalığı olan bir insan olarak bunu kabul edemeyeceğim” dedim. O zaman eşit şartlarda işe alındım. Fark etmeyebilirdim.

Kırabilir miyiz bir gün bu bakış açılarını?

Gelişme var ama o kadar yavaş ki! Bundan yedi sene önce verdiğim travma dersleri kapsamında kadın ve cinsiyet eşitliği konularına da değiniyordum. O zamanlar Fortune 500 dergisinin yayımladığı kadın yönetici istatistikleri yüzde 3 seviyesindeydi. Yedi senelik dönemde çıka çıka yüzde 6,6’ya çıkmış. Bir direnç var.

Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu

Türkiye’de kadına şiddet dendiğinde kadın cinayetleri düşünülüyor daha çok. Halbuki sadece bir kısmı. Dünya Sağlık Örgütü 81 ülkedeki çalışmalarını derlediğinde çok göze çarpıcı bir bulgu ortaya koyuyor: Dünya üzerinde her üç kadından biri partnerinin cinsel veya fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Sokağa çıkın, her üç kadından biri. O kadar sık.

TÜİK verilerine göre kadınlarda işsizlik oranı düşmüş görünüyor, fakat bu, kadınların umudu kesip iş aramaktan vazgeçtiğinin işareti olarak da yorumlanıyor. Katılıyor musunuz?

Evet. Bunu tabii ki genel işsizlik kontekstinde de değerlendirmek lazım; yani erkeklerde de umudu kesip iş aramaktan vazgeçme oluyor ama kadınlarda daha fazla. Erkek daha çok tercih ediliyorsa, daha yüksek maaşla işe alınıyorsa, kadınlar yenilmişlik algısına itilip geri çekiliyorlar. Bir de aile kurma, çocuk sahibi olmakla ilgili gerçekler var. Kadınlara en büyük güncel sorunlarını sorduğumuzda, önemli bir kısmı gelir adaletsizliğini, iş eksikliğini ve eşlerin sorumlulukları paylaşmamasını dile getiriyor.

İşsizliğin kadını daha kırılgan hale getirdiği ve bu yüzden şiddete uğrama durumunda dezavantajlı hale düşürdüğü fikrine katılıyor musunuz?

Ekonomik özgürlüğe sahip olmamak, yürümeyen bir ilişkinin içinden çıkmanın önünü kesen bir faktör. Fakat kadın sığınma evlerinde yaptığım görüşmelerde, önemli bir kısmının ekonomik sıkıntısı olmadığı halde ilişkiden çıkamadığını gördüm. Çünkü orada da toplumsal önyargılar, ayrılmış kadın olma, yalnız kalma gibi kaygılar önünü kesiyor diye düşünüyorum.

Kadınlar en çok, en güvende olacakları yer olması gereken evlerinde ve yine en çok güvenmeleri gereken kocaları, eski kocaları, sevgilileri, eski sevgilileri veya aileden bir erkek tarafından öldürülüyorlar.

Dünya üzerinde bulgular böyle. Kadınların büyük çoğunluğu eşleri tarafından öldürülüyor. Cinsel travmalara baktığımızda da aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Kadınlar bu travmayı yakınları tarafından yaşıyorlar. Tanımadıkları insanlar tarafından tecavüze uğrayan kadınların oranı çok daha düşük. Biz elden korkarız ama tehlike aslında en yakınımızda. Bu da travmatik etkiyi arttırıyor. Çünkü, gerçekten de kendimizi en güvenli hissedebileceğimiz yerde, güvendiğimiz biri tarafından böyle bir güven ihlaline uğramanın açtığı yara çok daha büyük oluyor. Toplumun cinsel travmaya yaklaşımı da çok önemli. Kadını kirlenmiş olarak gören toplumlarda oluşan etki çok daha ağır.

Türkiye’de kadına şiddet dendiğinde kadın cinayetleri düşünülüyor daha çok. Halbuki sadece bir kısmı. Dünya Sağlık Örgütü 81 ülkedeki çalışmalarını derlediğinde çok göze çarpıcı bir bulgu ortaya koyuyor: Dünya üzerinde her üç kadından biri partnerinin cinsel veya fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Sokağa çıkın, her üç kadından biri. O kadar sık. Batı Avrupa’da bir tık daha düşük, yüzde 30’lardan 20’lere düşüyor ama sıfırlanmıyor. Buna duygusal, psikolojik şiddeti de ekleyebiliriz. Partnerin aşağılayan tavırları, sevgi kisvesi altında yaptığı kısıtlayıcı, engelleyici davranışları, yemekten, içmekten, tıbbî bakımdan alıkoymak, çalışmaya izin vermemek vs. On kadından 7’sinin şiddet yaşadığını görüyoruz. Öldürülen kadınların yanında bu sayı inanılmaz büyük. Çok dikkat etmeliyiz buna, çünkü öldürülen kadınların öncesinde bu var. Öldürülmeden önce bu şiddetlere maruz kalıyor. Şiddet duygusalla başlayıp fiziksele varıyor, oradan cinayete uzanıyor. Cinayetleri ortadan kaldırmak istiyorsak, kadınları bilinçlendirmeliyiz: Duygusal şiddeti tanımalısın, bunun nereye varacağını görmelisin, baştan önlemini almalısın. Nasıl? Ekonomik olarak güçlenmek, evet, onun dışında da toplumun ayrılan kadını onaylamamak gibi bakış açısını doğru değerlendirmeli, ona direnmeli ve onu değiştirmeliyiz.

Kadın
Kadına şiddet
Psikoloji
Ebru Şalcıoğlu
Sayı 001

BENZER

Bu yıl 27 Ekim-8 Kasım arasında Bomontiada’nın yanı sıra çevrimiçi platformda da buluşma gerçekleşecek.
Erzurumlu Necmettin’in Çatalca’nın Dağyenice Köyü’ndeki bir garip mezara varan hikâyesi; 22 bin 663 şehidin hikâyesinden farklı değil. Bu şehitlerin hikâyesini bilen pek az insan vardır memlekette. Çünkü girmediğimiz İkinci Dünya Savaşı’nın siroz, zatürre, bronşit, çiçek, verem, tüberküloz, sıtma, böbrek yetersizliği, karın zarı iltihabı, kan zehirlenmesi, menenjit, üremi, kalp sektesi, aşırı kilo kaybı, enfeksiyon, organ yetmezliği, apandisit, felç, umumî zayiat; eşkıya ile çatışma; gemi batması ve hatta uçak düşmesi sebebiyle kaybettiğimiz şehitleridir onlar.
Yazar ve şair Murat Menteş, ilk sayımıza özel, eskinin masalsı İstanbul’u ile bugünün telaşe dolu şehrini çarpıştırdığı bir öykü kaleme aldı ve yüzlerce yıl boyunca şehrimize hor davrandığımızı anlattı.