Atatürk'ün İstanbul'u

22 Şubat 2021 - 13:15
Atatürk'ün 1922 tarihli nüfuz cüzdanının çevirisi

Atatürk'ün doğum tarihini yanlış biliyoruz

“Atatürk’ün doğum tarihi bana göre İstanbul’un ve Türkiye’nin yakın geçmişi için önemli bir başlangıçtır. Biz o tarihi maalesef hep yanlış görmüşüz, yanlış yazmışız, yanlış anlatmışız. İlkokul çocuğundan üniversite düzeyine kadar herkes 1881’de doğdu diyor çünkü elimizdeki kitaplar bunu gösteriyor. Ama öyle değil. 1934’e kadar Atatürk’ün doğum tarihi her yerde; pulların üzerinde, yazılarda, hayat hikâyesinde, yabancı kitaplarda, kaynaklarda 1880’di. Hiçbir yerde 1881 kaydı yoktu.

1934’te Soyadı Kanunu çıktı. Atatürk’e de bir özel soyadı verildi, Atatürk dendi. Ondan önce Harf İnkılabı yapılmış, yeni harflere geçilmişti. Bu iki yenilikten sonra bütün nüfus cüzdanları da değiştirilmeye başladı. Bu arada Atatürk’e de yeni harflerle ve yeni soyadını da içeren bir nüfus cüzdanı düzenlendi. Kim yazdırdı, buna dair bir kaynak yok. Anne adı Zübeyde, baba adı Ali Rıza, doğum yeri Selanik gösterildi, doğru. Doğum tarihi de 1881 yazıldı, neden?

1922’de Ankara’da Meclis Başkanı iken Ankara Nüfus İdaresi’nin kendisi için düzenlediği eski harflerle nüfus cüzdanının aslı halen Şişli’deki Atatürk Müzesi’nde. Hatırladığıma göre 13 veya 14 Ekim 1922’de düzenlenmiş. Bu kimlik belgesinin yukarısında Sultan Vahdettin’in tuğrası var. Belgede Atatürk’ün baba adı Ali, anne adı Zübeyde... Dikkat buyurun, baba adı Ali. Biz Ali Rıza biliyoruz.

Doğum tarihi Hicri 1296 yazılmış. 1296 hicri tarihi miladi takvime göre 24 Aralık 1878’de başlamış, 1879’un 14 Aralık günü bitmiş. Şu halde Atatürk 24 Aralık 1878 ile 14 Aralık 1879 arasında bir ayın bir gününde doğmuştu. Annesi Zübeyde Hanım’ın da sağlığında verdiği yayımlanmış bir röportaj var: ‘Ben Mustafa’yı erbainde doğurdum. 23 Kânun-u Evvel’de’ demiş. Yani kış ortasında. Kânun-u Evvel, eskilerce aralık ayı demekti. Doğru: Erbain soğuğu aralık ayının 21’inde başlar, ocak ayının sonunda biter. 40 gündür. Erbainde ve 23 Kânun-u Evvel’de dediğine göre, Atatürk’ün doğum günü 4 Ocak 1879 Çarşambadır.”

"Doğum tarihimi özellikle söylemedim"

"Atatürk, kendi hayat hikâyesi üstünde fazla durulmasını istemezmiş. Doğum gününü muhakkak biliyordu. Özellikle üzerinde durmadığını, doğum günü kutlama külfeti olsun istemediğini söyler, ‘Ben 19 Mayıs’ta doğdum’ dermiş. Yani her sene bir de Atatürk’ün doğum günü takvimlere yazılsın, kutlansın istememiş.”

İstanbul'a sivil bir insan olarak geldi

“30 Haziran 1927’de Ankara’dayken Emekli Sandığı’nın ilgili görevlilerini çağırarak askerlikten emeklilik işlemini yaptırıp emekli mareşalliği seçmiş. Yani sivil. Görevi, Meclis’in seçtiği reisicumhurluk. Artık asker değil, sadece cumhurbaşkanı. Atatürk İstanbul’a müşir üniformasıyla değil sivil giysili geldi. Çağdaş, modern bir insan kıyafetiyle İstanbulluları selamladı. Onu garda İstanbul vilayetinin protokolü karşıladı. Manevi kızları da Türk kadınını temsil etmek için karşılayanlar arasındaydı. Kadın erkek karışık bir grubun devlet başkanını karşılaması İstanbul’da bir ilkti. Kadın-erkek eşitliğini resmen vurguladığı yer Haydarpaşa Garı oldu. Atatürk ve İstanbul kitabında böyle önemli ayrıntılar çok. Kitabın amaçlarından biri de bu tür bilgileri vermekti, ezberleri tekrarlamak değil.”

Yeryüzünde böyle medeni bir savaş sonu olmamıştır

"İstanbul’un işgalden kurtuluşunu kan dökmeden başardı Atatürk. İşgalciler Türk Bayrağını selamlayarak ayrıldılar İstanbul’dan. İstanbul’un işgalden kurtarıldığı günlerde işgal komutanları İstanbul Komutanı Selahattin Adil Paşa’yla dostane görüşmeler yaptılar. Türk birliği subaylarına çay şöleni verdiler. Bu da dünya için bir ilkti. Tarihte bir örneği yoktu. Ancak işgalden kurtuluşun planları yapılırken Meclis’te çok tartışmalar olmuştu. Atatürk’ün milletvekillerini ikna etmek için Meclis’te ‘Efendiler!’ hitabıyla yaptığı konuşmalar Nutuk’ta dikkatle okunmalıdır.”

Şişli'deki evin önemi

“Atatürk Şişli’deki evde altı ay oturmuş. 1918’in Kasım ayı sonlarından Samsun’a hareket edeceği 1919’un 16 Mayıs sabahına kadar bu evde kiracıymış. Annesi ve kız kardeşi Akaretler’deki saray lojmanlarında kalıyorlar, arada annesinin yanına gidiyor. Bir ara onlar da Şişli’deki evde kalmışlar. Atatürk bu evde Millî Mücadele’nin planını hazırladı. Erkânı Harbiye’deki arkadaşı, paşalar bu evdeki toplantılara geldi. Koşulları görmediği için Millî Mücadele’yi başlatacağını herhalde söylemedi ama Türkiye’nin kurtuluşunu, İstanbul’un yönetimini, saltanatı, hilafeti tartıştılar, konuştular. O evin Millî Mücadele açısından çok özel bir değeri vardır.”

Atatürk ve İstanbul, 2021

Latife Hanım'la İstanbul'a gelemedi

“Latife Hanım ile İstanbul’a gelememiş olması bir eksikliktir. Çünkü 1925’te boşandılar. Evlenmeleri gibi ayrılışları da çok uygarca oldu. Türkiye’nin ilk medeni nikâhı olmalı onların evliliği. Çünkü kadı yani yargıç önünde Latife Hanım ve
Mustafa Kemal, her iki tarafın şahitleri de hazırken, evlilik akdinde bulundular. O zamana kadar kadınlar nikâh işleminde bulunmaz, yerlerine yakın bir erkek vekil olarak imza atardı. Atatürk, Latife Hanım’la Trabzon’a, Erzurum’a, Çukurova’ya kadar yurt gezileri yaptı. Latife Hanım gittiği her yerde kadınlarla da erkeklerle de konuştu. Anlaşamadıkları için 1925’te ayrıldılar. Atatürk’ün reisicumhur olarak İstanbul’a ilk gelişi 1927’dedir. Ayrılmış oldukları için, vapurda, Dolmabahçe’de, bir meydanda Atatürk ve Latife Hanım’ın birlikte bir fotoğrafı yoktur. Olsaymış keşke.”

Atatürk'ün tapulu evi hiç olmadı

“Hep milletinin konuğu oldu. Kendini öyle gördü. İstanbul’da ‘Milletin Sarayı’ dediği Dolmabahçe’nin en sade bölümünü seçmişti. Reisicumhur olarak otelde veya başka bir mekânda kalamazdı. Ankara’da ilk zamanlarda istasyon binasında, bir ara Ziraat Mektebi’nde kaldı, Ankaralılar kendisine Çankaya’da Bulgurzadelerin bağ evini aldı. Çankaya Köşkü de bunun yanına yapıldı. Cumhurreisliği köşkü, yani resmî konut oldu. Atatürk’ten sonra o köşk çok genişletildi, çok büyütüldü ama tabii orası bir lojman yine de. Bir tek, Ankara’da kurduğu çiftliğin sonuna doğru, Söğütözü’ne yakın bir yerde birkaç metrekarelik bir kulübesi vardı. Kendi evi gibi sever, evim der, başı bunaldıkça yanında bir yaverle oraya giderdi. Saltanatla, saraylarla ilgisi olmayan bir adamdı. İlginçtir Atatürk’ün yaşama bakışı.”

Atatürk
Atatürk ve İstanbul
Necdet Sakaoğlu
Kültür AŞ
Kitap
Tarih
İstanbul
Sayı 005

BENZER

1932’de İstanbul sokaklarında insanları sıcaktan bayıltan yaz, 1933’te gelmek bilmedi, sayfiye yerlerinde esnafın gözü yollarda kaldı... 1931’de ani fırtına eşliğinde gerçekleşen Boğaz’ı Yüzerek Geçme Yarışması’nın iki kadın yüzücüsü de başarıyla Kandilli’ye ulaşırken, 1935’te Florya’nın dünya plajı olma hayalleri vardı...
İstanbul’un köpeksizleştirilmesi üzerine tez hazırlayan ve şehirdeki köpeklerin envanterini tutan Dört Ayaklı Şehir inisiyatifinin koordinatörü olan Mine Yıldırım, İstanbul’da köpeklerin siyasete alet edilmesine karşı yıllarca şehir ve ilçe belediyeleriyle mücadele etmiş, yasal süreçlerde taraf olmuş biri. Şimdi, son İBB yönetimi tarafından kurulan İstanbul Planlama Ajansı altında faaliyet gösteren Vizyon 2050 Ofisi’nde iklim krizi, ekoloji ve çevre politikaları uzmanı olarak felaketsiz bir şehir için çözümler üretiyor: “2050 vizyonumuzda şehirde elbette hayvanlar var. Pandemi de gösterdi: Hayvansız şehir olmaz, olamaz” diyor.
1929-1933 yılları arasında, mart, nisan ve mayıs aylarında şehir gündemine düşmüş olaylar, o olaylara dair anları donduran simge fotoğraflar ve ilgili gazete haberleri...