Apartmanlar tarih anlatıyor

Fotoğraf
Şahan Nuhoğlu, Cevdet Kösemen
31 Ağustos 2020 - 15:19

Gündelik hayatımızda kültürel değer taşıyan ve fark edilmemiş unsurlar var. Apartman tabelaları, mimari detaylar, mezar taşı fotoğrafları... Bu fark edilmeyen unsurları fotoğraflayarak tarihlerini yazmayı ve bir şekilde de olsa onları muhafaza etmeyi seviyorum. Hatta kutsal bir görev olarak görüyorum” diyen Kösemen, 2008 yılında el yazısı apartman tabelalarını fotoğraflayarak bir arşiv oluşturmaya başladı. Yıllar içerisinde arşivi büyüdü. 2015 yılında ise bu işi düzenli yapıp İstanbul’un tüm eski semtlerini taramaya karar verdi. Gezilerinde ortaya çıkan farklı detayları da ekleyerek, yaklaşık üç yılın sonunda, 2018’de, içinde beş binden fazla fotoğrafın yer aldığı kıymetli çalışması Kaybolan Şehir – The Disappearing City: Hand-Painted Apartment Signs and Architectural Details from Istanbul’u okuyucuya sundu.

Kaybolan Şehir – The Disappearing City: Hand- Painted Apartment Signs and Architectural Details from Istanbul

Kitabınız Kaybolan Şehir – The Disappearing City: Hand- Painted Apartment Signs and Architectural Details from Istanbul nasıl bir ilgi gördü? Bir farkındalık oluşturduğunu düşünüyor musunuz?

Kitabım, büyük boyu ve yüksek fiyatı sebebiyle az sayıda basıldı ama bu haliyle bile Türkiye’de ilgi gördü. Konu hakkında sunum yapmak için Ankara Mimarlar Derneği’ne, Hacettepe Üniversitesi’ne ve İstanbul’daki Soho House kulübüne davet edildim. Konu ile ilgilenen, tez yazan birçok kişi benimle iletişime geçti. Dahası, kitabım İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Salt Galata gibi araştırma enstitülerinin ve Türkiye dışında önemli üniversitelerin kütüphaneleri tarafından alındı.

Başlangıç noktanız tabelalardı ve bunların izini sürerek yola devam ettiniz. Kimi sanatçıları buldunuz. Burada karşılaştığınız örnekler sizi nereye götürdü? Karşılaştığınız ilginç detayları öğrenebilir miyiz?

İstanbul’un on beş semtindeki tüm eski tabelaları fotoğraflamaya çalıştım. Bu sırada tabelaların dibindeki imzalara dikkat etmeye çalıştım. Kimi 1930’lu, 1940’lı yıllardan kimi de daha yakın zamandan yüzün üzerinde imza kaydettim. Sonra bu imzaları da araştırmaya başladım. Arada çok ilginç isimler ve hayat hikâyeleri ile karşılaştım. Örneğin, Şişli ve Nişantaşı civarında “M.H.” ya da “M. Haytayan” imzası ile yapılmış eski, görkemli tabelaları araştırırken bunların Mordiros Haytayan isimli, Eskişehir doğumlu, Ermeni kökenli bir sanatçı tarafından yapıldığını öğrendim. Haytayan, kardeşi ile beraber geçimini sağlamak için tabela ressamlığı yapmış ama bir ressam olarak da tanınmış. Haytayan kardeşlerin Fransız Kültür Merkezi’nde bir resim sergileri olmuş. Onlar gibi pek çok ustanın ismi de bu kitapla kayda geçmiş oldu. G. Vrionis, Hacopulo, A. Levi, V. Helvacı, Papirüs Reklam, Tekin- iş... Ancak çoğu zaman bu isimlerin izlerini İstanbul dışında sürmek imkânsız. Bir kuşak önce doğsaydım tabela ustalarıyla konuşarak daha çok bilgi edinebilirdim.

Ara sokakları daima sürprizlerle dolu olan Üsküdar

20. yüzyılın başından 1990’lara kadar uzanan çalışmaları incelediniz. Bu detaylarda İstanbul’daki değişimi gözlemlemek de mümkün. Cephe ya da apartman detaylarında ilk vazgeçtiğimiz ne olmuş?

İstanbul’un çirkinleşmesi hepimize sanki birinin bize yaptığı bir kötülükmüş gibi geliyor, ancak yıllar boyunca gelişen yeni teknolojileri ve göç hareketlerini inceleyince bunun kaçınılmaz ve kolektif bir değişim olduğunu anladım. Ortada suç yok. Gözlemlediğim değişimler arasında tavan yüksekliklerinin alçalması; apartmanların arkalarındaki bahçelerin kullanılmaz hale gelip sonradan tamamen iptal olması; pencerelerin küçülmesi ya da kaybolması ve balkonların iptali... 1970’lerden sonra bütün malzemelerde bir dejenerasyon görüyoruz, renkli yer karoları, el işi ferforje kapılar, balkon korkulukları tamamen kayboluyor, yerlerini seri üretim ürünler alıyor. Şehrin “bozulmasında” rol oynayan en temel faktörler; nüfus artışı, yapı konusunda yetenekli ustaların azalması ya da talebe yetişememesi ve el yapımı malzemelerin yerlerini standart, hazır üretilmiş malzemelere terk etmesi.

En son el yapımı tabelaları mı terk ettik?

Tabelalar gelişen teknoloji tarafından elenen detaylardan biri oldu. Ama el yapımı tabelalar mevcutken bile, İstanbul’un 20. yüzyıl boyunca geliştirdiği kendine has apartman kültürü değişmeye çoktan başlamıştı. İlginç bir tezat: En renkli, en ustaca yapılmış apartman tabelalarından bazıları balkonsuz, derme çatma apartmanların üzerinde yer alıyor.

Bazı eski apartmanların girişlerinde balık kabartmaları var

Çalışmayı 1990’larda bırakmanızın sebebi nedir?

Tabii ki İstanbul’un evrimi 1990’lardan sonra da devam ediyor ama bu tarihten sonra plastik harflerin artması ve bazı mimari değişiklikler sebebiyle el yapımı tabelalar bir anda kayboluyor. Orada bırakmak zorunda kaldım.

İstanbul’un en şaşırtıcı bölgesi sizin açınızdan neresi oldu?

Galata, Şişli, Moda, Nişantaşı günümüzde revaçta olan semtler, mimari bir mirasları da olduğu için iyi korunan yerler. Ancak ben en çok Fatih ve Üsküdar semtlerini sevdim. Her köşeleri eklektik detaylar ile dolu. Mesela Üsküdar, Bağlarbaşı civarında bir sürü eski apartmanın girişinde balık kabartmaları var.

 

"Tabelalar gelişen teknoloji tarafından elenen detaylardan biri oldu"

Sosyal medya etkisi belki de, şehircilik alanındaki cinayetlere toplum çok büyük tepki gösterebiliyor artık. Bir farkındalık oluşmuş gibi görünüyor. Siz uzun zamandır sokakları arşınlayan bir araştırmacı olarak bu noktada bir değişim gözlemliyor musunuz?

Sosyal medya yapıların korunmasında çok etkili oldu. Apartman tabelalarının sanatı da bu yolla pek çok kişi tarafından fark edildi ve benimsendi. Mesela, internette kitabım hakkında çıkan haberler sayesinde Dilruba Güneysu isminde çok yetenekli bir sanatçı ile tanıştım, el yapımı tabela sanatı konusunda ihtisas yapıyor. Her şehir için “Ankara Apartmanları”, “Antalya Apartmanları” gibi Instagram hesapları açılıyor, bu iyi bir şey. Sosyal medya insanları daha görsel düşünmeye itiyor. Garip ama gerçek, çoğu insan bir yere Instagram kamerasından bakmayınca bazı şeyleri “göremiyor".

Bağlarbaşı'nda bir apartman

İlgi çekici yapılar nadiren de olsa yapılıyor ama İstanbul’da genelde basmakalıp yapılarla karşı karşıyayız. Eskiyle bugünü kıyaslayabilir misiniz?

İstanbul şu anda gerçekten daha basmakalıp gözüküyor ama bence bu bir yanılsama. 40-50 yıl sonra bugünün binaları da nostaljik bir hale gelecek. Hayat yaşandıkça yeni anılar ve yeni nostalji türleri birikiyor, nesiller geçtikçe hayata
bakış perspektifleri ciddi olarak değişebiliyor. Buna en iyi örnek ABD’de yapılan alışveriş merkezleri. 80’li yıllarda ilk açıldıklarında “tüketim mabedi” diye eleştirildiler. Günümüzde Stranger Things gibi diziler eski AVM’lerde geçiyor, herkes buraları nostaljik duygularla anıyor.

1900-1970 arası detaylar için en güzel yürüyüş rotası

Capitol AVM’nin yanında metrodan çıkın. Bağlarbaşı’ndan ya Selamsız- İcadiye ya da Doğancılar üzerinden yılan gibi kıvrıla kıvrıla Üsküdar sahiline inin. Daima ve sadece ara sokaklardan yürüyün, normalde girmeye korkacağınız tür yollardan geçin, hiçbir şey olmuyor. Bir öğle yemeği, sonra vapur ve tramvay ile Fatih’e. Fındıkzade durağında inin. Buradan Kızılelma Caddesi’nin iki yanında kalan ara sokakları geze geze Samatya’ya kadar yürüyün. Nişantaşı, Beşiktaş, Moda bekleyedursun, oralara kahve içmeye nasıl olsa gidersiniz.

İstanbul
İstanbul Apartmanları
Apartman Tabelaları
Cevdet Mehmet Kösemen
Sayı 003

BENZER

Halide Edip’in hayatının önemli olaylarında Üsküdar’ın bir başrol oyuncusu olarak yer aldığını söylemek abartılı olmaz. Hayatının büyük bir bölümünü Üsküdar’da geçirmiştir. Babasının ikinci evliliğinden sonra yaşadığı ev, koleje başladığı ev, evlenip yaşamaya başladığı ve hem 31 Mart’ta hem de Millî Mücadele yıllarında kaçış için yola çıktığı ev Üsküdar’dadır.
İstanbul, Ramazan ayını diğer yerlerden farklı karşılayan, güzelleştirmek için türlü âdetler bulan bir şehir. Bu âdetlerin bazıları zamanla unutulsa da mahyalar yüzyıllardır şehrin simasını aydınlatmaya, en güzel örneklerini sergilemeye devam ediyor.
Erzurumlu Necmettin’in Çatalca’nın Dağyenice Köyü’ndeki bir garip mezara varan hikâyesi; 22 bin 663 şehidin hikâyesinden farklı değil. Bu şehitlerin hikâyesini bilen pek az insan vardır memlekette. Çünkü girmediğimiz İkinci Dünya Savaşı’nın siroz, zatürre, bronşit, çiçek, verem, tüberküloz, sıtma, böbrek yetersizliği, karın zarı iltihabı, kan zehirlenmesi, menenjit, üremi, kalp sektesi, aşırı kilo kaybı, enfeksiyon, organ yetmezliği, apandisit, felç, umumî zayiat; eşkıya ile çatışma; gemi batması ve hatta uçak düşmesi sebebiyle kaybettiğimiz şehitleridir onlar.