"Ders alınmamış her deneyim tekrar eder"

Fotoğraf
Şevval Sam Arşivi
16 Temmuz 2020 - 17:36

Şevval Sam’la 1990’ların sonuna doğru tanıştık. Güneşli bir gündü, Bebek’te oturup çay içmiştik. Kahkahasını, neşesini, merakını saklamayan, lafı dolandırmadan konuşan ve çok çalışkan bu insanla sohbet etmenin mutluluğu o günle sınırlı kalmadı. Geçen yıllar boyunca hep bir şekilde haber aldık birbirimizden, yaptığımız işleri takip ettik, yakın durmaya çalıştık. Aylarca hiç görüşmesek bile ilk karşılaşmada kaldığımız yerden devam etmeyi başardık. Ama tam da oturup yüz yüze bir söyleşi yapacağımız sırada aramıza tüm dünyayı sarsan bir engel girdi: Salgın. “Bir bu kalmıştı başımıza gelmeyen” diyerek yaptık söyleşimizi. Evlerimizden çıkmadan; yazışarak, telefonlaşarak.

Şevval’in cümlelerini okurken onun sesini duydum hep. Sakin ve ılıman bir konuşma sesi vardır. Karşısındakini gözlerini kırpmadan dinler, sonra da tane tane anlatır anlatacağını. Ama o sakin ses, söylediklerinin anlamıyla birleşince gür bir dere gibi çağlar.

Söyleşimizi “Bir gün yeniden” diye noktaladık. Bir gün yeniden İstanbul’un güzel bir köşesinde çaylarımızı içeceğiz ve hayata anlam katmanın yeni yollarını bulmak için yeni cümleler bulacağız.

Merhaba Şevval. Öncelikle dilerim iyisindir. Tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Dünya bize yeni bir yaşam pratiğini öğretiyor. Sen bugünleri nasıl geçiriyorsun?

Önceden çılgın bir tempoyla çalışan biri olarak, durmak çok iyi geldi diyebilirim. Evimi özlemiştim, evle ilgili dip bucak bir düzenleme ihtiyacı içerisindeydim. Şu anda onunla meşgulüm telaşsız bir biçimde... “Telaşsız” kelimesinin altını çizmek istiyorum. Yalnız, ne kadar enteresan bir jenerasyonuz değil mi? Bir yaşamda görülebilecek her şeyi gördük neredeyse. Son yaşadığımız ise daha da büyük bir değişim sürecinin sinyallerini veriyor gibi; sanki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Buna şahitlik etmek enteresan geliyor. 

Şevval Sam’ın büyük değişimlerle ve genel olarak tedirgi başa çıkma yolu nedir?

"Farkındalık” her yaşın, her dönemin, her koşulun tek anahtarı. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz; oysa ki hepimiz bir gün öleceğiz. Bu noktada tedirginlik gerçekten dünyevi kalıyor, haklı olarak tabii, ama odak noktamızı buradan çıkarmanın yolları var. İçinden geçtiğimiz sürecin sorumluluklarını yerine getirmek birinci koşul. Mesafe, maske, hijyen, iyi beslenme, iyi uyuma gibi... Ancak sadece şimdiye mahsus değil her daim kendine hayatta hep bir “B planı” hazırlamış biri olarak, bu sürecin olumlu taraflarına odaklanarak sürecin beni etkilemesinin önünü kesiyorum. Yapmak istediğim tonlarca şey için telaşsız bir zaman dilimine ihtiyacım vardı ve o gerçekleşti. Yeni bir dil öğrenmek, yazmak, beste yapmak, resim yapmak, düşünmek için harika bir fırsat. Bu süreci bazı şeyler için fırsat olarak görmek tedirginliği ortadan kaldırıyor.

Hepimizin evde kalması gereken bugünlerde, oyuncuların ve set çalışanlarının güvenliği sıklıkla gündeme geldi. Yasak Elma çekimlere ara veren dizilerden biri oldu. Ama çekimlere devam eden diziler de var. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Sokağa çıkma yasağının, küresel ölçüde talep edildiği bir dönemde insanları bu riske atmak büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Koca koca şirketler, set işçilerine ücretli izin vermemek suretiyle insan hayatına da ne kadar değer ver(me)diğini göstermiştir. Bu bir bilinç, farkındalık ve sorumluluktur bana göre. Umarım sektörde üzüleceğimiz hadiselerle karşılaşmayız.

Şevval Sam Yasak Elma dizisinde "Ender" karakterini canlandırıyor

Söz diziden açılmışken Yasak Elma’da canlandırdığın “Ender” karakterinden söz etmezsek olmaz. Bugüne kadar canlandırdığın karakterlerden farklı bir yerde durduğunu söyleyebiliriz. Sen nasıl değerlendiriyorsun Ender’i?

Ender benim, hayatı dolu dolu yaşayıp eğrisini doğrusunu az çok anladığım, insan malzemesini ve dahi kendimi tanıdığım, tüm yaşadıklarımdan kendi cümlelerimi çıkardığım bir dönemime denk geldi. Bu yüzden şu zamana kadar canlandırdığım ya da canlandırmaya çalıştığım tüm karakterlerden farklı bir yerde duruyor benim için. Ender, insanın karanlık yönlerini bünyesinde taşıyan bir karakter. Bu yüzden benim için de yeni bir deneyim süreci. Ender’le çok ama çok eğleniyorum gerçekten.

Müzik çalışmaları nasıl gidiyor? Önünde bir proje var mı?

Bende proje çok. Yapmak istediğim bir sürü proje var. Tek üzüldüğüm, bir enstrüman çalamıyor olmam. Çünkü müzikal susuzluğum hiç dinmiyor. Karantina günlerinde bir Karadeniz türküsü besteledim ancak kimseyle bir araya gelemediğimiz için kayıt da yapamıyorum. Neyse, belki de biraz daha biriktirmek gerek. Geriye dönük, yazdığım bazı sözleri elden geçirmeye başlamıştım zaten.

Bugünlerde çoğu müzisyen “online” konserler veriyor. Sen düşünüyor musun böyle bir şey?

Tabii düşünüyorum. Şarkı söylemeyi ve paylaşmayı özlüyorum.

Bu harika bir haber. Peki o zaman bu soruyu daha uzun vadeli sorayım; bu süreç devam ettikçe müzik sektörü yeni yöntemler bulmak zorunda kalacak mı sence?

Bu süreç, sektörü ne şekilde dönüştürüp neye evirecek hepimiz göreceğiz. Bu, bu hayattaki şahit olduğumuz en global dönüşüm, değişim süreci... Bu süreç bütün sektörleri etkileyecektir. Organik olarak dönüşeceği için, ihtiyaç ve beklentiler de süreç içinde şekillenecek. Zira sanat asla durmayacak. İnsanlar bu dönemdeki duygularını ifade edecekleri yeni sesler, tınılar, sözler yazacaklar ve bunları da paylaşmak isteyecekler. Ama daha çok dijital bir yol olacak bu... Yine de canlı konserlerin, göz göze, hep bir ağızdan şarkılar söylemenin tadını başka hiçbir şeyde bulabileceğimizi sanmıyorum.

Şevval Sam

Sanırım bu süreç özellikle tüketim çılgınlığımızla yüzleşmemize de neden oldu? Sence insanlık bugünlerden bir ders alarak mı çıkacak, yoksa bildiğini okumaya devam mı edecek?

Bugün artık kaçacak delik yok. Ya öleceğiz/hastalıktan sürüneceğiz ya da insan gibi yaşamanın ve hayata anlam katmanın yeni yollarını bulacağız. Ders alınmamış her deneyim tekrar eder. Hayat insanı değiştirmek için baskının doz artırımını gerçekleştirir ve değiştirmeden de bırakmaz. Herkes için büyük bir sınav dönemi. Ama bana sorarsan şahane bir fırsat. Herkesin sahip olduğu yetenekleri, kendi içindeki cevheri keşfetmesi için muhteşem zamanlar.

Ev, ortak bir yaşam alanı. Ama bazı erkekler için öyle değil. Karantina günleri bizi bu gerçekle bir kez daha yüzleştirdi. Kimi evlerde ev işi yükü tümüyle kadının omzunda, kimi evlerdeyse üzülerek söylüyorum ki şiddet olaylarında artış var. Kadının toplumdaki yerine duyarlı bir insan olarak neler söylersin bu konuda?

İşte en sıkıntılı nokta... Geçen yıl mart ayına oranla bu yıl mart ayında şiddet oranları nerdeyse yüzde 40 artmış. Bu daha ilk aydaki artış. Eğer durum böyle devam ederse, insanlar güzel havalarda evde kalmaktan daha da bunalacaklar. Tahammülleri daha da azalacak. Önümüzdeki süreçte ev içi şiddet yüzünden çok acı hikâyelere şahit olabiliriz. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu gibi şiddet karşıtı birkaç oluşum bu konuyla ilgili canla başla çalışıyorlar. Kadınların arayabilecekleri numaralar, başvurabilecekleri merkezlerle ilgili bildiri yayınlıyorlar. Ama maalesef zor bir süreç bekliyor kadınların ve çocukların bir kısmını. Devlet bu konuda kesin bir yaptırım uygulamadığı müddetçe de bu şiddetin önüne geçmek çok zor.

Ev, senin için ne ifade eder?

Sükûnet, harmoni, renk, ritim duygusu, şefkat, tanıdık, özgürlük alanı... Ev, biri gibi hayatımda...

Her şey geçince birbirimize hemen sarılabilecek miyiz, yoksa tedirginlik bir süre daha devam edecek mi bilmiyorum. Ama İstanbul’da yapmayı özlediğimiz şeyler olduğu kesin. Sen neler yapmayı özledin İstanbul’da?

Kendime paten almıştım. Çocukluğumda nasıl paten kayıyorsam, tekrardan hatırlamak istiyordum. Önce sahilde onu yapacağım.

O günler geldiğinde ben de sana patenle olmasa da yürüyerek eşlik etmek isterim. Çok teşekkür ederiz Şevval.

Teşekkürler Yekta’cığım...

Şevval Sam
Yekta Kopan
İST
İstanbul
Yasak Elma
Sayı 002

BENZER

Seksen iki yaşında ve haftanın altı günü sahnede... Tiyatro oyuncusu Genco Erkal, kariyerinin altmışıncı yılında üretmeye ve ilham vermeye devam ediyor. Duayen sanatçıya tiyatromuzun mevcut durumunu, yeni trendleri, sahnede yarım yüzyılı geride bırakan tek kişilik Bir Delinin Hatıra Defteri oyununu, hayatını sorduk.
İnsanın hayatının bir döneminde yaşadığı sokağın ismi hayatını, karakterini, ilerde yapacağı seçimleri etkiler mi bilmiyorum, ama ben komediye bayılan bir oyuncu olarak Kadıköy’deki Şakacı Sokak’ta hayatıma başlamışım. 
Yirmi yıldır evden çalışıyorum, işim için bir bilgisayar ve internet bağlantısı yeterli. Ama sektör ilk zamanlarında bana iş vermeye yanaşmadı. Çünkü engelliydim ve evden çalışmam gerekiyordu. Bu durum o zamanlar kabul edilemez bir şeydi!