Yedinci sayfa cinayetlerinin peşinde: Reşad Ekrem Koçu

26 Şubat 2024 - 09:57

Reşad Ekrem Koçu, zamanının büyük kısmını arşivlerde ve evindeki araştırma merkezine dönüştürdüğü ofisinde geçirir, İstanbul’un sokaklarında, mekânları, olayları ve insanları yakından gözlemleyerek ilk elden bilgiler edinebilmek için her türlü insanla ve materyalle yakından ilgilenirdi. 

Bu titiz araştırmacılığı ve gözlemciliği en yalın hâliyle Forsa Halil romanında gözler önüne serilir. Roman, okuyucusunu Tanzimat Dönemi’nin karmaşık ve çok katmanlı ortamından uzaklaştırarak XVI. yüzyıl İstanbul’unun Vefa semtine götürür. Olay örgüsü, Gülyağcı’nın dul eşi Zübeyde Hanım’ın kaçırılmasıyla başlar ve birbirini izleyen bir dizi kaçırılma vakasının fitili ateşlenmiş olur. 

Kitap, klasik bir polisiye romanı gibi başlar, katil veya katillerin kim olduğu yavaş yavaş ortaya çıkar. Yalın anlatımı ve cinayetleri çözmek için kullanılan yöntemlerle oldukça dikkat çekici olan eserde hikâye ilerledikçe cinayetlerin çözümünde sadece polisin değil, uşak Deli Bekir’in dikkatli gözlemlerinin ve sağduyusunun da önemli rol oynadığını görürüz. 

Farklı yöntemlerle işlenen cinayetler, yazarın polisiye türüne hâkimiyetini gösterir. Katiller bulunup olaylar kısmen çözüme kavuşturulsa da heyecan asla azalmaz, hatta metnin ilerleyen bölümlerinde daha da artar. Bu sürükleyici olay örgüsünün gerçekçiliğini yazarın Binbirdirek Batakhanesi adlı eserinde de görebiliyoruz. 

Her iki kitapta da kusursuz ve hatasız bir kahraman figürü yerine son derece gerçekçi ve insani kusurlara sahip anti-kahramanlarla karşılaşırız. 

Bu eserlerden yola çıkarak Reşad Ekrem Koçu’nun sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda iyi bir cinayet romanı yazarı olduğu çıkarımını rahatlıkla yapabiliriz; kurgu gibi görünen eserleri gerçeğe oldukça yakındır. Bu, sadece edebî olarak güçlü bir kaleme sahip olmasıyla değil, iyi bir araştırmacı gazeteci ve öğretmen olmasıyla da ilgilidir. Araştırmacı yanının ve öğretmenlik mesleğinin katkısı ve titiz araştırmalarındaki zeki yaklaşımı, gözden kaçmış konuları ve kaynakları farklı bir bakış açısıyla ele almasını sağlar. O, iyi bir cinayet takipçisidir.

REŞAD EKREM KOÇU, İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ’NİN ZENGİNLEŞMESİNE YARDIMCI OLAN ŞAİR VE DESTANCI ÜSKÜDARLI VASIF HİÇ’LE (KAYNAK: KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ BİLGİ MERKEZİ – SALT ARAŞTIRMA, REŞAD EKREM KOÇU VE İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ ARŞİVİ)

GAZETE KUPÜRLERİ VE BAŞKA YÖNTEMLER 

Uzun yıllar İstanbul Ansiklopedisi’nin yazımında birlikte çalıştığı sanat tarihçisi Semavi Eyice’ye göre Koçu, Osmanlı dönemiyle ilgili basılı kaynakları titizlikle inceleyerek ilginç olaylar, hikâyeler ve detaylar bulurdu. İstanbul’da yaşanan şüpheli olayların aktörlerini dedektif gibi araştırır ve onlardan bilgi alırdı. Eyice, Koçu’nun eski gazetelerden derlediği bir cinayet soruşturmasını aktarırken onun 90 yaşındaki görme engelli bir tanığı bulduğunu ve ondan olayla ilgili bilgi almaya çalıştığını anlatır. 

Eski zamanlardaki garip olaylara ilgisi bilinen Koçu, gazetelerden ve kitaplardan bu tür olaylar hakkında bilgi toplayıp defterlerine not ederken bazılarını da resmeder. Yakın döneme dair bilgileriyse belirli aralıklarla buluştuğu, İstanbul hikâyelerini ve insan tiplerini kendisine anlatarak İstanbul Ansiklopedisi’nin zenginleşmesine yardımcı olan şair ve destancı Üsküdarlı Vasıf Hiç’ten edindiği bilinir. 

17 Kasım 1947 tarihli Akşam gazetesinde kendisiyle yapılan bir röportajda Koçu, gezmeyi sevdiğini ve sokaklarda avare dolaştığını söyler. Bu huyunun İstanbul hakkında çalışmasını kolaylaştırdığını da ekler. Tez canlı olduğunu ve bir kitapta okuduğu bir mezarın yerini merak ettiğinde, yağmur çamur demeden gidip baktığını anlatır.

Cansu Yapıcı’nın, Reşad Ekrem Koçu’yu anlatan Başka Kayda Rastlanmadı e-yayınında1 yer alan yazısında bahsedildiğine göre Koçu’nun arşivindeki materyallerin üzerine yapılan işaretlemeler, baskıya hazır metinlerin bulunduğunu gösteriyordu. Listeler arasında Türkçe ya da Osmanlıca el yazısıyla yazılmış veya daktilo edilmiş metinlerin yanı sıra kupürlerdeki yazılarının birleştirildiği kolajlar da yer alıyordu. Ayrıca tamamlanmamış metinler yerine sonradan yazmak üzere biriktirilmiş notlar ve kupürler de arşivden çıkıyordu. Madde listelerindeki bibliyografya kısaltmaları ise ansiklopedide sıkça kullanılan kaynaklara referans veriyordu. Kaynaklar arasında Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si ile Cevdet Tarihi, Hadîkatü’l Cevâmi, Silâhdar Tarihi gibi diğer eserlerin yanı sıra, Ses Sanatçılar Ansiklopedisi, Kim Kimdir Ansiklopedisi gibi kaynaklar da bulunuyordu.

İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ İÇİN CİNAYET TAKİBİ 

Reşad Ekrem Koçu’dan bahseden bir yazıda İstanbul Ansiklopedisi başlığı olmazsa olmaz... Ansiklopedide çok sayıda cinayet haberine rastlanır. Dönemin üçüncü sayfa haberlerinden -ki o zaman yedinci sayfa haberleriydi- gazete kupürleri, polis zabıtları ve görgü tanıkları ansiklopedide paylaşılan maddelerin kaynaklarını oluşturuyordu. Bazen farklı yazarların yazıları bazen de kaynağın belirtilmediği -yüksek olasılıkla- derleme haberler yer alıyordu. Dönemin gazetecileri gibi cinayet anları hakkında oldukça fazla detay veren Koçu, örneğin, AHMED (Müezzin Ahmed) hakkında şunları yazar: “İkinci Meşrutiyet’in ilk yıllarında, İstanbul’da nefretle karşılanmış bir cinayetin faili; ana katilidir; Hırka i Şerif Camii’nin müezzini, yirmi dört, yirmi beş yaşlarında bir gençti: günlük vazifesinin ulviyetine rağmen kendisini Beyoğlu batak hanelerinin kumar ve karı âlemleri girdabına kaptırmış, en son olarak anasının ölü parası olarak sakladığı bir kaç altına göz koymuş, istemiş, kadıncağız vermeyince de, bir gece uyurken üzerine atılarak canavarca boğmuş ve (…) Şüphe üzerine tevkifinden sonra mahkeme huzurunda cinayetini itiraf eden Müezzin Ahmed Bayazıd meydanında asılarak idam olundu.”

REŞAD EKREM KOÇU, “KESİK BAŞ” CİNAYETİNİ 5 YILDAN UZUN BİR SÜRE TAKİP ETMİŞTİ. CİNAYET HABERİ, 9 HAZİRAN 1969 TARİHLİ HÜRRİYET GAZETESİNDE BÖYLE YER ALMIŞTI

Cinayet takibini yapan Koçu’nun paylaştığı haberlerden anlaşıldığı üzere, haber tanıklıkları olarak sadece yazılı değil aynı zamanda sözlü kaynaklar da kullanır. Bu durum teyitsiz birçok haberin aktarılmasına da vesile olmuş olabilir. 

“Aksaray Cinayeti” başlığındaysa “1888 de Büyükşehirde bilhassa Aksaray’da fevkalâde teessür ve heyecan uyandırmış bir cinayettir; yaşmak ve ferace devrinin sonlarına rastlıyan ve bu yıllarda, Aksaray esnafından bir Hüseyin Ağanm Cemüe ismindeki kızı, semtin en güzel bir kızı olarak [Günümüz Türkçesi: 1888 yılında, özellikle Aksaray’da büyük üzüntü ve heyecana neden olan bir cinayet işlendi. Yaşmak ve ferace devrinin sonlarına denk gelen bu yıllarda, Aksaray esnafından Hüseyin Ağa’nın Cemüe isimli kızı, semtin en güzel kızı olarak tanınıyordu.] tanınmıştı; ayni çarşıda işleyen aşçı Mustafa adında bir genç Cemileyi istemiş, fakat güzel ‘kızları için çok daha parlak bir kısmet uman ailesi aşçı Mustafaya red cevabi vermişlerdi. Bunun üzerine kızın yolunu beklemeğe başlayan delikanlı, bu yılın şubat ayının başlarında, bir gün Beygirciler içinde Cemileye rastlamış, (…) Vaka yerine süratle yetişen zabıta, güzel Cemilenin katilini, gazaba gelen Aksaray halkının elinde keşkek edilmekten güçlükle kurtarmış, aşçı Mustafa hayli uzun süren bir muhakemeden sonra on sekiz yıl ağır hapse mahkûm edilmişti.” satırları dikkat çekmektedir. 

1940 yılı Ekim ayının 27’nci günü akşam saatlerinde gerçekleşen Arab Camii cinayetini tanıklarla anlatan Koçu, meslektaşı Yeni Sabah gazetesi zabıta muhabirinin gazetesine verdiği notlardan yararlandığını belirtip cinayet sonrası için şunları paylaşır: 

“Dün müddeiumumilliğe getirilen Sadullah 14-15 yaşlarında genç irisi ve yakışıklı bir delikanlıydı. Yanındaki polisle hafif hafif konuşuyordu. Kulak kabarttım. İki elinin baş parmaklarını birbirine rapteden ufak parmak kelepçesini biraz gevşetmeye çalışarak: 

Çok büyük bir şey değil ki… Kaba vurmuştum. En fazla beş veya on güne iyi olur. 

O muhitte her kime sordumsa Mehmed’in hemen hiç dost kazanmamış olduğunu öğrendim. Herkes: İyi oldu, cezasını çekti. Fakat çocuğa da yazık oldu bu genç yaşında diyordu. 

Ölü Mehmed evli ve bir de çocuğu vardır. Karısı ve çocuğu Kadıköyü’nde oturmaktadırlar. Dün ifadesi alınmak üzere Arabcamii polis mevkiine çağrılan Mehmet’in eşi 22 yaşlarında çok genç ve güzel, boylu boslu bir kadındır. Kocasının öldüğünü duyunca müessir olmuş fakat sebebini öğrenince: 

Oh olsun… Böyle bir kocam olacağına olmaması iyidir… demiştir. Davacı olup olmayacağı sorulunca: 

Böyle bir adamın karısıyım diye davacı olarak mahkemeye çıkmaya utanırım ben ne davacı olurum ne de mahkemesine giderim. Ayrıca malumatına müracaat ettiğim fırıncı Halil Efendinin oğlu Mehmed de dedi ki: 

Mehmed hem adaşımdı hem de İstanbul’da bulunmaz bir pişirici idi. Memlekete az çok da sanatkâr yetiştirildi. Fakat daha 32 yaşında iken ölmesi fırıncılık bakımından bir ziyadır. Amma ahlaksızmış. Cezasını çekti… Orası da başka bir iş.” 

Koçu, sadece spesifik olaylar değil aynı zamanda olay yerleri hakkında da bilgi verir. “Tekin olmayan bölgeler” için uyarı niteliğinde, örneğin Bakırköy Balıkçı Kahvehaneleri hakkında şöyle yazar:

“1945-1960 arasında Bakırköy, Trakya’dan ve Anadolu’dan gelen kesif bir amele akınına uğramıştır ve köyün boş arâzleri üzerinde gecekondular kurulmuştur; Anadolu’dan gelip Bakırköy’ünde yerleşen amelenin ekseriyetini de Taşköprülüler teşkil etmektedir. İçlerinde bekâr uşağı da çok olduğundan, bu amele alanından sonradır ki Bakırköy Kazası hududu içinde zabıta vakaları ve bu arada cinayetler dikkati çekecek kadar çoğalmıştır. Bu cinayetlerin bir kısmı, bu ansiklopediye günlük gazetelerin vak’anın mahiyetine göre kullandıkları isimlerle alınmıştır (…)” 

YAYINLANAMAYANLAR 

Reşad Ekrem Koçu’nun eserlerine ilham veren veya bire bir alıntıladığı cinayet haberleri arasında yayımlamadıkları da vardı. Kendi arşivlerinden anlaşıldığına göre bunlardan biri de “Kesik baş” veya “Kasımpaşa Cinayeti” olarak da bilinen vahşi bir cinayetti. Cinayeti beş yıldan uzun bir süre takip etti ve gazetelerden kesip arşivine kattı. 

Ancak çeşitli sebeplerden dolayı ansiklopedide G harfinden öteye geçemeyince 22 Mart 1964’te gerçekleşen cinayet ansiklopedinin sayfalarında yer bulamadı. Kendi arşivinden anladığımıza göre ilk mahkemesi 17 Aralık 1964’te tek celsede sonuçlanan bu olayda, maktul İlhan Çolak’ın katili Neşat Turan, 9 Kasım 1969’da beş yıllık cezasını tamamlayarak hapisten çıktı. 

Reşad Ekrem Koçu’nun yararlandığı bir kaynak olarak “yedinci sayfa haberlerini” toplama yöntemi ve incelemeleri düşünüldüğünde romanlarının bu kadar gerçekçi olmasına şaşmamalı. Hepsi gerçek cinayetlerden esinlenildi. Takip edildi ve zamanın tanımlamasıyla, ayaktakımını konu edindi. O hâlde son söz olarak “Aman katiller ve tecavüzcüler uzak olsun ama Koçu’nun da toprağı bol olsun” demek lazım. 

Not: Alıntılar orijinaldir, yazım hatalarına müdahale edilmemiştir.

DİPNOT 

1 E-yayın, Salt Galata’nın 24 Mayıs ila 29 Ekim 2023 tarihleri arasında ev sahipliği yaptığı Başka Kayda Rastlanmadı: Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi sergisinin bir uzantısı olarak 2023 yılının sonunda Salt tarafından erişime açıldı. 

KAYNAKLAR 

İstanbul Ansiklopedisi, tüm ciltler. 
Cumhuriyet gazetesi arşivi. 
Akşam gazetesi arşivi. 
Milliyet gazetesi arşivi. 
Başka Kayda Rastlanmadı, E-yayın; (Erişim Tarihi: 28 Aralık 2023) https:// saltonline.org/tr/2653/baska-kaydarastlanmadi? books.
“16. Yüzyıl İstanbul’unun Polisiye Hali: Forsa Halil”, Pınar Yurdadön Aslan https://www.sosyalbilimler.org/16-yuzyil-istanbulunun-polisiye-hali/ (Erişim Tarihi: 06 Ocak 2024). 
Pembe Gözüdik Gürgenci (2003): “Reşat Ekrem Koçu, Hayatı ve İşleri”, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. 
‘Aramızdan Ayrılan Bir İstanbul Tarihçisi’, Prof. Dr. Semavi Eyice. 
https://journo.com.tr/resat-ekrem-kocu (Erişim Tarihi: 28 Aralık 2023). 
https://bantmag.com/arsivden-egerbu- sehrin-bir-kutugu-olsaydi-kocununistanbul- ansiklopedisi/ (Erişim Tarihi: 28 Aralık 2023).

Reşad Ekrem Koçu
İstanbul Ansiklopedisi
Vasıf Hiç
Başka Kayda Rastlanmadı
Cinayet romanları
Popüler Tarih
Sayı 017

BENZER

Kitap Fuarı’nın 1982 yılında Taksim’de başlayan hikâyesi Büyükçekmece ilçe sınırında bulunan yerinde devam ediyor. Sadece İstanbulluları değil ülkenin dört bir yanındaki okur- yazarları bir araya getiren fuarın yolculuğunu Deniz Kavukçuoğlu* yazdı...
Dünyaya sığamayan insan, başka hayatların hayallerinde, başka dünyalar kurmanın peşinde. Bitcoin çılgınlığına İSTcoin de eklense nasıl olurdu? İstanbul’un kendine ait para birimi, fakat sadece İstanbul sınırlarında geçerli değil. Hayallerimizin sınırsızlığında metaverse ve NFT’ye yolculuk...
Cumhuriyetin onuncu yılını şanına yakışır bir şekilde kutlayan İstanbul’un cadde ve sokakları taklar, bayraklar ve çiçeklerle süslenmişti. Gece kentin dört bir yanının aydınlatılması ve on binlerce coşkulu İstanbullunun sokakları doldurması o zamana kadar görülmemiş bir şeydi.