Tiyatroya bahar mı geldi?

16 Haziran 2020 - 17:31

"Seyirci beklentileriyle yönlendiriyor"

Eyüp Emre Uçaray (2. Kat kurucu ortağı, sanat yönetmeni)

İkinci kat ne zaman, nasıl kuruldu?

Tiyatro sıfırnoktaiki diye bir oluşumumuz vardı, o zamanlar yarı profesyoneldik. Dört arkadaş birlikte kurduk. YTÜ’de  tiyatro topluluğunda tanışmış arkadaşlardık ve mühendislik öğrencisiydik. Biz kulüpte işi çok sevdik ve böyle yola çıktık. Hatta sıfırnoktaiki de bu işi yapabilmemizin koduydu. “İhtimal sıfırnoktaiki, ama bunu böyle yaparsak olur” demekten çıkmıştı. O süreçte kurucu ekipten hayat gailesi nedenleriyle ayrılanlar oldu. sıfırnoktaiki’nin çalışmaları için bir mekân arayışımız vardı. Tesadüfen, Rengârenk Sanatevi’yle tanıştık ve orayı devraldık. Böylece 2010’da yolculuğumuz başladı.

Özgün hikâyeler aramaktan yana olduğunuzu söylüyorsunuz?

O dönemde heyecanımızın da bizi buna itmesi durumu vardı. Genç bir ekip olarak piyasanın içinde yer alabilmek, kendini ifade edip yönetmen olabilmek, iddialı bir rolle çıkabilmek çok zordu. Esasında bu alanların sınırları biraz kırıldı. Apartman dairesinde de bu işi yapabilir hale gelmek ve bunun bir karşılığının olması, alternatifi artırdı.

Bir değişim, dönüşüm süreci dikkat çekiyor özel tiyatrolarda. Önce gruplar kurulmuş, sonra sahne bulunmuş, sonra tekrar sahneler dağıtılıp grup halinde devam edilmiş.

Sanırım seyirci beklentilerinin değişmesinin etkisi var bunda. Çok hızlı ilerliyor her şey. 2005 civarında bir sıkışmışlık vardı. Dünyadan da etkilenerek farklı türlerde, estetiklerde bu işin yapılabileceği anlaşıldı. O da dönüşüp popülerleşmeye başladı. Büyüme daha konforlu alanlar isteğini beraberinde getirdi. Bu durum da ister istemez yapı değişimine yol açmakta. 

İlk 'oyun yazarlığı festivali'

Yeşim Özsoy (Galataperform kurucusu, yazar, yönetmen)

GalataPerform’un kuruluş hikâyesinden bahseder misiniz?

Biz gezici tiyatro olarak yola çıktık. Mekâna geçmemiz 2003 yılında gerçekleşti. Sonra şu an bulunduğumuz Büyük Hendek Caddesi’ndeki yerimize geçtik. Bazı oyunlarımızı burada sahneledik ama dışarıda da oynamaya devam ediyoruz. 

Siz sahneye oyun koymak dışında da pek çok misyon üstlenmiş görünüyorsunuz.

Oyun oynamak dışında yeni metinler ve yeni teknolojiler, disiplinler arası çalışmak, yeni yazarlarla bağlantılı işler yapmak... Hepsi tiyatronun hedefleri arasında. Başlarda benim oyunlarımı sahneliyorduk. Yazar ve yönetmen olduğum için, sonra, 2006’da yeni metin ve yeni tiyatro projesi geliştirdik. Türkiye’de oyun yazarlığı üzerine çalışmaya başladık ve genç yazarların oyunlarını değerlendirmeyi düşündük. Sonra Türkiye’de bir ilk olan oyun yazarlığı üzerine festival düzenledik. Daha sonra da oyun okumalarının ardından doğru isimlerin buluşmasına vesile olduk.

2009’da Kültür Bakanlığı’ndan bir fon elde ettik. Bu fonla sekiz farklı ülkenin öncü yazarlarını Türkiye’ye getirip, metinleri çevirip, burada atölyeler yapmalarını sağladık. Yazar ve yönetmenlerle oyun programlarına katıldıkları bir okul da olmaya başladı burası.

Uluslararası alanı da yakalayıp, Türkiye tiyatrosu dünya tiyatrosunda nasıl yer edinmeli, bunun kaygısını taşıyarak çalışıyoruz. Hem oyunlarımızı oraya götürmek hem oradan buraya bilgi getirmek amacıyla buna önem veriyoruz. Genel olarak Türkiye bir yere gelmediği sürece bizim bireysel çabamızın anlamı yok. Kendini bir oyunla, bir işle parlatmanın bende bir karşılığı olmuyor. Her şeyi bütünsel görüyorum. Oyun yazarlığına başladığımda bulamadığım imkânları geliştirmek hoşuma gidiyor.

Bizim bu yaptıklarımızın dışında şehir tiyatrolarının ve devlet tiyatrolarının alan açması gerekiyor. Bir kooperatif kurduk; finansal, güvenlik ve sürdürülebilirliği artırmak ve dayanışma için. Bunlara belediyenin ve devletin de destek vermesi gerekiyor. Dünya çapında ne oluyor takip edilmeli.

Beyoğlu’ndasınız. Semtin dokusundaki değişim tiyatronuza yansıyor mu? Sahne ve topluluklar açısından Anadolu yakasına bir geçiş var sanki, ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Biz çok şey yaşadık burada; patlayan bombalar, toplumsal ayaklanmalar... Bunların elbette etkisi var. Lakin Kadıköy Belediyesi’nin sanata karşı duyarlılığının ve sanata sahip çıkmasının da etkisi olduğu göz ardı edilemez. Biz Beyoğlu bölgesinde öksüz çocuk gibiyiz. Bizim perspektifimize göre Beyoğlu’nun ana konusu kültür sanat olmalı. İstanbul dünya çapında bir şehir ve en önemli noktalarından biri de Beyoğlu. Biz sekiz sene önce geldiğimizde bir görünürlük projesi yaptık. Burası terk edilmiş bir yerdi. İnsanlar korkuyordu buralardan. Bir değişim, dönüşüm süreci yaşanıyor. Bizim bölgemizde kültür politikası yoktur, temel sorunlardan biri aslında bu. Biz görünürlük projelerimizde esnaf, sanatçı ve halkı görünür kılan işler yapıyorduk. Evet, Galata çok kalabalık ama nitelikli bir kalabalık değil bu.

Duygu Dalyanoğlu

Kolektif kumpanya anlayışı

Duygu Dalyanoğlu (Tiyatro Boğaziçi - Yazar, yönetmen, oyuncu) 

Hikâyenizi anlatır mısınız biraz?

Tiyatroya Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciyken başladım. BÜ’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudum, aynı zamanda Tiyatro Kulübü üyesiydim. Mezuniyetin ardından meslek olarak da bu alanda devam ettim. Bu benim kendi hikâyem, bir yandan da Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ile ortak hikâye.

Tiyatro Kulübü, '70’lerden beri var olan, ’80’lerde yeni yapılanmayla okullaşmış köklü bir kurum. O nedenle hep iki okul okumuş gibi tanımlarız kendimizi. Deneyim aktarımına dayanan, klasiklerle beraber kendi metinlerini de yazan, yöneten kolektif bir kumpanya anlayışı ile çalışan bir gelenek mevcut.

Bağımsız tiyatro topluluklarının sayısı artıyor, alternatifler çoğalıyor. Bu akım hakkında neler düşünüyorsunuz?

Tek başına tiyatro yapmak kolay değil. Tek başına gözükseniz de tiyatro ekip işi. Böyle çok grup var. Alternatif derken neye alternatif? Şehir Tiyatroları’na mı, Devlet Tiyatroları’na mı, piyasadaki belirli tiyatro anlayışına mı; tiyatro yapma biçimiyle mi yoksa gündeme aldığı konularla mı alternatif? Çok farklı açılardan alternatif olabilir. Dolayısıyla bunlara uyan ve farklı olan İstanbul’daki tiyatro anlayışıyla aslında alternatiflik de çeşitlendi.

Boğaziçi hangi gelenekte sizce?

Ben elbette kendi adıma konuşuyorum. Kendi metinlerimizi üretiyoruz. Dönem dönem reji ile oyuncu ayrımlarını kıran bir grubuz. Deneyim aktarımını önemsiyoruz. Uzun yıllardır feminist tiyatro yapan, kültürel çoğulcu perspektife sahip bir tiyatroyuz, sanırım bu doğru bir anlatım olur.

Gündeminizde neler var?

Repertuvarımızı geniş tutmaya çalışıyoruz. Şu an güncel olarak sekiz oyunumuz var. Bunlar içinde geçmişten günümüze gelenler de bulunuyor, yeni çıkan oyunlar da. Çocuk ve yetişkin arasına hitap eden serimiz var. Okullarda ve tiyatro festivallerinde yer alıyoruz. Bunların bazıları şubattan itibaren İBB’nin çeşitli sahnelerinde yer almaya başladı. Yeni oyunlardan bir göç hikâyesi geliyor mesela yakında. Beyaz yakalı beyin göçünü anlatan tek kişilik bir oyun. Ekim ve kasım aylarına da hazırlanıyoruz. Almanya ve Türkiye’de oynayacak; ekolojiye, kimlik vurgusuna ve kadın meselesine değinen bir oyunla geliyoruz.

Artış, mekândan çok oyunda

Gülhan Kadim (Kumbaracı50 kurucularından, genel koordinatör, yönetmen, oyuncu)

Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50’nin kuruluşundan bahseder misiniz?

Altıdan Sonra’nın yirminci, Kumbaracı50’nin onuncu yılındayız. Altıdan Sonra Tiyatro İTÜ’de başladı esasında. Hepimiz üniversite tiyatrosundaydık, öğrenciyken de yapıyorduk, çalışırken de yapmaya devam ettik. Bir yerden sonra yarı profesyonel bir hal almasını istedik. Sonra grubu kurduk. “Altıya kadar herkes kendi işini yapar, mesai bitince tiyatro başlar”dan geliyor isim. Altıdan Sonra böyle kuruldu. Kurucu ekip İTÜ’den mezun mimar ve mühendislerden oluşuyor diyebilirim.

Daha sonra daha profesyonel bir hal alarak kendi sahnemizi açtık. Son on yıldır da Beyoğlu’nda Kumbaracı Yokuşu’nda 50 numaradayız. Hem konuk ekiplerimiz oluyor hem kendi oyunlarımızla devam ediyoruz.

Bağımsız tiyatro topluluklarının artışı dikkat çekiyor, böyle bir trend var âdeta. Ne dersiniz?

Aslında yükselen furya dönemini yaşadık, artık olgunlaşma sürecindeyiz. 2010-2015 yılları arasında yaşadık yükseliş dönemini, ‘blackbox’ dediğimiz apartman dairesinde olanlarla gördük. Çoğunlukla da Beyoğlu çevresindeydi. Her şeyde olduğu gibi çok renklendi, sonra kıvam almaya başladı. Ben şu an mekân artışından ziyade oyun artışı görüyorum. Prodüksiyon tiyatrolarının da özel tiyatroların da oyun çıkarmaya yönelik gelişimi olduğunu görüyorum.

Beyoğlu değişti, dönüştü ve siz burada direnişte gibisiniz.

Hakikaten, kelimenin manasıyla direniş diyebiliriz. Biz açıkçası “Beyoğlu’nda az tiyatro kaldı, değişiyor” cümlesini içimize sindiremiyoruz. Bunun böyle olmaması gerektiğini ve geriye dönüş olacağını düşünüyoruz.

Sahibinden Kiralık tiyatro oyununun ekibi bir arada

Genç ekipler, sahne sizin!

Sami Berat Marçalı (B Planı - Yönetmen, yazar) 

B Planı ile Toy İstanbul arasındaki ortaklığı anlatır mısınız?

2016’da B Planı diye bir tiyatro kurdum. Gezici tiyatroyduk. Sonra bize Toy’dan gelen teklifle beraber çalışma kararı aldık. Peşi sıra ortak çalışmalar, genel sanat yönetmenliği, hepsi geldi.

Sahnesi olmayan genç ekiplere kucak açan bir yer hali getirmişsiniz burayı. 

Mutluluk verici bu. Toy’a genç konuk arkadaşlarımız geliyor, böyle bir sürü grup var. Kendi sahneleri yok ve burayı kendi sahneleri gibi görüyorlar. 

Ufukta neler var?

Yeni bir oyun çalışıyoruz, adı Katran. Pınar Töreli, Ekin Mert Daymaz oynuyor. Nisan ayında çıkacak oyun. B Planı ve Toy’un ortak yapımı bir iş var: Yak Bunu. Kanyon’da Hann isimli yeni bir mekân açılıyor. Onun repertuvarını biz oluşturuyoruz. Mart ortasında başlıyoruz. Haziran ortasına kadar iki tara a da devam edeceğiz. Seyirci her zaman bizi bulabilir.

Fısıltı gazetesi seyirciyi buluyor

Cengiz Temel (Toy İstanbul kurucu ortağı)

Tiyatro temelli ya da oyuncu olmayıp tiyatro tutkusuyla sahne kuran bir isimsiniz. Bu yolculuk nasıl gerçekleşti?

Beyoğlu, Beşiktaş civarında pek fazla sahne kalmadı. Şehir Tiyatroları’nın kapanması, AKM’nin kapanması tiyatro seyircisinin bu bölgeden uzaklaşmasına neden oldu. İnsanlar kendi çabalarıyla çok zor şartlar altında tiyatro yapmaya başladı. Tiyatro yapmak oldukça maliyetli. Kendine güvenip yapman gerekiyor. Özel fonlar vs. yok. Bizde markalar daha büyük işlere sponsor oluyorlar, bu da fon bulmayı zorlaştırıyor. Ben 2013 senesine kadar beyaz yakalıydım. Tiyatroyu çok seviyordum ama tiyatro ile profesyonel bir ilişkim yoktu. Cihangir’de oturuyordum o zamanlar, sahnelerin kapatılmasına şahit oluyordum. Bölgeyi tekrar kazandırmak istedim ve ortağımla 2016 senesinde burayı açtık. O zamanlarda ilk denememizi kendi prodüksiyonumuzla yaptık ve gayet başarılı bir sonuç aldık. Sonra 2017’de B Planı Tiyatro’yla Sami (Berat Marçalı) aramıza katıldı. Genel sanat yönetmenimiz oldu.

Bu düzeni oturtana kadar tanıtım anlamında bir çabanız olmuştur muhakkak.

Tiyatro izleyicisinin ulaşabileceği bir alan kalmadı ki. Dergi, TV, gazete... Neyle duyuracaksınız? Biz PR firmalarıyla çalışmayı bıraktık. Bir iş iyi ise fısıltı gazetesiyle de seyircisini buluyor. Bu iş riskli, finansal kaygısı yüksek ve tutku ile yapılması gereken bir iş. 

Sizin oyunlarınızda televizyondan, sinemadan bilinen popüler yüzler var. Tiyatro söz konusu olduğunda, ücret anlamında en azından TV’ye göre hareket etmiyorlardır herhalde.

Olur mu, imkânı mı var? Bence oyuncular tiyatroda kendilerini temize çekiyorlar. TV’de oyunculuk anlamında bir şey göstermek çok zor. Sete çıkmadan iki ha a önce senaryo geliyor ellerine, karaktere girmek diye bir şey kalmıyor ortada. Amerika’da, Avrupa’da böyle değil. Dizi başlamadan bir sene önce senaryo gidiyor oyuncuya. 

Şenay Gürler

Daha özgür repertuvarlar

Şenay Gürler (Oyuncu)

Alternatif bir tiyatro anlayışı gelişiyor, bağımsız tiyatroların sayısı artıyor. Sizin bu konudaki hissiyatınız nasıl?

Devlet ya da yerel yönetimler tarafından ödeneği karşılanan yerlerin sansür ya da daha sıkı kurallarla yönetilmesine karşın alternatif tiyatrolar daha özgür repertuvar oluşturabiliyorlar. Tabu olan ama konuşulması gereken bireysel ve toplumsal sorunlar, siyasi sorunlar dile getirilebiliyor. Açılan alternatif tiyatroların ayakta kalmak için çok mücadele vermesi gerekiyor ama özgürce tiyatro yapmak isteyen, anlatacaklarını dile getirmek isteyen cesaretli insanlar her türlü zorluğa karşın tiyatro yapmaya devam ediyor. Ve ne mutlu ki büyük ölçüde karşılığını alıyorlar. Alternatif tiyatrolar seyirci profilini daha yukarı çekiyor ve bu, bilinçli, ne izleyeceğini bilen ve seçen bir kitle oluşmasına yardımcı oluyor aynı zamanda.

Toy İstanbul’da bir oyununuz var, nasıl gidiyor?

Şu anda Toy Sahne’de Two Two Production ve Şa Tiyatro’nun birlikte yaptığı bir oyunda oynuyorum: Tanrı’nın Eli. Robert Askins’in yazdığı oyunumuzu Kerem Pilavcı yönetti. Toy Sahne, alternatif tiyatrolara sahnesini açıyor ve gerçekten neredeyse her akşam değişik oyunlarla buluşabiliyorsunuz. Alışılmışın dışında reji ve oyunculuklarla karşılaşmak insanı etkiliyor. Böyle bir sahnede genç arkadaşlarımla sahneyi paylaşmak beni çok mutlu ediyor, öğrenecek çok şeyimin olduğunu görmek beni genç ve diri tutuyor.

Televizyonun kendini tekrar eden projelerine karşılık tiyatrocuların tiyatro ile kendilerini hatırladıklarını, tiyatroyu bir haz noktası gibi gördüklerini söyleyebilir misiniz?

Tiyatro benim için her zaman haz noktasıdır. Prova süreci ayrı, sahneye çıkıp seyirciyle buluşmak ayrı. Her anı değerli ve zor. Eğer kendini devamlı değiştirip dönüştürmek istiyorsan daha da zor ve sancılı ama bir o kadar da haz dolu. Tabii ki televizyonun birbirinin benzeri olan sıkışmış senaryolarla devam etmesine karşın özgürce tiyatro yapıyorsanız, tiyatro sizi daha az para kazansanız da daha mutlu edebiliyor.

Kurulan tiyatro kooperatifi ve bu yolla sağlanmaya çalışılan dayanışma da bu noktada çok değerli muhakkak.

Özel tiyatroların ayakta kalabilmesi ekonomik olarak çok zor. Böyle bir dayanışma ruhunun yaratılması muhteşem ve desteklenmesi çok önemli. Tiyatrolar kooperatif üzerinden tiyatro için gerekli olan her türlü malzemeye ya da sorunlarla ilgili çözümlere çok daha hızlı, kolay ve ucuza ulaşabilecek. Böylece tek başına karşılaşabileceği ekonomik sorunların üstesinden kooperatifle daha rahat gelebilecek. Sonuna kadar desteklenmesi gereken bir oluşum.

Şehir Tiyatroları ne diyor bu hususta?

İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen’e bağımsız tiyatroların yükselişi hakkındaki değerlendirmesini sorduk: 

"En geniş anlamıyla sanatın ve uğraşı alanımız olan tiyatronun özgürlükle bir ilişkisi vardır. Bugün tiyatro topluluklarının sayıca artışını, bu özgürlük talepleriyle ve sözünü söyleme arzusuyla birlikte değerlendirebiliriz. Özellikle gençlerin tiyatro sahnesindeki arayışları, hayatın iz düşümünde daha anlamlı görünüyor. Elbette ki bu sayıca artışı, nitelik artışıyla birlikte yürütmemizin gerekliliğini de vurgulamak istiyorum. Çoğunluğu genç olan tiyatrocu arkadaşlarımız, bir yandan kendi kitlelerini oluşturabilecek bir girişime de başlamış oluyor. Ben de özel tiyatro geleneğinden gelen bir insan olarak, meslektaşlarımızın yaşadıkları güçlükleri biliyorum. Kurumsal bir yerden bakmanın en büyük sorumluluklarından biri de, kurum içi bürokrasiye gömülmeden, hem kurumun işlerini tüm İstanbul’a ve ötesine duyurmak hem de kurum dışındaki tüm yeni sanatsal hareketleri takip etmek. Şehir Tiyatroları’na kazandırılabilecek yeni yeteneklere kulak kabartmak gerekiyor."

Serkan Keskin

Her biri farklı evriliyor

2000’lerin bağımsız tiyatroları kısa zaman içinde oyunculuk atölyelerinden dans eğitimine, tiyatroyla ilgili ama çeşitli faaliyetlerle ayakta kalma şanslarını yükseltmenin yollarını ararken, bir yandan da kendilerini geliştiriyorlar.

Krek: Çıta her dairm en yüksekte

'90’ların sonunda Ali Atay ve Berkun Oya tarafından kurulan, Berkun Oya’nın hemen tüm oyunlarını kaleme aldığı ve yönetmenliğini üstlendiği Krek, çıtayı her daim yüksek tutan oluşumlardan. Uzunca bir aradan sonra Dünyada Karşılaşmış Gibi oyunu ile sahalara geri dönen Krek, geçtiğimiz yıl Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni toplamıştı bu oyunla. Dünyada Karşılaşmış Gibi, 2020’de de sahnelerde seyircisini bekliyor. Berkun Oya’nın kaleminden çıkan oyun Öner Erkan, Okan Yalabık, Serkan Keskin, Settar Tanrıöğen gibi dev bir kadroyu bir araya getirmeye devam ediyor. Bilete ulaşmayı başarırsanız, kaçırmayın deriz.

Semaver Kumpanya: Haliç'in öte yanında tiyatro!

Işıl Kasapoğlu tarafından 2002’de kurulan ve Çevre Tiyatro’sunda 18 yılı deviren Semaver Kumpanya, Serkan Keskin’den Sarp Aydınoğlu’na, Volkan Sarıöz’den Sezin Bozacı’ya bünyesindeki pek çok isimle sapasağlam devam ediyor yoluna. Oyun sahnelemenin yanı sıra oyunculuk atölyeleri de gerçekleştiren Kumpanya’da bu sezon Metot, Masal Masal İçinde, Mağrur Fil Ölüleri, Cardenio ve uzun zamandır kapalı gişe oynayan Moliere’in Cimri oyunu başrolde Serkan Keskin’le devam ediyor.

Craft: Fındıklı'dan Kadıköy'e

Üniversite yıllarında tanışan Çağ Çalışkur ve Bahar Erkal tarafından önceleri bir atölye olarak Fındıklı’da kurulan Cra , şimdilerde Kadıköy’deki yerinde oyunculuktan dansa pek çok disiplinde eğitim de veren bir oluşum. Çağ Çalışkur’un annesi, ünlü oyuncu İpek Bilgin de Cra oluşumunun bir parçası. Cra bu sezon Waterproof, Kalp, Fotoğraf 51 ve Yutmak oyunlarıyla seyircisini bekliyor.

Tiyatro
Özel Tiyatrolar
2. Kat
Galataperform
Tiyatro Boğaziçi
Kumbaracı50
Toy İstanbul
B Planı
Şenay Gürler
Krek
Semaver Kumpanya
Craft
Sayı 001

BENZER

Gıda endüstrisinde milyonlarca hayvanı etkileyen bir sessiz devrim gerçekleşiyor. Her geçen gün daha çok firma kafeslere hapsedilen tavukların yumurtalarını kullanmayacağını açıklıyor. Toplumun daha vicdanlı bir dünya talebine yönelik gerçekleşen bu dönüşüm, sonuçları bakımından mutluluk verici.
Türkiye sinemasının emektarlarından; gazeteci, yazar ve arşivci Agâh Özgüç, geçtiğimiz nisan ayında aramızdan ayrıldı. İST için de ilgiyle takip edilen yazılar kaleme alan sevgili Agâh Özgüç’ün değerini ve önemini dostu Ali Can Sekmeç’in kaleminden okuyor ve onu bir kez daha saygıyla anıyoruz.
İngiliz Time dergisi tarafından 2004 yılında “Türkiye’nin müzik antropoloğu” olarak tanımlanıp “Avrupa Kahramanları”ndan biri ilan edilen Hasan Saltık, çok mühim bir müzik yapımcısıydı. Geçen yıl kaybettiğimiz, nadide eserleri bulup ortaya çıkaran ve Anadolu müziğini dünyaya açan Saltık’ın müzik açısından önemini, bir de dillere destan yardımseverliğini dostları anlattı.