Sekiz ay süren diplomatik muharebe ve zafer: Lozan Barış Antlaşması

Fotoğraf
İBB Atatürk Kitaplığı, İstanbul İçerik Atölyesi Arşivi, Fransa Ulusal Kütüphanesi
23 Kasım 2022 - 16:15

Tarihte olaylar günün koşullarına göre değerlendirilir. Koşullar dikkate alınmadan yapılacak her değerlendirme ise tarihin değil felsefenin belki de psikolojinin alanına girer. İlk yanıtlanması gereken soru şudur: TBMM Lozan’a davet aldığında ve Türk heyeti Lozan’a vardığında Türkiye’deki manzara nasıldı? Gerçeklerle yüzleşelim.

Evet, Mudanya Mütarekesi yapılmıştı. Doğu Trakya elde edilmişti. Ama İstanbul’da işgal sürmekteydi. İngiliz savaş gemileri Boğazlardaydı. Trakya’da Yunan ordusu silah başındaydı. Fransız savaş gemileri İzmir Limanı’nda, Fransız birlikleri Suriye sınırındaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın Musul için görevlendirdiği Yarbay Ali Şefik Özdemir 1922 Ağustos’unun sonunda İngilizlere karşı başarı kazanmıştı ama Kasım’a gelindiğinde İngilizler 100 uçaktan oluşan filolarıyla bölgede konuşlanmış, Kürt aşiretleri üzerine bomba yağdırmıştı.1 Lozan Barış Konferansı topların ve bombaların gölgesinde yapılacaktı. Sorun yalnızca bu da değildi. Ankara’da konferansı doğrudan etkileyecek, hadi düşmanlık demeyelim de çekememezliğin ilk tohumları atılmıştı.

TBMM, Lozan’a ikili davet alınca Saltanat’ı kaldırmış, İstanbul Hükümeti istifa etmiştir. Zaman dardır, Barış Konferansı 13 Kasım 1922’de başlayacaktır. İsmet Paşa, Heyet Başkanı ve Dışişleri Bakanı seçilir. Askerî, siyasi, mali konularda uzmanlardan ve gazetecilerden oluşan 40 üye belirlenir. Ardından Türkiye’nin konferansta savunacağı tezleri içeren 14 maddelik yönerge Rauf Orbay başkanlığındaki Bakan Kurulu’nca hazırlanıp heyete verilir. Bu yönerge önemlidir. 14 madde içinde İsmet Paşa’ya yalnızca üç konuda kesin talimat verilmiştir: 1, 8 ve 11. maddeler. Bu maddeler ise Ermeni yurdu söz konusu edilmeyecek, Kapitülasyonlar kaldırılacak, ordu ve donanmaya sınır getirilmeyecek demektedir. Aksi durumda heyet hemen ülkeye dönecektir. Geri kalan 11 madde Ankara’ya danışılarak ya da konferansın akışına göre karar verilecek konuları içerir.2

İSMET PAŞA

İlk temaslar, ilk demeçler

Türkiye’den ayrılan kurul 12 Kasım’da Lozan’a varır. Öğrenilir ki konferans 20 Kasım’a ertelenmiş. Konferans ertelenirken Türklere haber verme gereği duyulmamıştır. İsmet Paşa, 13 Kasım’da emperyalistlere protesto notasını verir. Kamuoyuna yönelik ilk demecinde tüm konferans boyunca sahipleneceği iki ana tezi ilk kez duyurur. Bâbıâli yoktur, Türkleri üç yıldır TBMM yönetmektedir. Barış Konferansı’na özgür ve bağımsız Türk vatanını savunmak için geldik.3 İngiltere ve Fransa erteleme nedeniyle özür diler. Fransa hükümeti ise onu Paris’e davet eder.4 Heyetten küçük bir kurul 15 Kasım sabahı Paris’e gelir. Daha o yolda iken çağrıdan kuşkulanan Lord Curzon konferansta konuşulacak konulara dair İngiliz görüşünü ortaya koyan muhtırayı ortaklarına gönderir. İsmet Paşa Paris’te Başbakan Raymond Poincaré, Franklin Bouillon ve Savunma Bakanı Paul Painlevé ile görüşür. Amacı yalnızca niyetlerini öğrenmek değil, müttefik cephedeki görüş ayrılıklarını da saptayabilmektir. Fransızların; İstanbul, Boğazlar, Gelibolu ve Trakya’nın boşaltılmasında ve Suriye sınırında güçlük çıkarmayacakları izlenimi edinir. Ama Kapitülasyonlar’ın kaldırılmasına kesin karşılardır.5

İsmet Paşa 17-18 Kasım gecesi Lozan’a dönüş yolundadır. Yolda iki kişi daha vardır. 16 Kasım’da Vahideddin İngilizlere sığınmış, 17 Kasım’da ülkeden kaçırılmıştır. Malaya Zırhlısı’nda “halife benim” diyerek İngiliz korumalarıyla Hicaz yolundadır. Lord Curzon ise Paris’e gider. Onun amacı da aralarındaki görüş ayrılıklarına son vermek, Türklerin karşısına birleşmiş bir cephe olarak çıkmaktır.6 Temaslarında başarılı olur.

20 Kasım’da yapılan törene kibirli emperyalistlerin oyununu bozarak İsmet Paşa damga vurur. İsviçre Devlet Başkanı Robert Haab “hoş geldiniz” konuşması ile açılışı yapar. Çağrı yapan devletler adına Curzon konuşur. Programda yokken İsmet Paşa sahneye âdeta fırlar. Konuşmasıyla iki ana teze vurgu yapar. O, TBMM Hükümeti’nin temsilcisidir. Konferanstan beklenen, özgür ve bağımsız yaşama istencinin onaylanmasıdır. Yunan zulmüne işaret etmesi sadece Venizelos’u değil, birleşik cephenin de tüylerini diken diken eder.7 Onca ikna çabasına karşın çıkıp konuşarak verdiği mesaj nettir: Sizinle eşit olarak masaya oturuyorum.

İsmet İnönü ve Türk Heyeti, Kasım 1922

Lozan'da ilk dönem

21 Kasım günü çalışma düzeni saptanır ve üç ana komisyon kurulur. Toprak sorunları ile ilgili ilk komisyonun başkanı L. Curzon, kapitülasyonlar ve azınlıklarla ilgili ikincisinin başkanı Marki C. Garoni, iktisadi ve mali konularla ilgili komisyonun başkanı da P. Eugène Barrère olur. Müttefik cephenin her biri kırmızı çizgilerinin başkanlığını almıştır.8 Siyasi savaş 22 Kasım’da başlar. Bu savaşın ana konuları; sınırların belirlenmesi, Boğazların hukuksal durumu, kapitülasyonlar, borçlar, imtiyazlar, savaş tazminatları ve tabii ki Musul olacaktır ve bu meselelerin tümü de ekonomik temellidir.

Boğazlar konusunda İngiliz tezi ticari ya da askerî, barış ya da savaş dönemi fark etmeksizin serbest geçiştir ve Boğazlar bölgesinin denetimini uluslararası komisyona vermek ister. Sovyetler ise Türkiye dışında tüm ülkelere kapalı olmasını ister. Bu son tez Türkiye yararınadır. Ama İsmet Paşa görüşmelere devam edebilmek için İngiliz tezini benimser.9 Türkiye Trakya sınırında Karaağaç’ı ister, Trakya sınırı için halkoyu talep eder. Kabul edilmez. Türkiye Musul’da da halk oylaması ister, demokrasi temsilcisi Curzon “Kürtler cahildir, halk oylamasından anlamaz” diye yanıt verir. Türkiye’nin Musul inadını Milletler Cemiyeti’nin 11. maddesine dayanarak savaş tehdidi olarak değerlendirir ve konuyu cemiyete götürme kararı alır.10 Türkiye Osmanlı’nın aldığı borçları ödemeyi kabul etmiştir. Ama borçların Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmasını savunur. Duyûn-ı Umumiye de kalkmalıdır. Tezi kabul edilmez.

Ermeni yurdu meselesi azınlıklar konusu içinde dile getirilir. Emperyalist cephe Türkiye’de Müslüman olmayan azınlıklar dışında Müslüman azınlık kavramını ortaya atar sonra da verilecek hakları sıralar. Amaç onları Milletler Cemiyeti korumasına vermektir. Hedefleri Müslüman Kürt, Çerkes ve Alevilere de azınlık statüsü verip geleceğe yatırım yapmaktır. Türkiye’den Ermenilere de toprak verilerek yerleşmelerini sağlaması istenir. İsmet Paşa şiddetle karşı çıkar.11 İsmet Paşa Yunan ordusunun yol açtığı yıkım nedeniyle 4 milyon altın para değerinde savaş tazminatı ister. Müttefikler de kendi işgal harcamaları karşılığı olarak 50 milyon, vatandaşlarının zararı olarak da 15 milyon altın para karşılığı tazminat ister. Görüşmelerde lütfedip 30 milyona razı olurlar.

Taraflar arasındaki en büyük direnç konusu ise kapitülasyonlardır. Osmanlı Devleti’nin ahitname (tek taraflı anlaşma) niteliğinde verdiği ayrıcalıklar olan kapitülasyonlar zamanla yalnız ekonomik değil, siyasi ve hukuki içerik de kazanmıştır. Emperyalistlerin tezi sömürgeci zihniyetin devamıdır. Kazanılmış haklar devam edecek, yabancılarla ilgili davalara Avrupalı yargıçlar bakacaktır. Türkiye’nin tezini kabul ettiklerinde tüm sömürgelerinin aynı yoldan gideceğinin farkındadırlar, bu nedenle cephe sıklaşmıştır. Uzlaşma olmaz. Türkiye kapitülasyon görüşmelerinde ilk kez laik bir devlet olacağını da açıklar (18 Aralık 1922).

Görüşmeler çözümsüzlüğe sürüklenir. İsmet Paşa daha 10 Aralık’ta Ankara’ya konferansın kesilme olasılığından bahsetmiştir.12 Ocak ayı boyunca yapılan görüşmeler de sonuç vermez. Konferans resmî çalışmalarını Trakya sınırı, adli kapitülasyonlar, iktisadi ve mali konular ile Musul Sorunu’na dair anlaşma umudu dahi olmadan 27 Ocak 1923 günü sonlandırır.13 İsmet Paşa hükümete çektiği telgrafta şöyle der: “Şu hâlde Musul, adli kapitülasyonlar, Trakya sınırı, mali konular özellikle 15 milyon lira tazminat ve Yunan onarımı belirsizdir. Musul isteğimde kesin olmam üzerine konferans mali meseleleri özellikle ağırlaştırarak sona ermiştir.”14 Masa dağılmıştır. Pazarlık odalarda sürecektir.

LOZAN GÖRÜŞMELERİ

Musul: Türkiye'nin tavrı

İsmet Paşa’nın önünde zor bir seçim vardır. Ya müzakereleri tümüyle kesecek ve Ankara’ya dönecek ya da Musul pahasına barışın peşine düşecektir. O, Musul için barışı tehlikeye atmamaktan yanadır. Ne var ki Lozan’da Türk delegasyonu arasında görüş birliği yoktur, Rıza Nur geri adım atma taraftarı değildir ve İngilizler bu çatışmanın farkındadır.

Mustafa Kemal Paşa; Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir ve Rauf Orbay ile askerî harekâtla Musul’u alma olanaklarını konuşur. Yanıt nettir, Türkiye’nin askerî gücü yetersizdir. Mustafa Kemal Paşa da barıştan yana ama temkinlidir. 28 Ocak’ta Rauf Bey’e bildirir. Müttefikler Musul dışındaki sorunlarda samimi olsalar Musul konusunda “mütevazı olabiliriz” der. Savaş ya da barış seçeneğine dikkat çeker. Son karardan önce samimiyetlerinin İsmet Paşa tarafından ciddi olarak incelenmesini ve hükümetin de sonucu değerlendirmesini ister.15

İngilizlerin tüm bunlardan haberi vardır.

Antlaşma önerisi ve masa dışı son pazarlıklar

Müttefik devletler 31 Ocak 1923’te kendi aralarında hazırladıkları antlaşma metnini ve bağlı 7 protokolü tümüyle kabul ya da reddedilmesi isteğiyle sunarlar. Rauf Orbay Hükümeti ise Lozan’a gönderdiği kesin yönergede heyetin son kararını müttefiklerin iktisadi ve adli konularda Türklere ne kadar yaklaşacağına bağlar.16 İsmet Paşa’nın 4 Şubat’ta müttefiklere verdiği yanıt da bu noktalara işaret eder. Trakya, Adalar ve Boğazlar konusunda uzlaşmacı ama Musul, kapitülasyonlar ve iktisadi konularda tavizsizdir. O akşam Curzon, antlaşma taslağında Irak sınırını Milletler Cemiyeti’ne doğrudan havale eden maddeyi değiştirir: Türk hükümeti ile bir yıl görüşecek, sonuç alamazsa cemiyete başvuracaktır. Ama tam da Curzon’un tahmin ettiği gibi Fransa ve İtalya adli ve iktisadi konularda uzlaşmaz. İsmet Paşa onlara, “Türkiye, iktisadi ve adli özgürlüğünden vazgeçemez, önerilen adli çözüm ise Türkiye’nin bağımsızlık ve egemenliğinin ihlalidir” der.17 Konferans kesin olarak dağılır. İsmet Paşa gazetecilerin sorusunu “Esareti kabul etmedik” diye yanıtlar.18 Curzon o akşam, Türk heyeti ise 7 Şubat’ta Lozan’dan ayrılır.

Bu ilk evrenin arka planında bazı gerçeklerin varlığı da unutulmamalıdır. Ankara ile kurulan iletişim sorunludur. Telgraf hatları İngiliz ve Fransızların elindedir. Daha vahimi, İngilizler İstanbul’dan Ankara’ya hatta Meclis’in içine kadar örümcek ağı kurmuştur. Adamları vardır, meclis gizli oturumlarından bile dakikası dakikasına bilgi alıp Lozan’a iletmektedirler.19

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE İSMET PAŞA

TBMM'de II. Grup muhalefeti

Muhalifler daha Aralık ayında harekete geçmiştir aslında. Süleyman Necati Güneri, M. Emin Geveci, Selahattin Köseoğlu’nun başını çektiği grup 2 Aralık 1922’de meclise verdikleri bir önerge ile Mustafa Kemal’i milletvekili seçilme olanağından yoksun bırakmak istemiş ama başaramamışlardır. Muhalifler barış döneminde Mustafa Kemal’i ve öngördüğü Türkiye düşüncesini istememektedir. Ancak onu devirmeye güçleri yoktur. Bunu İsmet Paşa üzerinden yapmak isterler. Görüşmelerin kesilmesi, borçlar, hele Musul konusu kamuoyunu yönlendirebilecekleri ve bekledikleri fırsat olur.

Tartışmalar sonucunda muhaliflerin asıl amacını Ali Şükrü (Trabzon mebusu) Bey açıklar: “Heyet Lozan’da başarısız olmuştur, Lozan’a yeni bir heyet gönderilmelidir.” Ortaklaştıkları bir kanı daha vardır: TBMM seçimleri yenilenmelidir. O güne değin tüm tartışmaları dinleyen Mustafa Kemal Paşa kanısını 6 Mart’ta açıklar:

Sunulan barış projesi kabul edilmezdir. Dayatılırsa savaş çıkar.

Ancak savaş çıkmadan diğer seçenekler üzerinde özenle durulmalı, barış yolu aranmalıdır.

İsmet Paşa başkanlığındaki kurul görevini mükemmel yapmıştır.

O konuşurken kürsü önünde “iki düşman cephe” gibi milletvekillerinin karşılıklı sözlü saldırıları sürer. Rauf Orbay’ın kader ve düşünce arkadaşı II. Grup üyesi Kara Vasıf ve altmış arkadaşı “yeni bir kurul seçilsin” diyen, Sırrı Bellioğlu ise “Meclis’in feshedilerek milletin oyuna gidilmesini” isteyen önergelerini sunarlar. Saruhan Milletvekili Reşat Kayalı ve 128 arkadaşı ise Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncelerini benimseyen ve hükümetin Lozan heyetine yeni bir yönerge vermesini isteyen önergeyi verirler. Önergeler oya sunulur. İkinci grup oylamaya katılmaz. Oylamaya katılan 190 milletvekilinden 170’i Reşat Bey ve arkadaşlarının önergesini kabul eder. Böylece barış için uzlaşı arayışının sürmesi ve bu arayışı İsmet Paşa başkanlığındaki heyetin yapması kabul edilir.

İngilizler yine her şeyden haberdardır. 7 Mart’ta Rumbold, Curzon’a gönderdiği raporda “TBMM’nin kararı hükümete güvenoyu niteliğindedir” der. Rauf Orbay hükümeti 8 Mart 1923’te yeni barış tasarısını müttefiklere iletir. 28 Mart’ta verdikleri yanıt konferansın 23 Nisan’da yeniden başlayacağını bildirir. İsmet Paşa heyeti yol hazırlığına başlarken TBMM, 1 Nisan’da seçimleri yenileme kararı alır.

RAUF ORBAY

Konferansın ikinci dönemi

TBMM’nin başta Musul olmak üzere Misak-ı Millî’de açık/net hüküm bulunmayan konularda uzlaşmacı tavrı müttefik hükümetlerce benimsenmiştir. Müttefik heyet başkanlarının değişmesi ilk işaret olur. İngiltere’yi Curzon değil, İstanbul’daki Yüksek Komiser Horace Rumbold, Fransa’yı Mudanya görüşmelerini yürüten ve Türklere yakın davranan General Pelle, İtalya’yı da Montagna temsil eder. İkinci dönemin çözmesi gereken beş temel konu vardır:

Yunanlıların Anadolu’da yarattığı yıkım için Türkiye’nin onlardan ve müttefiklerden istediği tazminat sorunu nasıl çözülecektir?

  • Kapitülasyonlar kaldırılacaktır ama yerine nasıl bir hukuki düzen konulacaktır?
  • Osmanlı’nın yabancı şirketlerle imzaladığı ayrıcalıklı sözleşmeler devam edecek midir?
  • Osmanlı’nın birikmiş borçları ve faizleri nasıl paylaşılacak, ödeme hangi para birimiyle yapılacaktır?
  • İşgal güçleri İstanbul, Gelibolu ve Marmara bölgesini ne zaman boşaltacaktır?20

Neredeyse tamamı ekonomiye dayanan bu konular uzlaşıyla sonuçlanacaktır. İsmet Paşa çetin pazarlıklar içinde Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlığından ödün vermez tutumunu sürdürecek, konferans yine gerginliklere sahne olacaktır. Görüşmelerde İsmet Paşa’yı geren yalnızca müttefik cephe de olmayacaktır.

Rauf Orbay etkeni

Konferansın ilk evresinde perde arkasından muhaliflere sufle veren Başbakan Rauf Orbay ikinci dönemde gereksiz inatlarıyla perde önüne çıkar.21 Orbay neden böyle bir tavır sergilemiştir? Nedeni basittir aslında. Ne ilkinde ne ikincisinde heyet başkanı olup Mondros’un öcünü alamamıştır. Bu nedenle Lozan Barış Antlaşması imzalanıp Türk heyeti ülkeye döndüğünde İsmet Paşa ile yüz yüze gelmek istememiş, seçim çevresi Sivas’a gezi yapmak istediğini Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Ama TBMM Başkanı’ndan hiç beklemediği bir karşılık almıştır. Başbakanlığı bırakmak koşuluyla gidebilecektir.22

SEVR, LOZAN VE DİĞER ANTLAŞMALARA GÖRE SINIRLARI BELİRLEYEN TÜRKİYE HARİTASI

Lozan zaferdir

24 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan Barış Antlaşması 4 bölüm, 143 madde ve anlaşmaya ekli 17 ayrı protokol ya da sözleşmeden oluşmuştur. Türkiye Lozan’da toprak kaybetmemiş, kazanmıştır. Emperyalist cephenin esas aldığı Sevr’de Türklere bırakılan toprak 480 bin km2 iken Lozan’da elde edilen 736 bin km2dir. Hatay da katılınca günümüz yüz ölçümüne, 783 bin km2ye ulaşılır.23

Sınırlar başlığı altında; Türkiye-Irak sınırı 9 ay içinde Türkiye-İngiltere arasında dostça belirlenecek, belirlenemezse Milletler Cemiyeti’nin hakemliğine başvurulacaktır. Türkiye-Yunanistan sınırı Karaağaç Türkiye’de kalacak şekilde Meriç Irmağı yatağının en derin yeri (talvegi) olarak saptanır. Türkiye 1913’te yitirdiği adaların tümünü alamaz.
O gün verilen İmroz ve Bozcaada’ya Tavşan Adalarını eklemeyi başarır. Anadolu kıyılarından başlayarak üç mil uzaklıktaki tüm ada, adacık ve kayalıkları da alır. Yunanistan’a bırakılan adalar askersizleştirilecektir.

Rodos ve 12 Ada ise daha 1912’de İtalyanlara bırakılmıştır. Suriye ile sınır 20 Ekim 1921 antlaşmasıyla belirlenen sınırdır. Boğazlarda geçiş serbestliği, başkanı Türk olan uluslararası komisyon kabul edilir. Ermeni yurdu yoktur. Kapitülasyonlar tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılır. Duyûn-ı Umumiye son bulmuş, TBMM’de Hasan Bey’in söylediği gibi borçlar Babanın (Osmanlı Devleti’nin) diğer oğullarıyla (ayrılan devletlerle) paylaşılmıştır. Azınlık tanımında dil ve soy değil din azınlığı anlayışı benimsenir. Türkiye o günlerde laik olmadığı için azınlıkların kişisel ve aile hukuklarında kendi gelenek ve göreneklerini izlemesi kabul edilir. Patrikhanenin evrensel niteliğine son verilir. Türkiye’de kalan adalarla İstanbul’da yaşayan Rumlar ve Batı Trakya’da yaşayan Türkler dışında Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus değişimi kabul edilir. İstanbul ve Boğazlardaki işgal ise antlaşma TBMM’de onaylandıktan sonra son bulacaktır.

Mustafa Kemal ve İsmet paşaların vurguladığı gibi Türkiye, Lozan’ın çözemediği konuları Musul hariç Türkiye lehine sonuçlandırmıştır. Laik hukuk devrimine karar veren Türkiye’de azınlık statüsü taşıyan vatandaşlar kendi istekleriyle 1925’te Lozan’ın 42. maddesiyle elde ettikleri haklardan yine kendi istekleriyle vazgeçer. 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlarda tam egemenlik sağlanır. 1936’da başlayan Hatay mücadelesi 1939’da Hatay’ın anavatana katılması ile sonuçlanır. Musul’un alınamamasının nedeni petroldür. Unutulmamalı ki Musul petrollerini o dönemde işletmek için kurulan Turcoil Company’nin büyük ortaklarından biri Curzon’dur.24 1924’te yeniden örgütlenen muhalefetin tavrı ve Şeyh Sait İsyanı da engel olmuştur.25 Kanımca Türk halkı artık enerjisini Musul’u niye kaybettiğine değil, “Musul petrol gelirlerini 1989 yılında bütçeden neden çıkardı ve hâlâ bu gelirden pay alamaz mı” sorusuna yönlendirmelidir.

Dünya da Lozan’ın zafer olduğunda hemfikirdir. Onlar zaferi Atatürk’e ve İnönü’ye vermiştir. Atatürk ve İnönü ise her fırsatta zaferin Türk milletine ait olduğunu vurgulamıştır. Türk milletine düşen ödev ise zaferi sahiplenmektir.

DİPNOTLAR

1 30 kişilik komuta kademesiyle elde edilen Derbent Zaferi ve sonrası için bkz. Murat Göztoklusu (2013): Atatürk’ün Gizli Kalmış Musul Harekâtı-Özdemir Harekâtı, İstanbul: Kripto Basın Yayın.

2 Yönergenin tümü için bkz. Bilal Şimşir (1994): Atatürk’ün Millî Dış Politikası, Millî Mücadele Dönemine Ait 100 Belge, C.
I, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, s, 494-498.

3 İlhan Turan (2010): İsmet İnönü Lozan Barış Konferansı-Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, s. 13-14

4 Bilâl N. Şimşir (1990): Lozan Telgrafları (1922-1923), C. I, Ankara: TTK Yayınları; B. N. Şimsir (2012): Lozan Günlüğü, Ankara: Bilgi Yayınevi, s. 110-111; İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, Ankara: Bilgi Yayınevi, s. 51; İsmet İnönü (2008): Defterler (1919- 1973), C. 1, İstanbul: YKY, s. 45.

5 İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, s. 52-54.

6 Taner Baytok (2007): İngiliz Belgeleriyle Sevr’den Lozan’a Dünden Bugüne Değişen Ne Var?, İstanbul: Doğan Kitap, s. 215-217.

7 İlhan Turan, İsmet İnönü Lozan Barış Konferansı, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, s. 19-20.

8 Sevtap Demirci (2011): Taktik-Stratejik Diplomatik Mücadele Belgelerle Lozan 1922-1923, (çev.) Mehmet Moralı, İstanbul: Alfa Basım Yayın, s. 98.

9 İnönü İngiliz tezini kabul etmeden önce Sovyet temsilci Çiçerin ile görüşmüş, onun tezini benimserse savaş çıkacağını bu durumda savaşa hazır olup olmadığını sorarak Türkiye’nin güvenliği açısından samimiyetini test etmiştir. Çiçerin’in verdiği yanıt “hazır değiliz” anlamına gelmektedir. Bkz. İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, s. 76-77; Seha Meray diyor ki boğazlar yüzünden görüşmelerin kesilmesi Türkiye’nin çıkarlarına ters düşerdi. Bkz. Seha L. Meray (1993): Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler, İstanbul: YKY, s. 7.

10 Halil İnalcık (2016): Akademik Ders Notları, İstanbul: Timaş Yayınları, s. 151; Taha Akyol (2014): Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, s. 163; Alev Coşkun, Diplomat İnönü, s. 103.

11 Ayrıntılı bilgi için bkz. Funda Keskin (2003): “Azınlıklar Konusu”, Yaşayan Lozan içinde (ed.) Çağrı Erhan, Ankara: TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 213-247; İ. İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, s. 79-86.

12 Salâhi R. Sonyel (2014): Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Ankara: TTK Yayınları, s. 291.

13 S. Demirci, Belgelerle Lozan, 139-140. 14 B. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. I, s. 448.

15 B. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. I, s. 450, 457.

16 B. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. 1, s. 476.

17 İ. İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, s. 91-93; S. Demirci, Belgelerle Lozan, s. 148.

18 Ali Naci Karacan (1971): Lozan, İstanbul: Milliyet Yayınları, s. 248.

19 Bu konuda Şimşir ve Sonyel’in eserleri pek çok örnekle doludur. Bkz. B. Şimşir, Lozan Günlüğü, s. 23-24, 274-275,
Salâhi R. Sonyel (1995): Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Ankara: TTK Yayınları, s. 290-291; Gizli Belgelerle Lozan Konferansı’nın Perde Arkası, Ankara: TTK Yayınları, 2006, s. 52. Ayrıca bkz. Mim Kemal Öke (1983): İngiliz Belgelerinde Lozan Barış Konferansı 1922-1923, C. I, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, s. 412-413.

20 S. Demirci, Belgelerle Lozan, s. 203.

21 Çeşitli örnekler için bkz. Osman Selim Kocahanoğlu (2012): Atatürk-Rauf Orbay Kavgası-Millî Mücadele ve Sonrası, İstanbul: Temel Yayınları, s. 443-450; 482-483.

22 Detaylı bilgi için bkz. O. S. Kocahanoğlu, Atatürk-Rauf Orbay Kavgası, s. 497-498. Önceki sayfalarda Orbay-Karabekir-Cebesoy ittifakının ipuçları var.

23 Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, s. 324-325.

24 Hikmet Gökalp (1998): “Sevr-Lozan Diplomatik Anlaşma Üzerine”, Teori, Aralık 1998, s. 67’den aktaran A. Coşkun, Diplomat İnönü, s. 460.

25 Konu ile ilgili detaylı bilgi için bkz. İhsan Şerif Kaymaz (2003): Musul Sorunu-Petrol ve Kürt Sorunları ile Bağlantılı Tarihsel ve Siyasal Bir İnceleme, İstanbul: Otopsi Yayınları.

Lozan Barış Antlaşması
Lozan
İsmet Paşa
Mustafa Kemal Atatürk
Musul
Rauf Orbay
TBMM
Tarih
Şaduman Halıcı
Sayı 012

BENZER

Melhame-i Kübra yani “büyük ve kanlı savaş”. Mustafa Kemal Atatürk Sakarya Meydan Muharebesi’ne bu tanımlamayı yakıştırmıştı. 22 gün ve gece sürecek olan bu hesaplaşma Millî Mücadele’nin en kritik safhası, her iki taraf için de savaşın dönüm noktasıydı. Prof. Dr. Şaduman Halıcı, Yunan komutanların hatıralarına dayanarak 100. yılında Sakarya Meydan Muharebesi’ni kaleme aldı.
Nâzım Hikmet 1928’in sonundan 1932’ye kadar babasının Kadıköy Bahariye’deki evinde kaldı. Üç yılı biraz aşan bu sürede Resimli Ay dergisinde çok ses getiren “Putları Yıkıyoruz” kampanyasını yaptı, şiir kitapları ve bir şiir plağı çıkardı. Piraye’ye âşık oldu.
Foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) İstanbul’un sosyal ve kültürel hayatına, günümüzde varlığını sürdüremeyen mekânlarına, toplumsal ve siyasal olaylarına tanıklık eden ve binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2020’de koruma altına alındı. İST’in her sayısında usta fotoğrafçının bir karesiyle İstanbul’un geçmişine yolculuk yapıyoruz.